17.3 · Seviye 7 · Sahne Türleri
Kamusal konuşma
Nutuk, savunma, düğün konuşması ve kadeh kaldırmayı karakterin halka söylediği ile kendine söylediği arasındaki farkla yazar
Diyalog Akademisi · Monolog ve Kamusal Konuşma · 1.667 kelime · 15 replik · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme
Örnek sahneler ve kişiler bu akademi için yazıldı; film ve dizi örnekleri anlatılır, diyalogları aktarılmaz.
Açılış
Bir düğün salonunda gelinin babası mikrofonu alıyor. Kâğıdını açıyor, okumaya başlıyor: kızının ne kadar iyi bir evlat olduğu, damadın ne kadar iyi bir aileden geldiği, iki ailenin bundan sonra tek aile olacağı. Salon alkışlıyor. Sonra baba kâğıttan başını kaldırıyor ve kâğıtta olmayan bir şey söylüyor: «Annesi de görseydi.» Salon susuyor. Bir saniye sonra baba kâğıda dönüyor, son cümleyi okuyor, kadehini kaldırıyor.
O tek cümle konuşmanın geri kalanından farklıydı. Kâğıttaki cümleler salona söylenmişti; o cümleyi baba kendine söyledi. Kamusal bir konuşmanın içinde, bir an için, özel bir ses duyuldu.
Önceki iki derste monoloğu bir kişinin karşısında kurduk: konuşanın iç engeli ve dinleyenin tepkileri. Bu ders kalabalığa dönüyor. Bir karakter halkın önünde konuştuğunda ne olur ve yazar bu konuşmayı nasıl sahneye çevirir?
Tek fikir
Kamusal konuşmada karakter iki şeyi aynı anda söyler: halka söylemesi gerekeni ve kendine söylediğini. Halka söylenen kalıptır; kendine söylenen kalıbın çatlaklarından sızar. Sahne, bu iki sesin arasındaki farkta yaşar.
Kavram
Kamusal konuşmanın türleri çoktur. Nutuk bir topluluğa yön vermek ister: askerleri savaşa, işçileri greve, seçmenleri sandığa. Savunma bir yargıcın ya da kurulun önünde haklı çıkmak ister. Düğün konuşması iki aileyi birleştirmek, kadeh kaldırma bir anı ya da bir kişiyi kutlamak ister. Cenaze konuşması ölünün hayatını toparlamak ister. Hepsinin bir biçimi vardır ve seyirci bu biçimi önceden bilir; ne zaman alkış geleceğini, hangi cümlenin hangisini izleyeceğini tahmin eder.
Bu öngörülebilirlik yazar için bir fırsattır. Seyirci kalıbı bildiği için, kalıptan sapan her cümleyi hemen fark eder. Düğündeki baba yirmi cümle boyunca beklenen şeyleri söyler; yirmi birinci cümle beklenmedik olduğunda, bütün salon onu duyar. Kamusal konuşmada maske ne kadar düzgünse, çatlak o kadar yüksek sesle duyulur.
Kamusal bir konuşmayı sahneye çevirmenin yolu, karakterin iki isteğini ayırmaktır. Birinci istek kamusal olandır: törenin istediği. Düğün konuşmasında bu, iki aileyi onurlandırmaktır. İkinci istek özel olandır: karakterin kendi içinde taşıdığı ve törene ait olmayan şey. Babanın özel isteği, ölmüş karısının o salonda olmasıdır. Konuşma birinci isteğin sesiyle yürür; ikincisi, bir ya da iki yerde, kalıbın içinden sızar.
Kamusal konuşmaların çoğunda kalabalığın içinde asıl muhatap olan biri vardır. Savunma yapan sanık jüriye konuşur ama annesine bakar. Kadeh kaldıran sağdıç damada konuşur ama gelinin yüzünü izler. Yazar bu kişiyi seçer ve konuşmanın bazı cümlelerini ona yönlendirir. Seyirci bu cümleleri iki kez duyar: kalabalığın duyduğu anlamıyla ve o tek kişinin duyduğu anlamıyla.
Kamusal konuşmanın yazımında üç tuzak vardır. Birincisi maskeyi hiç çatlatmamaktır: karakter kalıbı baştan sona okur ve konuşma bir nutuk olarak kalır, sahne olmaz. İkincisi maskeyi hemen çıkarmaktır: karakter mikrofonu alır almaz içini döker ve kamusal biçim ortadan kalkar; o zaman gerilim de kalkar, çünkü gerilim maskeyle yüz arasındaki farktan doğar. Üçüncüsü kalabalığı unutmaktır. Kalabalık bir dinleyendir ve geçen dersin dinleyeni gibi tepki verir: alkışlar, susar, kıpırdanır, öksürür. Bir kalabalığın sessizliği, tek bir kişinin sessizliğinden daha ağırdır.
Son olarak, kamusal konuşmanın sonu çoğu zaman maskeye dönüştür. Karakter çatlaktan sonra kalıba geri döner, son cümleyi söyler, kadehini kaldırır. Bu dönüş bir yenilgi değildir; karakterin kalabalığın önünde ayakta kalma biçimidir. Seyirci çatlağı görmüştür ve maskenin geri takılışını, onu görmüş biri olarak izler.
Sahnede
Zehra Hanım'ın kırkı. Rıfat evde mevlit okutuyor. Hoca duayı bitirdi, misafirler kalkmak üzere. Rıfat ayağa kalkıp birkaç söz söylemek istiyor. Kalabalığın içinde Şükrü, Nazmi ve Kerem var.
İÇ. RIFAT'IN EVİ, SALON — İKİNDİ. Sandalyeler duvar boyunca dizili. Kadınlar bir yanda, erkekler öbür yanda. Masada lokma tabakları. Rıfat ayağa kalkar, ellerini önünde birleştirir.
RIFAT
Hepiniz hoş geldiniz. Allah razı olsun, geldiniz, annemi yalnız bırakmadınız. Hocamıza da teşekkür ederiz.
Birkaç kişi «Allah kabul etsin» diye mırıldanır.
RIFAT
Annem bu mahalleyi çok severdi. Komşularını, herkesi. Yıllarca yürüyemedi ama balkondan hepinizi görürdü. Kimin çocuğu okula gitti, kimin arabası geldi, hepsini bilirdi.
Rıfat duraklar. Gözü pencereye, balkon kapısına gider.
RIFAT
Sabahları ilk seferi seyrederdi. İki korna. Her sabah. Ben duymazdım. Ben uyurdum o saatte. Yıllarca uyudum.
Salon susar. Bir çocuk ağlamaya başlar, annesi onu dışarı çıkarır. Şükrü başını eğer. Kerem ellerine bakar.
RIFAT
Şükrü abi çalardı. Sonra Kerem. Annem bardağını kaldırırdı. Ben bunu cenazede öğrendim.
Rıfat bir an Şükrü'ye bakar. Şükrü başını kaldırmaz.
RIFAT
Neyse. Hakkınızı helal edin. Annemin de hakkını helal edin. Lokmalarımızı alın, buyurun.
Misafirler «Helal olsun» der, kalkmaya başlar. Nazmi Rıfat'ın yanına gelip elini sıkar. Şükrü kapıya yürür, eşikte durur.
ŞÜKRÜ
Yarın yedide.
RIFAT
Yedide.
Rıfat'ın konuşması bir mevlit sonu konuşmasının kalıbıyla başlıyor: hoş geldiniz, Allah razı olsun, hocaya teşekkür. Bunlar kamusal maske. Salondaki herkes bu cümleleri bilir ve bekler; mırıldanarak cevap verir. Sonra ikinci bölüm, ölüyü anma: «Annem bu mahalleyi çok severdi.» Bu da kalıbın parçası; her kırkta biri bu cümleyi kurar. Ama Rıfat bu kalıbın içine bir ayrıntı koyuyor, balkonu, ve bu ayrıntı onu kalıptan çıkaracak kapıyı açıyor.
Duraklama ve pencereye giden göz bir dönüm noktası. Rıfat artık salona değil, kendine konuşuyor: «Ben duymazdım. Ben uyurdum o saatte. Yıllarca uyudum.» Bu cümleler bir mevlit konuşmasında söylenmez. Bir oğul, annesinin kırkında, onun yanında olmadığını itiraf ediyor. Maske çatladı ve salon bunu duydu: susuyor, bir çocuk ağlıyor, Şükrü başını eğiyor. Kalabalığın tepkisi, çatlağın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.
Burada çift muhatap belirginleşiyor. Rıfat salona konuşuyor ama asıl muhatabı Şükrü. «Şükrü abi çalardı» cümlesi kalabalığa bir bilgi, Şükrü'ye bir teşekkür ve belki bir sitem: annesine her sabah eşlik eden o oldu, oğlu değil. Rıfat Şükrü'ye bakıyor; Şükrü başını kaldırmıyor. Kalabalık bunu fark etmeyebilir, ama seyirci eder.
Ve sonra dönüş: «Neyse.» Rıfat maskeyi yeniden takıyor. «Hakkınızı helal edin… Lokmalarımızı alın.» Kalıp geri geldi, misafirler cevabını verdi, tören tamamlandı. Kapıdaki iki kelime ise konuşmanın asıl sonu: «Yarın yedide.» Şükrü ve Rıfat'ın birlikte gidecekleri bir sabah. Kamusal konuşmanın çatlağından geçen şey, iki adam arasında özel bir randevuya dönüştü.
İki sürüm
Aynı konuşmanın maskesi baştan çıkarılmış hâli.
İlk taslak
RIFAT
Hepiniz hoş geldiniz. Size bir şey itiraf etmem lazım. Ben iyi bir oğul olmadım. Annem yıllarca balkonda tek başına oturdu ve ben hiç yanında olmadım. Şükrü abi ve Kerem her sabah korna çalıp onu selamladılar, ben ise uyuyordum. Bunu cenazede öğrendim ve çok utandım.
Misafirler birbirine bakar.
RIFAT
Şükrü abi, sana çok teşekkür ederim. Sen benim yapamadığımı yaptın.
ŞÜKRÜ
Estağfurullah, Rıfat.
Yeniden yazım
RIFAT
Hepiniz hoş geldiniz. Allah razı olsun, annemi yalnız bırakmadınız.
RIFAT
Annem bu mahalleyi çok severdi. Yıllarca yürüyemedi ama balkondan hepinizi görürdü.
RIFAT
Sabahları ilk seferi seyrederdi. İki korna. Her sabah. Ben duymazdım. Ben uyurdum o saatte.
RIFAT
Neyse. Hakkınızı helal edin. Lokmalarımızı alın, buyurun.
ŞÜKRÜ
Yarın yedide.
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kamusal konuşmada karakter iki şey söyler: halka söylemesi gerekeni ve kendine söylediğini.
- Kamusal maske ne kadar düzgünse, çatlak o kadar yüksek sesle duyulur.
- Kalabalığın içinde çoğu zaman bir asıl muhatap vardır; bazı cümleler herkese söylenir ama ona düşer.
- Kalabalık bir dinleyendir; sessizliği ağır bir tepkidir.
- Çatlaktan sonra maskeye dönmek, karakterin kalabalığın önünde ayakta kalma biçimidir.
İlk taslakta Rıfat maskeyi hiç takmıyor. Mikrofonu alır almaz itiraf ediyor: «Ben iyi bir oğul olmadım.» Bu cümle bir kırk mevlidinde söylenmez ve söylenirse salon ne yapacağını bilemez; misafirlerin birbirine bakması bunu gösteriyor. Ama asıl sorun şu: kalıp olmadığı için sapma da yok. İtiraf ilk cümleden geldiği için hiçbir şeyi kırmıyor. Rıfat duygusunu adlandırıyor, «çok utandım», ve Şükrü'ye doğrudan teşekkür ediyor; çift muhatap tek muhataba dönüyor. Şükrü'nün «Estağfurullah» cevabı da kalıp ve boş.
Yeniden yazımda Rıfat kalıpla başlıyor, kalıbın içinde bir ayrıntıyla çatlağa ulaşıyor, itirafını iki kısa cümleyle yapıyor ve kalıba geri dönüyor. Utanç adlandırılmıyor; «Ben uyurdum o saatte» cümlesinde duruyor. Şükrü'ye teşekkür edilmiyor; Şükrü'nün kapıdaki iki kelimesi, teşekkürün kabul edildiğini söylüyor.
Ekranda
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKamusal konuşmada karakter içini doğrudan dökerse sahne güçlü olur.
Maske olmadan çatlak da olmaz. Gerilim, kalabalığa söylenen ile kendine söylenen arasındaki farktan doğar; maskeyi hemen çıkaran karakter bu farkı yok eder.
Yaygın yanlışKamusal konuşmada kalabalık bir arka plandır.
Kalabalık bir dinleyendir ve tepki verir: susar, kıpırdanır, alkışlar. Bir kalabalığın sessizliği, konuşmanın en güçlü tepki satırı olabilir.
Yaygın yanlışÇatlaktan sonra karakter bir daha maskeye dönmemelidir.
Maskeye dönüş çoğu zaman sahnenin doğru kapanışıdır. Karakter kalabalığın önünde ayakta kalır ve seyirci, çatlağı görmüş biri olarak, onun kalıba geri dönüşünü izler.
Kendi sahnende
Özet
- Kamusal konuşmada karakter iki şey söyler: halka söylemesi gerekeni ve kendine söylediğini.
- Kamusal maske ne kadar düzgünse, çatlak o kadar yüksek sesle duyulur.
- Kalabalığın içinde çoğu zaman bir asıl muhatap vardır; bazı cümleler herkese söylenir ama ona düşer.
- Kalabalık bir dinleyendir; sessizliği ağır bir tepkidir.
- Çatlaktan sonra maskeye dönmek, karakterin kalabalığın önünde ayakta kalma biçimidir.
Kendini sına
- Rıfat'ın konuşmasında maske nerede çatlıyor ve çatlağı ne açıyor?
- Rıfat'ın asıl muhatabı kim ve bu nasıl gösteriliyor?
- İlk taslakta Rıfat'ın itirafı neden daha zayıf?
Yanıtlar
- Balkon ayrıntısından sonra, pencereye bakıp «Ben duymazdım. Ben uyurdum o saatte» dediği yerde. Çatlağı, ölüyü anma kalıbının içine koyduğu somut ayrıntı açıyor: annenin balkondan mahalleyi görmesi, ona ilk seferi ve kornayı hatırlatıyor.
- Şükrü. Rıfat «Şükrü abi çalardı» diyor ve ona bakıyor; Şükrü başını kaldırmıyor. Cümle salona bir bilgi, Şükrü'ye bir teşekkür. Kapıdaki «Yarın yedide» bu özel konuşmanın cevabı.
- Çünkü kalıp olmadığı için sapma da yok. İtiraf ilk cümleden geliyor, hiçbir şeyi kırmıyor; duygu adlandırılıyor ve teşekkür doğrudan yapılıyor. Çift muhatap tek muhataba dönüyor ve Şükrü'nün cevabı boş bir kalıp oluyor.
Sonraki derse köprü
Rıfat'ın konuşmasında iki ses vardı: kalabalığa söylenen ve kendine söylenen. Sinemada bir üçüncü ses daha vardır: görüntünün üstünden konuşan, sahnede olmayan bir anlatıcı. Bir sonraki ders anlatıcı sesini inceliyor: görüntüyü tekrar etmeyen, onunla çelişen ya da onu tamamlayan dış ses.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.