İçeriğe geç

8.1 · Seviye 3 · Alt Metin

Cevapsız replik

Soruya cevap gelmemesinin bir cevap olduğunu ve bitişik çiftin kırılmasının sahnedeki etkisini kullanır

Diyalog Akademisi · Sessizlik ve Davranış · 1.702 kelime · 17 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir sınıf. Öğretmen derse giriyor ve «Günaydın» diyor. Otuz öğrenci her zamanki gibi bir ağızdan «Günaydın» demiyor. Hepsi susuyor. Öğretmen kapının eşiğinde duruyor. Bir şey olmuş; ne olduğunu bilmiyor ama olduğunu biliyor. O sessizlik, otuz kişinin ortak kararı. Öğretmen ya «Ne oldu?» diye soracak ya da bir şey olmamış gibi derse başlayacak. İkisi de bir hamle.

Bir cevap beklenen yerde cevap gelmemesi, sessizliğin en keskin biçimidir. Çünkü her soru, her selam, her özür kendi cevabının yerini açar. O yer boş kaldığında, boşluk görünür olur ve bir anlam taşır. Ve o boşluğun ardından gelen, soruyu soranın ne yaptığı, sahnenin ikinci hamlesidir.

Bu ders cevapsız repliği, cevapsız bırakılan ilk parçanın türünü ve soruyu soranın o sessizliğe verdiği karşılığı ele alıyor.

Tek fikir

Cevapsız kalan bir replik bir cevaptır. Ne tür bir sözün cevapsız kaldığı sessizliğe bir anlam verir; soruyu soranın bu sessizlikten sonra ne yaptığı ise sahnenin asıl hamlesidir.

Kavram

Bitişik çiftin ikinci parçası gelmediğinde bir boşluk doğar. Bu boşluğun nasıl doğduğu biliniyor: cevap hiç gelmez, yerine başka bir şey gelir ya da gecikir. Bu ders boşluğun kendisinden çok, boşluğun ne söylediğine ve ardından olanlara bakıyor.

Senaryo Akademisi'nin «Sessiz karakter eylemi» birimi cevap vermemeyi, bakmamak, beklemek, uzaklaşmak ve bir nesneyi düzeltmekle birlikte sessiz eylemler arasında sayar. Bu ders o eylemlerden birini, cevap vermemeyi, bir diyalog hamlesi olarak açıyor.

Cevapsız kalan sözün türü sessizliğe bir renk verir.

Cevapsız soru, en sık görülenidir. Anlamı soruya göre değişir. Bilgi sorusuna cevap gelmemesi bilmemek ya da söylememek olabilir. Bir hesap sorusuna cevap gelmemesi bir itiraf ya da bir meydan okuma olabilir.

Cevapsız selam, en serttir. Selam, ilişkinin en küçük teyididir; ona cevap vermemek, ilişkinin kendisini reddetmektir. Bu yüzden cevapsız selam, hiçbir şey söylemeden bir kopuşu ilan eder.

Cevapsız özür, en ağırdır. Özür dileyen kendini aşağıya koymuştur ve bir kabul ya da ret bekler. Cevap gelmemesi ne affetmektir ne reddetmek; özür dileyeni askıda bırakır.

Cevapsız teşekkür ya da iltifat, en incesidir. Bir teşekküre cevap vermemek, teşekkür edileni yok saymak ya da teşekkürün kendisini küçümsemek olabilir.

Cevapsız davet, en kırılgandır. Birini bir yere, bir işe, bir sofraya çağırmak bir kapı açmaktır. Kapıdan girilmemesi, çağıranı kapının önünde bırakır.

Boşluk ortaya çıktığında, soruyu soran bir şey yapmak zorundadır. Bu hamle, sahnede kimin ne hissettiğini en açık gösteren yerdir.

Tekrar etmek: konuşan sözünü yineler, belki daha yüksek sesle, belki daha yumuşak. Tekrar, ya sessizliği duymamazlıktan gelmektir ya da karşıdakini cevaba zorlamak.

Kendi cevabını vermek: konuşan sorusunu kendisi cevaplar. «Çay ister misin? İstersin. Koyayım.» Bu, sessizliğin anlamını görmezden gelmenin, ya da onu gördüğü için yumuşatmanın yolu olabilir.

Sözü küçültmek ya da geri almak: «Neyse, önemli değil.» Konuşan isteğinden vazgeçer. Bu, sessizliğin onu yaraladığını gösterir.

Konuyu değiştirmek: konuşan sessizliği hiç olmamış gibi kapatır ve başka bir şeye geçer.

Beklemek: konuşan hiçbir şey yapmaz; sessizliği sessizlikle karşılar. Bu, iki kişinin de neyin söylenmediğini bildiğini gösteren en güçlü karşılıktır.

Sayfada cevapsız repliği görünür kılmak bir yazım meselesidir. Okur bir cevabın gelmediğini fark etmelidir. Bunun için çoğu zaman üç yoldan biri kullanılır: cevap gelmesi gereken yere bir eylem satırı koymak, örneğin «Rıfat başını kaldırmıyor»; konuşanın bir sonraki repliğini boşluğa tepki olarak yazmak, örneğin bir tekrar; ya da bir üçüncü kişinin boşluğu fark etmesini göstermek. Cevapsızlığı hiç işaretlemeden bir sonraki konuya geçen bir sahne, okura bir boşluk değil bir yazım hatası gösterir.

Sahnede

Son Sefer. Pazar sabahı, durak kahvesi. Şükrü dün gece Kerem'e, Rıfat'ın babası Kadir'in o sabah kendi arabasında, ön koltukta olduğunu söyledi. Rıfat bunu bilmiyor. Rıfat her sabahki gibi ilk seferinden önce çayını içiyor. Şükrü içeri giriyor.

İÇ. DURAK KAHVESİ — SABAH. Rıfat tezgâhta, çay bardağı elinde. Nazmi bardak kuruluyor. Şükrü kapıdan giriyor.

ŞÜKRÜ

Günaydın Rıfat.

Rıfat çayını karıştırıyor. Başını kaldırmıyor.

ŞÜKRÜ

Günaydın.

Rıfat kaşığı tabağa bırakıyor. Nazmi bardak kurulamayı bırakıyor.

ŞÜKRÜ

Nazmi, iki çay. Rıfat'a da.

NAZMİ

Rıfat'ın önünde var.

ŞÜKRÜ

Tazesini koy.

Nazmi bir çay koyup Rıfat'ın önüne bırakıyor. Rıfat ona bakmıyor. Kendi bardağını bitiriyor.

ŞÜKRÜ

Yokuş ıslak bu sabah. İkinciye al.

Rıfat ayağa kalkıyor. Ceketini alıyor. Taze çaya dokunmadan kapıya yürüyor.

RIFAT

(kapıda, arkasını dönmeden)

Ben otuz yıldır ikinciye alıyorum, Şükrü abi.

Rıfat çıkıyor. Şükrü dokunulmamış çaya bakıyor.

ŞÜKRÜ

Yaz onu da, Nazmi. Benim hesaba.

Bu sahnede Şükrü üç söz söylüyor ve üçü de cevapsız kalıyor, her biri başka türden.

İlki bir selam: «Günaydın Rıfat.» Rıfat başını kaldırmıyor. Cevapsız selam, ilişkinin reddi. Şükrü'nün ilk boşluğu kapatma hamlesi tekrar: «Günaydın.» Ama bu kez adı söylemiyor; daha kısa, daha alçak. Tekrar cevaba zorlamıyor, yokluğu kabul ediyor. Nazmi'nin bardak kurulamayı bırakması, boşluğun üçüncü bir kişi tarafından fark edildiğini gösteriyor; seyirci için de işaret.

İkincisi bir davet: çay. Şükrü doğrudan Rıfat'a değil, Nazmi'ye söylüyor; bu, reddedilmeye karşı bir korunma. Rıfat tazesine dokunmuyor ve kendi bardağını bitiriyor: cevapsız davetin en sessiz biçimi.

Üçüncüsü bir öğüt: «Yokuş ıslak bu sabah. İkinciye al.» Seyirci bunun ne kadar yüklü olduğunu biliyor: dün gece Şükrü, Kadir'in hep ikinciye aldığını ve kendisinin üçüncüde indiğini söyledi. Şükrü bu sözü bir itiraf gibi söylüyor, ama Rıfat bunu bilmiyor. Rıfat bu kez cevap veriyor ve cevabı sahnedeki tek sert söz: «Ben otuz yıldır ikinciye alıyorum.» Rıfat'ın sessizliği bir kez kırılıyor ve o kırılma sessizlikten daha ağır.

Son hamle, Şükrü'nün boşluğu kapatma biçimi: dokunulmamış çayı kendi hesabına yazdırmak. Bu bir geri alma değil, bir üstlenme. Şükrü cevapsızlığı kabul ediyor ve onun bedelini ödüyor.

İki sürüm

Kalem Odası. Cemil'in son haftası. Ozan, Cemil için bir veda yemeği yapılıp yapılmayacağını Meral'e soruyor. Meral, Cemil'e «Gitme» dediği günden beri bu konuda hiçbir şey söylemedi.

İlk taslak

OZAN

Meral Hanım, Cemil Efendi için bir yemek yapacak mıyız?

MERAL

Bilmiyorum, Ozan. Henüz düşünmedim. Belki yaparız, belki yapmayız. Cemil Efendi böyle şeyleri sevmez.

OZAN

Peki. Ben bir pasta alabilirim.

MERAL

Alırsın.

Yeniden yazım

OZAN

Meral Hanım, Cemil Efendi için bir yemek yapacak mıyız?

Meral bir dosyanın sayfalarını çeviriyor. Bir sayfada duruyor, bir şey işaretliyor.

OZAN

Cuma günü yani. Son günü.

Meral kalemi bırakıyor. Dosyayı kapatıyor. Başka bir dosyayı açıyor.

OZAN

Ben bir pasta alabilirim. Yani, bir şey değil.

Meral bir an Ozan'a bakıyor. Sonra yeniden dosyaya.

OZAN

Neyse. Ben Ramazan Efendi'ye sorarım, belki bir çay ocağında…

MERAL

Cuma öğle. Kalemde. Ramazan Efendi'ye söyle, demli olsun.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Cevapsız kalan bir replik bir cevaptır; boşluk görünür olur ve bir anlam taşır.
  2. Karşılıksız kalan sözün türü, soru, selam, özür, teşekkür, davet, sessizliğe farklı anlamlar verir.
  3. Boşluğu kapatma hamleleri, tekrar, kendi cevabını verme, küçültme, geri alma, konu değiştirme, bekleme, konuşanın ne hissettiğini gösterir.
  4. Cevapsızlık sayfada bir eylem satırıyla, konuşanın tepkisiyle ya da bir tanığın fark etmesiyle görünür kılınmalıdır.
  5. Sessizlik kırıldığında, ilk sorunun cevabı olarak değil, başka bir yerden kırılması daha güçlüdür.

İlk taslakta cevapsız replik yok. Meral soruya uzun bir cevap veriyor: bilmiyorum, düşünmedim, belki, sevmez. Bu cevap bilgiyi aktarıyor ama hiçbir şey göstermiyor. Meral'in Cemil'in gidişini kaldıramadığı, bir veda yemeğinin ona ne ifade edeceği, hepsi bir «bilmiyorum»un içinde kayboluyor.

Yeniden yazımda Meral ilk soruya cevap vermiyor. Cevapsızlık eylem satırlarıyla görünür kılınmış: bir sayfa çevriliyor, bir şey işaretleniyor. Bu, soru bir bilgi sorusu olduğu için, Meral'in duymazdan gelmesi; ve duymazdan gelmenin nedeni, sorunun bir veda sorusu olması.

Ozan'ın boşluğu kapatma hamleleri, onun Meral'i nasıl okuduğunu gösteriyor. Önce bir tekrar, ama bir ayrıntıyla: «Son günü.» Bu, sorunun ağırlığını artırıyor. Meral bir dosyayı kapatıp başkasını açıyor: ikinci cevapsızlık. Sonra Ozan sözü küçültüyor: «Yani, bir şey değil.» Meral bir an bakıyor; cevap gelmek üzere ama gelmiyor. Sonra Ozan geri çekiliyor ve konuyu başka bir kişiye taşıyor: Ramazan Efendi.

Ve o anda Meral cevap veriyor, ama ilk sorunun cevabı olarak değil, bir talimat olarak: «Cuma öğle. Kalemde.» Meral yemeği istemediğini değil, onu kendi yapmak istediğini gösteriyor. Ozan'ın üç boşluk kapatma hamlesi, Meral'i bir cevaba taşıyor; ve o cevap, sorunun sorulduğu yerden değil, Ozan'ın geri çekildiği yerden geliyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışCevapsız replik sayfada kendiliğinden okunur.
Doğrusu

Bir cevabın gelmediği işaretlenmezse okur bunu bir yazım boşluğu sanır. Cevapsızlık bir eylem satırıyla, konuşanın tepkisiyle ya da bir tanığın fark etmesiyle görünür kılınmalıdır.

Yaygın yanlışBütün cevapsızlıklar aynı anlamı taşır.
Doğrusu

Cevapsız bir selam, cevapsız bir özür ve cevapsız bir davet farklı şeyler söyler. Sessizliğin anlamı, karşılıksız kalan sözün türünden doğar.

Yaygın yanlışCevapsızlığı sahnede yalnız bırakmak yeterlidir.
Doğrusu

Asıl hamle çoğu zaman sessizlikten sonra gelir: soruyu soranın tekrarı, geri çekilmesi, kendi cevabını vermesi ya da beklemesi. Bu karşılık yazılmazsa sessizliğin yarısı eksik kalır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Cevapsız kalan bir replik bir cevaptır; boşluk görünür olur ve bir anlam taşır.
  2. Karşılıksız kalan sözün türü, soru, selam, özür, teşekkür, davet, sessizliğe farklı anlamlar verir.
  3. Boşluğu kapatma hamleleri, tekrar, kendi cevabını verme, küçültme, geri alma, konu değiştirme, bekleme, konuşanın ne hissettiğini gösterir.
  4. Cevapsızlık sayfada bir eylem satırıyla, konuşanın tepkisiyle ya da bir tanığın fark etmesiyle görünür kılınmalıdır.
  5. Sessizlik kırıldığında, ilk sorunun cevabı olarak değil, başka bir yerden kırılması daha güçlüdür.

Kendini sına

  1. Kahve sahnesinde Şükrü'nün ikinci «Günaydın»ı neden ilkinden farklı?
  2. Veda yemeği sorusunun ilk taslağında Meral'in uzun cevabı neden bir şey göstermiyor?
  3. Yeniden yazımda Meral sonunda hangi noktada cevap veriyor ve bu neden önemli?

Yanıtlar

  1. Çünkü Rıfat'ın adını taşımıyor; daha kısa ve daha alçak. Bu tekrar Rıfat'ı cevaba zorlamıyor, selamının cevapsız kaldığını kabul ediyor.
  2. Çünkü soruya uzun bir bilgi cevabı veriyor: bilmiyorum, düşünmedim, belki, sevmez. Meral'in Cemil'in gidişini kaldıramadığı ve yemeğin ona ne ifade ettiği bu cevapta kayboluyor; sessizlik olmadığı için hiçbir şey görünmüyor.
  3. Ozan geri çekilip konuyu Ramazan Efendi'ye taşıdığı anda. Meral ilk sorunun cevabını değil bir talimatı veriyor: yemeği istemediğini değil, kendisinin yapmak istediğini gösteriyor.

Sonraki derse köprü

Kahvede Rıfat başını kaldırmadı; kalemde Meral bir dosyayı kapatıp başkasını açtı. İkisi de bir boşluğu sayfada bir eylemle doldurdu. Ama duraklamanın sayfada başka yazımları da var: «(ara)» yönergesi, üç nokta, yarım bırakılan cümle. Her biri oyuncuya başka bir şey söyler. Sıradaki ders duraklamayı yazmanın bu biçimlerini ayırt ediyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.