İçeriğe geç

17.1 · Seviye 7 · Sahne Türleri

Monolog ne zaman çalışır?

Monoloğun bir sahne olduğunu, bir istek ve bir engelle ilerlediğini görür

Diyalog Akademisi · Monolog ve Kamusal Konuşma · 1.690 kelime · 14 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.

Açılış

Bir öğrenci öğretmeninin odasına giriyor. Bir şey isteyecek: sınavını ertelemesi için izin. Ama doğrudan istemiyor. Önce bir dersten söz ediyor, sonra bir ödevden, sonra ailesinden. Konuşma uzuyor, bir yerden başka bir yere sapıyor; öğretmen sabırla dinliyor. Öğrenci bir noktada duruyor, yutkunuyor ve sonunda asıl cümleyi söylüyor. Öğretmen o ana kadar dinlediği her şeyi bir anda anlıyor: neden bu kadar dolandığını, neden ailesinden söz ettiğini.

Öğrencinin konuşması bir monologdu, ama bir anlatı değildi. Bir şey istiyordu ve onu istemesinin önünde bir engel vardı: utanç, korku, gurur. Konuşmanın her sapması bu engelin etrafında dönen bir hamleydi. Monolog, bir isteğin bir engele çarptığı ve onu aştığı bir sahneydi.

On üçüncü modülde uzun bir konuşmanın ancak bir birikimden sonra ve bir dinleyenin karşısında çalıştığını gördük. Bu modül monoloğa daha yakından bakıyor. İlk soru: bir monolog ne zaman çalışır?

Tek fikir

Monolog bir sahnedir, bir anlatı değil. Konuşan bir şey ister ve isteğinin önünde bir engel vardır; çoğu zaman bu engel konuşanın kendi içindedir. Monoloğun iç dönüşleri, konuşanın bu engelle boğuşmasının izleridir. İstek ve engel yoksa, monolog bir bilgi dökümüne döner.

Kavram

Senaryo Akademisi monoloğu işlerken türlerini sayar: itiraf, savunma, hikâye anlatma, ikna, veda, tanıklık, iç konuşmanın dışa vurumu, seyirciye doğrudan hitap. Bu türlerin hepsi bir şeyde ortaktır: konuşanın bir isteği vardır. İtiraf eden bağışlanmak, savunan haklı çıkmak, hikâye anlatan anlaşılmak, ikna eden razı etmek ister.

Monologu bir sahneye çeviren şey, bu istek ile bir engelin çatışmasıdır. Bir diyalog sahnesinde engel genellikle karşıdaki karakterdir; o itiraz eder, direnir, kaçar. Monologda ise karşıdaki karakter çoğu zaman susar. Bu yüzden engel çoğu zaman konuşanın kendi içindedir. Konuşan bir şey istemektedir ama istemekten utanır; bir şeyi itiraf etmek ister ama itirafın sonuçlarından korkar; birini ikna etmek ister ama kendisi de emin değildir.

İç engel monoloğun biçimini belirler. Konuşan asıl söze doğrudan gidemez; dolanır. Bir konudan başlar, başka bir konuya sapar, bir şeye yaklaşır ve geri çekilir. Bu sapmalar rastgele değildir; her biri engelden kaçmanın ya da onu aşmaya çalışmanın bir yoludur. Seyirci monoloğu dinlerken bu dönüşleri izler ve konuşanın asıl isteğini, onlara bakarak tahmin eder. Monoloğun sonunda asıl söz geldiğinde, seyirci bütün dönüşleri geriye doğru anlar.

Bir monoloğu yazmadan önce üç şey yazmak işe yarar: konuşan ne istiyor, onu engelleyen ne, ve monolog sonunda bu engeli aşıyor mu? Engeli aşan bir monolog bir itirafa, bir talebe ya da bir karara varır. Aşamayan bir monolog ise bir geri çekilmeyle biter ve bu da bir sonuçtur. Her iki durumda da monolog bir yere gider; başladığı yerde bitmez.

Monoloğun bir başka tuzağı, iç dönüşlerin rastgele olmasıdır. Konuşan bir konudan ötekine atlarsa ve bu atlamaların bir sebebi yoksa, monolog dağınık görünür. Her dönüşün bir işlevi olmalıdır: engele yaklaşmak, ondan kaçmak, onu sınamak. Bir dönüş asıl söze bir adım yaklaştırmalı ya da bir adım uzaklaştırmalıdır; yerinde sayan dönüşler kesilmelidir.

İç engelin bir avantajı da oyuncuya verdiği iştir. Engeli olmayan bir monologda oyuncunun oynayacağı tek şey kelimelerdir; cümleleri sırayla söyler ve konuşma biter. İç engeli olan bir monologda ise oyuncu iki şeyi aynı anda oynar: söylenen sözü ve söylenemeyen sözü. Yarım kalan bir cümlede, bir duraksamada, bir konudan ötekine geçişte asıl iş görünür. Seyirci kelimeleri dinlerken, oyuncunun yüzünde engelle yapılan kavgayı izler.

Son olarak, monolog bir dinleyenin karşısında yapılıyorsa, dinleyenin varlığı engeli büyütür ya da küçültür. Konuşan, dinleyenin tepkisinden korkuyorsa engel büyür; dinleyen sessizce bekliyorsa, bu bekleyiş bir cesaret verebilir. Bir sonraki ders bu ilişkiye ayrıca bakacak; bu dersin konusu konuşanın kendi içindeki çatışma.

Sahnede

Ozan'ın annesinin tahlil sonuçları sonunda belli oldu. Ozan bir sabah Meral'in masasına geliyor. Bir şey isteyecek: birkaç gün izin. Ozan kalemde bir kez bile izin istememişti; annesinin hastane günleri dışında.

İÇ. KALEM ODASI — SABAH. Meral dosya çeviriyor. Ozan elinde bir dosyayla masasının önünde duruyor.

OZAN

Meral Hanım, Yılmaz dosyasında bilirkişi raporu geldi. Otuz iki sayfa. Ekleriyle kırk bir. Tarihleri kontrol ettim, iki yerde gün yanlış yazılmış, işaretledim. Bir de, şey, Karakaya dosyasında tebligat bu hafta dönecek, dönerse ben takip edeceğim, ama dönmezse…

Ozan durur. Dosyayı masaya bırakır, ama elini üstünden çekmez.

OZAN

Annemin sonuçları geldi. Doktor ameliyat dedi. Ayın on dokuzunda. İyi huylu olabilirmiş. Olabilirmiş, dedi. Ameliyattan sonra üç gün hastanede kalacak, sonra eve gelecek, eve geldikten sonra bir hafta, belki on gün, kimsenin… Ben… yani, Karakaya dosyasını Cemil Bey'e de bırakabilirim, emekli ama gelir, ya da ben akşamları gelir bakarım…

Meral dosyadan başını kaldırır. Bir şey demez.

OZAN

On gün izin istiyorum.

MERAL

Yazdın mı dilekçeyi?

OZAN

Yazdım. Çantamda.

MERAL

Getir.

Ozan'ın monoloğu bir istekle başlıyor ama istek ancak sonda söyleniyor: on gün izin. Arada bir engel var ve bu engel Ozan'ın içinde. Ozan kalemde hiç izin istememiş; bir şey istemek, onun sayılarla ve düzenle kurduğu sesine aykırı. Ayrıca Meral'in onu zayıf göreceğinden korkuyor. Bu engel monoloğun biçimini belirliyor.

Monoloğun ilk bölümü bir kaçış: Ozan işten söz ediyor, sayılarla, düzenle, kendi alışık olduğu dilde. Otuz iki sayfa, kırk bir sayfa, iki yanlış gün. Bu sayılar onun güvenli bölgesi. Sonra bir iç dönüş: Karakaya dosyasından söz ederken «dönmezse…» diye yarım bırakıyor. Bu yarım cümle asıl konuya bir kapı aralıyor; Ozan kendi işini bırakamayacağı bir durumun içinde.

İkinci bölüm annesi. Burada Ozan'ın sesi değişiyor: sayılar hâlâ var, ayın on dokuzu, üç gün, bir hafta, on gün, ama cümleler yarıda kalıyor. «Kimsenin…» Bu yarım kelime, Ozan'ın söyleyemediği şeyi taşıyor: annesine bakacak kimse yok. Sonra bir başka dönüş: kendi isteğini söylemeden önce çözümler öneriyor, Cemil Bey, akşamları gelmek. Bu, iç engelin son direnişi: bir şey istemek yerine, istemek zorunda kalmamak için yollar arıyor.

Ve sonunda asıl söz: «On gün izin istiyorum.» Kısa, düz, bir dilekçe cümlesi. Engel aşıldı. Meral'in tepkisi, «Yazdın mı dilekçeyi?», Ozan'ın bu isteği önceden hazırladığını ortaya koyuyor; dilekçe çantadaydı. Ozan monoloğun başından beri ne istediğini biliyordu. Monolog, bilinen bir isteğe doğru yürüyen bir yoldu.

İki sürüm

Aynı monoloğun istek ve engel olmadan yazıldığı hâli.

İlk taslak

OZAN

Meral Hanım, annemin sonuçları geldi. Doktor ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ameliyat ayın on dokuzunda. Ameliyattan sonra üç gün hastanede kalacak, sonra bir hafta evde dinlenecek. Bu süreçte ona bakmam gerekiyor, çünkü başka kimsesi yok. Bu yüzden on gün izin istiyorum.

MERAL

Tabii, Ozan. Geçmiş olsun.

OZAN

Teşekkür ederim.

Yeniden yazım

OZAN

Meral Hanım, Yılmaz dosyasında bilirkişi raporu geldi. Otuz iki sayfa. Ekleriyle kırk bir. Bir de, şey, Karakaya dosyasında tebligat bu hafta dönecek, ama dönmezse…

OZAN

Annemin sonuçları geldi. Doktor ameliyat dedi. Ayın on dokuzunda. İyi huylu olabilirmiş. Olabilirmiş, dedi. Eve geldikten sonra bir hafta, belki on gün, kimsenin… Ben… yani, akşamları gelir bakarım…

OZAN

On gün izin istiyorum.

MERAL

Yazdın mı dilekçeyi?

OZAN

Yazdım. Çantamda.

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Monolog bir anlatı değil, bir sahnedir: konuşan bir şey ister ve önünde bir direnç bulur.
  2. Monologda engel çoğu zaman konuşanın kendi içindedir: utanç, gurur, korku.
  3. İç dönüşler, konuşanın engelle boğuşmasının izleridir; her birinin bir işlevi olmalıdır.
  4. Asıl söz genellikle sona saklanır ve kısa, düz bir cümleyle gelir.
  5. Monolog bir yere varmalıdır: bir itirafa, bir talebe, bir karara ya da bir geri çekilmeye.

İlk taslakta Ozan her şeyi sırayla anlatıyor ve isteğini sonunda düzgünce söylüyor. Monolog bir bilgi dökümü: sonuç, ameliyat, tarih, süre, gerekçe, talep. Engel yok, dönüş yok; Ozan hiç tereddüt etmiyor. «Çünkü başka kimsesi yok» cümlesi, ikinci sürümde yarım kalan «kimsenin…» sözünü bir açıklamaya çeviriyor ve onun ağırlığını siliyor. Meral'in «Tabii, Ozan. Geçmiş olsun» cevabı da kibar ve boş; bir talebe verilen standart bir cevap.

Yeniden yazımda monolog bir istek ile bir iç engelin çatışması. Ozan önce işe kaçıyor, sonra annesine yaklaşıyor, sonra çözümler önererek isteğinden kaçıyor ve en sonunda isteğini söylüyor. Her dönüşün bir işlevi var. «Olabilirmiş» kelimesinin tekrarı, Ozan'ın doktorun sözüne tutunduğunu gösteriyor. Ve monolog bir yere varıyor: bir talebe ve Meral'in hazırlanmış bir dilekçeyi isteyen kısa sorusuna.

Ekranda

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışMonolog, bir karakterin bir şeyi uzun uzun anlattığı yerdir.
Doğrusu

Anlatı bir monolog değildir; monolog bir sahnedir. Konuşanın bir isteği ve bu isteğin önünde bir engel olmalıdır.

Yaygın yanlışMonoloğun içindeki sapmalar konuşmayı dağınık gösterir; monolog düz bir çizgide ilerlemelidir.
Doğrusu

İç dönüşler, konuşanın engelle boğuşmasının izleridir. Her dönüşün bir işlevi olduğu sürece, sapmalar monoloğu güçlendirir.

Yaygın yanlışMonolog, karakterin isteğini başta söylemesiyle netleşir.
Doğrusu

İsteği başta söylemek engeli ortadan kaldırır. İsteğe doğru dolanan bir monolog, seyirciyi engelin içine sokar ve asıl söz geldiğinde onun ağırlığını hissettirir.

Kendi sahnende

Özet

  1. Monolog bir anlatı değil, bir sahnedir: konuşan bir şey ister ve önünde bir direnç bulur.
  2. Monologda engel çoğu zaman konuşanın kendi içindedir: utanç, gurur, korku.
  3. İç dönüşler, konuşanın engelle boğuşmasının izleridir; her birinin bir işlevi olmalıdır.
  4. Asıl söz genellikle sona saklanır ve kısa, düz bir cümleyle gelir.
  5. Monolog bir yere varmalıdır: bir itirafa, bir talebe, bir karara ya da bir geri çekilmeye.

Kendini sına

  1. Ozan'ın isteği nedir ve onu engelleyen ne?
  2. Ozan'ın monoloğundaki iç dönüşler nelerdir?
  3. Meral'in «Yazdın mı dilekçeyi?» sorusu neyi ortaya koyuyor?

Yanıtlar

  1. On gün izin. Onu engelleyen, Ozan'ın içindeki bir direnç: kalemde hiç izin istememiş olması, bir şey istemenin onun düzenli, sayan sesine aykırı olması ve Meral'in onu zayıf görmesinden korkması.
  2. İşe kaçış (bilirkişi raporu, sayfa sayıları), yarım kalan bir cümle («dönmezse…»), annesine yaklaşma, yarım kalan «kimsenin…», isteğinden kaçmak için çözüm önerileri (Cemil Bey, akşamları gelmek) ve sonunda asıl söz.
  3. Ozan'ın bu isteği önceden hazırladığını: dilekçe çantadaydı. Ozan monoloğun başından beri ne istediğini biliyordu; monolog bilinen bir isteğe doğru yürüyen bir yoldu.

Sonraki derse köprü

Meral, Ozan'ın monoloğu boyunca neredeyse hiç konuşmadı; yalnızca bir kez başını kaldırdı. Ama o tek hareket, Ozan'ın isteğini söylemesine yol açtı. Bir sonraki ders monoloğun dinleyenini inceliyor: dinleyenin tepkileriyle monoloğu bölmeyi ve yönünü değiştirmeyi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.