İçeriğe geç

9.2 · Seviye 4 · Karakter Sesi

Söz dağarcığı ve meslek

Mesleğin, eğitimin ve yaşanılan yerin kelimeye sızdığı yerleri bulur; şoförün mesafeyi, avukatın riski nasıl söylediğini yazar

Diyalog Akademisi · Sesin Bileşenleri · 1.646 kelime · 21 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir hemşire, emekli olduktan sonra torunuyla parka gidiyor. Torun kaydıraktan düşüp dizini sıyırıyor. Hemşire diz çöküp bakıyor ve torununa değil, kendine söylüyor gibi: «Yüzeysel. Kanama yok. Kirli değil.» Sonra torununa dönüp gülümsüyor: «Bir şey yok, aslanım.»

İlk üç kelime bir hemşirenin kelimeleri. Otuz yıl boyunca hastane koridorlarında kurulmuş bir bakış, emeklilikte, bir parkta, bir çocuğun dizinde yeniden çalışıyor. Hemşire o kelimeleri seçmiyor; kelimeler onu seçiyor. Mesleği, eğitimi, yaşadığı yer bir insanın konuşmasına öyle sızar ki, insan bunun farkında bile olmaz.

Diyalog yazarı için bu sızıntı bir hazinedir. Bir karakterin söz dağarcığı onun nereden geldiğini, ne iş yaptığını, dünyaya hangi ölçülerle baktığını tek bir kelimeyle söyleyebilir. Bu ders mesleğin, eğitimin ve yerin kelimeye nasıl sızdığını ve bu sızıntının nasıl yazılacağını ele alıyor.

Tek fikir

Bir karakterin mesleği, eğitimi ve yaşadığı yer söz dağarcığına sızar. En güçlü sızıntı mesleğin dışındaki konularda olur: bir şoför sevgiyi mesafeyle, bir avukat korkuyu riskle anlatır.

Kavram

Söz dağarcığına sızan üç kaynak var.

Meslek. Her meslek dünyayı kendi birimleriyle ölçer. Bir şoför mesafeyi dakikayla, havayı yolun hâliyle, insanları bindikleri durakla tanır. Bir avukat her durumu bir risk, bir süre ve bir kanıt olarak görür. Bir aşçı zamanı pişirmeyle, kıvamı dokunuşla ölçer. Bu ölçüler meslek dışındaki hayata da taşınır.

Eğitim. Bir karakterin okuduğu okul, okuduğu kitaplar, girdiği sınavlar kelimesini biçimlendirir. Üniversite bitirmiş biri soyut kelimelere, hiç okula gitmemiş biri somut kelimelere yaslanabilir. Ama eğitim tek yönlü değildir; az okumuş bir insanın da zengin, kesin, renkli bir söz dağarcığı olabilir; yalnızca başka bir kaynaktan, hayattan, işten, sözlü gelenekten gelir.

Yer. Bir karakterin büyüdüğü ve yaşadığı yer kelimesine sızar: bir deniz kenarında büyüyen biri rüzgârı, dalgayı, balığı; bir dağ köyünde büyüyen biri yokuşu, karı, yaylayı bilir. Bu, bir ağızdan, bir aksandan farklıdır. Yer kelimelerin kendisinde değil, hangi şeylere ad verildiğinde duyulur.

Sızıntının sayfadaki biçimleri birkaç tanedir. En yaygını ölçü birimidir: karakter bir şeyi hangi birimle ölçüyor? İkincisi benzetmedir: karakter bir şeyi neye benzetiyor? Üçüncüsü dikkattir: karakter bir sahnede neyi fark ediyor, neyi görmüyor? Bir şoför bir eve girdiğinde kapının önündeki yokuşu, bir avukat imzasız bir kâğıdı, bir hemşire birinin rengini fark eder.

Sızıntı ile jargon farklı şeylerdir. Jargon, mesleğin teknik terimleridir: bir doktorun ilaç adları, bir avukatın madde numaraları, bir şoförün motor parçaları. Bunlar bir karaktere meslek görüntüsü verir ama ses vermez. Daha kötüsü, okuru dışarıda bırakır. Sızıntı ise mesleğin bakışıdır: terimler değil, mesleğin dünyaya bakma biçimi. Bir avukatın «madde 112» demesi jargondur; «Bunu yazılı al» demesi sızıntıdır.

Sızıntının en güçlü olduğu yer, mesleğin dışıdır. Bir şoför işini anlatırken yol kelimeleri kullanırsa bu doğal ve beklenendir. Ama bir şoför kızına sevgisini anlatırken yol kelimeleri kullanırsa, bu bir karakter anı olur. Seyirci adamın dünyayı başka türlü düşünemediğini, sevgiyi bile kendi bildiği tek dille söylediğini görür. Bu yüzden yazar, karakterin mesleğini en çok mesleğinin dışındaki sahnelerde duyurmalıdır.

Sızıntı karakterler arasında da bir ilişki kurar. İki karakter aynı meslekten geliyorsa, aynı ölçüleri paylaşır ve birbirini yarım kelimeyle anlar; bu, aralarında bir yakınlık kurar. Farklı mesleklerden geliyorlarsa, aynı şeyi farklı kelimelerle söyler ve bazen birbirini yanlış anlar. Bir şoför «yakın» dediğinde beş dakikayı, bir avukat «yakın» dediğinde bir haftayı kastedebilir. Bu küçük yanlış anlamalar, iki dünya arasındaki mesafeyi seyirciye bir açıklama gerektirmeden gösterir. Bir sahnede iki farklı meslek dili karşılaştığında, çatışma kelimelerin kendisinde başlar.

Son bir not: sızıntı ölçülü olmalıdır. Bir karakterin her cümlesine meslek kelimesi yerleştirilirse, karakter bir kalıba dönüşür. Yerinde duran tek bir meslek kelimesi, karakteri tanıtmaya çoğu zaman yeter.

Sahnede

Kalem Odası. Perşembe öğle. Ozan'ın annesinin ikinci tetkikinin sonucu bir hafta sonra çıkacak. Ozan sabahtan beri sessiz. Meral, Tarık ve Ozan öğle arasında kalemde.

İÇ. KALEM ODASI — GÜN. Masada Ramazan Efendi'nin getirdiği simitler. Ozan simidine dokunmamış.

MERAL

Annenin bir sonraki tarihi ne zaman?

OZAN

Gelecek perşembe. Doktor sonuçları o gün açıklayacak.

MERAL

Erteleme ihtimali var mı?

OZAN

Bilmiyorum. Laboratuvara bağlıymış.

MERAL

Yazılı bir şey verdiler mi? Bir randevu kâğıdı?

OZAN

Verdiler.

MERAL

Fotokopisini al. Aslını annene ver, sende fotokopi dursun.

Tarık simidini ikiye bölüyor.

TARIK

Hastanenin uygulaması var, Ozan. Sonuç oraya düşüyor, bildirim geliyor. Bekleme yapmana gerek yok. Sana kurayım istersen.

OZAN

Kurayım mı? Yani… bildirim gelirse ben tek başıma mı okuyacağım?

Kimse cevap vermiyor. Meral bir dosyayı kapatıyor.

MERAL

Perşembe öğleden sonrayı boş yazıyorum. Duruşma koymuyorum.

Bu sahnede üç karakter aynı konuyu, Ozan'ın annesinin sonucunu konuşuyor; ama her biri kendi mesleğinin diliyle.

Meral bir hastane randevusunu bir dava dosyası gibi konuşuyor: «bir sonraki tarih», «erteleme ihtimali», «yazılı bir şey», «fotokopisini al, aslını annene ver». Bunlar hukuki terimler değil, jargon değil; bir yazı işleri müdürünün dünyaya bakışı. Her şeyin bir tarihi, bir ertelemesi, bir aslı ve bir sureti var. Meral sevgisini bu dille gösteriyor: Ozan'ın elinde bir belge olsun istiyor. Bu, mesleğin dışında, bir annenin hastalığında duyulan bir meslek sızıntısı ve tam da bu yüzden etkili.

Tarık'ın sızıntısı kendi kuşağının ve mesleğinin dili: «uygulama», «bildirim», «sana kurayım». Tarık da yardım etmeye çalışıyor ve kendi bildiği yolla, bir sistemle yapıyor. Ama Ozan'ın cevabı, «bildirim gelirse ben tek başıma mı okuyacağım?», bu dilin bir şeyi kaçırdığını gösteriyor: bir sonucun bir ekranda tek başına okunması.

Meral'in son repliği ise iki dili birleştiriyor: «Perşembe öğleden sonrayı boş yazıyorum. Duruşma koymuyorum.» Bir yazı işleri müdürünün en büyük iyiliği, bir takvimde boş bir yer açmak. Meral «Seninle olacağım» demiyor; bir duruşma koymuyor. Seyirci bunun ne anlama geldiğini, Meral'in dilinden anlıyor.

İki sürüm

Son Sefer. Perşembe akşamı. Sevgi babasını arıyor. Kaan yine bir iş seyahatinde ve Sevgi yorgun; evliliğinin bir yokuşta olduğunu hissediyor ama babasına doğrudan söylemiyor. Şükrü bir şey sezdi.

İlk taslak

SEVGİ

(telefonda)

Kaan yine yolda baba. Bu ay üçüncü.

ŞÜKRÜ

Evlilik zordur kızım. İki kişinin birbirini anlaması lazım. Konuşun aranızda.

SEVGİ

(telefonda)

Konuşuyoruz. Ama o hep işte.

ŞÜKRÜ

Sabırlı ol. Annenle biz de zor günler geçirdik. Sevgi ve saygı olursa her şey düzelir.

Yeniden yazım

SEVGİ

(telefonda)

Kaan yine yolda baba. Bu ay üçüncü.

ŞÜKRÜ

Hangi yolda?

SEVGİ

(telefonda)

Ankara. Sonra İzmir.

ŞÜKRÜ

Uzun hat.

Şükrü pencereden yokuşa bakıyor.

ŞÜKRÜ

Annenle seksenlerde ben gece seferine çıkardım. O sabah işe. Bir hafta yüzünü görmezdim. Sonra bir akşam ben hattı değiştirdim. Gündüze aldım.

SEVGİ

(telefonda)

Para azaldı mı?

ŞÜKRÜ

Azaldı. Ama yokuşta tek başına araba çıkmaz, kızım. Biri itecek.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Mesleğin, eğitimin ve yaşanan yerin kelimeleri bir karakterin söz dağarcığına sızar.
  2. Sızıntı ölçü birimlerinde, benzetmelerde ve karakterin neyi fark ettiğinde duyulur.
  3. Jargon ile sızıntı farklıdır: jargon terimlerdir, sızıntı mesleğin bakış biçimidir.
  4. En güçlü sızıntı, mesleğin dışındaki konularda olur.
  5. Sızıntı ölçülü olmalıdır; bir sahnede bir iki iyi yerleştirilmiş kelime yeterlidir.

İlk taslakta Şükrü bir genel öğüt veriyor: «Evlilik zordur», «İki kişinin birbirini anlaması lazım», «Sevgi ve saygı». Bu cümleler bir öğüt kitabından çıkmış gibi; kimin söylediği belli değil. Şükrü'nün sesi, mesleği, kırk yılı hiçbir yerde duyulmuyor. Adı kapatılsa, herhangi bir babanın sözleri.

Yeniden yazımda Şükrü evliliği bir şoförün diliyle konuşuyor. «Hangi yolda?» bir babanın değil bir şoförün sorusu: yol nereye, ne kadar uzun? «Uzun hat» bir kelimeyle hem Kaan'ın seyahatlerini hem de evliliğin çektiği yükü tarif ediyor. Sonra bir hatıra: gece seferi, gündüze geçen hat. Bu, Şükrü'nün kendi evliliğini kurtarmak için yaptığı şeyi, bir mesai değişikliği olarak anlatması.

Ve son cümle bir sızıntının en güçlü hâli: «Yokuşta tek başına araba çıkmaz, kızım. Biri itecek.» Şükrü evliliği bir yokuş, bir araba ve iten birisi olarak düşünüyor. Seyirci bu cümlede Şükrü'nün kırk yılını, Kadir'in arabasını ittiği sabahları ve Sevgi'ye verdiği öğüdü aynı anda duyuyor. Şükrü sevgiyi bile kendi bildiği tek dille söylüyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışMeslek kimliği teknik terimlerle kurulur.
Doğrusu

Teknik terimler jargondur; okuru dışarıda bırakır ve karakteri bir ders kitabına çevirir. Meslek, terimlerden çok mesleğin dünyaya bakış biçimiyle duyulur.

Yaygın yanlışMeslek dili yalnız iş sahnelerinde kullanılmalıdır.
Doğrusu

Meslek dilinin en güçlü olduğu yer, mesleğin dışıdır. Bir karakterin sevgiyi, korkuyu ya da yası kendi meslek diliyle anlatması, onu en çok tanıtan andır.

Yaygın yanlışHer cümleye bir meslek kelimesi eklemek sesi güçlendirir.
Doğrusu

Fazla sızıntı karakteri bir kalıba çevirir. Sızıntı tuzlanmış bir yemek gibidir; ölçü kaçtığında her şey aynı tadı verir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Mesleğin, eğitimin ve yaşanan yerin kelimeleri bir karakterin söz dağarcığına sızar.
  2. Sızıntı ölçü birimlerinde, benzetmelerde ve karakterin neyi fark ettiğinde duyulur.
  3. Jargon ile sızıntı farklıdır: jargon terimlerdir, sızıntı mesleğin bakış biçimidir.
  4. En güçlü sızıntı, mesleğin dışındaki konularda olur.
  5. Sızıntı ölçülü olmalıdır; bir sahnede bir iki iyi yerleştirilmiş kelime yeterlidir.

Kendini sına

  1. Ozan'ın annesi konuşulurken Meral'in kullandığı dil neden jargon değil?
  2. Telefon sahnesinin ilk taslağında Şükrü'nün öğüdü neden onun sesini taşımıyor?
  3. Yeniden yazımda «Uzun hat» iki şeyi birden nasıl tarif ediyor?

Yanıtlar

  1. Çünkü Meral hukuki terimler kullanmıyor; bir yazı işleri müdürünün bakışını kullanıyor: tarih, erteleme ihtimali, yazılı belge, asıl ve suret. Bunlar gündelik kelimeler ama hepsi mesleğinin dünyaya bakma biçiminden geliyor.
  2. Çünkü genel bir öğüt kitabından çıkmış gibi: «Evlilik zordur», «Sevgi ve saygı olursa». Şükrü'nün mesleği, kırk yılı ve ölçüleri hiçbir yerde duyulmuyor; adı kapatılsa herhangi bir babanın sözleri olabilir.
  3. Hem Kaan'ın Ankara'dan İzmir'e uzanan seyahatlerini, hem de evliliğin taşıdığı yükü. Şükrü bir şoförün kelimesiyle, bir evliliği bir hat gibi düşünüyor.

Sonraki derse köprü

Meral «Duruşma koymuyorum» dedi ve sustu; Tarık uzun uzun bir uygulamayı anlattı; Şükrü kısa kesti, sonra bir hatıraya uzun bir cümle ayırdı. Kelimenin yanında bir de cümlenin biçimi var: kim kısa kesiyor, kim uzun açıklıyor, kim yarım bırakıyor, kim soruyla cevap veriyor? Sıradaki ders karakterleri cümle biçiminden tanımayı ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.