İçeriğe geç

7.10 · Seviye 3 · Alt Metin · Atölye

Burnunun ucundaki sahneyi indirmek

Duygularını adıyla söyleyen bir sahneyi, aynı duyguları hiç adlandırmadan yeniden yazar

Diyalog Akademisi · Söylenmeyen · 1.336 kelime · 21 replik · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Görev

Bu atölyede bir sahneyi yukarıdan aşağıya indireceksin: karakterlerin duygularını adıyla söylediği bir sahneyi alıp, o duyguların adlarını bir kez bile anmadan yeniden kuracaksın. Sahnenin olay örgüsü değişmeyecek; aynı iki kişi, aynı yer, aynı olay. Değişecek olan, duyguların sayfaya nasıl çıktığı.

Önce burnunun ucundaki bir sahne seç. Kendi yazdığın bir sahne olabilir; ilk taslakların çoğu biraz burnunun ucundadır. Elinde yoksa bir veda, bir özür ya da bir teşekkür sahnesi yaz ve karakterlere hissettiklerini olduğu gibi söylet: «Seni özleyeceğim», «Çok üzgünüm», «Bana çok şey öğrettin». Bu sahne kötü olmak zorunda; işin çıkış noktası o.

Sonra sahnedeki her adlandırılmış duyguyu bir listeye yaz. «Üzülüyorum», «özleyeceğim», «korkuyorum», «gurur duyuyorum», «minnettarım». Listenin her satırının karşısına, o duyguyu adlandırmadan taşıyacak bir araç seç. Araçların hepsi tanıdık: nesne, iş, konu değiştirme, yarım bırakılan cevap, vekil konu, ima, eylem satırı. Aynı aracı iki kez kullanma; her duygu kendi yolunu bulsun.

Hangi duyguya hangi aracın yakıştığını önceden bilmek mümkün değil, ama bazı eşleşmeler sık iş görür. Minnet çoğu zaman bir hizmete ya da bir nesneye yerleşir: bir şeyi tamir etmek, bir şeyi saklamak, bir şeyi geri vermek. Korku sorulara sığınır: karakter korktuğu şeyin çevresinde dolaşan küçük, pratik sorular sorar. Gurur emirlere ve kısa cevaplara dönüşür; gururlu karakter yumuşamak yerine görev verir. Özlem şimdiki zamana tutunur: yakında bitecek bir alışkanlık, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi anlatılır. Öfke ise çoğu zaman bir işe yönelir; karakter bir şeyi sertçe kapatır, siler, yerine koyar. Bu eşleşmeler kural değil, birer başlangıç noktası. Kendi karakterinin hangi yoldan gittiğini sahneyi yazarken bulursun.

Yeniden yazarken iki kural var. Birincisi, listedeki hiçbir kelime, ne de eş anlamlısı, sahnede geçmesin. «Özlem» yasaksa «hasret» de yasak. İkincisi, seyirci her duyguyu yine de bulabilmeli. İndirmek, gizlemek değildir. Duygu sözün altına iner ama orada durur; seyircinin eli ona uzanabilmelidir.

Bitirdiğinde ikinci sürümü bir okuyucuya ver; listeyi ondan sakla ve iki kişinin birbirine ne hissettiğini sor. Okuyucunun bulduğu duygular senin listenle örtüşüyorsa, sahneyi indirmeyi başarmışsın.

Örnek çözüm

Görevi Kalem Odası'yla yapalım. Cemil Efendi'nin son haftası. Ay sonunda emekli oluyor. Ozan ona minnettar; ilk haftasında sandalyesini tamir eden, çayını nasıl içtiğini öğrenen, koridoru bilen adam gidiyor. Cemil gururlu; Ozan'ın kalemde yerini bulmasını istiyor ama bunu söyleyecek biri değil.

Önce burnunun ucundaki sürüm.

İlk taslak

İÇ. KALEM ODASI — GÜN. Akşama doğru. Kalemde yalnız Ozan ve Cemil.

OZAN

Cemil Efendi, gidiyorsunuz diye çok üzülüyorum.

CEMİL

Ben de üzgünüm evladım. Uzun yıllar oldu.

OZAN

Bana çok şey öğrettiniz. Size minnettarım.

CEMİL

Seninle gurur duyuyorum. İyi bir kâtip olacaksın.

OZAN

Sizi çok özleyeceğim.

CEMİL

Ben de seni özleyeceğim. Ama korkma, sen başarırsın.

OZAN

Biraz korkuyorum açıkçası. Koridoru sizin kadar bilmiyorum.

Adlandırılmış duyguları sıralayalım: üzüntü, minnet, gurur, özlem, korku. Beş duygunun beşi de sözle söylenmiş ve hiçbiri seyirciye bir şey bırakmıyor. Şimdi her birinin karşısına bir araç koyalım.

Adlandırılmış duyguİndirme aracı
Üzüntü (Ozan)Bir iş: defteri açıp yazmaya başlamak
Minnet (Ozan)Bir nesne: ilk gün tamir edilen sandalye
Gurur (Cemil)Bir eksik cevap: «Yaz.»
Özlem (ikisi)Bir vekil konu: çayın nasıl içildiği
Korku (Ozan)Bir ima: kimin hangi saatte geldiğini sormak

Yeniden yazım

İÇ. KALEM ODASI — GÜN. Akşama doğru. Kalemde yalnız Ozan ve Cemil. Cemil kapının yanında, ceketini giyiyor.

OZAN

Cemil Efendi, bir dakika. Yılmazlar hangi saatte gelir?

CEMİL

Ağabey dokuzda. Kız on birde. Aynı saate yazma ikisini.

Ozan cebinden küçük not defterini çıkarıyor. Yazıyor.

OZAN

Gülsüm Hanım?

CEMİL

Sol kulağı duymaz. Sağına otur.

OZAN

Tuna Bey?

CEMİL

Zor soruda çay ister. Söyleme. Bekle.

Ozan yazıyor. Cemil ceketinin düğmesini ilikliyor, sonra çözüyor.

CEMİL

Yaz. Meral Hanım'ın çayı demli, şekeri az. Ramazan Efendi unutur, sen hatırlatırsın.

OZAN

Benimki?

CEMİL

Seninki açık. Şekersiz. Ben bir tane atarım, sen içersin.

Ozan yazmayı bırakıyor. Kalemin ucu kâğıtta duruyor.

OZAN

Sandalye yine sallanıyor, Cemil Efendi.

Cemil ceketini çıkarıp askıya geri asıyor. Cebinden tornavidayı çıkarıyor. Diz çöküyor.

İkinci sürümde beş duygunun hiçbiri adıyla geçmiyor. Ama her biri sahnede.

Ozan'ın korkusu bir ima ile geliyor: Yılmazlar, Gülsüm Hanım, Tuna Bey. Kimin hangi saatte geldiğini, kimin hangi kulağının duymadığını sormak, «Koridoru sizin kadar bilmiyorum» cümlesinin yerini alıyor. Ozan, Cemil'in kafasındaki koridoru bir deftere almaya çalışıyor; seyirci bunun neden şimdi, bu kadar acele yapıldığını anlıyor.

Ozan'ın üzüntüsü bir iş: not defterini çıkarıp yazmak. Yazmak, bir şeyi kaybetmeden önce saklamanın en eski yolu.

Cemil'in gururu kısa bir emirde duruyor: «Yaz.» Cemil «Seninle gurur duyuyorum» demiyor; Ozan'a kendi bildiğini yazdırıyor. Bilgisini ona emanet etmek, gururun söylenmeyen hâli.

Özlem bir vekil konuyla taşınıyor: çay. Meral'in çayı, Ozan'ın çayı, Cemil'in attığı tek şeker. «Ben bir tane atarım, sen içersin» cümlesi şimdiki zamanda kuruluyor, ama Cemil ay sonunda gidiyor. Seyirci bu şimdiki zamanın neyi inkâr ettiğini duyuyor.

Ve Ozan'ın minneti bir nesneyle: sandalye. Cemil'in ilk haftalarda tamir ettiği, «Sallanan sandalyeye alışılmaz» dediği sandalye. «Sandalye yine sallanıyor» belki doğru, belki değil. Ama Cemil'in ceketini çıkarıp tornavidayı alması, ikisinin de bunun bir sandalye meselesi olmadığını bildiğini gösteriyor. Cemil'in düğmesini ilikleyip çözmesi de ayrı bir iz: gitmeye hazırlanıyor, ama gidemiyor.

Sahnenin bir replikle değil bir eylemle bitmesi de bilinçli. İlk taslak «Koridoru sizin kadar bilmiyorum» cümlesiyle kapanıyordu; korku son sözdü. İkinci sürümde son söz Cemil'in diz çökmesi. Ozan'ın korkusuna bir cevap verilmiyor; onun yerine, gitmekte olan bir adam son bir kez bir sandalyeyi sağlamlaştırıyor. Seyirci bunu bir veda olarak da, bir söz olarak da okuyabilir.

Hatayı bul

Bir öğrenci aynı görevi bir veda sahnesi için yapmış. İlk taslağında bir anne, yurt dışına giden kızına «Seni çok özleyeceğim, korkuyorum, seninle gurur duyuyorum» diyordu. İkinci sürümü şu. Sahne neden indirilmiş sayılmıyor?

İÇ. HAVALİMANI — SABAH. Pencerenin önünde, bir saksıda solmuş bir çiçek.

ANNE

Hava kapalı.

KIZ

Evet.

ANNE

Kuşlar da gidiyor bu mevsimde.

KIZ

Evet.

Anne solmuş çiçeğe bakıyor. Bir yaprak düşüyor.

Cevap

Öğrenci duyguları adlandırmamış, ama onları sahneye yerleştirmemiş de. Hiçbir araç sahnenin kendi hayatından gelmiyor. Solmuş çiçek ve düşen yaprak birer sembol: yazarın seyirciye «Burada bir ayrılık var, bir şey ölüyor» diye fısıldaması. Hiçbir karakter o çiçekle bir şey yapmıyor, çiçeğin bir geçmişi yok. Göç eden kuşlar da aynı işi görüyor: bir imge, ama karakterlerin dilinden değil, yazarın dilinden.

İkinci sorun, seyircinin duyguları bulamaması. Annenin özlemi, korkusu ve gururu üç ayrı duyguydu; ikinci sürümde bunların hepsi tek bir belirsiz hüzne dönüşmüş. «Hava kapalı» ve «Evet» hiçbir şey taşımıyor; yalnızca bir ruh hâli yayıyor. Seyirci bir veda olduğunu anlıyor, ama annenin kızına ne hissettiğini ayırt edemiyor. Gururu nerede? Korkusu neyden?

Üçüncü sorun, kızın hiç bir şey yapmaması. İki «Evet», alt metin değil boşluk. İndirilmiş bir sahnede iki karakter de bir şey yapar ve söyler; yalnızca hissettiklerini adlandırmazlar. Öğrenci duyguyu indirirken sahneyi de indirmiş.

Teslim

Rubrik

İki sürümünü bu ölçütlerle değerlendir.

  1. Adlandırma. Zayıf: ikinci sürümde listedeki duygulardan biri ya da eş anlamlısı hâlâ geçiyor. Yeterli: hiçbir duygu adıyla geçmiyor ama bir yerde neredeyse adlandırılıyor. Güçlü: hiçbir duygu adlandırılmıyor ve hiçbir replik adlandırmaya yaklaşmıyor.
  2. Bulunabilirlik. Zayıf: okuyucu duyguları bulamıyor ya da hepsi tek bir belirsiz ruh hâline dönüşmüş. Yeterli: okuyucu duyguların çoğunu buluyor. Güçlü: okuyucu her duyguyu ayrı ayrı ve doğru karaktere bağlayarak buluyor.
  3. Araç çeşitliliği. Zayıf: bütün duygular aynı araçla taşınıyor. Yeterli: en az üç farklı araç kullanılmış. Güçlü: her duygu kendi aracını bulmuş ve araçlar birbirini besliyor.
  4. Sahnenin hayatı. Zayıf: araçlar sembol olarak sahneye konmuş; karakterler onlarla bir şey yapmıyor. Yeterli: araçlar karakterlerin hayatından geliyor. Güçlü: araçlar hem karakterlerin hayatından geliyor hem de sahnenin olayını ilerletiyor.
  5. İki taraf. Zayıf: bir karakter indirilmiş, öbürü hâlâ adlandırıyor ya da boşlukta kalmış. Yeterli: iki karakter de indirilmiş. Güçlü: iki karakterin duyguları birbirine cevap veriyor ve sahnenin sonunda bir şey değişiyor.

Sonraki derse köprü

İndirilmiş sahnede Ozan, «Sandalye yine sallanıyor» dedi ve Cemil cevap vermedi. Ceketini astı, tornavidayı aldı. Bazen bir sorunun ya da bir sözün cevapsız kalması, en net cevaptır; soru ile cevap arasındaki bağın kırılması sahneye bir şey söyler. Sıradaki ders cevapsız repliği ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.