17.2 · Seviye 7 · Sahne Türleri
Monoloğun dinleyeni
Monoloğu dinleyenin tepkileriyle bölüp yönünü değiştirir
Diyalog Akademisi · Monolog ve Kamusal Konuşma · 1.641 kelime · 18 replik · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir mahalle kahvesinde iki eski arkadaş oturuyor. Biri anlatıyor: oğluyla aralarında geçen bir tartışmayı, kendi haklılığını, oğlunun ne kadar inatçı olduğunu. Öteki dinliyor. Bir ara çayını bırakıyor. Anlatan bir an duruyor, sonra sesini alçaltıp «Gerçi ben de biraz sert konuştum» diyor. Dinleyen bir şey söylemedi; yalnızca bardağı bıraktı. Ama o hareket, konuşmanın yönünü çevirdi.
Uzun konuşmaların çoğu böyledir. Konuşan tek başına konuşuyor gibi görünür, ama karşısında biri vardır ve o biri, en küçük hareketiyle bile, konuşmayı başka bir yere iter. Bir baş sallama konuşanı cesaretlendirir; bir kaş kaldırma onu geri çeker; tek bir soru onu hiç gitmek istemediği bir yere götürür.
Geçen ders monoloğu konuşanın içinden kurduk: bir istek, bir iç engel, engelle boğuşmanın izleri. Bu ders karşı tarafa bakıyor. Monoloğun dinleyeni ne yapar ve yazar onu nasıl kullanır?
Tek fikir
Monoloğun dinleyeni bir dekor değil, sahnenin ikinci oyuncusudur. Bir hareketi, bir sessizliği ya da tek bir sorusu monoloğu bölüp yönünü değiştirebilir. İyi yazılmış bir monologda konuşanın her dönüşü, dinleyenin bir tepkisine bağlanabilir.
Kavram
Sekizinci modülde tepki satırını gördük: konuşmayan bir karakterin bir söze verdiği görünür tepki. Orada tepki, sözün nereye düştüğünü gösteriyordu. Monologda tepki bir adım daha ileri gider: sözün nereye düştüğünü göstermekle kalmaz, sonraki sözü de belirler. Konuşan, dinleyenin yüzüne bakarak konuşur; bir onay görürse ilerler, bir itiraz görürse geri çekilir, bir kayıtsızlık görürse sesini yükseltir ya da konuyu değiştirir.
Bu yüzden bir monoloğu yazmanın bir yolu, onu önce bir diyalog gibi düşünmektir. Konuşanın repliklerinin arasına dinleyenin tepkilerini koyun: bazen bir eylem satırı, bazen tek kelime. Sonra konuşanın her yeni bölümünü, kendinden önceki tepkiye bir cevap olarak yeniden okuyun. Konuşan neden burada sesini alçalttı? Çünkü dinleyen gözlerini kaçırdı. Neden burada konuyu değiştirdi? Çünkü dinleyen bir soru sordu. Her dönüşün bir sebebi olunca, monolog kendi kendine akan bir metin olmaktan çıkar.
Tepkilerin üç işi vardır. Birincisi cesaretlendirmek: dinleyen başını sallar, «Hı» der, bekler; konuşan devam eder ve asıl söze yaklaşır. İkincisi direnmek: dinleyen hareketsizleşir, gözünü kaçırır, kaşını kaldırır; konuşan geri çekilir, bir gerekçe ekler ya da sözünü yumuşatır. Üçüncüsü saptırmak: dinleyen başka bir şey sorar ve konuşanı, kendi başına hiç gitmeyeceği bir konuya götürür. Saptırma çoğu zaman monoloğun en değerli anını doğurur, çünkü konuşan savunmasız bir yerden yakalanır.
Dinleyenin tepkilerinin bir sınırı vardır: sayıca az ve kısa olmalıdır. Dinleyen her cümleye cevap verirse monolog diyaloğa döner; hiç cevap vermezse monolog bir duvara konuşmaya döner. Çoğu monolog için iki ya da üç tepki yeterlidir. Bu tepkilerin her biri bir dönüm noktasına yerleştirilmelidir: konuşanın asıl söze en yaklaştığı ya da ondan en uzaklaştığı yere.
Sayfada bir tepkiyi yazmanın iki yolu vardır. Sözsüz tepki bir eylem satırına girer ve kısa tutulur: bir el durur, bir bardak bırakılır, bir baş çevrilir. Böyle bir satır konuşanın repliğini ikiye böler; oyuncuya da okura da tam burada bir şeyin değiştiğini söyler. Sözlü tepki ise kendi repliğine yazılır ve olabildiğince kısa olur. Konuşanın repliğinin içine parantez açıp dinleyenin tepkisini oraya sıkıştırmak yerine, repliği bölmek daha iyidir: bölünme, okura dönüşün yerini gösterir. Bölünmüş her replik, yeni bir yönle başlamalıdır; aynı cümle tepkiden önce ve sonra aynı yere gidiyorsa, tepki boşa yazılmıştır.
Son olarak, dinleyenin tepkisi onun karakterini de gösterir. Sabırlı bir dinleyen bekler; meraklı bir dinleyen sorar; sert bir dinleyen keser. Dinleyenin tepki biçimi, karakterin sesi kadar tutarlı olmalıdır. Sessiz bir karakter bir monolog boyunca birden konuşkanlaşırsa, bu bir tutarsızlık değil, sahnenin kendisi olmalıdır.
Sahnede
Kerem'in elindeki dikiş izi geçti. Burcu acilde elini dikerken «seni seviyorum galiba» demişti; Kerem o günden beri bir şey söylemedi. Bir akşam durakta, son seferden sonra, Nazmi ile çay içiyorlar. Kerem konuşuyor.
DIŞ. DOLMUŞ DURAĞI — AKŞAM. Bank. Nazmi tespih çekiyor. Kerem ayakta, elinde çay bardağı.
KEREM
Abi, arabanın balatası şey, sesi geliyor. Yokuşta. Ben dedim pazartesi sanayiye götüreyim, Rıfat abi de dedi bir bakarım ama şimdi annesinden sonra adamı rahatsız etmek istemedim, yani balata dediğin bir haftalık iş değil, iki gün, ama iki gün araba yatarsa sefer…
Nazmi'nin tespihi durur.
KEREM
Neyse. Balata değil yani mesele.
Kerem bardağı bankın kenarına koyar. Nazmi bekler.
KEREM
Şey, Burcu… o gün acilde… Ben iki kere başladım, abi. İki kere. Ağzımı açtım, kapandı. Sonra o söyledi. Dikiş atarken. Ben de «korkmadım bu sefer» dedim. Korkmadım dedim, abi, ne demekse. Kadın bir şey söylüyor, ben iğneden bahsediyorum.
NAZMİ
Elin nasıl?
Kerem avucuna bakar. Parmağıyla dikiş izini yoklar.
KEREM
İyi. İz kaldı biraz. Ama düzgün. Çok düzgün dikmiş. Sayıyordu, biliyor musun? Bir, iki, üç. Yüksek sesle. Ben korkmayayım diye. Yedi dikiş.
NAZMİ
Söz ağızdan bir kere çıkar, oğlum.
KEREM
Çıktı zaten. Onun ağzından çıktı. Benimki çıkmıyor.
Uzun bir sessizlik. Nazmi tespihi yeniden çekmeye başlar.
NAZMİ
Yarın cumartesi.
KEREM
Ön koltuğu silerim.
Kerem'in monoloğu bir kaçışla başlıyor: balata. Bu, geçen dersin öğrettiği iç engelin ta kendisi; Kerem asıl konuya gitmek yerine güvenli bir yerde dolaşıyor. Ama bu sefer onu oradan çıkaran şey kendi iç dönüşü değil, dinleyenin bir hareketi. Nazmi'nin tespihi duruyor. Tek bir eylem satırı. Kerem bunu bir soru gibi okuyor ve geri çekiliyor: «Balata değil yani mesele.»
İkinci tepki bir bekleyiş. Nazmi bir şey söylemiyor; Kerem boşluğu doldurmak zorunda kalıyor ve Burcu'ya geliyor. Ama burada kendini suçlayan bir döngüye giriyor: «Kadın bir şey söylüyor, ben iğneden bahsediyorum.» Monolog kendi içine kapanıyor.
Üçüncü tepki bir saptırma: «Elin nasıl?» Nazmi, Kerem'in pişmanlığını sürdürmesine izin vermiyor; onu ele, dolayısıyla Burcu'nun yaptığı şeye götürüyor. Ve Kerem, kendi başına hiç söylemeyeceği bir şeyi söylüyor: Burcu dikişleri yüksek sesle saymış, korkmasın diye. Bu ayrıntı Kerem'in ne hissettiğini, «seviyorum» kelimesinden daha açık gösteriyor. Ara söz, monoloğun en değerli anını açtı.
Dördüncü tepki bir atasözü, Nazmi'nin sesi. Kerem ona itiraz ediyor ve itirazında asıl sorunu söylüyor: «Benimki çıkmıyor.» Son tepki ise bir yön: «Yarın cumartesi.» Nazmi bir öğüt vermiyor, yalnızca bir günü hatırlatıyor. Kerem'in cevabı küçük bir karar: ön koltuğu silecek. Kerem hâlâ söylemedi, ama monolog bir yere vardı.
İki sürüm
Aynı konuşmanın dinleyensiz hâli: Nazmi yalnızca orada duruyor.
İlk taslak
KEREM
Abi, Burcu acilde bana seni seviyorum dedi. Ben de bir şey diyemedim, korkmadım bu sefer dedim. Şimdi düşünüyorum, ben de ona söylemeliyim. Ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Yarın cumartesi, sabah seferinde görürüm, belki o zaman söylerim.
NAZMİ
Söyle tabii, oğlum.
KEREM
Söylerim abi.
Yeniden yazım
KEREM
Abi, arabanın balatası şey, sesi geliyor. Yokuşta. Ben dedim pazartesi sanayiye…
Nazmi'nin tespihi durur.
KEREM
Neyse. Balata değil yani mesele. Şey, Burcu… Ben iki kere başladım, abi. Ağzımı açtım, kapandı.
NAZMİ
Elin nasıl?
KEREM
İyi. Çok düzgün dikmiş. Sayıyordu, biliyor musun? Yüksek sesle. Ben korkmayayım diye.
NAZMİ
Yarın cumartesi.
KEREM
Ön koltuğu silerim.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Monoloğun dinleyeni bir dekor değil, sahnenin ikinci oyuncusudur.
- Dinleyenin tepkisi üç iş yapar: cesaretlendirir, direnir ya da saptırır.
- Konuşanın her dönüşü, dinleyenin bir tepkisine cevap olarak yazılabilir.
- Tepkiler az ve kısa olmalı, dönüm noktalarına yerleştirilmelidir.
- Dinleyenin tepki biçimi onun karakterini gösterir ve tutarlı olmalıdır.
İlk taslakta Nazmi bir dinleyen değil, bir onay makinesi. Kerem her şeyi kendi başına söylüyor: ne oldu, ne hissetti, ne yapacak. Hiçbir dönüş yok, çünkü hiçbir tepki yok. Nazmi'nin «Söyle tabii» cevabı, konuşmanın zaten vardığı yeri onaylıyor ama hiçbir şeyi değiştirmiyor. Kerem'in sesi de kayboluyor: o hiç «şey» demiyor, dolanmıyor, düz bir rapor veriyor.
Yeniden yazımda Nazmi'nin her tepkisi Kerem'i başka bir yere itiyor. Duran tespih onu balatadan çıkarıyor; «Elin nasıl?» onu Burcu'nun saydığı dikişlere götürüyor; «Yarın cumartesi» ona bir kapı açıyor. Kerem'in kararı da artık bir söz değil, bir eylem: ön koltuğu silmek. Seyirci bu küçük işin ne anlama geldiğini, «seviyorum» denmeden anlıyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışMonologda dinleyen yalnızca orada durur; sahnede bir şey yapmasına gerek yoktur.
Dinleyen sahnenin ikinci oyuncusudur. Onun hareketleri ve sessizlikleri monoloğun dönüşlerini belirler.
Yaygın yanlışMonoloğu canlandırmak için dinleyene sık sık söz verilir.
Dinleyenin tepkileri az ve kısa olmalıdır. Her cümleye bir cevap gelirse monolog diyaloğa döner ve konuşanın birikimi dağılır.
Yaygın yanlışDinleyenin tepkisi, konuşanın söylediğini onaylamak içindir.
Onaylayan tepki konuşmayı yerinde saydırır. En değerli tepkiler direnen ve saptıranlardır; konuşanı gitmek istemediği bir yere götürürler.
Kendi sahnende
Özet
- Monoloğun dinleyeni bir dekor değil, sahnenin ikinci oyuncusudur.
- Dinleyenin tepkisi üç iş yapar: cesaretlendirir, direnir ya da saptırır.
- Konuşanın her dönüşü, dinleyenin bir tepkisine cevap olarak yazılabilir.
- Tepkiler az ve kısa olmalı, dönüm noktalarına yerleştirilmelidir.
- Dinleyenin tepki biçimi onun karakterini gösterir ve tutarlı olmalıdır.
Kendini sına
- Nazmi'nin durdurduğu tespih Kerem'in konuşmasında neyi değiştiriyor?
- «Elin nasıl?» sorusu neden monoloğun en değerli anını açıyor?
- İlk taslakta Nazmi'nin «Söyle tabii, oğlum» cevabı neden işlemiyor?
Yanıtlar
- Kerem'i balatadan, yani güvenli kaçış konusundan çıkarıyor. Kerem durmayı bir soru gibi okuyor ve «Balata değil yani mesele» diyerek asıl konuya geçiyor.
- Çünkü Kerem'i kendini suçladığı döngüden çıkarıp Burcu'nun yaptığı şeye götürüyor. Kerem kendi başına söylemeyeceği bir ayrıntıyı anlatıyor: Burcu dikişleri yüksek sesle saymış, o korkmasın diye. Bu ayrıntı Kerem'in hissini kelimeden açık gösteriyor.
- Çünkü konuşmanın zaten vardığı yeri onaylıyor ve hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bir onay tepkisi Kerem'i hiçbir yere itmiyor; monolog dönüşsüz bir rapor olarak kalıyor.
Sonraki derse köprü
Kerem'in monoloğu bir bankta, tek bir dinleyenin karşısında geçti. Ama bazı monologlar kalabalığın önünde yapılır: bir düğünde, bir mahkemede, bir cenazede. Bir sonraki ders kamusal konuşmayı inceliyor: karakterin halka söylediği ile kendine söylediği arasındaki farkı.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.