İçeriğe geç

9.1 · Seviye 4 · Karakter Sesi

Ses nedir?

Karakter sesini kelime seçimi, cümle uzunluğu ve ritmin bileşimi olarak tanımlar; sesin bir aksan değil bir düşünme biçimi olduğunu görür

Diyalog Akademisi · Sesin Bileşenleri · 1.703 kelime · 20 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir otobüs durağında beş kişi aynı şeyi söylüyor: otobüs gecikti.

Yaşlı bir adam saatine bakıyor: «Yedi dakika.» Genç bir kadın telefonuna bakarak: «Ya, yine mi? Uygulamada iki dakika yazıyordu, şimdi on bir oldu, bu şehirde hiçbir şey zamanında gelmiyor.» Bir öğretmen: «Sabırlı olacağız. Trafik işte.» Bir öğrenci kulaklığını çıkarıyor: «Gelmeyecek mi?» Bir inşaat işçisi yere bakıyor: «Köprüde iş var, sağ şerit kapalı. Gelir.»

Beş kişi aynı bilgiyi paylaşıyor ama beş ayrı insan konuşuyor. Ve dikkat edin: aralarındaki fark aksan değil. Hiçbiri yöre ağzıyla konuşmuyor, hiçbirinin sözlerinde sıra dışı bir kelime yok. Fark, nasıl düşündüklerinde. Yaşlı adam ölçüyor. Genç kadın kıyaslıyor ve genelliyor. Öğretmen öğüt veriyor. Öğrenci soruyor. İşçi nedeni biliyor.

Bir karakterin sesi, onun dünyayı nasıl düşündüğünün sayfaya düşmüş hâlidir. Bu ders sesin ne olduğunu ve onu oluşturan ilk bileşenleri tanımlıyor.

Tek fikir

Karakter sesi, kelime seçimi, cümle uzunluğu ve ritmin bileşimidir. Ama bu bileşenlerin altında bir düşünme biçimi yatar: ses bir aksan değil, karakterin dünyaya nasıl baktığının duyulan izidir.

Kavram

Senaryo Akademisi'nin «Karakter sesi» birimi sesin parçalarını sayar: kelime dağarcığı, cümle uzunluğu, ritim, deyim, benzetme, mizah, doğrudanlık, dolaylılık, nezaket. Bu dersten başlayan modül bu parçaları tek tek açacak. İlk ders, bütünün ne olduğuna bakıyor.

Ses üç katmanda duyulur.

Kelime seçimi. Karakter neyi hangi kelimeyle söylüyor? Bir şoför mesafeyi dakikayla, bir avukat riski olasılıkla, bir aşçı zamanı pişirmeyle ölçer. Kelime seçimi, karakterin hangi dünyada yaşadığını söyler.

Cümle uzunluğu. Karakter kısa mı kesiyor, uzun mu açıklıyor? Kısa konuşan karakter çoğu zaman ya güçlüdür ya da yorgundur; uzun konuşan ya kaygılıdır ya da kendini kanıtlamaya çalışır. Cümle uzunluğu karakterin kendini ne kadar açıklama ihtiyacı duyduğunu gösterir.

Ritim. Cümleler nasıl akıyor? Düz ve eşit mi, kesik kesik mi, birbirinin üstüne mi biniyor? Ritim, karakterin iç hızını taşır: sakin bir karakterin ritmi ile panik içindeki bir karakterin ritmi aynı kelimelerle bile farklı duyulur.

Bu üç katmanın altında bir düşünme biçimi durur ve ses asıl oradan gelir. Bir karakter dünyayı ölçerek mi, kıyaslayarak mı, sorgulayarak mı, kurallarla mı, hikâyelerle mi kavrıyor? Bu düşünme biçimi bilindiğinde, kelime seçimi, cümle uzunluğu ve ritim kendiliğinden ortaya çıkar. Bilinmediğinde, yazar karaktere yüzeysel işaretler yapıştırır.

Yüzey işaretleri tek başına ses kurmaz. Bir karaktere bir yöre ağzı vermek, ya da her cümlesinin sonuna bir «yani» eklemek, onu farklı gösterir ama ayırt edilebilir kılmaz. Okur bir süre sonra aksanın altından aynı yazarın sesini duyar. Aksan kaldırıldığında bütün karakterler birbirine benzer.

Bunu sınamanın basit bir yolu var: bir karakterin replikleri yüzey işaretleri silindiğinde hâlâ ona ait mi? Aksanı, argoyu, dolguyu çıkar. Kalan cümlelerde karakter hâlâ tanınıyorsa, ses yerindedir. Tanınmıyorsa, ses yalnızca bir kostümmüş.

Bir karakterin düşünme biçimini nereden bulursun? Çoğu zaman üç yerden. Birincisi, karakterin işi: her iş, dünyaya bakmanın bir yoludur ve konuşmaya kendi ölçülerini sokar. İkincisi, karakterin yarası: bir karakterin en çok neyden korktuğu, en çok neyi kaybettiği, onu neye dikkat eden biri yapar. Üçüncüsü, gerçek insanlar: bir durakta, bir kahvede, bir hastane koridorunda konuşan insanları dinlemek ve onların aynı olayı nasıl farklı anlattığını not etmek. Bu üç kaynak birleştiğinde karakterin sesi, yazarın onu kurmasından çok, kendiliğinden konuşmaya başlar.

Ses ile karakter tutarlılığı arasında bir ilişki de var. Bir karakterin sesi bir sahneden ötekine aynı kalmalıdır; ama duygusal durumla birlikte esneyebilir. Kısa konuşan bir karakter öfkelendiğinde daha da kısalabilir, ya da birden uzun bir cümle kurabilir; bu kırılma, sesin varlığı sayesinde fark edilir. Sesi olmayan bir karakterin kırılması fark edilmez, çünkü kırılacak bir çizgi yoktur.

Sahnede

Kalem Odası. Çarşamba sabahı. Yeni mübaşir Tarık'ın getirdiği tablet sistemi ilk duruşmada çökmüş; ekran açılmamış, sıra numaraları görünmemiş, koridordaki herkes kapıya yığılmış. Şimdi kalemde üç kişi aynı olayı konuşuyor.

İÇ. KALEM ODASI — GÜN. Tarık elinde kararmış tableti tutuyor. Ozan masasında, not defteri açık. Meral dosyalarını düzenliyor. Kapıda avukat Tuna Bey.

TARIK

Ya, şarj vardı ama! Sabah yüzde yüzdü, ben şarja taktım, geldim, açtım, sonra bir baktım güncelleme istiyor, güncelleme başladı, bitmedi, yirmi dakika. Koridor doldu. Kimse numarasını bilmiyordu.

TUNA

Hukuken bir sorun yok tabii, taraflar sonuçta salona alındı. Ama zabta bir gecikme notu düşülmesi, ileride bir usul itirazına karşı belki ihtiyatlı olabilir. Benim müvekkilim açısından en azından.

OZAN

Ben adları defterden okudum, Meral Hanım. Yılmazlar dokuzda, Gülsüm Hanım dokuz buçuk. Sağ tarafından seslendim.

Meral dosyayı kapatıyor.

MERAL

Saat?

OZAN

Dokuzu yirmi geçe başladık.

MERAL

Yaz zapta. Dokuz yirmi.

TARIK

Yarın yedekte şarj cihazı getiririm. Bir de güncellemeyi gece yaparım. Bir dahaki sefere…

MERAL

Defter şarj istemez, Tarık Bey.

Bu sahnede dört karakter konuşuyor ve dördü de adı kapatılsa tanınır. Ama hiçbirinin sesi bir aksandan ya da bir argodan gelmiyor.

Tarık'ın sesi uzun, kesik kesik ilerleyen ve kendini anlatan cümlelerden oluşuyor: «ben şarja taktım, geldim, açtım, sonra bir baktım». Olayı sırasıyla anlatıyor, çünkü kendini savunuyor. Düşünme biçimi: neyin nasıl olduğunu açıklayarak sorumluluktan kurtulmak. Son repliğindeki «Bir dahaki sefere…» yarım kalıyor; bir plan yapıyor ama sonunu getiremiyor.

Tuna'nın sesi yumuşatmalarla dolu: «tabii», «sonuçta», «belki», «ihtiyatlı olabilir», «en azından». Bir avukat riski bu kelimelerle ölçer; kesin hiçbir şey söylemez ve her cümlesinin bir kapısı açık kalır. Düşünme biçimi: her durumu bir olasılık ve bir itiraz ihtimali olarak görmek.

Ozan'ın sesi bilgi veriyor: adlar, saatler, kulaklar. Kısa, sıralı, kendinden söz etmeyen cümleler. Cemil'in defterini okuyor gibi konuşuyor; düşünme biçimi: bir listeye, bir düzene sadık kalmak.

Meral'in sesi en kısa olanı: «Saat?», «Yaz zapta. Dokuz yirmi.» Dolgu yok, açıklama yok. Düşünme biçimi: neyin kayda geçeceğini bilmek. Ve son repliği, «Defter şarj istemez», bütün sahneyi tek bir karşılaştırmayla kapatıyor; ama bu bile bir kayıt cümlesi kadar kuru.

İki sürüm

Son Sefer. Salı öğle. Durak kahvesinde Şükrü, Kerem ve Nazmi, sabah Rıfat'ın aküsünün bittiği olayı konuşuyor. Yazar sahneyi ilk yazdığında üç karakteri de kendi sesiyle konuşturmuş.

İlk taslak

NAZMİ

Sabah Rıfat'ın aküsü bitmiş, Şükrü takviye yapmış, duydum.

KEREM

Evet, Şükrü abi benim arabamı alıp takviye yapmış. Çok iyi yapmış.

ŞÜKRÜ

Evet, Rıfat'ın aküsü bitmişti. Ben de takviye yaptım. Sonra çay içtik.

NAZMİ

Çok güzel. Aranız düzeldi demek.

KEREM

Evet, aranız düzeldi galiba.

Yeniden yazım

NAZMİ

Bak, Rıfat sabah çay ısmarlamış. Kırk yıldır bu tezgâhta Rıfat'ın kimseye çay ısmarladığını görmedim.

KEREM

Abi benim arabayı mı aldın sabah? Şey, yani sorun değil de, koltuk geri itilmiş, aynalar falan…

ŞÜKRÜ

Aldım. Aynayı düzelttim.

KEREM

Direksiyona geçtin yani.

ŞÜKRÜ

Akü bitmişti.

NAZMİ

Bak oğlum, kimse kendi arabasını bırakıp başkasınınkini itmez. Akü bahane.

Şükrü çayını karıştırıyor.

ŞÜKRÜ

Yokuşta itmedim, Nazmi. Kabloyla.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Karakter sesi, kelime seçimi, cümle uzunluğu ve ritmin bileşimidir.
  2. Bu bileşenlerin altında bir düşünme biçimi yatar; ses asıl oradan doğar.
  3. Aksan, argo ve dolgu gibi yüzey işaretleri tek başına ses kurmaz.
  4. Sınama: yüzey işaretleri silindiğinde karakter hâlâ tanınıyor mu?
  5. Ses tutarlıdır ama esneyebilir; sesi olan bir karakterin kırılması fark edilir.

İlk taslakta üç karakterin sesi aynı. Hepsi tam, düz, bilgi veren cümleler kuruyor; hepsi «Evet» diyor; hepsi olayı aynı sırayla anlatıyor. Adları kapatırsak kimin konuştuğunu bilemeyiz. Bu, yazarın sesi: yazar bilgiyi aktarmak istemiş ve üç ağızdan aynı biçimde söyletmiş.

Yeniden yazımda her karakterin bir düşünme biçimi var ve ses oradan doğuyor. Nazmi hikâyelerle ve kıyaslarla düşünüyor: «Kırk yıldır bu tezgâhta…» ve öğüt veriyor: «Bak oğlum… Akü bahane.» Onun dolgusu «bak», ama dolgu sesi kurmuyor; sesi, her olayı uzun bir geçmişin içine yerleştirmesi kuruyor.

Kerem dolaylı ve kaygılı düşünüyor: asıl merak ettiği şeyi, Şükrü'nün direksiyona geçmesini, önce bir koltuk ve aynalar üzerinden soruyor. «Şey, yani sorun değil de» onun kendine özgü kaçınması. Cümleleri yarım kalıyor, «falan» ile bulanıklaşıyor.

Şükrü somut ve kısa düşünüyor: «Aldım. Aynayı düzelttim.» «Akü bitmişti.» Her cümlesi bir olgu ve hiçbiri bir duygu değil. Ama son repliği, «Yokuşta itmedim. Kabloyla», Nazmi'nin «itmek» kelimesini düzeltirken bir şeye dokunuyor: seyirci, Şükrü'nün Kadir'in arabasını yokuşta ittiği sabahları hatırlıyor. Kısa ve kuru ses, tam da kısa ve kuru olduğu için bu tek düzeltmeyi ağırlaştırıyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKarakter sesi bir aksan ya da bir argo kelimeyle kurulur.
Doğrusu

Aksan ve argo yüzey işaretleridir; altında bir düşünme biçimi yoksa karakteri bir kalıba çevirir. Ses, karakterin dünyayı nasıl düşündüğünden doğar.

Yaygın yanlışHer karakter mümkün olduğunca farklı konuşmalıdır.
Doğrusu

Abartılı farklılıklar karakterleri karikatüre çevirir. İyi sesler çoğu zaman ince farklarla, aynı kelimelerin farklı biçimlerde dizilmesiyle ayrışır.

Yaygın yanlışSes bir kez kurulduktan sonra hiç değişmemelidir.
Doğrusu

Ses tutarlı olmalı ama duygusal durumla esneyebilir. Kısa konuşan bir karakterin bir anda uzun konuşması, sesi olduğu için fark edilir ve bir şey söyler.

Kendi sahnende

Özet

  1. Karakter sesi, kelime seçimi, cümle uzunluğu ve ritmin bileşimidir.
  2. Bu bileşenlerin altında bir düşünme biçimi yatar; ses asıl oradan doğar.
  3. Aksan, argo ve dolgu gibi yüzey işaretleri tek başına ses kurmaz.
  4. Sınama: yüzey işaretleri silindiğinde karakter hâlâ tanınıyor mu?
  5. Ses tutarlıdır ama esneyebilir; sesi olan bir karakterin kırılması fark edilir.

Kendini sına

  1. Kalem Odası sahnesinde Tuna'nın sesini ne kuruyor?
  2. Kahvedeki üç adamın ilk taslakta birbirinden ayırt edilememesinin nedeni ne?
  3. Yeniden yazımda Şükrü'nün «Yokuşta itmedim. Kabloyla» repliği neden ağırlaşıyor?

Yanıtlar

  1. Yumuşatmalar ve olasılıklar: «tabii», «sonuçta», «belki», «ihtiyatlı olabilir», «en azından». Tuna her durumu bir risk ve bir itiraz ihtimali olarak düşünüyor; kesin bir şey söylemiyor ve her cümlesinin bir kapısı açık kalıyor.
  2. Üç karakter de aynı sesle konuşuyor: tam, düz, bilgi veren cümleler, hepsinde «Evet». Adlar kapatılınca kimin konuştuğu anlaşılmıyor; duyulan yazarın sesi.
  3. Çünkü Şükrü'nün sesi sahne boyunca kısa ve olgusal; bu tek düzeltme o çizginin içinde bir kırılma gibi duruyor. Nazmi'nin «itmek» kelimesini düzeltirken, Şükrü'nün Kadir'in arabasını yokuşta ittiği eski sabahlara dokunuyor.

Sonraki derse köprü

Tuna riski «belki» ve «ihtiyatlı» ile ölçtü, Şükrü mesafeyi yokuş ve kabloyla. İkisinin kelimesi kendi mesleğinden geliyordu. Bir karakterin söz dağarcığına mesleğinin, eğitiminin ve yaşadığı yerin nasıl sızdığını görmek, sıradaki dersin konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.