İçeriğe geç

2.1 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Konuşma dili ile yazı dili

Devrik cümle, ek düşmesi, eksiltili cümle ve vurgu kaymasının konuşma dilini nasıl kurduğunu görür; "kitap dili" konuşan karakteri tanır

Diyalog Akademisi · Türkçenin Konuşma Dili · 1.514 kelime · 16 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir dilekçe yazdığını düşün. «Söz konusu talebimin değerlendirilerek gereğinin yapılmasını arz ederim.» Şimdi aynı şeyi kapıdaki memura söylediğini düşün. «Abi bir bakar mısın şuna, ne yapmam lazım?»

İki cümle aynı isteği taşıyor. Ama biri okunmak, öteki söylenmek için kurulmuş. Türkçenin bu iki yüzü birbirinden o kadar farklı ki, birini ötekinin yerine kullanan hemen fark edilir. Dilekçeyi sözle okuyan birine herkes güler. Konuşur gibi yazılmış bir dilekçe de geri çevrilir.

Diyalog yazarı bu iki yüz arasında sıkışır. Yazıyla çalışır ama konuşma yazar. Okul ona yazı dilini öğretmiştir. Karakterleri ise konuşma dilinde yaşar. Taslaklarda en sık görülen kusurlardan biri, karakterlerin bir gazete köşe yazısı gibi konuşmasıdır. Bu ders konuşma dilini yazı dilinden ayıran izleri ve onları sayfada nasıl kullanacağımızı anlatıyor.

Tek fikir

Türkçe konuşulurken başka, yazılırken başka kurulur. Diyalog konuşmanın kuruluşunu izlemelidir; yazı dilinde konuşan karakter ise bunu bir sebeple yapmalıdır.

Kavram

İki dil arasındaki fark yalnız kelime seçiminde değil, cümlenin kuruluşundadır. Yazı dilinde Türkçe cümle çoğu zaman yüklemle biter: «Onu dün çarşıda gördüm.» Konuşmada ise yüklem sık sık öne gelir ve cümlenin bir kısmı arkasına düşer: «Gördüm onu dün, çarşıda.»

Devrik cümle bir hata değildir, bir araçtır. Konuşan önce en önemli şeyi söyler, sonra aklına geleni ekler. «Satmadım daha. Plakayı.» Burada asıl haber «satmadım». «Plakayı» sonradan gelir, çünkü konuşanın da dinleyenin de aklında zaten. Devrik cümle konuşmaya bir düşünme hızı kazandırır: söz, karakterin aklından geçerken çıkar.

Cümle düzeni vurguyu da taşır. Türkçede yüklemin hemen önündeki öğe çoğu zaman cümlenin vurgulu yeridir. «Onu ben gördüm» dendiğinde vurgu «ben» üzerindedir: başkası değil, ben. «Ben onu gördüm» dendiğinde vurgu «onu» üzerine kayar: başkasını değil, onu. Devrik cümlede ise yüklemden sonraya düşen öğe vurgudan çıkar. Bir yazar bu düzeni bildiğinde, karakterin neyi önemsediğini cümle sırasıyla gösterebilir. Hiçbir parantez gerekmez; oyuncu vurguyu sözün düzeninden okur.

Konuşma dilinin ikinci izi eksiltidir. Konuşmada bağlam her şeyi taşıdığı için cümlenin birçok parçası düşer. «Çay?» «Yok, sağ ol.» «Gelecek misin?» «Bakarız.» Yazı dilinde bu cümleler tamamlanmak zorundadır: «Çay ister misiniz?» «Hayır, teşekkür ederim.» Diyalogda eksiksiz kurulmuş cümle, sık sık bir mesafenin, bir resmiyetin ya da yazar elinin işaretidir. Gerçek bir sofrada kimse «Hayır, teşekkür ederim, çay istemiyorum» demez; «Yok, sağ ol» der ve bardağını kapatır.

Üçüncü iz bağlama biçimidir. Yazı dili uzun cümleler kurar ve onları ek zincirleriyle bağlar: «Raporun gelmemiş olması sebebiyle duruşmanın ertelenmesi kaçınılmaz görünmektedir.» Konuşma dili aynı bilgiyi kısa cümlelere böler ve onları ya hiç bağlamaz ya da «ama», «çünkü», «yani» gibi küçük kelimelerle bağlar: «Rapor yok. Ertelenir bu.» Ek zinciri göz için kolaydır, ağız için zordur.

Dördüncü iz konuşma parçacıklarıdır. «Ya», «be», «bak», «hele», «da», «ki», «işte», «yahu». Bunlar yazı dilinde neredeyse hiç geçmez. Konuşmada ise cümleye bir duygu, bir ton, bir yakınlık verirler. «Gel» bir emirdir. «Gel hele» bir davet. «Gel be» bir yakınma. Aynı fiil, bir parçacıkla başka bir şey olur.

Beşinci iz ses düşmesidir. Konuşmada «ne yapıyorsun» çoğu zaman «napıyorsun»a, «geliyorum» «geliyom»a dönüşür. Bu sesleri senaryoda yazmak gerekir mi? Çoğu zaman gerekmez. Oyuncu bu düşmeleri kendiliğinden yapar. Her kelimeyi söylendiği gibi yazmak sayfayı okunmaz hâle getirir ve karakteri bir karikatüre çevirebilir. Yalnız bir ses düşmesi karakteri kuruyorsa, bir kez ve tutarlı biçimde yazılır.

Peki yazı dilinde konuşan karakter hiç olmaz mı? Olur, ama bir sebebi vardır. Bir avukat mahkemede, bir memur resmî bir yazıyı okurken, bir sunucu haber bültenindeyken yazı dilinde konuşur. Bir karakter de gerildiğinde, korktuğunda ya da bir şeyi uzakta tutmak istediğinde yazı diline kaçabilir. Sevgi babasıyla tartışırken hukuk diline geçerse, bu onun savunma biçimidir. Yazı dili burada bir hata değil, bir karakter bilgisidir. Önemli olan, bu kaymanın yazarın değil karakterin tercihi olmasıdır.

Sahnede

Son Sefer. Dolmuş garajında akşam. Sevgi babasının plakayı Kerem'e satıp satmadığını öğrenmeye çalışıyor.

DIŞ. DOLMUŞ GARAJI — AKŞAM. Şükrü dolmuşun kaputunu açmış, yağa bakıyor. Sevgi elinde bir dosyayla yanına geliyor.

SEVGİ

Kerem'le konuştun mu?

ŞÜKRÜ

Konuştum.

SEVGİ

Ne dedin?

ŞÜKRÜ

Satmadım daha. Plakayı.

SEVGİ

Baba, satış işlemi gerçekleşmeden önce bir ön sözleşme düzenlenmesi senin açından da onun açından da daha sağlıklı olur. Ödeme takvimi, gecikme halinde uygulanacak hükümler...

ŞÜKRÜ

Kızım, ben motora bakıyorum.

Sevgi dosyayı kaputun kenarına bırakıyor.

SEVGİ

Baba. Ne olur. Bir kere söyle bana. Satacak mısın?

ŞÜKRÜ

Satacağım. Kime satacağımı da biliyorsun.

Şükrü kaputu kapatıyor. Dosya düşüyor, kâğıtlar yere saçılıyor.

Şükrü'nün bütün cümleleri konuşma dilinde. Kısa, eksiltili, biri devrik: «Satmadım daha. Plakayı.» Asıl haber önde, nesne sonradan geliyor. Şükrü'nün kafasında plaka zaten var; onu adlandırmak bir ek.

Sevgi'nin ilk uzun repliği ise tamamen yazı dilinde. Ek zincirleri, «gerçekleşmeden önce», «düzenlenmesi», «gecikme halinde uygulanacak hükümler». Bu, mesleğini ele veriyor, ama daha fazlasını da gösteriyor. Babasının kararını bilmemenin gerginliğini mesleğinin diliyle bastırmaya çalışıyor. Şükrü'nün cevabı bu dilin kıyıda kaldığını söylüyor: «Ben motora bakıyorum.»

Sonra Sevgi'nin dili değişiyor. «Baba. Ne olur. Bir kere söyle bana.» Üç kısa parça, ikisi eksiltili. Hukuk dili düşmüş, bir kız babasıyla konuşuyor. Kayma, dosyayı bıraktığı anda oluyor. Seyirci bu geçişi bir açıklamadan değil, cümle kuruluşundan duyuyor.

İki sürüm

Kalem Odası. Meral Hanım, Ozan'a Yılmaz dosyasının bugünkü duruşmasının ne olacağını söylüyor.

İlk taslak

MERAL

Ozan, bilirkişi raporunun henüz gelmemiş olması sebebiyle bugünkü duruşmanın ertelenmesi kaçınılmaz görünmektedir.

OZAN

Anlıyorum Meral Hanım. Bu durumda yeni duruşma tarihinin ne zaman olacağını öğrenebilir miyim?

MERAL

Yeni duruşma tarihi hâkim bey tarafından belirlenecek olmakla birlikte, büyük ihtimalle on beş gün sonrasına verilecektir.

Yeniden yazım

MERAL

Rapor yok. Ertelenir bu.

OZAN

Ne zamana?

MERAL

Hâkim bey söyler. On beş gün der, bilirim ben onu.

OZAN

Tutanağa öyle mi yazayım?

MERAL

Yaz. Hâkim bey ne derse onu yazarsın, sen de.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türkçe konuşulurken devrik ve eksiltili cümlelerle, kısa bağlamalarla ve konuşma parçacıklarıyla kurulur.
  2. Devrik cümlede önemli bilgi öne gelir, ikincil bilgi sonradan eklenir; söz düşünme hızında çıkar.
  3. Ses düşmeleri çoğu zaman yazılmaz; konuşma dilini yazım değil, cümlenin kuruluşu taşır.
  4. Yazı dilinde konuşan karakter, bunu bir sebeple yapıyorsa güçlü bir karakter bilgisidir.

İlk taslağı okuyunca Meral'i bir müdür olarak değil, bir resmî yazı olarak duyuyoruz. Her cümle bir dilekçe gibi kurulmuş: «sebebiyle», «kaçınılmaz görünmektedir», «olmakla birlikte». Ozan da aynı dile kapılmış: «Bu durumda yeni duruşma tarihinin ne zaman olacağını öğrenebilir miyim?» İki insan değil, iki belge konuşuyor.

Yeniden yazımda aynı bilgi konuşma dilinde. Meral'in ilk cümlesi iki kelime, ikincisi devrik: «Ertelenir bu.» Ozan'ın sorusu eksiltili: «Ne zamana?» Meral'in «bilirim ben onu» cümlesi de devrik ve yirmi beş yıllık deneyimi bir kalıp sözle taşıyor. Son replikte «sen de» cümlenin sonuna düşmüş. Ozan'a bir uyarı gibi, ama bir ek gibi de duyuluyor: hâkim ne derse, sen de yazacaksın.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışDoğru Türkçe, yazı dilinin Türkçesidir; karakterler de öyle konuşmalı.
Doğrusu

Diyalogda doğruluk, karakterin gerçekten nasıl konuşacağıdır. Yazı dilinde konuşan bir şoför, dilbilgisi açısından kusursuz ama dramatik açıdan yanlıştır.

Yaygın yanlışKonuşma dilini yazmak için her kelimeyi söylendiği gibi yazmak gerekir.
Doğrusu

«Napıyon», «geliyom», «bilmiyom» gibi yazımlar sayfayı okunmaz hâle getirir ve çoğu zaman karakteri küçük düşürür. Oyuncu bu düşmeleri kendisi yapar. Konuşma dilini kuran şey yazım değil, cümlenin kuruluşudur.

Yaygın yanlışYazı dilinde konuşan karakter kötü yazılmıştır.
Doğrusu

Bazen öyledir. Ama bir karakterin gerildiğinde yazı diline kaçması, uzak durmak istediğinde resmîleşmesi, onu en iyi tanıtan şeylerden biri olabilir. Mesele kaymanın karakterden mi yoksa yazardan mı geldiğidir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Türkçe konuşulurken devrik ve eksiltili cümlelerle, kısa bağlamalarla ve konuşma parçacıklarıyla kurulur.
  2. Devrik cümlede önemli bilgi öne gelir, ikincil bilgi sonradan eklenir; söz düşünme hızında çıkar.
  3. Ses düşmeleri çoğu zaman yazılmaz; konuşma dilini yazım değil, cümlenin kuruluşu taşır.
  4. Yazı dilinde konuşan karakter, bunu bir sebeple yapıyorsa güçlü bir karakter bilgisidir.

Kendini sına

  1. Devrik cümlede yüklemden sonra gelen öğe nasıl duyulur?
  2. Garaj sahnesinde Sevgi'nin dilindeki kayma ne anlatıyor?
  3. Ses düşmelerini sayfada yazmak neden çoğu zaman gerekmez?

Yanıtlar

  1. Çoğu zaman sonradan eklenmiş, ikincil bir bilgi gibi duyulur. Konuşan önce en önemli şeyi söyler; «Satmadım daha. Plakayı.» cümlesinde asıl haber satmamak, plaka ise ikisinin de aklında olan bir ek.
  2. Sevgi önce yazı diline, hukuk diline kaçıyor; bu, babasının kararını bilmemenin gerginliğini mesleğinin diliyle bastırma biçimi. Dosyayı bıraktığı anda dili kısa, eksiltili cümlelere dönüyor ve bir avukat değil, bir kız konuşmaya başlıyor.
  3. Çünkü oyuncu bu düşmeleri kendiliğinden yapar ve her kelimeyi söylendiği gibi yazmak sayfayı okunmaz hâle getirir, karakteri karikatüre çevirebilir. Konuşma dilini yazım değil, cümlenin kuruluşu taşır.

Sonraki derse köprü

Konuşma dilinin en küçük ama en güçlü kelimeleri, insanların birbirine nasıl seslendiğidir. «Abi», «hocam», «yenge», «kardeşim», «efendim», «müdürüm». Bu kelimeler bir ilişkiyi tek seferde kurar ve değiştiğinde ilişki de değişir. Sıradaki konu hitap.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.