İçeriğe geç

2.6 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Deyim ve atasözü

Deyimin karakteri yaşlandırdığı, yerelleştirdiği ya da klişeye çevirdiği durumları ayırt eder

Diyalog Akademisi · Türkçenin Konuşma Dili · 1.509 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir sofrada herkes bir şey anlatıyor. Biri işlerin kötü gittiğinden yakınıyor. Masanın başındaki yaşlı adam bardağını bırakıyor ve tek bir cümle söylüyor: «Ayağını yorganına göre uzatacaksın.» Kimse itiraz etmiyor. Konu kapanıyor.

Atasözünün gücü buradan gelir. Bir kişinin fikri değil, kuşakların sözü gibi duyulur. Tartışmayı bitirir, çünkü ona itiraz etmek bütün bir geleneğe itiraz etmek gibidir.

Ama aynı cümle bir senaryoda başka bir şey olabilir. Bir karakterin ağzına konmuş bir atasözü onu canlandırabilir de, bir karikatüre çevirebilir de. Bir yazarın taslağı deyimlerle dolduğunda karakterler değil, bir deyimler sözlüğü konuşmaya başlar. Bu ders deyim ve atasözünü bir karakter aracı olarak ne zaman kullanacağımızı ve ne zaman bırakacağımızı anlatıyor.

Tek fikir

Deyim ve atasözü kendi başına bir şey söylemez; kimin ağzından, hangi anda ve nasıl söylendiği söyler. Bükülmüş bir atasözü, dosdoğru söylenmiş olandan çoğu zaman daha çok şey anlatır.

Kavram

İki kavramı ayırarak başlayalım.

Atasözü bir hüküm verir. Deyim ise bir durumu resimler. Bu fark sahnede de görülür. Atasözü söyleyen karakter bir öğüt verir, bir tartışmayı kapatır ya da bir otoriteye yaslanır. Deyim kullanan karakter ise konuşmasına renk, mizah ya da bir yöre havası katar.

Bir karakterin ağzındaki deyim ve atasözü dört şey yapabilir.

Karakteri yaşlandırabilir. Gündelik konuşmada atasözleri yaşlıların ağzında daha sık duyulur. Genç bir karakterin her cümlesine bir atasözü eklemek, onu yaşından büyük ya da tuhaf gösterir. Bilerek yapılırsa bu bir karakter bilgisidir: dedesiyle büyümüş bir genç, ya da yaşlıları taklit eden biri.

Karakteri yerine oturtabilir. Bazı deyimler belli bir yörenin, mesleğin ya da çevrenin malıdır. Bir şoförün yolla, bir aşçının mutfakla, bir denizcinin rüzgârla ilgili deyimleri olur. Bu deyimler karakterin dünyasını tek bir öbekle kurar.

Karakteri klişeye çevirebilir. En sık karşılaşılan tehlike budur. Bir karakter her duruma uygun bir atasözü buluyorsa artık bir insan değil, bir alıntı makinesidir. Seyirci onu dinlemez, bir sonraki atasözünü bekler.

Karakteri ele verebilir. Bir atasözünü bükmek, yanlış hatırlamak ya da ters çevirmek, karakter hakkında doğrudan söylenmiş her şeyden fazlasını anlatır. «Damlaya damlaya göl olur» diyen birine «Göl olmadan buharlaşıyor» diye cevap veren karakter, hem durumunu hem de mizahını tek cümlede gösterir.

Bükülmüş atasözü diyalog yazarının en verimli araçlarından biridir. Kalıp herkesçe bilindiği için, ondaki küçük bir değişiklik hemen fark edilir. Kelime değiştirilir, sonu başka bağlanır ya da atasözü kendi mantığıyla çürütülür. Seyirci bu bükülmede iki şeyi birden duyar: geleneğin sesini ve karakterin ona verdiği cevabı.

Bir de atasözü düellosu vardır. Türkçede neredeyse her atasözünün bir karşıtı bulunur. «Sakla samanı, gelir zamanı» diyen birine «Bugünün işini yarına bırakma» denebilir. İki karakterin birbirine atasözüyle karşılık vermesi, ikisinin de kendi görüşünü kuşakların arkasına sakladığı bir tartışmadır. Gerçek anlaşmazlık atasözlerinin altında kalır.

Atasözünün otoritesi bazen ondan önce gelen küçük bir girişle güçlendirilir: «Atalarımız boşuna dememiş», «Eskiler ne güzel söylemiş», «Ne demişler». Bu girişler konuşanın kendi fikrini geri çeker ve yerine geleneği koyar. Bir karakter tartışmayı kaybetmeye başladığında bu girişlere sık başvuruyorsa, sahnede bir şey söylenmiş olur: kendi sesine güvenmiyor, arkasına bir kalabalık alıyor.

Bir tuzak daha var: çeviriden gelen deyim. Yabancı dizilerden ve kitaplardan kelimesi kelimesine aktarılmış kalıplar Türkçede tuhaf durur. «Aynı sayfada olmak», «günün sonunda», «fil odada» gibi öbekler bazı çevrelerde gerçekten kullanılır ve o çevreleri anlatmak için işe yarar. Ama bir Rize kahvesinde, ya da bir adliye kaleminde yaşlı bir müdürün ağzında, çeviri kokan bir deyim karakteri değil, yazarın okuduğu kitapları ele verir.

Son olarak ölçü. Bir sahnede bir atasözü çoğu zaman yeter. İkincisi bir alışkanlık, üçüncüsü bir tik gibi duyulur. Bir karakterin atasözü kullanması onun sesinin bir parçasıysa, onu senaryoya yayarak kullanmak gerekir: her sahnede bir tane, ve hep aynı türden değil.

Sahnede

Son Sefer. Durak kahvesinde akşam. Kerem plakanın taksitlerini nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyor. Nazmi ve Şükrü masada.

İÇ. DURAK KAHVESİ — AKŞAM. Kerem bir masada, önünde bir kâğıt ve kalem. Şükrü karşısında. Nazmi çay getiriyor.

KEREM

Abi, ayda on bin taksit, bir de mazot, bir de sigorta. Nasıl çıkacak bilmiyorum.

NAZMİ

Ayağını yorganına göre uzatacaksın oğlum.

KEREM

Yorgan yok ki abi. Battaniye var, o da kısa.

NAZMİ

Damlaya damlaya göl olur.

KEREM

Damlıyor da abi. Göl olmadan buharlaşıyor.

ŞÜKRÜ

Sekiz bin.

KEREM

Ne?

ŞÜKRÜ

Taksit sekiz bin. On değil.

Kerem kâğıdına bakıyor, sonra Şükrü'ye.

NAZMİ

Hah. Gördün mü, her derdin bir dermanı var.

ŞÜKRÜ

Nazmi. Otur, çayını iç.

Sahnede üç karakter, üç ayrı konuşma biçimi. Nazmi atasözleriyle konuşuyor. Bu onun sesi: öğüt veriyor, teselli ediyor, tartışmayı bir gelenek cümlesiyle kapatmaya çalışıyor. Ama atasözleri Kerem'in derdine bir çözüm getirmiyor. Bir kenardan bakıyor ve bir genel doğru söylüyor.

Kerem atasözlerini büküyor. «Yorgan yok ki abi, battaniye var, o da kısa.» «Göl olmadan buharlaşıyor.» Bu bükülmeler iki şeyi birden yapıyor. Kerem'in mizahını, «abi» diye başlayıp şakayla savuşturan sesini gösteriyor. Ve aynı zamanda, atasözlerinin ona yetmediğini söylüyor. Durum, geleneğin sözünden daha zor.

Şükrü ise hiç atasözü kullanmıyor. Tek bir sayı söylüyor: «Sekiz bin.» Bu sahnenin dönüş anı. Nazmi'nin bütün atasözleri bir şey değiştirmedi; Şükrü'nün tek sayısı her şeyi değiştirdi. Taksiti indirdi, ama bunu bir iyilik olarak sunmadı. Bir bilgi gibi söyledi. Nazmi bunun üstüne bir atasözü daha eklemeye çalışıyor ve Şükrü onu susturuyor. Söz bitti, iş konuşuldu.

İki sürüm

Kalem Odası. Ozan, bir dosyayı hızlıca bitirmek için tutanağın bir bölümünü sonraya bırakmak istiyor.

İlk taslak

OZAN

Meral Hanım, bu kısmı yarın tamamlasam olur mu? Çok iş birikti.

MERAL

Acele işe şeytan karışır, Ozan. Bugünün işini yarına bırakma. Sabreden derviş muradına ermiş.

OZAN

Haklısınız. Damlaya damlaya göl olur.

MERAL

Aynen öyle.

Yeniden yazım

OZAN

Meral Hanım, bu kısmı yarın tamamlasam olur mu? Çok iş birikti.

MERAL

Acele işe şeytan karışır derler.

OZAN

Yani...

MERAL

Bu kalemde şeytana gerek yok. Hâkim bey yeter.

Ozan bir an bekliyor, sonra dosyayı yeniden açıyor.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Atasözü bir hüküm taşıyan tamamlanmış cümledir; deyim, bir cümlenin içinde kullanılan ve sözcüklerinden farklı anlam taşıyan öbektir.
  2. Deyim ve atasözü bir karakteri yaşlandırabilir, yerine oturtabilir, klişeye çevirebilir ya da ele verebilir.
  3. Bükülmüş atasözü geleneğin sesini ve karakterin ona cevabını aynı anda duyurur.
  4. Bir sahnede bir atasözü çoğu zaman yeter; fazlası karakteri bir alıntı makinesine çevirir.

İlk taslakta Meral üç atasözünü art arda sıralıyor ve Ozan bir dördüncüsüyle cevap veriyor. Her biri yerinde bir söz, ama birlikte bir deyimler sözlüğüne dönüşüyorlar. Meral bir insan değil, bir öğüt makinesi gibi duyuluyor. Ozan'ın cevabı da onu ondan farksız kılıyor.

Yeniden yazımda Meral yalnız bir atasözü kullanıyor ve onu «derler» diye uzaktan söylüyor. Kendi cümlesi değil, geleneğin. Sonra onu büküyor: «Bu kalemde şeytana gerek yok. Hâkim bey yeter.» Atasözü bir şakaya, bir uyarıya ve bir kalem bilgisine dönüşüyor. Bu bükülme Meral'in kuru mizahını gösteriyor. Ozan'ın bir şey söylemeden dosyayı açması, mesajın alındığını gösteriyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışAtasözü karaktere derinlik katar.
Doğrusu

Atasözü bir kuşağın sözüdür, bir karakterin değil. Derinlik, karakterin atasözüne verdiği cevaptan, onu bükmesinden ya da yanlış yerde kullanmasından gelir.

Yaygın yanlışDeyimler diyaloğu daha Türkçe yapar.
Doğrusu

Fazlası diyaloğu bir dilbilgisi kitabının örnek cümlelerine çevirir. Gündelik konuşmada deyim vardır ama her cümlede değil. Ölçü, gerçek bir insanın o anda o deyimi kullanıp kullanmayacağıdır.

Yaygın yanlışBir atasözü doğru kullanılmalıdır.
Doğrusu

Diyalogda atasözünün yanlış hatırlanması, bükülmesi ya da tersine çevrilmesi bir hata değil, bir araçtır. Karakterin bir atasözünü nasıl değiştirdiği, onu doğru söylemesinden çok daha fazlasını anlatır.

Kendi sahnende

Özet

  1. Atasözü bir hüküm taşıyan tamamlanmış cümledir; deyim, bir cümlenin içinde kullanılan ve sözcüklerinden farklı anlam taşıyan öbektir.
  2. Deyim ve atasözü bir karakteri yaşlandırabilir, yerine oturtabilir, klişeye çevirebilir ya da ele verebilir.
  3. Bükülmüş atasözü geleneğin sesini ve karakterin ona cevabını aynı anda duyurur.
  4. Bir sahnede bir atasözü çoğu zaman yeter; fazlası karakteri bir alıntı makinesine çevirir.

Kendini sına

  1. Atasözü ile deyim arasındaki fark nedir?
  2. Kahve sahnesinde Kerem'in atasözlerini bükmesi ne iş görüyor?
  3. İzin istenen tutanak sahnesinin yeniden yazımında Meral atasözünü nasıl kullanıyor?

Yanıtlar

  1. Atasözü bir yargıyı ya da öğüdü taşıyan, kendi başına tamamlanmış bir cümledir. Deyim ise sözcüklerinin tek tek anlamından farklı bir anlam taşıyan ve bir cümlenin içinde kullanılan kalıplaşmış bir öbektir.
  2. Kerem'in mizahını ve şakayla savuşturan sesini gösteriyor. Aynı zamanda Nazmi'nin atasözlerinin onun durumuna yetmediğini söylüyor: dert, geleneğin sözünden daha somut.
  3. Atasözünü «derler» diye uzaktan söylüyor ve hemen büküyor: «Bu kalemde şeytana gerek yok. Hâkim bey yeter.» Böylece atasözü bir şakaya, bir uyarıya ve bir kalem bilgisine dönüşüyor ve Meral'in kuru mizahını gösteriyor.

Sonraki derse köprü

Deyimin bir kısmı bir yöreye aittir. Ama yöre yalnız deyimde değil, sesin kendisinde de yaşar: ünlülerde, eklerde, cümlenin ezgisinde. Bir Karadenizliyi, bir Diyarbakırlıyı ya da bir Egeliyi sayfada nasıl duyuracağız, ve harf harf yazmanın neden çoğu zaman ters teptiğini 2.7 numaralı ders ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.