İçeriğe geç

21.6 · Seviye 8 · Tür ve Biçim

Tiyatro ve sinema

Sahnede sözün, perdede görüntünün yükü taşıdığını; bir tiyatro sahnesini sinemaya çevirirken neyin kesildiğini gösterir

Diyalog Akademisi · Başka Biçimler · 1.555 kelime · 16 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir kasaba salonunda bir tiyatro oyunu oynanıyor. Sahnede tek bir masa, iki sandalye ve bir pencere çerçevesi var; pencerenin arkasında hiçbir şey yok. Kadın oyuncu pencereye yürüyor, dışarı bakıyor ve uzun bir konuşma yapıyor: denizin rengini, uzaktaki bir gemiyi, yıllar önce o gemiyle giden kocasını anlatıyor. Seyirci denizi görmüyor, ama kadının sesinden görüyor. Aynı oyun yıllar sonra filme çekiliyor. Kamera kadının arkasından pencereye bakıyor: deniz, gemi, bir martı. Kadın tek kelime söylemiyor. Seyirci yine her şeyi anlıyor.

Tiyatroda kadının sözü denizi kurdu. Sinemada deniz zaten oradaydı ve kadının sözü fazlalık olurdu. Aynı an, iki biçimde, yükünü iki farklı şeye verdi.

Bu modülde diyaloğun kısa filmde, reklamda, animasyonda, oyunda ve seste nasıl değiştiğini gördük. Kapanışı iki eski komşuya ayırdık: sahne ve perde. Diyaloğun en uzun soylu biçimi tiyatrodur ve sinemaya çevrildiğinde ilk kesilen şey çoğu zaman sözdür.

Tek fikir

Tiyatroda yükü söz taşır, sinemada görüntü. Sahne, mekânı, zamanı ve iç dünyayı sözle kurmak zorundadır; perde onları gösterir. Oyunu perdeye taşıyan yazarın işi, sözün yaptığı işi görüntüye devretmek ve ardından görüntünün zaten yaptığı işi tekrar eden sözü kesmek gerekir.

Kavram

Tiyatro sahnesi sınırlıdır. Birkaç dekor parçası, birkaç ışık, birkaç oyuncu. Seyirci uzaktadır; oyuncunun yüzündeki küçük bir kıpırtıyı göremez. Bu yüzden tiyatroda söz, sinemada görüntünün yaptığı birçok işi üstlenir. Mekânı tarif eder: «Bu evde otuz yıldır kimse pencereyi açmadı.» Zamanı kurar: «Sabah olmak üzere.» Geçmişi anlatır: «O gemiyle gitti.» İç dünyayı dışa vurur: monologlar, kendi kendine konuşmalar, seyirciye hitaplar.

Bu sahne sözü tiyatroda bir kusur değil, bir güçtür. Seyirci sözü dinleyerek görüntüyü kendisi kurar ve bu kuruluş, tiyatronun büyüsünün bir parçasıdır. On yedinci modülde gördüğümüz monolog, kamusal konuşma ve dinleyen, en doğal yerlerini tiyatroda bulur.

Sinema ise sınırsız bir göz sunar. Kamera yüze yaklaşır ve en küçük kıpırtıyı gösterir. Mekân görünür; zaman ışıkla, mevsimle, saatle gösterilir. Geçmiş bir geri dönüşle, bir fotoğrafla, bir nesneyle gelir. Bu yüzden sinemada sahne sözünün yaptığı işlerin çoğu zaten görüntü tarafından yapılır. Söz bu işleri tekrar ederse, seyirci aynı şeyi iki kez alır: bir kez gözüyle, bir kez kulağıyla.

Uyarlamanın ilk adımı, her repliğe şu soruyu sormaktır: bu söz neyi taşıyor? Mekânı mı, zamanı mı, geçmişi mi, bir duyguyu mu, yoksa iki karakter arasındaki asıl alışverişi mi? Mekânı, zamanı ve geçmişi taşıyan sözler çoğu zaman görüntüye devredilebilir. Duyguyu taşıyan sözler bir yüze, bir harekete devredilebilir. Asıl alışverişi taşıyan sözler ise kalır, ama kısalır.

Bu devir bazen sahneyi dışarı açmayı gerektirir. Tiyatroda tek bir odada geçen sahne, sinemada bir balkona, bir sokağa, bir dolmuşa taşınabilir; çünkü sinemanın kamerası odanın dışına çıkabilir. Bu açılma, sahnenin söylediklerini görünür kılar. Ama dikkatli yapılmalıdır: tiyatronun kapalı mekânı bazen sahnenin anlamının bir parçasıdır ve onu açmak bir şey kaybettirebilir.

Bir de oyuncu meselesi var. Tiyatro oyuncusu salonun son sırasına ulaşmak zorundadır; sesi ve hareketi büyüktür. Sinema oyuncusu ise kameraya birkaç santimden oynar. Tiyatro için yazılmış bir replik, perdede yüksek sesle söylenmiş bir fısıltı gibi duyulabilir. Sinemaya çevirirken replikleri kısaltmak, oyuncunun küçük oynamasına da yer açar.

Son olarak, her tiyatro sözü kesilmez. Bazı tiyatro uyarlamaları sözü bilerek korur ve sinemaya bir sahne duygusu taşır. Bu bir seçimdir; yazar ne kestiğini bildiği gibi, neyi neden koruduğunu da bilmelidir.

Sahnede

Aynı anı önce bir tiyatro sahnesi, sonra bir film sahnesi olarak yazalım. Şükrü, Rıfat'a söz verdiği gül saksısını getirdi. Rıfat onu annesinin balkonuna koyacak.

Önce tiyatro sayfası.

SAHNE: Bir masa, iki sandalye, bir pencere çerçevesi. Masada bir gül saksısı. Rıfat ve Şükrü ayakta.

RIFAT

Annem her sabah bu balkonda otururdu, abi. Şu pencerenin önünde. Çayını alırdı, ilk seferi beklerdi. Babamın arabası gelirdi, üç korna. Sonra senin araban, iki korna. Sonra Kerem'in. Annem bardağını kaldırırdı. Ben uyurdum. Yıllarca uyudum. Şimdi annem yok, balkon boş. Kornayı kim duyacak?

ŞÜKRÜ

Sen duyacaksın.

RIFAT

Ben mi?

ŞÜKRÜ

Yedide. Kerem çalar. Sen bardağı kaldırırsın.

Sonra film sayfası.

DIŞ. RIFAT'IN EVİ, BALKON — SABAH. Şafak. Boş bir sandalye. Rıfat balkona çıkar, elinde gül saksısı, sandalyenin yanına koyar. İçeri girer.

DIŞ. RIFAT'IN EVİ, BALKON — ERTESİ SABAH. Yedi. Rıfat sandalyede, elinde bir çay bardağı. Gözleri yarı kapalı. Yanında gül saksısı.

DIŞ. SOKAK — SÜREKLİ. Kerem'in dolmuşu köşeden döner. Ön koltukta Şükrü.

ŞÜKRÜ

Çal.

İki korna. Balkonda Rıfat'ın gözleri açılır. Bardağı kaldırır. Dolmuş geçer. Rıfat bardağı indirmez; dolmuş köşede kaybolana kadar.

KEREM

Kaldırdı mı?

ŞÜKRÜ

Kaldırdı.

Tiyatro sayfasında Rıfat'ın uzun repliği her şeyi taşıyor: balkonu, annesini, kornaları, babasını, Şükrü'yü, Kerem'i, kendi uykusunu, boşluğu. Sahnede bir pencere çerçevesinden başka bir şey yok; bu yüzden balkon, sabah, dolmuşlar ve korna sesleri Rıfat'ın sözüyle kurulmak zorunda. Seyirci uzaktan dinliyor ve sözden bir dünya yapıyor. Bu replik tiyatroda fazla değil; sahne onu gerektiriyor. Şükrü'nün kısa cevapları ise tiyatroda da sinemada da aynı işi görüyor: asıl alışveriş.

Film sayfasında Rıfat'ın uzun repliği tamamen kesildi. Ne taşıyordu? Balkonu: balkon görünüyor. Sabahı: şafak görünüyor. Kornaları: duyuluyor. Annesinin bardağı kaldırması: Rıfat'ın bardağı kaldırması onu gösteriyor. Rıfat'ın yıllarca uyuması: gözlerinin yarı kapalı olması ve korna sesiyle açılması. Boşluk: boş sandalye. Repliğin taşıdığı her şey bir görüntüye devredildi.

Ve asıl alışveriş de değişti. Tiyatroda Şükrü'nün «Sen duyacaksın» cevabı sahnenin dönüşüydü. Filmde bu dönüş hiç söylenmiyor; Rıfat'ın sandalyeye oturmasıyla gösteriliyor. Filmde kalan tek diyalog, dolmuşun içinde: «Kaldırdı mı?» — «Kaldırdı.» Bu iki replik tiyatroda yoktu, çünkü tiyatroda balkon ile dolmuş aynı anda gösterilemezdi. Sinema sahneyi dışarı açtı ve yeni bir alışveriş doğdu.

İki sürüm

Tiyatro sahnesinin sinemaya olduğu gibi taşınmış hâli.

İlk taslak

DIŞ. RIFAT'IN EVİ, BALKON — SABAH. Rıfat ile Şükrü balkonda, gül saksısının yanında.

RIFAT

Annem her sabah bu balkonda otururdu, abi. Şu sandalyede. Çayını alırdı, ilk seferi beklerdi. Babamın arabası gelirdi, üç korna. Sonra senin araban, iki korna.

RIFAT

Annem bardağını kaldırırdı. Ben uyurdum. Şimdi annem yok, balkon boş. Kornayı kim duyacak?

ŞÜKRÜ

Sen duyacaksın.

RIFAT

Ben mi?

Yeniden yazım

DIŞ. RIFAT'IN EVİ, BALKON — ERTESİ SABAH. Yedi. Rıfat sandalyede, elinde bir çay bardağı. Yanında gül saksısı.

ŞÜKRÜ

Çal.

İki korna. Rıfat bardağı kaldırır.

KEREM

Kaldırdı mı?

ŞÜKRÜ

Kaldırdı.

KEREM

Yarın da çalarız.

ŞÜKRÜ

Çalarız.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Tiyatroda yükü söz, sinemada görüntü taşır.
  2. Sahne sözü tiyatronun gücüdür; perdeye olduğu gibi aktarıldığında fazla duyulur.
  3. Sinemaya çevirirken sözün taşıdığı mekân, zaman, geçmiş ve duygu görüntüye devredilir.
  4. Asıl alışveriş kalır ama kısalır; sahneyi dışarı açmak yeni alışverişler doğurabilir.
  5. Korunan tiyatro sözü de bir seçimdir ve bilinçli yapılmalıdır.

İlk taslakta tiyatro sahnesi bir balkona taşınmış ama sözü değişmemiş. Rıfat balkonda durup balkonu anlatıyor; sandalyenin yanında durup «Şu sandalyede» diyor. Görüntü ile söz aynı şeyi iki kez söylüyor. Kamera yüze yakın olduğu için uzun repliğin her kelimesi büyüyor ve sahne bir tiyatro kaydına dönüşüyor. Sinema sahneyi açabilirdi, ama açmamış.

Yeniden yazımda söz görüntüye devredilmiş. Kornayı duyan, bardağı kaldıran, sandalyeye oturan Rıfat; ve sahneyi yorumlayan, uzaktan, dolmuşun içindeki iki adam. Son iki replik yeni bir şey ekliyor: bu bir kerelik değil, bir başlangıç.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir tiyatro oyunu sinemaya uyarlanırken diyaloğu korunmalıdır; oyunun gücü sözündedir.
Doğrusu

Sahne sözü perdede görüntünün yaptığı işi tekrar eder. Mekânı, zamanı ve geçmişi taşıyan sözler görüntüye devredilmeli, kesilmelidir.

Yaygın yanlışSinemaya uyarlama, sahneyi dışarı açmaktan ibarettir.
Doğrusu

Dışarı açılan sahne sözünü de değiştirmelidir. Balkonda durup balkonu anlatan karakter, açılmanın değerini yok eder.

Yaygın yanlışTiyatro diyaloğu uzun ve açıklayıcıdır, bu yüzden kötüdür.
Doğrusu

Sahne sözü tiyatronun gücüdür; seyirci sözden bir dünya kurar. Sorun sözün kendisi değil, onu görüntünün zaten yaptığı bir işi yapmak için perdeye taşımaktır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Tiyatroda yükü söz, sinemada görüntü taşır.
  2. Sahne sözü tiyatronun gücüdür; perdeye olduğu gibi aktarıldığında fazla duyulur.
  3. Sinemaya çevirirken sözün taşıdığı mekân, zaman, geçmiş ve duygu görüntüye devredilir.
  4. Asıl alışveriş kalır ama kısalır; sahneyi dışarı açmak yeni alışverişler doğurabilir.
  5. Korunan tiyatro sözü de bir seçimdir ve bilinçli yapılmalıdır.

Kendini sına

  1. Tiyatro sayfasında Rıfat'ın uzun repliği neleri taşıyor?
  2. Film sayfasında bu replik kesildiğinde onun işini neler yapıyor?
  3. «Kaldırdı mı?» — «Kaldırdı.» alışverişi neden tiyatro sayfasında yok?

Yanıtlar

  1. Balkonu, sabahı, annesinin alışkanlığını, kornaları, babasını, Şükrü'yü, Kerem'i, kendi yıllarca uyumasını ve annesinin ölümünden sonraki boşluğu. Sahnede bunlardan hiçbiri görünmediği için hepsi sözle kurulmak zorunda.
  2. Balkon ve şafak görüntüyle, kornalar sesle, annesinin bardağı kaldırması Rıfat'ın bardağı kaldırmasıyla, yıllarca uyuması yarı kapalı gözleriyle, boşluk boş sandalyeyle. Repliğin her parçası bir görüntüye devrediliyor.
  3. Çünkü tiyatroda balkon ile dolmuş aynı anda gösterilemez. Sinema sahneyi dışarı açtı ve iki mekânı birlikte gösterdi; bu açılma, dolmuşun içinde yeni bir küçük alışveriş doğurdu.

Sonraki derse köprü

Bu modül diyaloğu biçimden biçime taşıdı. Yeni seviye başka bir taşımaya geçiyor: dilden dile ve kitaptan perdeye. İlk ders çok dilli sahne: birden fazla dilin konuşulduğu bir sahnenin sayfada nasıl yazılacağı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.