İçeriğe geç

1.6 · Seviye 1 · Konuşmanın Malzemesi

Dolgu, duraksama ve yarım cümle

"Şey", "yani", "hani" gibi dolgunun sahnede ne zaman karakter, ne zaman gürültü olduğunu ayırt eder

Diyalog Akademisi · Gerçek Konuşma Nasıl İşler? · 1.503 kelime · 15 replik · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Herhangi bir konuşmanın dökümünü çıkar ve oku. Şaşırırsın. İnsanların ağzından çıkan sözlerin önemli bir kısmı hiçbir bilgi taşımaz. «Şey», «yani», «hani», «işte», «ııı». Yarıda kalan cümleler, baştan başlanan cümleler, bir kelimeyi bulmak için açılan boşluklar.

Yeni yazarlar bunu fark ettiğinde iki yoldan birine sapar. Birinci yol hepsini atmaktır. Ortaya pürüzsüz, düzgün ve biraz cansız bir diyalog çıkar. İkinci yol hepsini korumaktır. Ortaya gerçekçi görünmek için çabalayan, okunması yorucu bir diyalog çıkar.

Üçüncü bir yol var. Dolgu kelimelerine birer araç olarak bakmak ve her birinin ne işe yaradığını bilmek. O zaman şu soru sorulabilir: bu «şey» karakteri mi kuruyor, yoksa yalnız gürültü mü?

Tek fikir

Dolgu kelimesi bir şeyi saklıyorsa, bir şeyi erteliyorsa ya da karakteri kuruyorsa kalır. Yalnız gerçekçi görünmek için oradaysa gider.

Kavram

Gündelik konuşmada dolgu kelimeleri gerçek bir iş görür. Konuşan kişi düşünürken zaman kazanır. Sözü elinde tutar; susarsa öteki konuşmaya başlayacaktır. Söylemekte zorlandığı bir şeye yaklaşırken onu yumuşatır. Bu işlerin hepsi senaryoda da işe yarar, ama orada her kelimenin bir bedeli vardır.

Türkçenin dolgu kelimeleri birbirinin yerine geçmez. Her birinin ayrı bir eğilimi vardır ve yazar bunu bilirse onları birer işaret olarak kullanabilir.

«Şey» bir kelimenin yerini tutar. Konuşan aradığı kelimeyi bulamadığında kullanır. Ama daha ilginç olanı, kelimeyi bulduğu hâlde söylemek istemediğinde kullanmasıdır. «Onun şeyi var» cümlesinde «şey» bir hastalığın, bir borcun, bir utancın adını saklayabilir.

«Yani» bir yeniden söylemeyi açar. Konuşan söylediğini düzeltir, yumuşatır ya da açıklar. «Yani» ile başlayan bir cümle çoğu zaman bir öncekinin fazla sert ya da fazla açık olduğunu kabul eder.

«Hani» ortak bir bilgiye çağırır. Konuşan karşısındakinin de bildiği bir şeyi hatırlatır: «Hani geçen ay şey olmuştu ya.» Bu, aradaki ortak geçmişi kurar. Ama karşıdaki bilmiyorsa, «hani» bir sırrı ele verir.

«İşte» bir şeyi kapatır ya da kabullenir. «İşte öyle» konuşmayı bitirir. «İşte» ile başlayan bir cümle çoğu zaman bir teslimiyet taşır.

«Falan» bir belirsizlik bırakır. Konuşan ayrıntıya girmek istemez ya da girerse bir şeyin ortaya çıkacağından çekinir.

«Bak» dikkati çeker. Yumuşak söylendiğinde bir öğüt açar, sert söylendiğinde bir uyarı.

Bu eğilimler bir sözlük değildir; bağlam her şeyi değiştirebilir. Ama yazar için bir başlangıç noktasıdır. Bir karakterin hangi dolguyu kullandığı, onun neyle uğraştığını gösterebilir.

Duraksama dolgunun sessiz kardeşidir. Söylenmeyen bir kelimenin yeri. Gerçek konuşmada duraksamalar her yerdedir. Senaryoda ise yalnız bir şeyi gösterdiklerinde yazılırlar: karakterin bir şeyi söylemekten vazgeçtiği, bir kararı tarttığı, bir cevabı geciktirdiği an.

Yarım cümle ise üçüncü araçtır. Cümle başlar ve bitmez. Bazen konuşan kesilir; bunu bir önceki derste gördük. Ama bazen kimse onu kesmez. Konuşan cümlesini kendisi bırakır, çünkü sonunu söyleyemez.

Yarım bırakılan cümlenin gücü, sonunu seyircinin tamamlamasından gelir. «Eğer o gün ben...» diye başlayan ve orada biten bir cümle, sonu söylenmiş hâlinden daha ağır düşer. Çünkü seyirci aklından birkaç farklı son geçirir ve hepsi aynı anda sahneye girer.

Örnek yapımlarımızın kadrosu bunu iyi gösterir. Kerem'in dolgusu «şey»dir ve hep zor bir sorunun eşiğinde gelir. Nazmi'nin dolgusu «bak»tır; bir öğüt vermeden önce dinleyeni yakalar. Ozan «yani» der, çünkü yeni öğrendiği her şeyi bir kez daha açıklama ihtiyacı duyar. Meral Hanım'ın neredeyse hiç dolgusu yoktur. Onun dolgusu sessizliktir: başını kaldırmadan bekler. Şükrü'nün de dolgusu yoktur, ama bir farkla. O susar ve kısa konuşur. Beş karakter, beş ayrı ilişki biçimi; hepsi küçük bir kelimede ya da onun yokluğunda.

Bunların hepsinin bir ölçüsü var. Bir sahnede her karakter her repliğinde «şey» diyorsa, dolgu bir araç olmaktan çıkar ve gürültüye dönüşür. Bir karakterin kendine ait tek bir dolgusu olabilir ve bu onun sesinin bir parçası olur. Ama aynı dolguyu herkes kullanırsa, hiç kimsenin sesi kalmaz. Yazar her dolgunun yanına şunu sormalı: bunu silersem ne kaybolur?

Sahnede

Son Sefer. Kerem garajın önünde Sevgi'yi yakalıyor. Söylemesi gereken bir şey var ve söylemek istemiyor.

DIŞ. DOLMUŞ GARAJI — AKŞAMÜSTÜ. Kerem bir lastiğin yanında, elleri yağlı. Sevgi telefonunda bir şeye bakarak geçiyor.

KEREM

Abla, bir dakika. Şey... usta ilaçlarını içiyor mu?

SEVGİ

Hangi ilaçlarını?

KEREM

Hani geçen ay şey olmuştu ya, dolmuşta.

Sevgi telefonu indiriyor.

SEVGİ

Ne olmuştu?

KEREM

Yok, bir şey olmadı yani. Başı dönmüş biraz. Kenara çekti, işte. Su içti, falan.

SEVGİ

Dolmuş doluyken mi?

KEREM

Abla, ben bunu sana... usta bilmesin, olur mu?

Sevgi cevap vermiyor. Garajın içine, babasının dolmuşuna bakıyor.

Kerem'in her dolgusu bir iş görüyor. İlk «şey», sormak istediği soruya yaklaşırken bir zaman kazanma. «Hani geçen ay şey olmuştu ya» ise iki şeyi birden yapıyor. «Hani» ortak bir bilgiye çağırıyor; Kerem, Sevgi'nin bunu bildiğini sanıyor. «Şey» de olayın adını saklıyor. Ama Sevgi bilmiyor. «Hani» bir sırrı ele verdi.

Bundan sonra Kerem geri çekilmeye çalışıyor ve dolguları da onunla birlikte değişiyor. «Yani» söylediğini yumuşatıyor: bir şey olmadı. «İşte» olayı kapatmaya çalışıyor: kenara çekti, işte. «Falan» ayrıntıyı bulanıklaştırıyor: su içti, falan. Üç dolgu, üç ayrı geri çekilme.

Son replik yarım kalıyor. «Ben bunu sana...» Cümlenin sonu belki «söylememeliydim», belki «ustamdan habersiz söyledim». Kerem onu söyleyemiyor ve yerine bir rica koyuyor: «Usta bilmesin, olur mu?» Sevgi'nin cevap vermemesi bir boşluk değil, bir karar anı. Babasının dolmuşa bakması, hangi kararı tarttığını söylüyor.

İki sürüm

Kalem Odası. Ozan, dünkü kararda bir yanlışlık fark etmiş. Bunu Meral Hanım'a söylemesi gerekiyor.

İlk taslak

OZAN

Meral Hanım, şey, yani, hani dünkü, şey, karar var ya, işte onda, yani, bir şey var galiba, falan.

MERAL

Ne var?

OZAN

Şey, yani, tarih, ııı, yanlış galiba, yani, hani on dört yazmış, şey, yirmi dört olacakmış, yani.

Yeniden yazım

OZAN

Meral Hanım. Dünkü kararda tarih...

MERAL

Ne olmuş tarihe?

OZAN

Şey... on dört yazılmış. Hâkim bey yirmi dört demişti.

MERAL

Kim yazmış on dört?

OZAN

Kararı hâkim bey kendi yazdı.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dolgu kelimesi zaman kazandırır, sözü elde tutar ya da söylenmesi zor bir şeyi yumuşatır.
  2. Türkçenin dolguları birbirinin yerine geçmez: «şey» saklar, «yani» yumuşatır, «hani» ortak bilgiye çağırır, «işte» kapatır, «falan» bulanıklaştırır.
  3. Duraksama yalnız bir şeyin tartıldığı, ertelendiği ya da vazgeçildiği yerde yazılır.
  4. Yarım bırakılan cümlenin sonunu seyirci tamamlar; bu yüzden söylenmiş hâlinden ağır düşer.
  5. Her dolgunun yanına sorulacak soru: bunu silersem ne kaybolur?

İlk taslakta Ozan'ın her cümlesi dolgu kelimeleriyle dolu. Yazar gerginliği göstermek istemiş, ama sonuç okunması zor bir gürültü. Hiçbir dolgu ötekinden ayrı bir iş görmüyor. Seyirci her «yani»yi duyduğunda Ozan'ı değil, yazarın çabasını duyuyor.

Yeniden yazımda tek bir dolgu kalmış: «Şey.» Ve tam yerinde. Ozan tarihi söylemeden önce duraksıyor. Asıl zorlandığı şey tarihin yanlış olması değil, yanlışı kimin yaptığını söylemek. Meral bunu sezip doğrudan soruyor: «Kim yazmış?» Ozan'ın son cevabı dolgusuz ve kısa. Asıl ağırlık orada: hatayı yapan hâkim. Tek bir «şey», bütün o gürültünün yapamadığını yapıyor.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışGerçekçi diyalog için dolgu kelimesi gerekir.
Doğrusu

Dolgu doğallık katmaz, doğallık hissi verir. Ama fazlası okumayı yorar ve oyuncunun işini zorlaştırır. Gerçekçiliği dolgunun miktarı değil, yerinde olması kurar.

Yaygın yanlışDolgunun hepsi aynıdır, birbirinin yerine kullanılabilir.
Doğrusu

«Şey» saklar, «hani» ortak bilgiye çağırır, «yani» yumuşatır, «işte» kapatır. Yanlış dolgu yanlış bir şey söyler. Bir karakterin «hani» demesi, karşısındakinin bir şeyi bildiğini varsaydığını gösterir.

Yaygın yanlışYarım cümle, yazarın cümleyi bitirmeye üşenmesidir.
Doğrusu

Bilerek bırakılmış bir yarım cümle, sonu söylenmiş bir cümleden daha çok şey söyler. Ama sonunu seyircinin tahmin edebilmesi gerekir; tahmin edilemeyen yarım cümle yalnız eksiktir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Dolgu kelimesi zaman kazandırır, sözü elde tutar ya da söylenmesi zor bir şeyi yumuşatır.
  2. Türkçenin dolguları birbirinin yerine geçmez: «şey» saklar, «yani» yumuşatır, «hani» ortak bilgiye çağırır, «işte» kapatır, «falan» bulanıklaştırır.
  3. Duraksama yalnız bir şeyin tartıldığı, ertelendiği ya da vazgeçildiği yerde yazılır.
  4. Yarım bırakılan cümlenin sonunu seyirci tamamlar; bu yüzden söylenmiş hâlinden ağır düşer.
  5. Her dolgunun yanına sorulacak soru: bunu silersem ne kaybolur?

Kendini sına

  1. Garaj sahnesinde Kerem'in «hani» demesi neden bir sırrı ele veriyor?
  2. Kalem Odası'nın ilk taslağındaki dolgular neden işe yaramıyor?
  3. Yarım bırakılan bir cümlenin işe yaraması için hangi koşul gerekir?

Yanıtlar

  1. Çünkü «hani» ortak bir bilgiye çağırır; Kerem, Sevgi'nin babasının başının döndüğünü bildiğini varsayıyor. Ama Sevgi bilmiyor. Kerem'in varsayımı, Şükrü'nün sakladığı bir şeyi açığa çıkarıyor.
  2. Çünkü her cümleye eşit dağıtılmışlar ve hiçbiri ötekinden ayrı bir iş görmüyor. Gerginliği değil yazarın gerginliği gösterme çabasını duyuruyorlar. Yeniden yazımda tek bir «şey», Ozan'ın asıl zorlandığı yeri, hatanın hâkime ait olduğunu söylemeyi işaret ediyor.
  3. Seyircinin cümlenin sonunu tahmin edebilmesi gerekir. Sonu bilinen ama karakterin söyleyemediği bir cümle ağır düşer; sonu hiç tahmin edilemeyen bir cümle ise yalnız eksik kalır.

Sonraki derse köprü

Şimdiye kadar gerçek konuşmanın parçalarını tek tek inceledik: sıra, çiftler, ret, onarım, kesinti, dolgu. Bir dahaki adımda hepsini bir arada göreceğiz. Bir çay ocağında geçen uzun bir konuşmanın dökümünü replik replik okuyacak, sonra aynı konuşmanın sahneye çevrilmiş hâliyle yan yana koyacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.