2.4 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi
Nezaket ve yüz
Yüz koruma ve yüz tehdidi kavramlarıyla ricayı, eleştiriyi ve reddi dolaylı yapan dil işaretlerini okur
Diyalog Akademisi · Türkçenin Konuşma Dili · 1.505 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir komşudan merdiven ödünç istiyorsun. «Merdiveni ver» demezsin. «Komşu, rahatsız etmiyorum ya? Bir şey soracaktım, sizde merdiven var mıydı acaba? Bir iki saatliğine, perdeyi takacağım da.» Dört cümle, bir istek. Üçü isteğin kendisi değil, onu yumuşatan şeyler.
Neden bu kadar dolaşıyoruz? Çünkü bir şey istemek, karşımızdakinin vaktine, eşyasına, özgürlüğüne el uzatmaktır. Bir eleştiri yapmak, onun kendisi hakkındaki iyi düşüncesine dokunmaktır. Gündelik konuşma bu dokunuşları yumuşatmak için kurulmuş bir sistemle doludur. Biz ona nezaket deriz.
Senaryo yazan biri bu sistemi bir harita gibi okuyabilir. Bir karakterin bir isteği nasıl yumuşattığı, ya da hiç yumuşatmadığı, onun karşısındakiyle ilişkisini ve kendini nereye koyduğunu gösterir. Bu ders o haritayı anlatıyor.
Tek fikir
Her istek, her ret, her eleştiri karşıdakinin yüzüne dokunur. Karakterin bu dokunuşu ne kadar ve nasıl yumuşattığı, ilişkinin ölçüsüdür.
Kavram
Dilbilimci Penelope Brown ile antropolog Stephen Levinson, bin dokuz yüz seksen yedide yayımlanan kitaplarında nezaketi birçok dilde ortak bir düzen olarak ele aldılar. Merkezdeki kavram yüzdür.
Kitap yüzün bu iki yanını ayırır. Olumlu yüz, beğenilme ve kabul görme isteğidir: karşımdaki beni sevsin, fikrime değer versin. Olumsuz yüz, engellenmeme isteğidir: karşımdaki vaktime, eşyama, kararıma karışmasın. Gündelik konuşmadaki pek çok hareket bu yüzlerden birine dokunur.
Bir karakter böyle bir eylemi yapmak zorunda kaldığında kabaca beş yol vardır. Bunları sayıp geçmek yerine, aynı isteğin beş hâlini görelim: bir komşudan merdiven istemek.
Dolaysız söylemek: «Merdiveni ver.» Hiçbir yumuşatma yok. Bu, ya çok yakın iki kişinin, ya acil bir durumun, ya da karşısındakinden çok güçlü birinin dilidir.
Yakınlık kurarak söylemek: «Komşucuğum, sen bizim her şeyimizsin, bir merdiven versene.» Karşıdakinin olumlu yüzüne yaslanır: aramızda bir yakınlık var, bu istek onun parçası.
Yükü hafifleterek söylemek: «Rahatsız etmiyorum ya? Acaba sizde merdiven var mıydı? Bir iki saatliğine.» Karşıdakinin olumsuz yüzünü korur: sana yük olmak istemiyorum, istersen hayır diyebilirsin. Türkçenin «acaba», «rica etsem», «zahmet olmazsa», «müsait misiniz», «kusura bakmayın» gibi sözleri bu işi görür.
Dolaylı söylemek: «Şu perdeler bir türlü takılmadı, eldeki tabure de yetmiyor.» İstek hiç söylenmez. Komşu ya teklif eder ya da etmez; ikisi de yüz kaybettirmez.
Hiç söylememek: merdiven istenmez, perde takılmaz.
Türkçe gündelik konuşmada bu stratejilerin kendine özgü kalıpları vardır. Bir eleştiriden hemen önce gelen küçük bir uyarı en sık görülenidir: «Kusura bakma ama», «Yanlış anlama ama», «Sana bir şey diyeceğim, alınma.» Bu sözler gelecek darbeyi haber verir ve karşıdakine hazırlanma payı bırakır. Ama tersine de işleyebilir: «Alınma ama» diye başlayan bir cümle, dinleyeni çoğu zaman tam da alınmaya hazırlar. Yakınlık kuran nezaketin Türkçedeki araçları ise sevgi ve akrabalık sözleridir. «Canım», «kuzum», «abiciğim», «bir tanem» ricanın önüne konduğunda, isteği bir ilişkinin içine yerleştirir. Bir yazar bu kalıpları bildiğinde, karakterin bir eleştiriye ya da bir ricaya nasıl hazırlandığını yazabilir.
Kitap bu seçimi üç etkenle açıklar: iki kişi arasındaki mesafe, aradaki güç farkı ve isteğin ağırlığı. Yabancıya, üstümüzdekine ve büyük bir istek için daha çok yumuşatırız. Yakına, altımızdakine ve küçük bir istek için daha az.
Diyalog yazarı bu hesabı tersinden de kullanabilir. Bir karakter beklenenden fazla yumuşatıyorsa, ya karşısındakinden çekiniyordur ya da isteğin ağırlığının farkındadır. Beklenenden az yumuşatıyorsa, ya çok yakındır, ya güçlüdür, ya da kabalık ediyordur. Ölçü kayması, ilişki hakkında açık bir bilgi verir.
Sahnede
Son Sefer. Sevgi'nin İstanbul'a dönüşüne birkaç gün var. Durak kahvesinde Nazmi'den bir şey rica etmeye karar veriyor.
İÇ. DURAK KAHVESİ — ÖĞLEDEN SONRA. Kahve boş. Nazmi ocağın başında. Sevgi tezgâha yaklaşıyor.
SEVGİ
Nazmi amca, bir şey rica edeceğim ama... ayıp olmazsa.
NAZMİ
Söyle kızım.
SEVGİ
Ben pazartesi dönüyorum. Babam... yani, bir şey olursa. Başı falan dönerse. Zahmet olmazsa beni bir arasan.
NAZMİ
Babanı gözetleyeyim yani.
SEVGİ
Gözetlemek değil. Ben öyle demek—
NAZMİ
Bak kızım. Şükrü kırk yıldır bu kahvede çay içer. Ben onu gözetlemem.
Nazmi bir bardağa çay dolduruyor, Sevgi'nin önüne koyuyor.
NAZMİ
Ama başı dönerse onu yere de düşürmem.
SEVGİ
Biliyorum.
NAZMİ
Numaranı yaz şu kâğıda. Bu konuşma da burada kalsın.
Sevgi'nin isteği büyük bir istek. Hem Nazmi'nin olumsuz yüzüne dokunuyor, ona bir görev yüklüyor, hem de babasının yüzüne. Babasının arkasından onun hakkında konuşmak, onun gururuna dokunmak demek. Sevgi bunu bildiği için yumuşatmaları üst üste yığıyor: «rica edeceğim ama», «ayıp olmazsa», «yani», «falan», «zahmet olmazsa». İsteğin kendisi ancak dördüncü cümlede geliyor.
Nazmi'nin cevabı bunun tam tersi. Dolaysız: «Babanı gözetleyeyim yani.» Sevgi'nin dolandırarak söylediği şeyin adını koyuyor ve böylece Sevgi'nin olumlu yüzüne dokunuyor. Sevgi itiraz etmeye çalışıyor ama Nazmi sözü kesiyor. Nazmi'nin kaygısı Sevgi değil, Şükrü'nün yüzü. «Ben onu gözetlemem» cümlesi, kırk yıllık arkadaşının gururunu koruma sözü.
Sonra Nazmi isteği kabul ediyor, ama kendi biçiminde. Çayı koyması bir yakınlık hamlesi. «Ama başı dönerse onu yere de düşürmem» hem bir söz hem de bir sınır: gözetlemek değil, korumak. Son replik ise üç yüzü birden koruyor. Sevgi isteğini aldı, Nazmi görevi kendi diline çevirdi, Şükrü'nün bundan haberi olmayacak.
İki sürüm
Kalem Odası. Ozan'ın annesinin öğleden sonra bir tahlili var. Meral Hanım'dan izin istemesi gerekiyor.
İlk taslak
OZAN
Meral Hanım, öğleden sonra yokum. Annemin hastane işi var.
MERAL
Peki.
OZAN
Tutanakları sabaha bırakırım.
Yeniden yazım
OZAN
Meral Hanım, müsait misiniz? Bir şey rica edecektim ama işler yoğunsa hiç sorun değil...
MERAL
Söyle.
OZAN
Öğleden sonra iki saat... annemin bir tahlili var da. Ama tutanakları yetiştiririm, akşam kalırım gerekirse, yani...
MERAL
Git.
OZAN
Ama tutanaklar—
MERAL
Git dedim. Annen bekliyor.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yüz, kişinin başkaları karşısında korumak istediği benliktir: beğenilme isteği ve engellenmeme isteği.
- Rica, emir ve öğüt olumsuz yüze; eleştiri, ret ve itiraz olumlu yüze dokunur.
- Bir isteği dolaysız, yakınlık kurarak, yükü hafifleterek, dolaylı ya da hiç söylemeden yapabiliriz.
- Seçimi mesafe, güç ve isteğin ağırlığı belirler; beklenenden fazla ya da az yumuşatmak ilişki hakkında bilgi verir.
İlk taslakta Ozan hiç yumuşatmıyor. «Yokum» bir rica değil, bir bildiri. Yeni bir kâtibin müdürüne böyle konuşması ya bir kabalık ya da karakterin bilmediğimiz bir yanıdır. Meral'in «Peki»si de hiçbir şey söylemiyor. İki karakter arasında güç farkı yokmuş gibi görünüyor.
Yeniden yazımda Ozan isteğini yük hafifletme sözleriyle sarıyor: «müsait misiniz», «rica edecektim», «işler yoğunsa hiç sorun değil», «akşam kalırım gerekirse». Bu, yeni ve alt konumdaki birinin tam olarak böyle yapacağı şey. Meral'in cevapları ise dolaysız ve kısa: «Söyle.», «Git.» Gücü olan, yumuşatmaya ihtiyaç duymuyor.
Ama bu dolaysızlık kabalık değil. Meral, Ozan'ın uzun özrünü keserek onu yükten kurtarıyor. «Annen bekliyor» cümlesi hem bir emir hem bir şefkat. Meral'in yüzü korumaya ihtiyacı yok; Ozan'ınkini koruyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKibar karakter iyi, kaba karakter kötüdür.
Nezaket bir ahlak ölçüsü değil, bir ilişki ölçüsüdür. Meral'in «Git» demesi kaba görünür ama bir şefkattir. Aşırı nezaket ise bir mesafe, bir korku ya da bir alay olabilir.
Yaygın yanlışKarakterler isteklerini açıkça söylemelidir, yoksa seyirci anlamaz.
Seyirci yumuşatılmış bir isteği de, dolaylı bir isteği de herkes kadar iyi anlar. Asıl bilgi isteğin ne olduğu değil, nasıl istendiğidir.
Yaygın yanlışBir karakter her zaman aynı ölçüde kibardır.
Nezaket ilişkiye ve isteğin ağırlığına göre değişir. Aynı karakter patronuna yumuşatarak, kardeşine dolaysız, bir yabancıya ise dolaylı konuşur. Bu değişim karakterin tutarsızlığı değil, gerçekliğidir.
Kendi sahnende
Özet
- Yüz, kişinin başkaları karşısında korumak istediği benliktir: beğenilme isteği ve engellenmeme isteği.
- Rica, emir ve öğüt olumsuz yüze; eleştiri, ret ve itiraz olumlu yüze dokunur.
- Bir isteği dolaysız, yakınlık kurarak, yükü hafifleterek, dolaylı ya da hiç söylemeden yapabiliriz.
- Seçimi mesafe, güç ve isteğin ağırlığı belirler; beklenenden fazla ya da az yumuşatmak ilişki hakkında bilgi verir.
Kendini sına
- Olumlu yüz ile olumsuz yüz arasındaki fark nedir?
- Kahve sahnesinde Nazmi'nin «Babanı gözetleyeyim yani» demesi neden dolaysız bir hamle?
- İzin sahnesinin yeniden yazımında Meral'in kısa cevapları neden kabalık sayılmaz?
Yanıtlar
- Olumlu yüz beğenilme ve kabul görme isteğidir; olumsuz yüz engellenmeme, vaktine ve kararına karışılmama isteğidir. Eleştiri olumlu yüze, rica olumsuz yüze dokunur.
- Çünkü Sevgi'nin yumuşatmalarla dolandırdığı isteğin adını açıkça koyuyor. Bu Sevgi'nin olumlu yüzüne dokunuyor, ama asıl amacı Şükrü'nün gururunu korumak: gözetlemeyi reddedip korumayı kabul ediyor.
- Çünkü güç farkı Meral'in yumuşatmaya ihtiyaç duymamasını sağlıyor ve kısa cevapları Ozan'ı uzun bir özürden kurtarıyor. «Annen bekliyor» hem bir emir hem bir şefkat; Meral kendi yüzünü değil, Ozan'ınkini koruyor.
Sonraki derse köprü
Nezaketin en hazır araçları, herkesin ezbere bildiği küçük sözlerdir. «Geçmiş olsun», «kolay gelsin», «başınız sağ olsun», «Allah rahatlık versin». Bu kalıp sözler bir sahneye ne getirir? Ve bir karakter onları ne zaman bir kaçış, ne zaman bir sınav olarak kullanır?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.