İçeriğe geç

22.3 · Seviye 9 · Dil ve Uyarlama

Yabancı bir metni Türkçeye taşımak

Başka bir dilden uyarlanan sahnede karakterlere Türkçe bir ses bulur; çeviri kokan diyaloğu tanır

Diyalog Akademisi · Çok Dilli Sahne ve Uyarlama · 1.532 kelime · 19 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir televizyon kanalında gece yarısı yabancı bir dizinin dublajı oynuyor. Bir anne, kızına mutfakta «Tatlım, iyi misin? Bunu konuşmak ister misin?» diyor. Kız «Ben iyiyim, anne. Sadece biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var» diye cevap veriyor. Kanepedeki gerçek bir anne, kumandayı elinde tutarak gülüyor: «Kim böyle konuşur?»

Kelimeler Türkçe, ama konuşma Türkçe değil. Hiçbir Türk anne kızına mutfakta «Bunu konuşmak ister misin?» demez; bir şey ikram eder, bir şey sorar, belki susar. Çeviri kelimeleri taşımış, ama konuşmayı taşıyamamış.

Önceki derste Türkçe bir replik başka bir dile geçerken neyin kaybolduğunu gördük. Bu ders ters yöne bakıyor: başka bir dilden Türkçeye uyarlanan bir sahnede karakterlere gerçekten Türkçe bir ses bulmaya ve çeviri kokan diyaloğu tanımaya.

Tek fikir

Başka bir dilden uyarlamada taşınan şey kelimeler değil, konuşmadır. Kaynak metnin bir karakteri ne yapmak istiyorsa, Türkçe karakter onu kendi dünyasının yoluyla yapar: başka bir hitapla, başka bir jestle, başka bir sessizlikle. Kelimesi kelimesine çeviri, Türkçe konuşan ama Türk olmayan karakterler yaratır.

Kavram

Çeviri kokusunun tanıdık işaretleri vardır. Birincisi, başka bir dilin kalıp sözlerinin harfiyen aktarılmasıdır: «Ah, Tanrım!», «Pekâlâ», «Kahretsin», «Bunu yapmak zorunda değilsin», «Sana söylemiştim», «Ne demek istiyorsun?». Bu cümleler Türkçe, ama Türkçe konuşmada bu biçimleriyle nadiren kurulur. İkincisi, duyguların açıkça adlandırılmasıdır: «Seni seviyorum, tatlım», «Senin için endişeleniyorum», «Bunun hakkında konuşmalıyız». Birçok dilde bu cümleler gündeliktir; Türkçede çoğu zaman bir jeste, bir ikrama, bir soruya dönüşür.

Üçüncüsü, gereksiz zamirler ve iyelikler: «Benim annem», «Senin araban», «Ben düşünüyorum ki». Türkçe fiil ve iyelik ekleriyle zaten kimin kim olduğunu söyler; zamirler ancak vurgu için kullanılır. Dördüncüsü, söz diziminin taşınmasıdır: yüklemin başa geldiği, yan cümlelerin uzadığı, Türkçenin doğal akışına ters düşen cümleler. Beşincisi hitaplardır: «Tatlım», «Hayatım», «Dostum» gibi kelimeler kaynak dildeki bir hitabın karşılığı olarak kullanılır ama Türkçede o ilişkide söylenmez.

Çeviri kokusundan kurtulmanın yolu kültürel yerleştirmedir. Yazar kaynak sahneyi okur ve her replik için şunu sorar: bu karakter burada ne yapıyor? Teselli mi ediyor, uzaklaştırıyor mu, özür mü diliyor, sevgisini mi gösteriyor? Sonra aynı şeyi Türkçe konuşan bir karakterin nasıl yapacağını düşünür. Bir İngiliz anne «I love you» der; bir Türk anne çoğu zaman bir tabak koyar, bir şey sorar ya da «Hadi, git artık» der. Sahnenin işi aynıdır; araçları farklıdır.

Kültürel yerleştirme yalnızca kelimeleri değil, nesneleri de değiştirebilir. Kaynak metinde bir karakter bir fincan kahve uzatıyorsa, Türkçe uyarlamada bir bardak çay ya da bir kâse çorba uzatabilir. Kaynak metinde bir kilise varsa, uyarlamada bir başka buluşma yeri olabilir. Bu değişiklikler hikâyeyi bozmaz; hikâyeyi yeni dünyasında inandırıcı kılar.

Yerleştirmenin bir sınırı da vardır. Bazı uyarlamalar hikâyeyi kendi yerinde bırakır ve yalnızca dili çevirir. O zaman karakterler yabancıdır ve biraz yabancı kalabilirler. Ama burada bile, Türkçe cümleler Türkçenin akışıyla kurulmalıdır. Yabancılık hikâyede, mekânda, adlarda kalır; cümlenin kendisinde değil.

Uyarlamanın pratik bir sınavı, sahneyi yüksek sesle okumaktır. Çeviri kokusu kâğıtta bazen gizlenir, ama sesli okunduğunda hemen duyulur. Yazar her repliği, o karakterin yaşında ve sınıfında bir Türkün ağzından gerçekten çıkıp çıkmayacağını sorarak okur. Çıkmayacaksa, cümle doğru olsa bile değiştirilir. Bir başka sınav da sahneyi kaynak metni hiç bilmeyen birine okutmaktır; o kişi bir şeyin tuhaf olduğunu söylüyorsa, tuhaflık genellikle çeviriden gelir.

Son olarak, uyarlama yapan yazar kaynak metnin dilini bilmeli ya da onu iyi bilen biriyle çalışmalıdır. Bir sahnenin ne yaptığını anlamak, bazen bir kelimenin o dildeki tonunu, bir hitabın o kültürdeki ağırlığını bilmeyi gerektirir. Yanlış anlaşılmış bir ton, yanlış bir yerleştirmeye yol açar.

Sahnede

Bir yabancı oyundan uyarlama yaptığımızı düşünelim. Kaynak sahnede bir anne, ameliyattan sonra evde, yanından ayrılmayan oğlunu işe geri göndermeye çalışıyor. Kaynağın İngilizcesi aşağı yukarı şöyle: «Mom, I'm not going anywhere.» / «Honey, I'm fine. Go. You're driving me crazy.» / «I just want to make sure you're okay.» / «I'm okay. I love you. Now go.» Bu sahneyi Ozan'ın izninin son akşamına yerleştirelim.

İÇ. OZAN'IN ANNESİNİN EVİ, MUTFAK — AKŞAM. Anne ocağın başında, bir eli tezgâha dayalı. Ozan masada, önünde bir defter.

OZAN

Pazartesi'ye üç gün var, anne. Bir gün daha alabilirim.

ANNE

Aldın. On gün. Ben saydım.

OZAN

Pansuman perşembe. Ben olmazsam kim…

ANNE

Perşembe Sevim Hanım gelir. Konuştum.

Anne bir kâse çorba koyar, Ozan'ın önüne bırakır. Bir kâse daha alır, bir kaba boşaltır, kapağını kapatır.

ANNE

Bu da yarına. Kaleme götür.

OZAN

Anne…

ANNE

Meral Hanım'a da bir kâse. Termosla gelmiş, duydum.

Ozan kaba bakar. Defteri kapatır.

OZAN

Pazartesi.

ANNE

Pazartesi. İç şunu, soğuyor.

Kaynak sahnenin dört repliği dört iş yapıyordu: oğul kalmak istiyor, anne onu gönderiyor, oğul kaygısını söylüyor, anne sevgisini söyleyip onu gönderiyor. Türkçe uyarlama aynı dört işi yapıyor, ama başka araçlarla.

Oğulun «Hiçbir yere gitmiyorum» ısrarı, Ozan'ın sesiyle bir hesap oldu: «Pazartesi'ye üç gün var… Bir gün daha alabilirim.» Ozan sayarak kalmak istiyor. Annenin «I'm fine» cevabı, bir sayıyla karşılandı: «Aldın. On gün. Ben saydım.» Ozan'ın sayma alışkanlığının nereden geldiğini gösteren küçük bir ipucu. Oğulun kaygısı, «I just want to make sure you're okay», somut bir işe dönüştü: «Pansuman perşembe. Ben olmazsam kim…» Annenin cevabı da somut: Sevim Hanım, konuşulmuş.

Ve «I love you». Kaynak sahnenin duygusal doruğu Türkçede hiç söylenmiyor. Onun yerine bir kâse çorba, bir saklama kabı ve bir cümle: «Bu da yarına. Kaleme götür.» Ardından bir genişleme: «Meral Hanım'a da bir kâse. Termosla gelmiş, duydum.» Anne, oğlunun hayatındaki insanları biliyor ve onlara da bir şey gönderiyor. Bu, «seni seviyorum»un Türkçe bir mutfaktaki karşılığı.

Kaynak sahnenin son kelimesi «go». Türkçede son söz bir emir değil, bir ikram: «İç şunu, soğuyor.» Sahne aynı yere vardı, ama yolu bir Türk mutfağından geçti.

İki sürüm

Aynı kaynak sahnenin kelimesi kelimesine çevrilmiş hâli.

İlk taslak

OZAN

Anne, hiçbir yere gitmiyorum.

ANNE

Tatlım, ben iyiyim. Git. Beni deli ediyorsun.

OZAN

Ben sadece senin iyi olduğundan emin olmak istiyorum.

ANNE

Ben iyiyim. Seni seviyorum. Şimdi git.

Yeniden yazım

OZAN

Pazartesi'ye üç gün var, anne. Bir gün daha alabilirim.

ANNE

Aldın. On gün. Ben saydım.

ANNE

Bu da yarına. Kaleme götür.

ANNE

Meral Hanım'a da bir kâse. Termosla gelmiş, duydum.

OZAN

Pazartesi.

ANNE

Pazartesi. İç şunu, soğuyor.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Uyarlamada taşınan şey kelimeler değil, konuşmadır.
  2. Çeviri kokusunun işaretleri: kalıp sözler, adlandırılmış duygular, gereksiz zamirler, ters söz dizimi, yabancı hitaplar.
  3. Kültürel yerleştirme sahnenin işini korur, araçlarını değiştirir.
  4. Nesneler de yerleştirilebilir: kahve çaya, kilise başka bir buluşma yerine.
  5. Hikâye yabancı kalsa bile, cümle Türkçenin akışıyla kurulmalıdır.

İlk taslağın her kelimesi doğru, ama hiçbir cümlesi Türkçe konuşulmaz. «Tatlım» bir Türk annenin oğluna gündelik hitabı değil. «Beni deli ediyorsun» harfiyen bir aktarım; Türkçede bu durumda başka bir şey söylenir. «Ben sadece senin iyi olduğundan emin olmak istiyorum» cümlesi gereksiz zamirlerle ve İngilizce söz dizimiyle kurulmuş. «Seni seviyorum. Şimdi git» ise duyguyu adlandırıyor ve bir emirle bitiriyor. Sonuç, Türkçe konuşan ama Türk olmayan iki karakter; seyirci onları bir dublaj gibi duyuyor.

Yeniden yazımda kaynak sahnenin işi korunmuş, ama kelimeleri bırakılmış. Ozan ve annesi gerçekten bir Türk mutfağında konuşuyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışUyarlamada kaynak metne sadakat, kelimelerine sadakattir.
Doğrusu

Kelimesi kelimesine çeviri çeviri kokusu yaratır. Sadakat, sahnenin işine ve karakterlerin ne yapmak istediğine olmalıdır.

Yaygın yanlışDuygular kaynak metinde adlandırılmışsa, Türkçede de adlandırılmalıdır.
Doğrusu

Birçok dilde gündelik olan «seni seviyorum», «senin için endişeleniyorum» gibi cümleler Türkçede çoğu zaman bir jeste, bir ikrama, bir soruya dönüşür.

Yaygın yanlışKültürel yerleştirme hikâyeyi değiştirir ve kaynağa ihanettir.
Doğrusu

Yerleştirme hikâyeyi değil, hikâyenin araçlarını değiştirir. Bir fincan kahvenin bir bardak çaya dönüşmesi, sahneyi yeni dünyasında inandırıcı kılar.

Kendi sahnende

Özet

  1. Uyarlamada taşınan şey kelimeler değil, konuşmadır.
  2. Çeviri kokusunun işaretleri: kalıp sözler, adlandırılmış duygular, gereksiz zamirler, ters söz dizimi, yabancı hitaplar.
  3. Kültürel yerleştirme sahnenin işini korur, araçlarını değiştirir.
  4. Nesneler de yerleştirilebilir: kahve çaya, kilise başka bir buluşma yerine.
  5. Hikâye yabancı kalsa bile, cümle Türkçenin akışıyla kurulmalıdır.

Kendini sına

  1. Kaynak sahnedeki «I love you» Türkçe uyarlamada neye dönüştü?
  2. Annenin «Aldın. On gün. Ben saydım» repliği neyi gösteriyor?
  3. İlk taslakta çeviri kokusunun hangi işaretleri var?

Yanıtlar

  1. Bir kâse çorbaya, bir saklama kabına ve «Bu da yarına. Kaleme götür» cümlesine; sonra «Meral Hanım'a da bir kâse» genişlemesine. Anne sevgisini adlandırmıyor, oğlunun hayatındaki herkese bir şey gönderiyor.
  2. Annenin de saydığını; Ozan'ın sayma alışkanlığının nereden geldiğine dair küçük bir ipucu. Kaynak sahnedeki «I'm fine» bir sayıyla, Ozan'ın kendi diliyle karşılanıyor.
  3. «Tatlım» hitabı, «Beni deli ediyorsun» harfiyen aktarımı, «Ben sadece senin iyi olduğundan emin olmak istiyorum» cümlesindeki gereksiz zamirler ve İngilizce söz dizimi, «Seni seviyorum. Şimdi git» ile adlandırılmış duygu.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir oyun sahnesinin konuşmasını Türkçeye taşıdık. Modülün son dersi başka bir kaynağa bakıyor: romandan diyalog. Romanın diyaloğunun neden çoğu zaman perdede çalışmadığını ve dolaylı anlatımın sahneye nasıl çevrileceğini.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.