İçeriğe geç

M03-D04

Karakter ve mekân: kim nerede yaşıyor

Her başlıca karakter için yaşadığı mekânın onu nasıl anlatacağını bir paragrafla tasarlar.

Yapım Tasarımı Akademisi — M03, Senaryo dökümü · 2.299 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir ev, içinde yaşayanların zaman içinde yaptığı seçimlerin toplamıdır; bir sette tasarımcı bu birikimi birkaç haftada kurar. Bunun yolu, önce karakterin arka hikâyesini yazmak ve mekânı ondan türetmektir. Kaç yıldır orada yaşadığı, kiminle, parası, günlük düzeni ve neyi gösterip neyi sakladığı, her biri bir eşyaya ya da bir boşluğa dönüşür.

Her mekânın misafire gösterilen ve saklanan iki yüzü vardır; kamera bir çekmeceyi açtığında ikinci yüzü gösterir. Kişiselleştirme, genel bir mekânı belirli bir karaktere bağlar: kişisel nesnelerle ama daha çok kullanım izleriyle. Aynı karakter farklı mekânlarda farklı bir insan olabilir ve mekânı, karakter değiştikçe değişebilir.

Kişiselleştirme bir karakterin hayatını anlatırken, aynı zamanda yüzünün arkasındaki zemini de kurar. Bir karakterin koyu teni, filmin büyük kısmında parlak beyaz duvarların önünde ve loş ışıkta görünecekse, onun hayatından gelen bir nesne, bir kilim, bir raf ya da bir resim, oturduğu yerlerin arkasına orta değerde, sıcak bir yüzey koyarak hem karakteri hem yüzü korur.

Açılış sahnesi

Senaryoda Rıza'nın evi beş sahnede görünüyor ve her seferinde yalnızca "İç. Rıza'nın evi. Akşam." yazıyor. Elif'in evi dokuz sahnede görünüyor; başlıkta "İç. Elif'in dairesi. Gece." Senaryo iki evin içi hakkında neredeyse hiçbir şey söylemiyor. Ama senaryo iki insan hakkında çok şey söylüyor.

Suna iki boş kâğıt alıyor ve birinin başına Rıza, öbürünün başına Elif yazıyor. Her kâğıda önce evi değil, insanı yazıyor: kaç yaşında, kiminle yaşıyor, ne iş yapıyor, ne zaman eve geliyor, evde ne yapıyor, neyi saklıyor, neyi gösteriyor. Rıza'nın kâğıdı çabuk doluyor; senaryo onun hakkında çok konuşuyor. Elif'in kâğıdı yavaş doluyor; Elif senaryoda az konuşan bir karakter.

İki kâğıt dolduğunda Suna her birinin altına tek bir paragraf yazıyor: bu insanın evi nasıl bir yer? Bu derste bir karakterin yaşadığı mekânı onun hayatından okumayı ve onu bir paragrafla tasarlamayı ele alıyoruz.

Bu derste ne olacak

Önceki derslerde senaryoyu okuduk, sahnelere ve mekânlara ayırdık, her mekânın içindeki nesneleri sınıflandırdık. Bu derste bütün bunların arkasındaki soruya geliyoruz: bu mekân kimin? Bir evin, bir odanın, bir dükkânın her ayrıntısı, orada yaşayan insanın hayatından türemelidir.

Önce bir karakterin arka hikâyesinden onun mekânına giden yolu, sorulması gereken sorularla kuracağız. Ardından bir mekânın bir karakter hakkında neyi gösterdiğine ve neyi sakladığına bakacağız. Sonra bir mekânı o karaktere ait kılan kişisel nesnelere ve aynı karakterin farklı mekânlarda nasıl farklı göründüğüne geçeceğiz.

Suna'nın Rıza ve Elif için yazdığı iki paragrafı, iki evin ölçüleriyle izleyeceğiz. Yaşlı bir çiftin oğullarını ve kızlarını ziyaret ettiği bir filme ve neredeyse tamamı yaşlı bir çiftin dairesinde geçen bir filme bakacağız. Kiralık bir dairenin beyaz duvarlarının, bir karakterin kendi eşyalarıyla nasıl dönüştüğünü ve bu kişiselleştirmenin, akşamları evinde loş ışıkta oturan koyu tenli bir kadının yüzü için nasıl bir zemin kurduğunu da göreceğiz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.

Sıfır noktası

Gerçek hayatta bir ev, içinde yaşayanların zaman içinde yaptığı binlerce küçük seçimin toplamıdır: ne aldıkları, neyi attıkları, neyi nereye koydukları, neyi tamir etmedikleri. Bir sette ise bu birikim yoktur; tasarımcı onu birkaç haftada, bir hayatın yerine geçecek kadar inandırıcı biçimde kurmak zorundadır. Bunun tek yolu, o hayatı önce kâğıt üzerinde kurmaktır.

Arka hikâyenin bir kısmı senaryoda yazılıdır, bir kısmı satır aralarındadır, bir kısmını ise tasarımcı yönetmenle ve bazen oyuncuyla birlikte tamamlar. Önemli olan, mekânın arka hikâyeyle çelişmemesi ve onu görünür kılmasıdır. Bir karakterin yıllardır aynı evde yaşadığı söyleniyorsa, ev yeni taşınılmış gibi görünemez.

Mekanizma

Arka hikâyeden mekâna

Bir karakterin mekânını tasarlamaya başlamadan önce tasarımcı onun hakkında bir dizi soru sorar. Bu evde ne kadar zamandır yaşıyor? Kiminle? Ev onun mu, kira mı? Ne kadar parası var ve parasını neye harcıyor? Evde günün hangi saatlerini geçiriyor ve ne yapıyor? Evi kim temizliyor? Neyi gururla gösteriyor, neyi utançla saklıyor? Her cevap, bir eşyaya, bir yüzeye ya da bir boşluğa dönüşür.

Gösterilen ve saklanan

Her ev iki yüze sahiptir: misafire gösterilen yüz ve yalnızca orada yaşayanların bildiği yüz. Salon çoğunlukla ilk yüzdür; yatak odası, mutfak, bir dolabın içi ya da bir çekmece ikinci yüz. Tasarımcı bir karakterin hangi odasının hangi yüzü taşıdığını bilir ve kamera bir dolap kapağını açtığında, bir çekmeceyi çektiğinde, seyirciye o ikinci yüzü gösterir.

Kişiselleştirme: genel bir mekândan bir hayata

İki karakter aynı tip evde yaşayabilir: aynı plan, aynı mutfak, aynı pencereler. Onları ayıran şey, kişiselleştirmedir. Bir buzdolabının kapağındaki mıknatıslar ve notlar, bir masanın üzerindeki yarım kalmış bir el işi, bir kapının arkasında asılı bir iş önlüğü; bunlar evi bir karaktere bağlar.

Tasarım masasında

Suna'nın Rıza kâğıdı şöyle bitiyor. Rıza altmış sekiz yaşında, eşi Saadet altı yıl önce ölmüş. Kurtuluş'ta, eşiyle otuz sekiz yıl önce taşındıkları eski bir apartmanın üçüncü katında yaşıyor. Evde yalnızca akşamları ve pazarları var; hayatı dükkânda. Paragraf: "Rıza'nın evi Saadet'in evi olarak kalmış. Eşyaların hiçbiri altı yıldır yerinden oynamamış; dantel örtüler, vitrindeki fincanlar, duvardaki düğün fotoğrafı. Rıza bu evde bir misafir gibi yaşıyor: yalnızca kendi koltuğu, televizyonun karşısındaki tek koltuk, kullanılmış görünüyor."

Ölçüler bu paragraftan çıkıyor. Salon eski bir binanın salonu: beş metreye dört buçuk metre, tavan üç metre on santimetre; Rıza'nın kendi dükkânındaki iki metre seksenlik tavandan otuz santimetre yüksek. Rıza bu geniş salonun içinde, dükkândakinden daha küçük görünüyor. Salonda iki kişilik bir kanepe ve iki koltuk var; Suna koltuklardan yalnızca birinin minderini çökertiyor ve kolunun kumaşını aşındırıyor. Öbür koltuk, Saadet'in koltuğu, yeni gibi.

Elif'in kâğıdı daha zor doluyor. Elif otuz dört yaşında, bir devlet hastanesinde hemşire; nöbetleri çoğunlukla gece. Dökümde gördüğümüz on iki gece sahnesinin nedeni bu. İki yıl önce şehrin öbür yakasında yeni bir sitede, bir artı birlik kiralık bir daireye taşınmış. Paragraf: "Elif'in dairesi henüz tam bir ev olmamış. Bazı kutular hâlâ açılmamış; duvarlarda ev sahibinin beyaz boyası. Ama Elif'in nöbetten döndüğü sabahlarda ve evden çıkmadan önceki akşamlarda oturduğu iki yer, kanepenin köşesi ve mutfak tezgâhının yanındaki yüksek tabure, onun izlerini taşıyor. Ve bir kutu hiç açılmamış: babasının ona taşınırken verdiği duvar saati, hâlâ kutusunda."

Salon üç metre altmışa dört metre yirmi, tavan iki metre altmış. Kiralık dairenin duvarları ev sahibinin parlak beyazı, değer basamağında dokuzuncu basamakta. Suna burada önceki derslerden bildiği bir sorunu görüyor: Elif'in akşam sahnelerinin çoğu loş ışıkta ve bu beyaz duvarların önünde geçecek. Parlak bir duvarın önünde, kamera duvara göre pozlandığında Elif'in koyu tenli yüzü bir siluete itilir; dökümde Elif'in evi için ayrılan bütçe bu yüzden artırılmıştı.

Suna çözümü kişiselleştirmeden kuruyor. Kanepenin arkasındaki duvara, Elif'in Antakya'dan, anneannesinden getirdiği, iki metre genişliğinde ve bir metre altmış santimetre yüksekliğinde, sıcak toprak tonlarında eski bir kilim asılıyor; değeri beşinci ile altıncı basamak arasında. Mutfak tezgâhının yanındaki taburenin arkasındaki duvara, yüz seksen santimetre genişliğinde, ahşap açık raflar konuyor; rafların üstünde baharat kavanozları, bir hemşire kitabı, birkaç fotoğraf. Kilim ve raflar Elif'in hayatını anlatıyor, aynı zamanda iki yüzeyde yüzünün hemen arkasına orta değerde, sıcak bir zemin koyuyor. Evin geri kalan beyaz duvarları, Elif'in bu evde hâlâ tam yerleşmediğini söylemeye devam ediyor.

Usta katmanı

Deneyimli tasarımcılar karakterin arka hikâyesini yalnızca yönetmenle değil, oyuncuyla da konuşur. Oyuncu karakteri kendi içinden kurar ve onun evinin nasıl olacağı hakkında, tasarımcının aklına gelmeyecek şeyler bilebilir. Oyuncunun sete getirdiği tek bir kişisel nesne, bazen bir sahneye bütün bir hayatı taşır; ama bu nesnenin oyuncunun gerçek hayatıyla ilgili bir mahremiyet taşıyıp taşımadığı da önceden konuşulur.

İkinci incelik, mekânın karakterle birlikte değişmesidir. Bir karakter hikâye boyunca değişiyorsa, evi de değişebilir: bir kutunun açılması, bir duvara bir resim asılması, bir koltuğun yerinin değişmesi. Bu değişimler bir karakterin iç dünyasındaki değişimi seyirciye söylenmeden gösterir.

Yaygın yanlış"Bir karakterin evi onun sınıfını ve parasını gösterir; tasarımcının işi bunu doğru yansıtmaktır."
Doğrusu

Para ve sınıf bir mekânın önemli bir katmanıdır, ama tek katmanı değildir. Aynı gelir düzeyindeki iki insan, alışkanlıkları, geçmişleri, kayıpları ve zevkleri yüzünden bambaşka evlerde yaşar. Bir evi yalnızca sınıfa göre tasarlamak, karakterleri birer kalıba dönüştürür; tasarımcı sınıfı bir başlangıç olarak alır ve karakterin özgül hayatıyla tamamlar.

Yaygın yanlış"Kişiselleştirme, sete birkaç fotoğraf ve kişisel eşya eklemekten ibarettir."
Doğrusu

Kişiselleştirme, eşyalar kadar izlerden oluşur: bir koltuğun çökmüş minderi, bir kapı kolunun etrafındaki aşınma, bir masanın hep aynı köşesindeki fincan halkaları, tamir edilmeden bırakılmış bir dolap kapağı. Bunlar bir karakterin mekânda nasıl yaşadığını, fotoğraflardan çok daha güçlü biçimde anlatır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir ev, içinde yaşayanların zaman içinde yaptığı seçimlerin toplamıdır; bir sette tasarımcı bu birikimi birkaç haftada kurar. Bunun yolu, önce karakterin arka hikâyesini yazmak ve mekânı ondan türetmektir. Kaç yıldır orada yaşadığı, kiminle, parası, günlük düzeni ve neyi gösterip neyi sakladığı, her biri bir eşyaya ya da bir boşluğa dönüşür.

Her mekânın misafire gösterilen ve saklanan iki yüzü vardır; kamera bir çekmeceyi açtığında ikinci yüzü gösterir. Kişiselleştirme, genel bir mekânı belirli bir karaktere bağlar: kişisel nesnelerle ama daha çok kullanım izleriyle. Aynı karakter farklı mekânlarda farklı bir insan olabilir ve mekânı, karakter değiştikçe değişebilir.

Kişiselleştirme bir karakterin hayatını anlatırken, aynı zamanda yüzünün arkasındaki zemini de kurar. Bir karakterin koyu teni, filmin büyük kısmında parlak beyaz duvarların önünde ve loş ışıkta görünecekse, onun hayatından gelen bir nesne, bir kilim, bir raf ya da bir resim, oturduğu yerlerin arkasına orta değerde, sıcak bir yüzey koyarak hem karakteri hem yüzü korur.

Sonraki derse köprü

Suna'nın iki paragrafında zaman da var: Saadet altı yıl önce ölmüş, Elif iki yıl önce taşınmış, Rıza eşiyle otuz sekiz yıl önce bu eve gelmiş. Senaryonun kendisi de bir zamanda geçiyor: bir sonbahar, kısalan günler, dükkânın kapanmasına doğru haftalar. Rıza'nın evindeki düğün fotoğrafının yılı, dükkânın vitrinindeki takvim, pasajda yağmur, Elif'in sabaha karşı nöbetten dönüşü; bunların her biri bir zaman işareti ve her biri bir tasarım gereksinimi. Senaryodaki dönem, mevsim ve saat işaretlerini mekân ve eşya gereksinimlerine dönüştürmek, M03-D05 "Dönem, mevsim ve saat işaretleri" dersinin konusu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.