İçeriğe geç

22.4 · Seviye 9 · Dil ve Uyarlama

Romandan diyalog

Romanın diyaloğunun neden çoğu zaman perdede çalışmadığını; dolaylı anlatımı sahneye çevirmeyi öğrenir

Diyalog Akademisi · Çok Dilli Sahne ve Uyarlama · 1.570 kelime · 20 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir lise öğrencisi, sevdiği romandan bir sahneyi okul tiyatrosu için uyarlamaya çalışıyor. Romanda kahraman ile babası bir akşam uzun uzun konuşuyor; sayfalar boyunca. Öğrenci tırnak içindeki her cümleyi alıp bir senaryoya diziyor. Provada oyuncular okumaya başlıyor ve bir şeyler tutmuyor. Cümleler güzel ama sahne ölü. Öğretmen romanı açıyor ve tırnakların arasındaki satırları gösteriyor: babanın ellerini nasıl ovuşturduğu, kahramanın neyi söylemediği, odanın ne kadar soğuk olduğu, yıllar önce olan bir şeyin hatırası. «Sahneyi canlı tutan bunlardı» diyor. «Sen yalnızca konuşmaları aldın.»

Romanın diyaloğu, romanın geri kalanıyla birlikte yaşar. Anlatıcının sesi, karakterin iç dünyası, yorum ve hatıra, tırnak içindeki sözlere anlam verir. Bu sözleri tek başına perdeye taşımak, onları bu dokudan koparmak demektir.

Bu modülde diyaloğu dilden dile taşıdık. Son ders, aynı dil içinde başka bir taşımaya bakıyor: sayfadan perdeye. Romanın diyaloğu neden çoğu zaman perdede çalışmaz ve dolaylı anlatım bir sahneye nasıl çevrilir?

Tek fikir

Romanın diyaloğu bir anlatıcının sesiyle sarılıdır; perdeye olduğu gibi taşındığında çıplak ve uzun kalır. Romandan sahne yazmak, diyaloğu kopyalamak değil, anlatıcının taşıdığı şeyi sahnenin araçlarına çevirmektir: bir eyleme, bir nesneye, bir sessizliğe. Romanın dolaylı anlattığı bir konuşma çoğu zaman sahnenin asıl malzemesidir.

Kavram

Romanın diyaloğu perdede üç nedenle zorlanır. Birincisi uzunluktur. Romancı bir konuşmayı sayfalarca sürdürebilir, çünkü okur kendi hızında okur, durur, geri döner. Perdede seyirci konuşmanın hızına bağlıdır; uzun bir konuşma onu yorar. İkincisi açıklayıcılıktır. Romanda karakterler bazen okur için konuşur; romancı bunu anlatıcının sesiyle dengeler. Perdede anlatıcı yoktur ve açıklayıcı replik çıplak kalır. Üçüncüsü iç dünyadır. Romanda bir karakterin ne düşündüğünü anlatıcı söyler; perdede bu düşünce ya bir eyleme ya da bir sessizliğe dönüşmek zorundadır.

Bu yüzden romandan sahne yazan yazar önce romanın diyaloğunu değil, sahnenin işini okur. Bu konuşmada kim ne istiyor? Hangi bilgi el değiştiriyor? Asıl çatışma ne? Sonra romanın tırnak içindeki cümlelerini bu işe göre süzer. Bazıları kalır, çoğu kısalır, bazıları tamamen gider ve yerine bir eylem gelir.

Romanın en değerli malzemesi çoğu zaman tırnak içinde değil, dolaylı anlatımdadır. «Şükrü, Rıfat'tan cumaları mezarlığa gitmesini istedi» cümlesi bir romanda bir satırdır; ama perdede bir sahne olabilir. Romancı bu konuşmayı özetlemiştir, çünkü romanın ihtiyacı başkadır. Senarist bu özetin içindeki çatışmayı bulur ve onu bir sahneye açar. Kim istedi, nasıl istedi, öbürü nasıl karşıladı, ne söylenmedi?

Sahneleştirmenin bir başka kaynağı iç sestir. Romanda bir karakter bir şey düşünür ve anlatıcı bunu söyler: «Rıfat, babasının da yıllar önce böyle bir şey istediğini hatırladı.» Perdede bu düşünce söylenemez, çünkü kimse aklından geçeni yüksek sesle söylemez. Ama gösterilebilir: bir duraklama, bir bakış, bir nesneye dokunuş. Bazen de düşünceyi taşıyan kısa bir cümle, karakterin kendi sesiyle, bambaşka bir konunun içinde.

Romanın zamanı da sahnenin zamanına çevrilmelidir. Romancı bir konuşmayı yıllara yayabilir: «O kış her cuma aynı şeyi konuştular.» Perdede bu tekrar ya tek bir sahneye sıkıştırılır ya da birkaç kısa sahneye bölünür ve aralarına zamanın geçtiğini gösteren bir işaret konur: bir mevsim, bir değişen nesne, bir eskiyen ceket. Romanın özetlediği süre, perdede görünür bir değişime dönüşür.

Romandan uyarlamada bir de seçim vardır. Romanın bütün konuşmaları perdeye sığmaz. Senarist hangi konuşmaların sahne olacağını, hangilerinin bir replikle özetleneceğini, hangilerinin tamamen düşeceğini seçer. Bu seçim romana ihanet değil, bir biçimden ötekine geçişin zorunluluğudur.

Son olarak, bazen romanın bir cümlesi olduğu gibi kalır. Romancının yazdığı bir replik o kadar iyidir ki perdeye aynen taşınır. Ama bu cümle de yeni bir bağlamda, yeni bir ritimde, yeni bir sessizlikle çevrili olarak yaşar.

Sahnede

Diyelim ki serinin olaylarını anlatan bir roman var ve içinde şu paragraf geçiyor:

ROMANDAN: «Ocakta İstanbul'a gitmeden önceki son cuma, Şükrü durak kahvesinde Rıfat'ı buldu. Gideceği bir ay boyunca cumaları kendi yerine mezarlığa gitmesini istedi: üç demet, biri gül olacaktı. Nebahat'a da bırakmasını söyledi, bunu söylerken sesi biraz kısıldı. Rıfat, babasının da yıllar önce bir yolculuğa çıkmadan önce ondan böyle bir şey istediğini hatırladı ama bir şey demedi. Yalnızca başını salladı ve Şükrü'nün uzattığı parayı geri itti.»

Şimdi bu paragrafı bir sahneye çevirelim.

İÇ. DURAK KAHVESİ — ÖĞLE. Rıfat köşe masada, çayı önünde. Şükrü gelir, karşısına oturur. Nazmi uzaktan bakar, sonra tavlasına döner.

ŞÜKRÜ

Ocakta gidiyorum. Bir ay.

RIFAT

Duydum.

ŞÜKRÜ

Cumalar.

RIFAT

Üç demet.

ŞÜKRÜ

Biri gül.

RIFAT

Biri gül.

Şükrü bir an duraksar. Elini cebine atar.

ŞÜKRÜ

Nebahat'a da.

Rıfat başını sallar. Şükrü cebinden katlanmış banknotlar çıkarır, masanın üstünde Rıfat'a doğru iter. Rıfat paraya bakar. Sonra parmağının ucuyla geri iter, yavaşça, Şükrü'nün önüne kadar.

RIFAT

Babam da bir kere böyle para bırakmıştı. Almadım.

Şükrü parayı alır, cebine koyar. Kalkar.

ŞÜKRÜ

Ocakta.

RIFAT

Ocakta.

Romanın paragrafı neredeyse tamamen dolaylı anlatımdı: Şükrü istedi, söyledi, Rıfat hatırladı, başını salladı, parayı itti. Tırnak içinde tek bir cümle bile yoktu. Sahneleştirme, bu dolaylı anlatımı bir alışverişe açtı. İstek bir dizi kısa repliğe bölündü: «Cumalar.» — «Üç demet.» — «Biri gül.» — «Biri gül.» Romanın «üç demet, biri gül olacaktı» bilgisi, iki adamın birbirinin cümlesini tamamlamasına dönüştü. Rıfat'ın tekrarı, isteği zaten bildiğini ve kabul ettiğini gösteriyor.

Romandaki «sesi biraz kısıldı» ayrıntısı, perdede bir duraklamaya ve bir harekete çevrildi: Şükrü bir an duruyor, elini cebine atıyor, sonra «Nebahat'a da» diyor. Sesin kısılması oyuncunun işi; senarist yalnızca duraklamayı yazdı.

Rıfat'ın iç sesi, «babasının da yıllar önce böyle bir şey istediğini hatırladı ama bir şey demedi», romanın en zor cümlesi. Perdede bir düşünce gösterilemez. Sahneleştirme burada bir karar verdi: Rıfat'a bu hatırayı kısa bir replikle söyletti, ama paraya bağladı: «Babam da bir kere böyle para bırakmıştı. Almadım.» Romanda Rıfat bir şey demiyordu; sahnede bir şey diyor, ama hatırayı değil, bir olguyu. Seyirci geri kalanını kendisi tamamlıyor.

Ve romanın en güçlü eylemi, parayı geri itmek, olduğu gibi kaldı; perdede yavaşlatıldı ve bir yük kazandı.

İki sürüm

Aynı paragrafın romanın cümlelerini kopyalayarak yazılmış sahnesi.

İlk taslak

ŞÜKRÜ

Rıfat, ocakta İstanbul'a gitmeden önceki son cuma bu. Gideceğim bir ay boyunca cumaları benim yerime mezarlığa gitmeni istiyorum. Üç demet götüreceksin, biri gül olacak.

ŞÜKRÜ

Nebahat'a da bırak.

RIFAT

Babam da yıllar önce bir yolculuğa çıkmadan önce benden böyle bir şey istemişti. Bunu hatırladım.

RIFAT

Parayı al, abi, istemem.

Yeniden yazım

ŞÜKRÜ

Ocakta gidiyorum. Bir ay.

ŞÜKRÜ

Cumalar.

RIFAT

Üç demet.

ŞÜKRÜ

Biri gül.

RIFAT

Babam da bir kere böyle para bırakmıştı. Almadım.

ŞÜKRÜ

Ocakta.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Romanın diyaloğu anlatıcının sesiyle sarılıdır; perdeye olduğu gibi taşındığında çıplak ve uzun kalır.
  2. Romandan sahne yazarken önce sahnenin işi okunur, sonra diyalog bu işe göre süzülür.
  3. Dolaylı anlatım çoğu zaman sahnenin asıl malzemesidir.
  4. İç ses bir eyleme, bir sessizliğe ya da bir olguya çevrilir; yüksek sesle söyletilmez.
  5. Romanın bir cümlesi aynen kalabilir, ama yeni bir bağlamda ve ritimde yaşar.

İlk taslak romanın dolaylı anlatımını alıp karakterlerin ağzına koymuş. Şükrü romanın anlatıcısı gibi konuşuyor: «ocakta İstanbul'a gitmeden önceki son cuma bu», «gideceğim bir ay boyunca». Rıfat romanın iç sesini yüksek sesle söylüyor: «Bunu hatırladım.» Kimse bir hatırasını böyle duyurmaz. Parayı itme eylemi bir cümleye dönüşmüş: «Parayı al, abi, istemem.» Romanın en güçlü anı, sessiz bir hareket, bir açıklamaya çevrilmiş. İki karakterin sesi de kaybolmuş; Şükrü bu kadar uzun konuşmaz.

Yeniden yazımda roman bir sahneye açılmış. Bilgi bir alışverişe, ses kısılması bir duraklamaya, iç ses bir olguya, eylem bir yavaş harekete dönüşmüş.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışRomandan uyarlamada tırnak içindeki cümleler senaryoya aynen taşınır.
Doğrusu

Romanın diyaloğu anlatıcının sesiyle sarılıdır; perdede çıplak ve uzun kalır. Diyalog sahnenin işine göre süzülmeli, kısaltılmalı, bazen bir eyleme çevrilmelidir.

Yaygın yanlışRomanın dolaylı anlattığı konuşmalar senaryoda önemsizdir.
Doğrusu

Dolaylı anlatım çoğu zaman sahnenin asıl malzemesidir. Romancının bir satırda özetlediği konuşma, perdede bir sahneye açılabilir.

Yaygın yanlışKarakterin romanda düşündüğü şey, perdede ona söyletilir.
Doğrusu

Kimse aklından geçeni yüksek sesle söylemez. İç ses bir eyleme, bir sessizliğe ya da konuşmanın içine saklanmış kısa bir olguya çevrilmelidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Romanın diyaloğu anlatıcının sesiyle sarılıdır; perdeye olduğu gibi taşındığında çıplak ve uzun kalır.
  2. Romandan sahne yazarken önce sahnenin işi okunur, sonra diyalog bu işe göre süzülür.
  3. Dolaylı anlatım çoğu zaman sahnenin asıl malzemesidir.
  4. İç ses bir eyleme, bir sessizliğe ya da bir olguya çevrilir; yüksek sesle söyletilmez.
  5. Romanın bir cümlesi aynen kalabilir, ama yeni bir bağlamda ve ritimde yaşar.

Kendini sına

  1. Romandaki «üç demet, biri gül olacaktı» bilgisi sahnede nasıl verildi?
  2. Rıfat'ın iç sesi sahnede neye dönüştü?
  3. İlk taslakta romanın en güçlü eylemi neden kayboldu?

Yanıtlar

  1. İki adamın birbirinin cümlesini tamamlamasıyla: «Cumalar.» — «Üç demet.» — «Biri gül.» — «Biri gül.» Rıfat'ın tekrarı isteği zaten bildiğini ve kabul ettiğini gösteriyor.
  2. Kısa bir olguya, paraya bağlanmış bir hatıraya: «Babam da bir kere böyle para bırakmıştı. Almadım.» Rıfat düşündüğünü değil, bir olguyu söylüyor; seyirci geri kalanını tamamlıyor.
  3. Çünkü parayı sessizce geri itme eylemi bir cümleye çevrilmiş: «Parayı al, abi, istemem.» Sessiz bir hareketin taşıdığı ağırlık, bir açıklamaya dönüşünce kayboluyor.

Sonraki derse köprü

Bu seviye diyaloğu bir dilden ötekine ve sayfadan perdeye taşıdı. Son seviye yazdığın diyaloğa geri dönüyor: revizyon. İlk ders tur tur revizyon; her turda tek bir soruna bakarak yeniden yazmak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.