22.1 · Seviye 9 · Dil ve Uyarlama
Çok dilli sahne
Kürtçe, Arapça, Lazca ya da İngilizce repliğin sayfada nasıl yazılacağını, ne zaman alt yazılanacağını ve anlaşılmamanın bir sahne aracı olmasını öğrenir
Diyalog Akademisi · Çok Dilli Sahne ve Uyarlama · 1.584 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir hastane bekleme salonunda yaşlı bir adam, yanındaki torunuyla kendi dilinde konuşuyor. Salondaki diğer insanlar o dili bilmiyor. Adam bir şey soruyor, torun kısa cevap veriyor; adam yine soruyor, torun bu sefer başını eğiyor ve bir şey demiyor. Adam elini torunun dizine koyuyor. Salondaki kimse tek kelimeyi anlamadı, ama herkes bir şey anladı: bir haber, bir korku, bir teselli.
Anlamadığımız bir dil bazen anladığımız bir dilden daha çok şey söyler, çünkü kelimeler yerine tonu, yüzü ve elleri dinleriz. Ama bazen o dilin kelimelerini bilmek her şeyi değiştirir.
Türkiye'de pek çok insan her gün birden fazla dil duyar: evde Kürtçe, Lazca, Arapça, sokakta Türkçe, ekranda İngilizce. Dokuzuncu seviye çeviriye, uyarlamaya ve dillerin sınırına bakıyor. İlk ders bu gündelik çok dilliliğin sayfada nasıl yazılacağını soruyor.
Tek fikir
Çok dilli bir sahnede yazarın ilk kararı, seyircinin neyi anlayacağıdır. Bir replik alt yazılanırsa seyirci içeriği alır; alt yazılanmazsa yalnızca tonu ve tepkiyi alır. Bu karar sahnenin bakış açısını belirler: seyirci, o dili bilen karakterin yanında mı durur, bilmeyenin yanında mı?
Kavram
Çok dilli bir sahneyi yazmanın ilk sorusu teknik değil, dramatiktir: seyirci bu repliği anlamalı mı? Cevap evet ise replik alt yazılanır ve seyirci, o dili bilen karakterlerle aynı bilgiye sahip olur. Cevap hayır ise replik alt yazısız bırakılır ve seyirci, o dili bilmeyen karakterle aynı yerde durur. İkisi de meşrudur; ama her biri sahnenin bakış açısını başka bir karaktere verir.
Senaryoda bu karar her replik için işaretlenir. Yaygın bir yol, alt yazılanacak repliği Türkçe çevirisiyle yazıp parantez içinde dilini ve alt yazıyı belirtmektir: «(Kürtçe, alt yazılı)». Alt yazılanmayacak replik ise kendi dilinde yazılır ve parantez içinde «(Kürtçe, alt yazısız)» notu düşülür; çünkü oyuncu o repliği söyleyecektir ve yazar onun ne söylediğini bilmelidir. Bazı yazarlar alt yazısız repliğin Türkçe anlamını da bir dipnotla ya da eylem satırında verir; bu, yönetmen ve oyuncu içindir, seyirci için değil.
Anlaşılmazlık bir eksiklik değil, bir araçtır. Bir karakter, yanındaki iki kişinin kendi dillerinde konuştuğunu duyduğunda dışarıda kalır; seyirci de onunla dışarıda kalırsa bu duyguyu birlikte yaşar. Bir anne ile çocuğu, yabancıların yanında kendi dillerine geçtiğinde bir sır paylaşır. İki dil arasındaki geçiş de bir şey söyler: bir karakter bir cümleye Türkçe başlayıp kendi diline geçerse, söyleyeceği şeyin artık daha kişisel olduğunu gösterir.
Çok dilli sahnenin bir de doğruluk sorumluluğu vardır. Yazar bilmediği bir dilde replik yazmamalıdır. Kürtçe, Arapça, Lazca ya da başka bir dilde yazılan her replik, o dili anadil olarak konuşan birine okutulmalıdır. Lehçe farkları da önemlidir: bir dilin farklı lehçeleri farklı kelimeler kullanabilir. Yanlış yazılmış bir replik, o dili konuşan seyirci için sahneyi bir anda yıkar ve bir saygısızlık gibi duyulur.
Dil seçimi bir de güç ilişkisi taşıyabilir. Bir resmî dairede, bir hastanede, bir okulda hangi dilin konuşulduğu, kimin anlaşıldığını ve kimin anlaşılmadığını belirler. Kendi dilinde derdini anlatamayan bir karakter, yalnızca bir iletişim sorunu yaşamaz; bir güçsüzlük yaşar. Ona kendi dilinde cevap veren biri ise yalnızca tercüme etmez, onu yeniden konuşabilir kılar. Beşinci modülde gördüğümüz statü ve güç kavramları, çok dilli sahnelerde dilin kendisine bağlanır.
Son olarak, çok dilli sahne bir karakterin dünyasını da genişletir. Kendi dilinde konuşan bir karakter, Türkçe konuştuğunda olduğundan başka biri olabilir: daha rahat, daha komik, daha sert, daha yumuşak. Yazar bu farkı bilerek kullanabilir. Bir karakterin iki dildeki sesi, onun iki dünyası arasındaki mesafeyi gösterir.
Sahnede
Bir cumartesi sabahı, ilk sefer. Burcu ön koltukta. Yolun ortasında yaşlı bir kadın el kaldırıyor, arka koltuğa oturuyor. Telefonu çalıyor.
İÇ. DOLMUŞ — SABAH. Kadın telefonu kulağına götürür. Sesi yumuşak, aceleci.
KADIN
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazısız)
Erê, erê. Ez têm. Ez têm.
Kerem aynadan bakar. Kadın telefonu kapatır, bir süre pencereden dışarı bakar. Gözleri dolar. Sonra cüzdanından para çıkarır, öne uzatır.
KADIN
Oğlum… hastane. Büyük hastane.
KEREM
Hastane… şey, son durak, teyze. Yani yakın.
Burcu arkaya döner. Kadına bakar.
BURCU
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazılı)
Anne, iyi misin?
Kadın şaşırır. Yüzü değişir; bir an gülümser.
KADIN
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazılı)
İyiyim, kızım. Sağ ol.
BURCU
Ben de oradayım. Acilde. Size yolu gösteririm.
Kerem aynadan önce kadına, sonra Burcu'ya bakar.
KEREM
Sen… şey, biliyor musun?
BURCU
Babaannemden. Biraz.
Sahnenin iki Kürtçe anı iki farklı karara dayanıyor. İlki, kadının telefon konuşması, alt yazısız. Seyirci Kerem'in yanında duruyor: kelimeleri anlamıyor, ama tonu duyuyor. «Erê, erê. Ez têm» sözleri bir aceleyi ve bir endişeyi taşıyor; gözlerin dolması gerisini söylüyor. Kerem de seyirci de bir şeyin olduğunu biliyor, ne olduğunu bilmiyor. Bu, anlaşılmazlığın bir araç olarak kullanılması: seyirci dışarıda, ama dışarıda kalmanın kendisi bir şey anlatıyor.
İkinci Kürtçe an, Burcu ile kadının kısa konuşması, alt yazılı. Seyirci bu sefer Burcu'nun yanında: «Anne, iyi misin?» — «İyiyim, kızım. Sağ ol.» Senaryoda bu replikler Türkçe çevirisiyle yazıldı ve parantez içinde dilini ve alt yazıyı belirtti. Bakış açısı Kerem'den Burcu'ya geçti. Kerem ise şimdi dışarıda kalan tek kişi; aynadan bakması ve «Sen… şey, biliyor musun?» sorusu bunu gösteriyor.
Dil geçişi de bir şey söylüyor. Kadın Kerem'e kırık bir Türkçeyle konuşuyor: «Oğlum… hastane. Büyük hastane.» Burcu'ya ise kendi dilinde, tam ve yumuşak cümlelerle. Burcu kendi diline geçtiğinde kadının yüzü değişiyor. Aynı kadın, iki dilde iki farklı insan: birinde bir yabancı, ötekinde bir anne.
Ve Burcu'nun «Babaannemden. Biraz.» cevabı, onun hakkında yeni bir şey açığa çıkarıyor: bir aile geçmişi, bir dil, bir yakınlık. Kerem Burcu'yu bir hemşire olarak tanıyor; şimdi bir torun olarak da tanıyor. Tek bir sahne, bir karakterin dünyasını genişletti.
Bir not: bu sahnedeki Kürtçe replikler en temel kalıplarla sınırlı tutuldu. Gerçek bir senaryoda bu replikler ve bölgeye göre lehçe seçimi, Kurmancî konuşan biri tarafından kontrol edilmelidir.
İki sürüm
Aynı sahnenin alt yazı kararı verilmeden yazılmış hâli.
İlk taslak
KADIN
(telefonda, Kürtçe)
Evet, evet, geliyorum, oğlum hastanede, çok korkuyorum, yetişmem lazım.
BURCU
(Kürtçe)
Teyze, ben hemşireyim, sizinle Kürtçe konuşabilirim, babaannem Kürt'tü.
KADIN
(Kürtçe)
Ah kızım, ne güzel, oğlum kaza geçirdi, acilde yatıyor.
KEREM
Ne konuşuyorsunuz?
Yeniden yazım
KADIN
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazısız)
Erê, erê. Ez têm. Ez têm.
KADIN
Oğlum… hastane. Büyük hastane.
BURCU
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazılı)
Anne, iyi misin?
KADIN
(Kürtçe, Kurmancî, alt yazılı)
İyiyim, kızım. Sağ ol.
KEREM
Sen… şey, biliyor musun?
BURCU
Babaannemden. Biraz.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Çok dilli sahnede ilk karar seyircinin neyi anlayacağıdır.
- Alt yazı kararı sahnenin bakış açısını belirler.
- Anlaşılmazlık bir araçtır: dışarıda kalışı, sırrı, yakınlığı taşır.
- Türkçe dışı her replik o dili anadil olarak konuşan birine okutulmalıdır.
- Bir karakterin iki dildeki sesi, iki dünyası arasındaki mesafeyi gösterir.
İlk taslakta bütün Kürtçe replikler Türkçe yazılmış ve hiçbirinin alt yazılanıp alt yazılanmayacağı belirtilmemiş. Yönetmen ne yapacağını bilmiyor; seyircinin neyi anlayacağı karar verilmemiş. Üstelik replikler her şeyi açıklıyor: kadının korkusu, oğlunun kazası, Burcu'nun babaannesi, hepsi adlandırılmış. Seyirci her şeyi anlarsa, Kerem'in «Ne konuşuyorsunuz?» sorusu bir anlam taşımıyor; seyirci Kerem'den çok daha fazlasını biliyor ve onun dışarıda kalışını hissetmiyor.
Yeniden yazımda iki ayrı karar var. Seyirci önce Kerem'in yanında durup dışarıda kalıyor, sonra Burcu'nun yanına geçip içeriyi duyuyor. Bilgi az ama bakış açısı net.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışÇok dilli bir sahnede bütün replikler seyircinin anlaması için alt yazılanır.
Alt yazı bir karardır. Alt yazısız bırakılan replik, seyirciyi o dili bilmeyen karakterin yanına koyar ve anlaşılmazlığı bir araç olarak kullanır.
Yaygın yanlışYazar bilmediği bir dilde replik yazabilir; nasılsa çoğu seyirci anlamaz.
O dili konuşan seyirci her hatayı fark eder. Türkçe dışındaki her replik, o dili anadil olarak konuşan birine okutulmalı; lehçe seçimi de kontrol edilmelidir.
Yaygın yanlışBir karakter iki dilde aynı biçimde konuşur.
İki dil, iki ses olabilir. Bir karakterin kendi dilindeki sesi ile ikinci dilindeki sesi arasındaki fark, onun iki dünyası arasındaki mesafeyi gösterir.
Kendi sahnende
Özet
- Çok dilli sahnede ilk karar seyircinin neyi anlayacağıdır.
- Alt yazı kararı sahnenin bakış açısını belirler.
- Anlaşılmazlık bir araçtır: dışarıda kalışı, sırrı, yakınlığı taşır.
- Türkçe dışı her replik o dili anadil olarak konuşan birine okutulmalıdır.
- Bir karakterin iki dildeki sesi, iki dünyası arasındaki mesafeyi gösterir.
Kendini sına
- Kadının telefon konuşması neden alt yazısız bırakılmış?
- Burcu ile kadının konuşması alt yazılı olduğunda bakış açısı nasıl değişiyor?
- İlk taslakta Kerem'in «Ne konuşuyorsunuz?» sorusu neden boşa düşüyor?
Yanıtlar
- Seyirciyi Kerem'in yanına koymak için. Seyirci kelimeleri anlamıyor, yalnızca tonu ve dolan gözleri görüyor; bir şeyin olduğunu biliyor ama ne olduğunu bilmiyor. Anlaşılmazlık burada endişeyi taşıyor.
- Seyirci Burcu'nun yanına geçiyor ve konuşmayı anlıyor. Kerem ise artık dışarıda kalan tek kişi; aynadan bakması ve «Sen… şey, biliyor musun?» sorusu bunu gösteriyor.
- Çünkü bütün Kürtçe replikler açıklayıcı ve alt yazı kararı yok; seyirci her şeyi anlıyor ve Kerem'den çok daha fazlasını biliyor. Kerem'in dışarıda kalışı hissedilmiyor; soru yalnızca bir boşluk doldurucu oluyor.
Sonraki derse köprü
Burcu ile kadının iki repliği alt yazıyla seyirciye ulaştı. Ama alt yazının kendi sınırları vardır: satıra sığmak zorundadır. Bir sonraki ders alt yazı ve dublajı inceliyor: satır sınırının ve dudak eşlemesinin diyaloğu nasıl sıkıştırdığını.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.