1.7 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi · Sahne çözümlemesi
Bir çay ocağı konuşması
Uydurulmuş ama gerçeğe sadık bir çay ocağı dökümünü replik replik okur; aynı konuşmanın sahneye çevrilmiş hâliyle karşılaştırır
Diyalog Akademisi · Gerçek Konuşma Nasıl İşler? · 1.313 kelime · 29 replik · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Sahne
Bu derste tek bir konuşmayı yavaşça okuyacağız. Şimdiye kadar parça parça gördüğümüz her şey, burada aynı anda ve iç içe çalışıyor. Konuşma uydurma, ama gerçek bir konuşmaya sadık kalınarak yazıldı: dolguları, kesintileri, yarım cümleleri ve cevapsız kalan soruları yerinde. Ardından aynı konuşmanın bir senaryoya çevrilmiş hâlini göreceğiz.
Yer, Bursa adliyesinin bodrum katındaki çay ocağı. Saat on bire geliyor. Çaycı Ramazan Efendi ocağın başında. Mübaşir Cemil Efendi ile yeni zabıt kâtibi Ozan bir çay içmek için inmişler. Ramazan'ın oğlu birkaç gün önce üniversite sınavının sonucunu öğrendi. Cemil bunu biliyor. Ozan bilmiyor.
Döküm
İÇ. ADLİYE, ÇAY OCAĞI — SABAH. Dar bir oda, bir tezgâh, iki tabure. Ramazan çaydanlığı ocaktan alıyor.
CEMİL
Ramazan, iki çay, birini açık koy, bizim çocuk açık içiyor.
RAMAZAN
Hemen, hemen. Açık mı, tamam.
OZAN
Yani, ben, aslında fark etmez, ne olursa—
CEMİL
Açık koy, açık. İlk hafta zaten, koyu içerse uyuyamaz akşam.
RAMAZAN
Hı hı. Buyur.
Ramazan iki bardağı tezgâha bırakıyor. Kısa bir sessizlik.
CEMİL
Eee, Ramazan. Bizim oğlan ne yaptı?
RAMAZAN
Valla, şey, işte. Bakıyoruz, ne olacak. Hocası bir şey diyecekmiş, falan.
CEMİL
Hı.
RAMAZAN
Seneye bir daha, inşallah. Çocuk zaten, şey, çalışıyor da, yani.
OZAN
Hangi bölümü istiyordu?
RAMAZAN
Hukuk. Hukuk istiyordu.
OZAN
Aa, güzel! Kaç puan aldı peki, yani, sıralaması—
CEMİL
Ramazan, şu şekeri bir uzat. Ozan, şeker alıyor musun?
OZAN
Yok, ben, şey, almıyorum. Kaç—
CEMİL
Al bir tane, ilk hafta, tatlı olsun.
Ozan duraksıyor. Cemil şekeri onun bardağına atıyor.
RAMAZAN
Yetmedi, hocam. Yetmedi işte. Az bir şey kaldı.
OZAN
Ha. Şey. Kusura bakmayın, ben bilmiyordum.
RAMAZAN
Yok, ne kusuru. Sen nereden bileceksin.
CEMİL
Seneye. Seneye bu sefer olur.
RAMAZAN
İnşallah. İnşallah.
Sahneye çevrilmiş hâli
İÇ. ADLİYE, ÇAY OCAĞI — SABAH. Ramazan bardakları tezgâha bırakıyor.
CEMİL
Bizim oğlan ne yaptı, Ramazan?
RAMAZAN
Valla... Bakıyoruz işte. Seneye bir daha, inşallah.
OZAN
Hangi bölümü istiyordu?
RAMAZAN
Hukuk.
OZAN
Güzel! Kaç puan—
CEMİL
(şekerliği uzatarak)
Şeker, Ozan.
Cemil şekeri Ozan'ın bardağına atıyor. Ozan bakıyor, anlıyor.
RAMAZAN
Yetmedi. Az bir şey kaldı.
OZAN
Bilmiyordum. Kusura bakmayın.
RAMAZAN
Sen nereden bileceksin.
Replik replik
Açılış: sıra ve küçük bir onarım
Dökümün ilk dört repliği hiçbir olay taşımıyor. Cemil sipariş veriyor ve Ozan'ın yerine karar veriyor: «birini açık koy». Ozan araya girmeye çalışıyor ama cümlesini bitiremiyor. «Yani, ben, aslında fark etmez» dolgularla dolu bir ilk sıra. Cemil onun sözünü kesiyor, ama bu bir devralma değil, bir sahiplenme. Yeni gelen çocuğun ilk haftasını o yönetiyor. Gerçek bir konuşma tam da böyle açılır. Ama bir senaryoda bu dört replik, sahnenin asıl meselesinden önce okuru oyalar. Sahneye çevrilmiş hâlde hepsi gitti. Yalnız bir şey kaldı: Ozan'ın yeni olduğu, Cemil'in onu kollaması. Bu da sahnenin sonundaki şeker hamlesinde zaten görünüyor.
Ramazan'ın cevabı: tercih edilmeyen bir haber
«Bizim oğlan ne yaptı?» bir soru, yani bir bitişik çiftin birinci parçası. Cevap gelmeli. Ramazan'ın cevabı bir tercih edilmeyen cevabın bütün işaretlerini taşıyor: «Valla» ile açılıyor, «şey» ile bir kelimeyi saklıyor, «işte» ile kapatmaya çalışıyor, «falan» ile bulanıklaştırıyor. Sınavı kazanamadığını söylemiyor. Ama bunu duyan herkes anlıyor. Cemil'in tek kelimelik «Hı» cevabı, anladığını ve üstüne gitmeyeceğini söylüyor. Ramazan bir kez daha deniyor: «Seneye bir daha, inşallah.» Sahneye çevrilmiş hâlde bu cevaptan dört dolgu atıldı, biri kaldı: «Valla...» ve bir duraksama. Bir tane, kalanların hepsinin işini görmeye yetiyor.
Cemil'in tek heceli cevapları
Dökümde Cemil'in iki küçük sesi var ve ikisi de kolayca gözden kaçar. Ramazan bardakları bırakırken «Hı hı» diyen Ramazan'dır; ama Ramazan oğlunun sonucunu dolandırarak anlattığında Cemil yalnız «Hı» der. Bu bir destek sesi. Sözü almıyor, Ramazan'a devam etmesi için alan bırakıyor. Ama aynı zamanda bir kabul: duydum, anladım, sormayacağım. Cemil bu tek hecede Ramazan'a iki şey birden söylüyor.
Bir yazar bu «Hı»yı sahneye taşır mı? Dökümde önemli, çünkü Cemil'in ne zaman sustuğunu ve ne zaman araya girdiğini gösteriyor. Sahneye çevrilmiş hâlde ise yazılmadı. Cemil'in tutumu zaten şeker hamlesinde görünüyor. Destek sesleri böyledir: dökümde bilgidir, sahnede çoğu zaman oyuncuya bırakılır.
Ozan'ın sorusu: sırayı yanlış okumak
Ozan Ramazan'ın cevabını duyuyor ama okuyamıyor. Belki dikkati başka yerde, belki bu kalıpları henüz tanımıyor. Konuşmayı canlı tutmak için bir soru soruyor: «Hangi bölümü istiyordu?» Kendisi bilmeden, kapanmaya çalışılan bir konuyu yeniden açıyor. Ramazan tek kelimeyle cevap veriyor: «Hukuk.» Bu kısalık bir uyarı. Ama Ozan bunu da kaçırıyor ve daha da ileri gidiyor: «Kaç puan aldı?» Ozan'ın sorusu yanlış değil, iyi niyetli. Hatası, bir önceki cevabın biçimini okuyamaması. Senaryoda bu tür bir karakter çok işe yarar. Seyirci, karakterin bilmediğini biliyor ve gerilim oradan doğuyor.
Cemil'in hamlesi: konu değiştirmek bir kurtarmadır
Ozan «kaç puan» diye sorarken Cemil onun sözünü kesiyor: «Ramazan, şu şekeri bir uzat.» Bu bir kesinti, ama Tuna'nın kesintileri gibi değil. Cemil konuşmayı kendi yönüne çeviriyor, ama bunu kendisi için değil, Ramazan için yapıyor. Ozan ikinci kez denediğinde Cemil yine kesiyor ve şekeri onun bardağına atıyor. Bu bir eylem, bir sözsüz cümle: sus. Ozan'ın duraksaması, mesajı aldığını gösteriyor. Sahneye çevrilmiş hâlde bu iki kesinti bire indirildi ve şeker eylemi bir parantezle desteklendi. Ozan'ın anladığı an da bir eylem satırına yazıldı: «Ozan bakıyor, anlıyor.» Bu satır dökümde yok, çünkü bir döküm yalnız sesi tutar. Senaryo ise yüzü de yazabilir.
Ramazan'ın itirafı ve onarım
Cemil konuyu kapattıktan sonra beklenmedik bir şey oluyor. Ramazan kendisi söylüyor: «Yetmedi, hocam.» Belki Ozan'ın sorusu artık açık kaldığı için, belki Cemil'in kendisini koruduğunu gördüğü için. Söylemesi, sahnenin dönüş anı. Ozan'ın cevabı bir onarım: «Kusura bakmayın, ben bilmiyordum.» Ramazan'ın cevabı ise o onarımı kabul ediyor ve Ozan'ın yüzünü kurtarıyor: «Sen nereden bileceksin.» Dökümde Cemil'in son bir teselli cümlesi ve Ramazan'ın iki «inşallah»ı var. Gerçek konuşma böyle kapanır. Sahneye çevrilmiş hâlde ise sahne Ramazan'ın Ozan'ı affeden cümlesinde bitiyor. Son söz ona ait ve onda kalıyor.
Kimin sahnesi?
Son bir soru: bu konuşma kimin sahnesi? Dökümde en çok konuşan Cemil. Soruları o soruyor, siparişi o veriyor, konuyu o değiştiriyor. Ama sahnenin ağırlığı Ramazan'da. Onun oğlu, onun kırgınlığı, onun itirafı. Ozan ise sahnenin dönüş noktasını taşıyor: onun bilmemesi olmasaydı, Ramazan'ın itirafına gerek kalmazdı.
Bu üçlü dağılım bir senaryo için değerli bir bilgi. Bir sahnede en çok konuşan kişi, sahnenin sahibi olmayabilir. Sahnenin sahibi, sahnenin sonunda bir şeyi değişmiş olan kişidir. Ramazan konuşmaya oğlunun sonucunu saklayarak girdi ve çıkarken onu kendi ağzıyla söylemiş oldu. Sahneye çevrilmiş hâlde bu yüzden son söz ona verildi.
Ne öğrendik
Bir dökümü okumak, gerçek konuşmanın ne kadar zengin ve ne kadar yavaş olduğunu gösterir. Bu konuşmada Seviye 1'in bütün araçları iş başındaydı. Sıra el değiştirdi, bir soru bir cevap çağırdı, o cevap tercih edilmeyen biçimde geldi, dolgu bir kelimeyi sakladı, iki kesinti iki ayrı iş gördü ve bir onarım bir yüzü kurtardı.
Döküm ile sahne arasındaki fark, seçme ve sıkıştırma işinin ta kendisi. Dökümde yirmiden fazla replik var, sahnede on. Dökümdeki her dolgu bir anlam taşıyor ama sahnede ancak birkaçı kalabiliyor. Sahneye çevrilirken atılan şey bilgi değil, tekrar. Ramazan'ın kırgınlığı, Ozan'ın acemiliği ve Cemil'in koruyuculuğu iki sürümde de var. Sahnede bunlar daha az sözle, daha keskin biçimde duruyor. Ve sahne bir şey ekliyor: dökümde olmayan bir yüz, «Ozan bakıyor, anlıyor».
Döküm yazmanın kendisi de bir alıştırmadır. Gerçek konuşma dökümleri çoğu zaman özel işaretlerle yazılır: duraksamaların uzunluğu, üst üste binen sözlerin başladığı yer, sesin yükseldiği ve alçaldığı yerler. Bir yazarın bu kadar ayrıntıya ihtiyacı yoktur. Ama bir kez, bir konuşmayı bütün pürüzleriyle yazmayı denemek, kulağı keskinleştirir. Kendi yazdığın diyalogda neyin eksik olduğunu, ancak gerçek bir konuşmanın neye benzediğini bir kez kâğıt üstünde gördükten sonra fark edersin.
Bu dersten çıkan en önemli gözlem şu olabilir: iyi bir sahne gerçek konuşmayı taklit etmez, onun iskeletini korur. Sıranın, çiftlerin, reddin ve onarımın düzeni sahnede de işler. Değişen yalnız yoğunluktur.
Kendi sahnende
Sonraki derse köprü
Bu döküm Türkçe bir konuşmaydı ve yalnız Türkçede böyle duyulabilirdi. «Valla», «inşallah», «hocam», «bizim oğlan», devrik cümleler ve düşen ekler. Bir dahaki adımda bu dilin kendisine bakacağız: konuşma dili ile yazı dili arasındaki farka. Karakterleri neden «kitap gibi» konuşur?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.