M03-D05
Dönem, mevsim ve saat işaretleri
Senaryodaki zaman işaretlerini mekân ve eşya gereksinimlerine dönüştüren bir liste hazırlar.
Yapım Tasarımı Akademisi — M03, Senaryo dökümü · 2.249 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Her film bir zamanda geçer ve zaman kameranın önündeki her şeyde görünür. Dönem işaretleri nesnelerde, telefonlarda, ambalajlarda, fotoğrafların renklerinde yazılıdır; zamanına ait olmayan bir ayrıntı, bir anakronizm, seyircinin gözünde bir hata olarak yanar. Bugünde geçen filmler de bir zamandır ve karakterlerin geçmişinden kalan nesneler kendi yıllarını taşımalıdır.
Mevsim havada, ısıda, giysilerde ve sofrada; günün saati ışıkta ve onu söyleyen nesnelerde görünür. Hikâye günü, senaryonun kendi takvimidir; aynı hikâye gününe ait sahneler, farklı haftalarda çekilse bile aynı ayrıntıları taşımalıdır. Grafik öğeler, takvimler, gazeteler, ekranlar, bu takvimle uyuşmalıdır.
Bir saat işareti aynı zamanda bir ışık kaynağı olabilir. Soğuk ve az ışıklı bir şafakta ya da gecede, o saatte gerçekten bulunabilecek bir lamba, bir vitrin ışığı ya da bir sokak lambası, bir karakterin yolunun üzerine yerleştirildiğinde, sahneyi gerçek kılarken koyu tenli bir yüzü de okunur bırakır.
Açılış sahnesi
Dükkânın vitrin camının yanında, duvara çakılı bir çivide bir yaprak takvim asılı. Her sabah Rıza dükkânı açınca bir yaprağını koparıyor. Filmin ilk sahnesinde takvimin bloğu ince bir parmak kalınlığında; son sahnesinde neredeyse bir karton kadar. Seyirci yaprakları saymayacak; ama takvim her göründüğünde, biraz daha incelmiş olacak.
Suna takvimi senaryoda bulmadı. Senaryo yalnızca "sonbahar" diyor ve dükkânın kapanmasının birkaç hafta sürdüğünü anlatıyor. Ama senaryonun her sahnesinde zamanın bir izi var: bir sahne "akşam üstü", bir başkası "sabaha karşı"; bir sahnede yağmur yağıyor, bir başkasında Necati Usta ocağın yanında ellerini ısıtıyor. Bunlar, sahnelerin kendi içinde ne zaman geçtiğini söyleyen işaretler.
Bu derste senaryodaki zaman işaretlerini, yılı, mevsimi ve günün saatini, okumayı ve bunları mekânların ve eşyaların gereksinimlerine çevirmeyi ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önceki derslerde senaryonun mekânlarını, nesnelerini ve karakterlerini döktük. Bu derste bunların hepsinin içinden geçen bir boyuta bakıyoruz: zaman. Bir film hangi yılda, hangi mevsimde, günün hangi saatlerinde geçiyor ve bu, tasarımcıya ne iş çıkarıyor?
Önce dönem işaretlerine, yani bir filmin hangi yılda geçtiğini söyleyen nesnelere ve bir dönemin dışına düşen yanlış ayrıntılara bakacağız. Ardından mevsim işaretlerine, ısınmaya, giysilere, meyvelere ve havaya geçeceğiz. Sonra günün saatine ve bir hikâye gününün, birkaç çekim gününe nasıl yayılabileceğine bakacağız.
Suna'nın yaprak takvimini ve pasajın sonbahardaki ışık saatlerini sayılarıyla izleyeceğiz. On iki yıl boyunca aynı oyuncularla çekilen bir filme ve elli yılların başında, yılbaşı mevsiminde geçen bir aşk filmine bakacağız. Sabaha karşı, ışığın en soğuk ve en az olduğu bir saatte, bir zaman işaretinin aynı zamanda koyu tenli bir yüzü okunur kılan bir ışık kaynağı olarak nasıl tasarlanabileceğini de göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Her film bir zamanda geçer ve bu zaman, kameranın önündeki her şeyde görünür. Bir telefonun modeli, bir arabanın biçimi, bir duvar kâğıdının deseni, bir afişin harfleri yılı söyler. Bir paltonun kalınlığı, bir pencerede buğu, bir masadaki meyve mevsimi söyler. Bir pencereden giren ışığın açısı ve rengi, bir lambanın yanıp yanmadığı günün saatini söyler.
Seyirci bu işaretlerin çoğunu bilinçli olarak okumaz. Ama yanlış bir işaret, filmin bütün zaman anlaşmasını bozabilir. Yetmişli yıllarda geçen bir sahnede görünen modern bir priz, yaz ortasında geçen bir sahnede tavanda yanan bir soba borusu ya da gece yarısı geçen bir sahnede vitrinden giren gün ışığı, seyircinin gözünde bir hata olarak yanar.
Zamanın bir boyutu da hikâyenin kendi takvimidir. Senaryo birkaç günde, birkaç haftada ya da birkaç yılda geçebilir; her sahnenin bu takvimin hangi gününe düştüğünü bilmek, eşyaların, giysilerin ve ışığın sürekliliği için şarttır.
Mekanizma
Dönem işaretleri: yıl nesnelerde yazılıdır
Bir filmin hangi yılda geçtiği, en çok gündelik nesnelerde görünür: telefonlar, televizyonlar, mutfak aletleri, ambalajlar, tabelalar, harfler. Tasarımcı bir dönem için bu nesneleri ararken, o yılda yeni olanlarla birlikte, o yılda hâlâ kullanılan eski nesneleri de düşünür; gerçek evlerde her şey aynı yıldan gelmez.
Bugünde geçen bir filmde bile dönem işaretleri vardır. Bir karakterin evindeki eski fotoğraflar, onun geçmişinin yıllarını söyler; ve o fotoğrafların kendisi de, basıldıkları dönemin renklerini ve yıpranmalarını taşımalıdır.
Mevsim işaretleri: hava, ısı, giysi, sofra
Mevsim, bir mekâna havadan, ısıdan ve insanların bedenlerinden girer. Kışın camlarda buğu, kapı arkalarında paltolar, sobanın ya da peteğin yanında kuruyan çoraplar; yazın açık pencereler, pervane, sinek teli. Sofralar da mevsimi söyler: bir masadaki meyveler, bir mutfaktaki kavanozlar, pazar tezgâhındaki sebzeler.
Saat işaretleri: ışık ve hikâye günü
Günün saati en çok ışıkta görünür: sabahın soğuk ve yatık ışığı, öğlenin sert ve yüksek ışığı, akşamüstünün sıcak ve uzun gölgeleri, gecenin lambaları. Tasarımcı bu ışığı kendisi kurmaz, ama onun girdiği yerleri, pencereleri ve lambaları, ve saatin kendisini söyleyen nesneleri kurar: masada soğumuş bir çay, sönmek üzere olan bir mum, kahvaltı ya da akşam sofrası.
Tasarım masasında
Suna senaryonun zamanını bir takvime yerleştiriyor. Hikâye eylül sonunda başlıyor ve kasım ortasında bitiyor; yaklaşık yedi hafta. Ama senaryo bunu açıkça söylemiyor; Suna onu sahnelerdeki ipuçlarından, Necati Usta'nın ilk kez ocağı yaktığı günden, Elif'in montunun kalınlaşmasından ve dükkânın kapanma tarihinin bir mektupta yazılmasından kuruyor.
Yaprak takvim bu yedi haftayı ölçüyor. Bir yaprak takvimin bloğu yılbaşında, üç yüz altmış beş yaprağıyla birlikte yaklaşık üç santimetre kalınlığında. Hikâyenin ilk günü eylülün yirmi sekizi, yılın iki yüz yetmiş birinci günü; geriye doksan beş yaprak kalıyor ve blok yaklaşık sekiz milimetre kalınlığında. Son gün kasımın on beşi; geriye kırk yedi yaprak kalıyor ve blok dört milimetreye iniyor. Suna her hikâye günü için takvimin üstündeki tarihi yazdığı bir çizelge hazırlıyor; aksesuar ekibi her sahneden önce takvimi o güne getirecek.
Mevsimin ilerlemesi pasajın ışığını da değiştiriyor. Suna İstanbul için gün doğumu ve batımı saatlerini hesaplıyor; Türkiye yıl boyu aynı saat diliminde kaldığı için sonbaharda sabahlar giderek geç aydınlanıyor. Eylül ortasında güneş yaklaşık yedi buçuğa çeyrek kala doğup akşam yediyi çeyrek geçe batıyor. Ekim ortasında batış altıyı yirmi beş geçe, kasım ortasında altıya çeyrek kala. Hikâyenin başında akşam altıda dükkânın vitrininden hâlâ gün ışığı giriyor; hikâyenin sonunda aynı saatte pasaj karanlık ve vitrin lambaları yanıyor. Dükkânın aynı saatte geçen iki sahnesi, mevsim ilerledikçe iki farklı ışık düzeni istiyor.
Elif'in nöbetten döndüğü üç sahne sabaha karşı, saat yedi buçuk civarında geçiyor. Kasım ortasında bu saatte güneş henüz doğmamış; pasaj, tavandaki pencerelerden süzülen soğuk, mavimsi ve az bir şafak ışığıyla aydınlanıyor. Bu ışıkta pasajdaki her şey koyu ve gri; Aslı'nın testinde Elif'in yüzü, koyu teniyle, değer basamağında ikinci ile üçüncü arasında kalan bir pasajın içinde, neredeyse hiç seçilmiyor. Bir ışık eklemek gerekiyor; ama sabaha karşı bir pasajda nereden gelecek?
Suna cevabı zamanın kendisinde buluyor. Gece kapanan dükkânların birçoğu vitrinlerinde küçük bir gece lambası bırakır. Elif'in pasajdan geçerken izlediği yolun üzerinde, üç dükkânın vitrinine, sıcak tonlu, kısık birer gece lambası koyuyor: bir kuyumcu, bir kırtasiye, Necati Usta'nın kapalı çay ocağı. Aralarında yaklaşık sekizer metre var. Elif yürürken her birinin önünden geçiyor ve yüzü her seferinde kısa bir an sıcak bir ışıkla okunuyor, sonra yeniden şafağın soğuğuna dönüyor. Lambalar bir saat işareti, sabaha karşı kapalı bir pasajın gerçek bir ayrıntısı; aynı zamanda soğuk bir şafakta bir yüzün görünmesini sağlayan ışık kaynakları.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar zaman işaretlerini grafik ekibiyle birlikte takip eder. Bir sahnede görünen bir gazetenin tarihi, bir takvimin sayfası, bir telefon ekranındaki saat, bir mektuptaki tarih, hepsi hikâye günüyle uyuşmalıdır. Bu ayrıntılar çoğu zaman yalnızca bir yakın planda görünür; ama göründüğünde yanlışsa, dikkatli bir seyirci onu hemen fark eder.
İkinci incelik, toplumsal takvimdir. Bir şehrin yılı yalnızca mevsimlerden değil, okulların açılmasından, bayramlardan, yılbaşı hazırlıklarından, futbol sezonundan da oluşur. Sonbaharda geçen bir İstanbul hikâyesinde vitrinlerde okul malzemeleri, kasımın sonuna doğru ilk yılbaşı süsleri görünür. Bu işaretler mevsimi, takvimden daha canlı biçimde söyler.
Yaygın yanlış"Bugünde geçen bir filmde dönem işaretleriyle uğraşmaya gerek yoktur."
Bugünde geçen bir film de bir zamandadır ve o zamanın nesneleri, telefonları, ambalajları, tabelaları, hızla eskir. Ayrıca karakterlerin evlerinde onların geçmişinden kalan nesneler, fotoğraflar ve eşyalar vardır ve bunların her biri, ait olduğu yılın izini taşımalıdır.
Yaygın yanlış"Mevsimi ve saati yalnızca ışık söyler; tasarımcının işi değildir."
Işık görüntü yönetmeninindir, ama mevsim ve saat mekânın içindeki nesnelerde de görünür: kapı arkasındaki paltolar, camdaki buğu, masadaki meyve, soğumuş bir çay, yanık bir gece lambası. Tasarımcı bu nesneleri kurarak zamanı ışıkla birlikte, bazen ışıktan daha kesin biçimde söyler.
Kendin dene
Aklında kalsın
Her film bir zamanda geçer ve zaman kameranın önündeki her şeyde görünür. Dönem işaretleri nesnelerde, telefonlarda, ambalajlarda, fotoğrafların renklerinde yazılıdır; zamanına ait olmayan bir ayrıntı, bir anakronizm, seyircinin gözünde bir hata olarak yanar. Bugünde geçen filmler de bir zamandır ve karakterlerin geçmişinden kalan nesneler kendi yıllarını taşımalıdır.
Mevsim havada, ısıda, giysilerde ve sofrada; günün saati ışıkta ve onu söyleyen nesnelerde görünür. Hikâye günü, senaryonun kendi takvimidir; aynı hikâye gününe ait sahneler, farklı haftalarda çekilse bile aynı ayrıntıları taşımalıdır. Grafik öğeler, takvimler, gazeteler, ekranlar, bu takvimle uyuşmalıdır.
Bir saat işareti aynı zamanda bir ışık kaynağı olabilir. Soğuk ve az ışıklı bir şafakta ya da gecede, o saatte gerçekten bulunabilecek bir lamba, bir vitrin ışığı ya da bir sokak lambası, bir karakterin yolunun üzerine yerleştirildiğinde, sahneyi gerçek kılarken koyu tenli bir yüzü de okunur bırakır.
Sonraki derse köprü
Suna'nın yaprak takvimi sekiz milimetreden dört milimetreye iniyor; duvardaki saatler kırk ikiden bire düşüyor; Elif'in dairesinde babasının saati bir gün kutusundan çıkabilir. Bunlar zamanın mekâna bıraktığı izler; ama her biri, sahneler arasında tam olarak takip edilmesi gereken birer değişim. Hangi sahnede takvim kaç milimetre, duvarda kaç saat, kutu açık mı kapalı mı? Film boyunca değişen bir mekânın ve eşyanın aşamalarını bir süreklilik çizelgesine dökmek, M03-D06 "Süreklilik ve yaşlanma" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.