M03-D01
Senaryoyu tasarımcı gözüyle okumak
Bir senaryoyu birinci okumada duygu, ikinci okumada gereksinim için okuyarak iki ayrı not çıkarır.
Yapım Tasarımı Akademisi — M03, Senaryo dökümü · 2.211 kelime · 8 tasarım durumu · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Senaryo bir filmin yazılı planıdır, ama bir tasarım planı değildir; mekânları ve eşyaları çoğunlukla birkaç kelimeyle anlatır. Tasarımcı onu farklı amaçlarla birkaç kez okur. Birinci okumada bir seyirci gibi, durmadan ve not almadan okur ve filmin dünyasını tek bir cümleyle özetler; bu cümle sonraki kararların ölçüsüdür. İkinci okumada her sahneyi sistemli olarak bir gereksinim listesine çevirir.
En önemli gereksinimler çoğunlukla bir eylemin içinde saklıdır: bir dökülen kahve, bir çarpılan kapı, bir rafa uzanan el. Üçüncü okuma, senaryonun söylemediğini, alt metni arar: bir karakterin sınıfı, geçmişi ve durumu, mekânında görünmelidir. Senaryonun her yeni sürümü yeniden okunur ve tasarımcının okuması, yönetmenin okumasıyla karşılaştırılır.
Senaryolar oyuncuların görünüşünden ve ten tonundan nadiren söz eder. Tasarımcı bu sessizliği bir varsayılan yüzle doldurmamalıdır. İkinci okumada her sahnede kimin yüzünün kimin yanında ve hangi ışıkta duracağı bir soru olarak işaretlenir; karar, oyuncular belli olup test fotoğrafları çekildiğinde verilir.
Açılış sahnesi
Rüzgârlı Pasaj'ın senaryosu geldiğinde Suna onu masasına koymuyor. Bir pazar sabahı, telefonu kapalı, elinde kalem olmadan, koltuğunda oturup baştan sona okuyor. Doksan sekiz sayfa, altmış bir sahne, iki saate yakın. Okumayı bitirdiğinde bir süre hiçbir şey yazmıyor. Sonra bir kâğıda tek bir cümle yazıyor: "Durmuş saatlerin içinde çalışan son saat."
Ertesi gün senaryoyu yeniden açıyor; bu kez masada, yanında kalemler, yapışkan notlar ve boş bir defterle. İkinci okuma dört gün sürüyor. Her sahnenin kenarına küçük işaretler, her sayfanın altına listeler. Birinci okumada bir duygu vardı; ikinci okumada yüzlerce gereksinim.
Bir senaryo, tasarımcı için hem bir hikâye hem bir sipariş listesidir. Bu derste onu bu iki ayrı gözle okumayı ve iki okumadan iki ayrı not çıkarmayı ele alıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önceki iki modülde yapım tasarımının ne olduğunu ve tasarımcının görsel dilini kurduk. Bu modülle birlikte tasarımın asıl kaynağına, senaryoya dönüyoruz. Bütün tasarım kararları, bir senaryonun dikkatli okunmasıyla başlar.
Önce birinci okumayı, yani senaryoyu bir seyirci gibi, durmadan ve not almadan okumayı ve bundan bir duygu notu çıkarmayı kuracağız. Ardından ikinci okumayı, yani senaryoyu sahne sahne, satır satır bir gereksinim listesi gibi okumayı ele alacağız. Sonra üçüncü bir okumaya, senaryonun söylemediği şeyleri arayan okumaya bakacağız. Son olarak yeniden yazılan senaryoların ve yönetmenin notlarının bu okumaları nasıl değiştirdiğini göreceğiz.
Suna'nın Rüzgârlı Pasaj'dan çıkardığı iki notu ve bir satırdan doğan ölçüleri izleyeceğiz. Yönetmenin bir motel ile bir evi yatay ve dikey iki kütle olarak düşündüğü bir filme ve hiç görünmeyen bir kadının evini filmin asıl kişisine dönüştüren bir filme bakacağız. Senaryonun neredeyse hiçbir zaman oyuncuların ten tonundan söz etmediğini ve tasarımcının ikinci okumada bunu bir gereksinim olarak nasıl işaretlemesi gerektiğini de göreceğiz.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Film örnekleri ve kaynaklar gerçektir.
Sıfır noktası
Bir senaryo, bir filmin yazılı planıdır; ama bir tasarım planı değildir. Senaryo yazarları mekânları çoğunlukla birkaç kelimeyle tanımlar: "İç. Mutfak. Gece." Bazen bir iki cümle ekler: bir pencere, bir masa, bir lamba. Geri kalanı, yani o mutfağın neye benzediği, kime ait olduğu, ne kadar eski ya da yeni olduğu, satır aralarındadır.
Bu yüzden tasarımcı senaryoyu tek bir kez değil, farklı amaçlarla birkaç kez okur. Her okuma başka bir şey arar ve başka bir not üretir. İlk okumanın amacı hikâyeyi bir seyirci gibi hissetmektir; ikincisinin amacı ondan bir iş listesi çıkarmaktır. İkisi aynı anda yapılmaya çalışılırsa, ikisi de eksik kalır.
Tasarımcının en çok vakit harcadığı yer ise, senaryonun açıkça yazmadığı şeylerdir. Bir karakterin konuşma biçimi, sınıfı, geçmişi; sahnelerin arasında geçen zaman; bir kelimenin altında yatan bir duygu. Bunların hepsi, mekânın ve eşyanın nasıl olacağına dair ipuçlarıdır.
Mekanizma
Birinci okuma: bir seyirci gibi
Birinci okumanın kuralı basittir: durmadan, not almadan, bir oturuşta okumak. Bu okumada tasarımcı bir seyircidir; hikâyenin ritmini, karakterlerin ağırlığını, filmin genel duygusunu yaşar. Not almaya başladığı anda bu deneyim bölünür ve göz, bütünü değil parçaları görmeye başlar.
Okuma bittiğinde tasarımcı, filmin dünyasını birkaç cümleyle, hatta tek bir cümleyle özetlemeye çalışır. Bu not ileride bütün kararların ölçüsü olacaktır: bir eşya, bir renk ya da bir mekân, bu cümleye hizmet ediyor mu?
İkinci okuma: bir sipariş listesi gibi
İkinci okuma yavaş ve sistemlidir. Tasarımcı her sahneyi ayrı ayrı okur ve her sahne için şu soruları sorar: nerede geçiyor, iç mi dış mı, günün hangi saati, hangi mevsim? Kimler var? Hangi eşyalar adıyla geçiyor? Hangi eylemler bir eşya gerektiriyor? Hangi şey, sahneden sahneye değişiyor ya da aynı kalmalı?
En önemli gereksinimler çoğunlukla adıyla değil, bir eylemin içinde geçer. "Kahvesini masaya döker" cümlesi bir fincanı, bir masa örtüsünü ve her tekrarda yeni bir örtüyü gerektirir. "Kapıyı çarparak çıkar" cümlesi, defalarca çarpılabilecek sağlam bir kapı ister.
Üçüncü okuma: söylenmeyenin peşinde
Üçüncü okuma, senaryonun yazmadığı şeyleri arar. Bir karakter nasıl konuşuyor, kime nasıl hitap ediyor, parası hakkında ne diyor, neyi gizliyor? Bu ipuçlarının her biri, onun yaşadığı yerin nasıl olacağını söyler. Senaryo "salon" der; ama o salonun sahibinin bir öğretmen mi, bir esnaf mı, bir emekli memur mu olduğu, her eşyanın seçimini değiştirir.
Tasarım masasında
Suna'nın birinci okumadan çıkardığı cümle, "Durmuş saatlerin içinde çalışan son saat", ikinci okumada her sahneyi tartacağı ölçü oluyor. İkinci okumada her sahne için defterinde beş sütunlu bir sayfa açıyor: mekân ve saat, eşyalar, eylemden doğan gereksinimler, süreklilik ve yüzler.
Sütunların çoğu senaryodaki kelimelerden doğrudan doluyor. Ama en ilginç satırlar eylemlerden geliyor. Otuz birinci sahnede senaryo şunu yazıyor: "Rıza tabureye çıkıp en üstteki saati indirir, tozunu üfler." Bu tek satır, Suna'nın ölçülerini değiştiriyor. Saatlerin asılı olduğu şerit göz hizasından tavana, yani yaklaşık bir metre altmıştan iki metre seksen santimetreye kadar uzanıyor; en üst sıradaki saatin askısı tavanın yaklaşık on beş santimetre altında. Rıza'yı oynayan oyuncu bir metre altmış sekiz boyunda ve kollarını uzattığında yaklaşık iki metre on santimetreye ulaşıyor. En üstteki saate erişmek için kırk ile elli santimetre yüksekliğinde bir basamak gerekiyor. Suna dükkâna, tezgâhın altında duracak, kırk beş santimetre yüksekliğinde, eskimiş ahşap bir tabure ekliyor; aynı tabure, Elif'in tezgâhın yanında oturduğu yer olacak. Bir satır, iki karakterin aynı eşyayı paylaşmasını sağlıyor.
Beşinci sütun, "yüzler", senaryonun hiç söz etmediği bir şey için. Senaryo Rıza'yı "yaşlı saat ustası", Elif'i "kızı" diye tanıtıyor; ten tonlarından, saçlarından, bedenlerinden söz etmiyor. Senaryoların çoğu böyledir. Ama tasarımcının her kararı, sonunda bu yüzlerin önünde ve yanında duracak. Suna ikinci okumada, iki karakterin aynı karede ve loş ışıkta bulunduğu her sahneyi bu sütunda işaretliyor: on dört sahne. Elif'in gece, pasajda yalnız olduğu üç sahneyi ayrıca işaretliyor. Banka memuru, komşu esnaf ve çay ocağının müdavimleri için ise oyuncular henüz seçilmemiş; Suna bu satırlara bir not düşüyor: "oyuncu belli olunca değer testi."
Bu sütun, bir varsayımın önüne geçmek için. Bir senaryo bir yüzden söz etmediğinde, tasarımcının kafasında farkında olmadan bir varsayılan yüz oluşabilir; ve bütün palet, bütün arka planlar o varsayılan yüze göre seçilebilir. Suna'nın beşinci sütunu, her sahnede o yüzün kim olduğunu bir soru olarak açık tutuyor; karar, oyuncular kesinleşip test fotoğrafları çekildiğinde verilecek.
Usta katmanı
Deneyimli tasarımcılar senaryonun her yeni sürümünü baştan okur. Çekime yaklaştıkça senaryo değişir: sahneler eklenir, çıkarılır, yer değiştirir; bir mekân başka bir mekânla birleşir. Pek çok yapımda her yeni sürümün değişen sayfaları farklı bir renkte basılır ki ekip neyin değiştiğini hemen görsün. Tasarımcı her değişikliği kendi listelerine işler; eski bir sürüme göre hazırlanmış bir set, artık var olmayan bir sahne için kurulmuş olabilir.
İkinci incelik, yönetmenin okumasını da okumaktır. Tasarımcının birinci okumadan çıkardığı cümle ile yönetmenin filmi nasıl gördüğü aynı olmayabilir. Bu yüzden ikinci okumaya geçmeden önce, tasarımcı kendi cümlesini yönetmenle paylaşır; iki okuma birbirine yaklaşmadan, gereksinim listesi yanlış bir filmin listesi olabilir.
Yaygın yanlış"Senaryoda yazmayan bir şey tasarımcının işi değildir; o yalnızca yazılanı kurar."
Senaryolar mekânları ve eşyaları çoğunlukla birkaç kelimeyle anlatır; geri kalanı tasarımcının alt metinden okuduğu şeylerdir. Bir karakterin sınıfı, geçmişi, alışkanlıkları ve o anki durumu, senaryoda açıkça yazmasa da mekânında görünmelidir. Tasarımcının asıl katkısı, yazılmayanı görünür kılmaktır.
Yaygın yanlış"Senaryoyu bir kez dikkatlice okumak yeterlidir."
Tek bir okuma ya bütünü hissetmeye ya da ayrıntıları toplamaya odaklanır; ikisini birden yapamaz. Duygu ile gereksinim farklı okumalar gerektirir ve alt metin çoğu zaman üçüncü bir okumada ortaya çıkar. Senaryonun her yeni sürümü de yeniden okunmalıdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Senaryo bir filmin yazılı planıdır, ama bir tasarım planı değildir; mekânları ve eşyaları çoğunlukla birkaç kelimeyle anlatır. Tasarımcı onu farklı amaçlarla birkaç kez okur. Birinci okumada bir seyirci gibi, durmadan ve not almadan okur ve filmin dünyasını tek bir cümleyle özetler; bu cümle sonraki kararların ölçüsüdür. İkinci okumada her sahneyi sistemli olarak bir gereksinim listesine çevirir.
En önemli gereksinimler çoğunlukla bir eylemin içinde saklıdır: bir dökülen kahve, bir çarpılan kapı, bir rafa uzanan el. Üçüncü okuma, senaryonun söylemediğini, alt metni arar: bir karakterin sınıfı, geçmişi ve durumu, mekânında görünmelidir. Senaryonun her yeni sürümü yeniden okunur ve tasarımcının okuması, yönetmenin okumasıyla karşılaştırılır.
Senaryolar oyuncuların görünüşünden ve ten tonundan nadiren söz eder. Tasarımcı bu sessizliği bir varsayılan yüzle doldurmamalıdır. İkinci okumada her sahnede kimin yüzünün kimin yanında ve hangi ışıkta duracağı bir soru olarak işaretlenir; karar, oyuncular belli olup test fotoğrafları çekildiğinde verilir.
Sonraki derse köprü
Suna'nın beş sütunlu defteri her sahneyi tek tek ele alıyor; ama henüz bütün filmin haritası değil. Altmış bir sahnenin kaçı dükkânda, kaçı pasajda, kaçı bankada, kaçı Elif'in evinde geçiyor? Hangi mekân kaç kez, hangi saatlerde görünüyor? Bu sorular bir defterden değil, bir tablodan cevaplanır. Bir senaryonun bütün mekânlarını sahne numaralarıyla bir döküm tablosuna yazmak, M03-D02 "Mekân listesi ve sahne dökümü" dersinin konusu.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.