İçeriğe geç

2.3 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Sen ile siz

Senli benli olmaya geçişi, geri dönüşü ve iki karakterin farklı hitapta ısrarını bir ilişki olayı olarak yazar

Diyalog Akademisi · Türkçenin Konuşma Dili · 1.519 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

İki iş arkadaşı aylardır birbirine «siz» diyor. Bir akşam, işten çıkarken biri gülümsüyor: «Artık sen diyelim, ne dersin?» Küçük bir an. Ama ertesi sabah koridorda karşılaştıklarında ikisi de bir an duraksıyor. Hangisini kullanacaklar?

Türkçede her cümlede bir seçim yapılır: «sen» mi, «siz» mi? Bu seçim fiilin ekine kadar iner. «Gel» mi diyeceksin, «gelin» mi? «Biliyorsun» mu, «biliyorsunuz» mu? Kaçmanın yolu yoktur. Konuşan her cümlede, karşısındakini nereye koyduğunu söyler.

Bu seçim, Türkçe yazan senaristin İngilizce yazan meslektaşına göre en büyük avantajlarından biridir. İngilizce bir senaryoda yalnız «you» vardır. Türkçe bir senaryoda ise bir zamirin değiştiği an, sessiz bir deprem olabilir.

Tek fikir

«Sen» ile «siz» arasındaki seçim, güç ile yakınlığın en küçük ölçüsüdür. İki karakter arasında zamir değiştiğinde, ilişki de yer değiştirmiştir.

Kavram

Bin dokuz yüz altmışta psikolog Roger Brown ile edebiyatçı Albert Gilman, Avrupa dillerindeki iki hitap zamirini incelediler: Fransızcadaki «tu» ve «vous», Almancadaki «du» ve «Sie», İtalyancadaki karşılıkları. Bu zamirlerin kullanımını iki boyutla açıkladılar.

İlk boyut güçtür. Güç ilişkisi karşılıksızdır. Üstteki alttakine samimi zamiri kullanır, alttaki üsttekine saygılı zamiri. Türkçeye çevirirsek: patron işçiye «sen» der, işçi patrona «siz». Yaşlı gence «sen» der, genç yaşlıya «siz».

İkinci boyut dayanışmadır. Dayanışma ilişkisi karşılıklıdır. Yakın olan iki kişi birbirine aynı samimi zamiri kullanır: iki arkadaş, iki kardeş, iki sevgili «sen» der. Uzak olan iki kişi de birbirine aynı saygılı zamiri kullanır: iki yabancı, iki meslektaş, iki komşu «siz» der.

Brown ile Gilman'ın gösterdiği şey, zamanla Avrupa dillerinde güç boyutunun zayıfladığı ve dayanışmanın öne çıktığıdır. Türkçede bugün iki boyutun yan yana yaşadığını gündelik hayatta kolayca görebiliriz. Bir hastanede doktor yaşlı hastasına «siz» der, hasta da doktora. Ama aynı doktor genç hemşireye «sen» der, hemşire ise ona «siz». Bir sahnede kimin kime hangi zamirle seslendiğini izlemek, o sahnenin hem güç hem yakınlık haritasını aynı anda verir.

Türkçenin bir inceliği daha var. Zamir ile hitap aynı yönde gitmek zorunda değildir. «Meral Hanım, sen de biliyorsun» cümlesi yaygındır: hitap saygılı, zamir samimi. Bu karışım, uzun süredir tanışan ama belli bir mesafeyi koruyan iki kişinin ilişkisini çok iyi anlatır. Tersi de mümkündür: «Kardeşim, siz bilirsiniz» diyen biri, samimi bir hitabın arkasından soğuk bir mesafe koyar.

«Siz»in Türkçede iki ek kullanımı daha var. Bazı ailelerde çocuklar anne babalarına, gelinler kayınpederlerine «siz» der. Bu bir mesafe değil, ailenin içindeki bir saygı düzenidir; aynı evde bir kardeşin babaya «sen», ötekinin «siz» demesi bile o evin hikâyesini anlatabilir. İkincisi «siz»in çoğul olmasıdır. «Siz bunu bilmiyor musunuz?» diyen biri karşısındakine mi, yoksa onun ailesine, kurumuna, memleketine mi sesleniyor? Bu belirsizlik bir tartışmada bilerek kullanılabilir: kişiye değil, temsil ettiği şeye saldırılır.

Diyalog yazarı için asıl değerli olan geçiş anlarıdır. Samimi zamire geçmek genellikle bir öneriyle olur ve çoğu zaman öneriyi yaşça ya da konumca büyük olan yapar. Bu öneri bir yakınlık armağanıdır. Kabul edilmesi bir dostluğun başlangıcı, reddedilmesi ise kibar ama kesin bir mesafedir.

Ters yöndeki geçiş daha nadirdir ve daha güçlüdür. Yıllardır «sen» diyen biri bir gün «siz»e dönerse, bu bir öfke, bir küskünlük ya da bir ayrılık işaretidir. «Siz bilirsiniz» bir veda cümlesi gibi duyulabilir. Bir karakterin tartışmanın ortasında «siz»e geçmesi, bağırmaktan daha soğuk ve daha korkutucu olabilir.

Sayfada bu geçişleri yazarken bir şey önemlidir: tutarlılık. Bir karakterin ötekine hangi zamirle seslendiği, senaryo boyunca izlenmelidir. Rastgele bir kayma bir yazım hatası gibi görünür. Bilinçli bir kayma ise bir olaydır. Seyirci, yazar ona hiçbir şey açıklamasa bile, o kaymayı duyar.

Sahnede

Kalem Odası. Akşamüstü. Meral Hanım'ın elinde bir tutanak var. Ozan bilgisayarının başında.

İÇ. ADLİYE, KALEM ODASI — AKŞAMÜSTÜ. Meral Hanım ayakta, elinde bir tutanak. Ozan ekrana bakıyor.

MERAL

Ozan.

OZAN

Efendim, Meral Hanım?

MERAL

Bu tutanağı siz mi yazdınız?

Ozan başını kaldırıyor.

OZAN

Ben... evet. Bir sorun mu var?

MERAL

Tanığın soyadını yanlış yazmışsınız. Hâkim bey imzalamış. Siz de imzalamışsınız.

OZAN

Hemen düzeltirim, ben—

MERAL

Düzeltirsiniz tabii. Düzeltme tutanağıyla. Yarın sabah, hâkim beyin karşısında.

Ozan bir şey söylemiyor. Meral tutanağı masasına bırakıyor, oturuyor. Bir süre ikisi de konuşmuyor.

MERAL

Çayını iç. Soğudu.

Meral Hanım ilk haftadan beri Ozan'a «sen» diyor. Ozan ise ona «siz». Bu bir güç ilişkisi: müdür ile yeni kâtip, yaşça büyük ile küçük. Sahne tanıdık bir dengeyle başlıyor: «Ozan», «Efendim, Meral Hanım?»

Sonra Meral'in zamiri değişiyor. «Bu tutanağı siz mi yazdınız?» Ozan'ın başını kaldırması, bu kaymayı duyduğunu gösteriyor. Meral bağırmıyor, kızgın bir kelime de kullanmıyor. Ama «siz», Ozan'ı onun koruması altındaki çıraktan, hatasının hesabını verecek bir memura çeviriyor. Meral'in bütün cümleleri artık «siz» ile kuruluyor ve her biri bir öncekinden daha soğuk. Dikkat edersen hitap değişmiyor; Meral ona hâlâ «Ozan» diyor. Değişen yalnız fiilin eki. Türkçe, hitap ile zamiri ayrı ayrı oynatmaya izin veriyor.

Son replik dönüşü taşıyor. «Çayını iç. Soğudu.» Zamir yeniden «sen». Meral bir şey affettiğini söylemiyor, bir şeyi geri aldığını da. Ama zamirin dönmesi, Ozan'ın yeniden onun yanına alındığını gösteriyor. Ders verildi, ilişki kurtarıldı. Seyirci bunların hepsini iki küçük zamirden okuyor.

İki sürüm

Son Sefer. Sevgi, babasına göz kulak olan komşu Hacer ablaya portakallar için teşekkür etmeye gidiyor. Hacer, Sevgi'yi çocukluğundan beri tanıyor.

İlk taslak

SEVGİ

Hacer abla, portakallar için teşekkür ederim. Babama baktığın için de.

HACER

Ne demek kızım, komşuyuz.

SEVGİ

Annem öldüğünde de yanındaydın, biliyorum. Ben yoktum.

HACER

Olur öyle şeyler kızım.

Yeniden yazım

SEVGİ

Hacer Hanım, portakallar için çok teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz.

HACER

Hacer Hanım mı? Bana siz mi diyorsun kızım?

SEVGİ

Ben... alışkanlık. İstanbul'da herkese—

HACER

Burası İstanbul mu? Ben sana mama yedirdim.

SEVGİ

Hacer abla.

HACER

Hah. Gel bakayım içeri.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türkçede «sen» ile «siz» seçimi her cümleye, fiilin ekine kadar siner.
  2. Güç ilişkisinde zamir karşılıksızdır: üstteki «sen» der, «siz» duyar.
  3. Dayanışma ilişkisinde zamir karşılıklıdır: karşılıklı «sen» yakınlık, karşılıklı «siz» mesafe gösterir.
  4. Samimi zamire geçmek bir yakınlık armağanıdır; «sen»den «siz»e dönüş bir öfke ya da bir ayrılık işareti olabilir.

İlk taslakta zamirler sabit: Sevgi «sen», Hacer «sen». Aralarında bir yakınlık var ve hiçbir şey değişmiyor. Sevgi'nin suçluluğu ise açıkça söyleniyor: «Ben yoktum.» Bilgi doğru ama sahne düz.

Yeniden yazımda Sevgi «siz»e kaçıyor ve «Hacer Hanım» diyor. Bu iki kayma aynı yere çıkıyor: Sevgi bu kadına, annesinin son günlerinde yanında olan bu kadına yakın duramıyor. Kendini mesafeli bir misafir gibi koyuyor. Hacer bunu hemen duyuyor ve adını koyuyor: «Bana siz mi diyorsun?» Sevgi'nin bahanesi İstanbul. Hacer'in cevabı bütün mesafeyi tek cümlede siliyor: «Ben sana mama yedirdim.»

Sevgi'nin «Hacer abla» demesi bir dönüş. Hem hitap hem zamir yeniden yakınlığa çekiliyor. Suçluluk hiç adlandırılmadı. Ama seyirci, Sevgi'nin neden «siz» dediğini anladı.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışZamir seçimi bir dilbilgisi ayrıntısıdır, sahneyi etkilemez.
Doğrusu

Türkçede zamir her fiile siner ve her cümlede bir ilişki kurar. Yanlış zamir, karakterler arasında olmayan bir ilişkiyi, ya da olan bir ilişkiyi yanlış kurar.

Yaygın yanlışKarakterler bir kez «sen»e geçtiyse orada kalır.
Doğrusu

Zamir ilişkiyle birlikte gidip gelir. Bir tartışmanın ortasında «siz»e dönmek, bir barışmada yeniden «sen»e geçmek, bir ilişkinin en güçlü anları olabilir.

Yaygın yanlış«Siz» her zaman saygı demektir.
Doğrusu

«Siz» bir mesafe, bir soğukluk, hatta bir tehdit olabilir. Yıllardır «sen» diyen birinin «siz»e geçmesi, kızgın bir kelimeden daha çok şey söyler.

Kendi sahnende

Özet

  1. Türkçede «sen» ile «siz» seçimi her cümleye, fiilin ekine kadar siner.
  2. Güç ilişkisinde zamir karşılıksızdır: üstteki «sen» der, «siz» duyar.
  3. Dayanışma ilişkisinde zamir karşılıklıdır: karşılıklı «sen» yakınlık, karşılıklı «siz» mesafe gösterir.
  4. Samimi zamire geçmek bir yakınlık armağanıdır; «sen»den «siz»e dönüş bir öfke ya da bir ayrılık işareti olabilir.

Kendini sına

  1. Güç ilişkisi ile dayanışma ilişkisi arasındaki fark nedir?
  2. Kalem Odası sahnesinde Meral'in «siz»e geçmesi neyi değiştiriyor?
  3. Yeniden yazımda Sevgi neden Hacer'e «siz» diyor?

Yanıtlar

  1. Güç ilişkisinde zamir karşılıksızdır: üstteki «sen» der ve «siz» duyar. Dayanışma ilişkisinde zamir karşılıklıdır: iki taraf aynı zamiri kullanır; ikisi de «sen» diyorsa yakın, ikisi de «siz» diyorsa uzaktırlar.
  2. Ozan'ı koruması altındaki çıraktan, hatasının hesabını verecek bir memura çeviriyor. Meral bağırmıyor ama zamir kayması bir azardan daha soğuk. Son replikte «sen»e dönmesi ise ilişkiyi kurtarıyor.
  3. Annesinin son günlerinde yanında olan bu kadına yakın duramadığı için kendini mesafeli bir misafir gibi konumluyor. Suçluluğu açıkça söylenmiyor; zamir onu taşıyor.

Sonraki derse köprü

Zamir, kibarlığın en küçük birimi. Ama kibarlık bir zamirden çok daha fazlası: bir ricayı nasıl yumuşattığımız, bir eleştiriyi nasıl dolandırdığımız, karşımızdakinin yüzünü nasıl koruduğumuz. Sıradaki ders nezaket ve yüz kavramlarını ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.