İçeriğe geç

2.7 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Ağız ve yöre

Yöre ağzını harf harf yazmak yerine birkaç kelime, söz dizimi ve hitapla duyurmayı; oyuncuya ve okura bırakılacak payı öğrenir

Diyalog Akademisi · Türkçenin Konuşma Dili · 1.538 kelime · 15 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir televizyon dizisinde Karadenizli bir karakter düşün. Neredeyse her repliğinde ünlüler değişmiş, ekler bükülmüş, her cümle bir «uşağum» ile bitiyor. Belki güldürüyor. Ama bir süre sonra karakteri değil, bir taklidi izlediğini fark ediyorsun. Bir yöreden gelen biri bunu izlerken gülmüyor, belki de rahatsız oluyor.

Bir de başka bir sahne düşün. Bir oyuncu, senaryoda hiçbir yöresel yazım olmadığı hâlde, bir annenin sesini öyle buluyor ki seyirci onun hangi şehirden geldiğini ilk cümlede anlıyor. Sayfada bir ağız yoktu. Ağız oyuncunun ağzındaydı.

Türkçe yörelerin dilidir. Her bölgenin sesleri, ezgisi, kelimeleri ve hitapları farklıdır. Diyalog yazarı bu zenginliği kullanmak ister ama bir tuzakla karşılaşır: ağzı yazmaya kalktığında karakteri kaybedebilir. Bu ders ağzı ve yöreyi sayfada nasıl duyuracağımızı anlatıyor.

Tek fikir

Yöre ağzını harf harf yazmak çoğu zaman karakteri bir karikatüre çevirir. Birkaç doğru işaret yeter; ağzın gerisi oyuncunun işidir.

Kavram

Ağzın birkaç katmanı vardır ve her biri sayfaya farklı biçimde taşınır.

İlk katman sestir. Ünlülerin farklı söylenmesi, bazı ünsüzlerin yumuşaması ya da sertleşmesi, eklerin farklı ses alması. Bu katman sayfaya en zor taşınan ve en kolay yanlış giden katmandır. Kelimeleri tek tek ağızdaki gibi bükerek yazmak okumayı zorlaştırır, oyuncuyu bağlar ve çoğu zaman yöreyi tam yansıtmaz bile. Ses katmanı çoğu zaman oyuncuya bırakılır.

İkinci katman ezgidir. Cümlenin yükselip alçalışı, vurgunun yeri, konuşmanın hızı. Bu katman sayfaya hiç yazılamaz. Ancak karakter tanıtılırken kısa bir notla belirtilebilir: «Rize ağzıyla konuşur.»

Üçüncü katman kelimedir. Bazı kelimeler bir yöreye aittir. Karadeniz'de «uşağum», Ege'de «gari» ya da «ula» gibi. Bu kelimeler sayfaya taşınabilir ve taşınmalıdır, ama ölçüyle. Bir sahnede bir ya da iki yöresel kelime, karakteri yerine oturtmaya yeter.

Dördüncü katman söz dizimi ve hitaptır. Cümlenin nasıl kurulduğu, hangi parçacıkların kullanıldığı, insanlara nasıl seslenildiği. Bu katman çoğu zaman en güvenilir olanıdır. Yazım kurallarını bozmadan sayfaya geçer ve okuru yormaz.

Bu katmanlardan bir yöntem çıkar. Karakter tanıtılırken bir not düşülür. Diyalogda bir iki yöresel kelime ve bir hitap kullanılır. Söz dizimi yöreye uygun kurulur. Ses ve ezgi oyuncuya bırakılır. Böylece sayfa okunur kalır, karakter yerinde durur ve oyuncu kendi işini yapabilir.

Bir de tutarlılık meselesi var. Bir karakterin yöresel kelimeleri senaryo boyunca aynı kalmalıdır. Bir sahnede «uşağum» diyen, ötekinde birden İstanbul Türkçesine geçen bir karakter yazım hatası gibi görünür. Ama bu geçiş bilinçliyse, çok güçlü bir araçtır.

Ağzı değiştirmek, hitabı değiştirmek gibi bir ilişki olayıdır. Birçok insan kendi yöresinden biriyle konuşurken ağzına döner, yabancıyla ya da resmî bir ortamda ölçünlü Türkçeye geçer. Bir karakterin hangi sahnede, kiminle ağzına döndüğü, onun kime yakın ve nerede rahat olduğunu gösterir. Yıllar önce şehre gitmiş bir karakterin ağzını kaybetmesi ise bir aidiyetin kaybını anlatabilir.

Pratikte iki şey daha işe yarar. İlki oyuncu notudur. Senaryonun başındaki karakter tanıtımı, ağzın ne kadar belirgin olacağını söyleyebilir: «hafif bir Rize ağzı», «belirgin bir Ege ağzı, ama sesini yükseltince kaybolur». Bu not, sayfaya tek bir bükülmüş kelime yazmadan oyuncuya ve yönetmene yön verir. İkincisi seçimdir. Bir yörenin ağzını en iyi o yöreden gelen ya da o ağzı gerçekten çalışmış oyuncu taşır. Yazar bunu belirleyemez ama sahneyi buna açık yazabilir.

Ana dili Türkçe olmayan karakterler için de aynı ilke geçerlidir. Kürtçe, Lazca, Arapça ya da başka bir dili ana dili olarak konuşan bir karakterin Türkçesi kendine özgü kuruluşlar taşıyabilir. Bunu bir eksiklik ya da güldürü malzemesi olarak değil, iki dilde yaşayan bir insanın sesi olarak yazmak gerekir. Birkaç işaret yine yeter; gerisi saygıyla oyuncuya bırakılır.

Son olarak saygı meselesi. Türk sinemasında ve televizyonunda yöresel ağız uzun süre bir güldürü aracı olarak kullanıldı: köylü saf, taşralı gülünç. Bir karakterin ağzı onun zekâsı, derinliği ya da değeri hakkında hiçbir şey söylemez. Ağız bir insanın nereden geldiğini gösterir, kim olduğunu değil. Yöresel ağızla konuşan bir karakter en zeki, en derin ya da en güçlü karakter olabilir. Ağzı bir şakanın malzemesi yapmak, bir yazarın en kolay ve en ucuz seçimidir.

Sahnede

Son Sefer. Durak kahvesi, akşam. Şükrü, Nazmi ve Sevgi aynı masada. Sevgi on beş yıldır İstanbul'da yaşıyor.

İÇ. DURAK KAHVESİ — AKŞAM. Kahve tenha. Şükrü, Nazmi ve Sevgi köşedeki masada. Nazmi'nin önünde bir tavla.

NAZMİ

Uşağum, bu kız İstanbul'da dilini unutmuş.

SEVGİ

Unutmadım Nazmi amca.

NAZMİ

De bakayım bir «uşağum».

SEVGİ

Uşağum.

Nazmi kahkahayı basıyor. Şükrü gülümsemiyor.

ŞÜKRÜ

Olmadı.

SEVGİ

Ne olmadı baba?

ŞÜKRÜ

Annen gibi söyleyemiyorsun.

Sevgi'nin gülüşü yüzünde kalıyor. Nazmi zarları alıp sallıyor.

NAZMİ

Sen de, Şükrü. Kız İstanbul'da hukuk okudu, ne yapsın.

Sahnede ağız iki iş görüyor. Önce bir aidiyet oyunu. Nazmi, Sevgi'yi Karadeniz'in bir kelimesiyle sınıyor: «De bakayım bir uşağum.» Şaka gibi duruyor; altında bir soru var. Sen hâlâ buralı mısın? Sevgi kelimeyi söylüyor ve Nazmi gülüyor. Oyun bitti gibi görünüyor.

Sonra Şükrü oyunu bir yaraya çeviriyor. «Annen gibi söyleyemiyorsun.» Ağız burada yalnız bir yöre değil, bir kişi. Nebahat'ın sesi, kızının ağzında yok. Sevgi'nin İstanbul'da kaybettiği şey bir aksan değil, annesine benzeyen bir şey. Şükrü bunu kızgınlıkla değil, bir kayıp duygusuyla söylüyor.

Sayfada dikkat edilmesi gereken şey, Karadeniz ağzının neredeyse hiç yazılmamış olması. Yalnız bir kelime var: «uşağum». Geri kalan replikler ölçünlü Türkçe. Nazmi'nin ve Şükrü'nün Rize ağzı, karakter tanıtımında bir notla belirtilir ve oyuncuya bırakılır. Sahnenin ağzı hakkındaki gerçek bilgi, tek bir kelimenin etrafında kurulan ilişki.

İki sürüm

Kalem Odası. Manisa'dan gelen yaşlı bir davacı, İhsan Amca, davasının ne durumda olduğunu sormaya gelmiş.

İlk taslak

İHSAN AMCA

Hanım gızım, benim davaa ne oldu gari? Ben Manisa'dan geldim, yol da gıssa deel.

MERAL

Dosya numaranız?

İHSAN AMCA

Numarasını bilmeyom ki gızım. Ben şindi okuma da bilmeyom.

Yeniden yazım

İHSAN AMCA

Hanım kızım, benim dava ne oldu gari? Sabah otobüsüyle Manisa'dan geldim.

MERAL

Dosya numaranız?

İHSAN AMCA

Numarasını oğlan biliyordu. Oğlan Almanya'da.

Meral bir an bakıyor. Sonra bilgisayarına dönüyor.

MERAL

Adınız, soyadınız. Bulurum ben.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Ağız ses, ezgi, kelime ve söz dizimi katmanlarından oluşur; her katman sayfaya farklı biçimde taşınır.
  2. Ses ve ezgi oyuncuya bırakılır; sayfaya bir tanıtım notu, birkaç yöresel kelime ve bir hitap yeter.
  3. Ağzı değiştirmek bir ilişki olayıdır; karakterin kiminle yöresine döndüğü, kime yakın olduğunu gösterir.
  4. Ağız bir insanın nereden geldiğini gösterir, kim olduğunu değil; onu güldürü malzemesi yapmak en ucuz seçimdir.

İlk taslakta İhsan Amca'nın her kelimesi söylendiği gibi yazılmış: «gızım», «davaa», «gıssa deel», «bilmeyom», «şindi». Sayfa okunmuyor, oyuncu bağlanıyor ve karakter bir taklide dönüşüyor. Üstelik okuma bilmediğini söyletmek, yöreyi cehaletle birleştiren eski bir kalıba düşüyor.

Yeniden yazımda yalnız bir yöresel kelime var: «gari». «Hanım kızım» hitabı ve cümle kuruluşu yaşlı bir taşralı amcayı yerine oturtuyor. Ege ağzının gerisi oyuncunun sesinde. İhsan Amca'nın derdi de değişmiş: okuma bilmemek değil, numarayı bilen oğlunun Almanya'da olması. Bu bir yalnızlık bilgisi ve Meral'in tavrını değiştiriyor. Meral'in son repliği kuru ama bir yardım: «Bulurum ben.»

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışBir yöreyi gerçekçi göstermek için kelimeleri ağızdaki gibi bükerek yazmak gerekir.
Doğrusu

Harf harf yazılmış ağız okumayı zorlaştırır, oyuncuyu bağlar ve çoğu zaman yöreyi doğru yansıtmaz. Birkaç doğru işaret, sayfayı dolduran yüzlerce bükülmüş kelimeden daha iyi iş görür.

Yaygın yanlışYöresel ağız bir karaktere sıcaklık ve mizah katar.
Doğrusu

Ağız bir yerin işaretidir, bir kişiliğin değil. Onu sıcaklık, saflık ya da güldürü için kullanmak, bir yöreden gelen insanları bir kalıba sokar. Ağızla konuşan karakter de herkes kadar karmaşık olabilmelidir.

Yaygın yanlışBir karakter bir ağızla konuşuyorsa hep öyle konuşmalıdır.
Doğrusu

İnsanlar ağızlarını kiminle konuştuklarına göre değiştirir. Bir karakterin hangi sahnede yöresine döndüğü, hangi sahnede ölçünlü Türkçeye geçtiği, onun ilişkileri hakkında güçlü bir bilgidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Ağız ses, ezgi, kelime ve söz dizimi katmanlarından oluşur; her katman sayfaya farklı biçimde taşınır.
  2. Ses ve ezgi oyuncuya bırakılır; sayfaya bir tanıtım notu, birkaç yöresel kelime ve bir hitap yeter.
  3. Ağzı değiştirmek bir ilişki olayıdır; karakterin kiminle yöresine döndüğü, kime yakın olduğunu gösterir.
  4. Ağız bir insanın nereden geldiğini gösterir, kim olduğunu değil; onu güldürü malzemesi yapmak en ucuz seçimdir.

Kendini sına

  1. Bir yöre ağzının hangi katmanları sayfaya taşınabilir, hangileri oyuncuya bırakılır?
  2. Kahve sahnesinde Şükrü'nün «Annen gibi söyleyemiyorsun» demesi ağzı neye dönüştürüyor?
  3. Manisalı davacı sahnesinin ilk taslağındaki iki sorun nedir?

Yanıtlar

  1. Kelime, hitap ve söz dizimi katmanları sayfaya taşınabilir; karakter tanıtımında kısa bir not da düşülebilir. Ses ve ezgi ise çoğu zaman oyuncuya bırakılır, çünkü harf harf yazıldığında okumayı zorlaştırır ve karakteri bir taklide çevirir.
  2. Ağzı bir yöreden bir kişiye dönüştürüyor. Sevgi'nin kaybettiği şey bir aksan değil, annesi Nebahat'ın sesine benzeyen bir şey. Aidiyet oyunu bir kayıp duygusuna çevriliyor.
  3. Birincisi, her kelimenin harf harf yazılması sayfayı okunmaz ve karakteri bir taklit hâline getiriyor. İkincisi, karakterin okuma bilmediğini söyletmek yöreyi cehaletle birleştiren eski bir kalıba düşüyor.

Sonraki derse köprü

Ağız bir yerin sesini taşır. Bir de zamanın sesi var. Gençlerin dili, her kuşağın kendine ait kelimeleri, bir yıl sonra eskiyecek argo. Kerem'in ağzındaki bir kelime Şükrü'ye neden yabancı gelir? Sıradaki ders kuşak dilini ve argoyu ele alıyor: hangi kelime bir karakteri yaşına oturtur, hangisi senaryoyu çabucak tarih düşürür?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.