Zihne dair felsefi soruların ölçülebilir deneylere nasıl çevrildiğini ve bunun ilk sınırlarını açıklar.
Temel Psikoloji Akademisi — M01, Psikolojinin doğuşu ve büyük yaklaşımlar · 2.877 kelime · 16 örnek durum · 6 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Psikoloji laboratuvardan önce de vardı; laboratuvar soruları değil, soruları cevaplama biçimini değiştirdi.
Zihnin ölçülemeyeceği itirazı haklı bir noktaya dayanıyordu: iç yaşantı doğrudan ölçülemez ve gözlemek onu değiştirir. Deney psikolojisi bu itirazı ortadan kaldırmadı, etrafından dolaşan yöntemler kurdu.
Üç hamle belirleyici oldu: duyumu uyaranın şiddetine bağlamak, sinirin hızını ölçmek ve düşünmenin süresini görevler arasındaki farktan kestirmek.
İlk laboratuvar içebakışı atmadı, onu eğitilmiş gözlemciler ve sabit koşullarla disipline etti; yüksek zihinsel süreçleri ise deneyin dışında tuttu.
Gürültü sanılan farklar, önce gözlemcilerin gecikmesi sonra kişiler arası tepki farkları, birer araştırma konusuna dönüştü.
Açılış
Açılış sahnesi
Londra yakınlarında, Greenwich gözlemevinde bir gece. Gökbilimci teleskobun önünde oturuyor ve bir yıldızın görüş alanını kesen ince bir telden geçiş anını kaydediyor. Yöntem dönemin standart yöntemi: duvardaki saatin tıkırtılarını sayarken yıldızın tele göre konumunu göz ucuyla izlemek, geçiş anını saniyenin onda biri inceliğinde kestirmek.
Gözlemevi müdürü bir sorun fark ediyor. Yardımcısının kaydettiği geçiş zamanları kendi zamanlarından düzenli olarak geç. Hep aynı yönde ve neredeyse bir saniyeye yaklaşan bir farkla. Müdür bunu dikkatsizliğe yoruyor ve yardımcının görevine son veriliyor.
Aynı kayıtlar yıllar sonra başka bir gökbilimcinin eline geçiyor ve o kişi daha ilginç bir soru soruyor. Ya fark dikkatsizlikten değil de, iki insanın aynı anı algılayıp ona tepki vermesindeki gerçek bir ayrımdan geliyorsa? Ya her gözlemcinin kendine özgü, ölçülebilir bir gecikmesi varsa?
Bu soru bir astronomi sorusu olarak doğdu. Cevabı aramak ise psikolojiyi bir laboratuvar bilimine çevirecek zincirin ilk halkalarından biri oldu.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Önceki ders (M01-D01) psikolojinin konusunu ölçüm kapılarıyla kurdu. Bu ders o kapıların nasıl açıldığını anlatıyor: zihnin ölçülemeyeceğine dair güçlü bir itirazdan, zihnin hızının ve duyarlılığının sayıya döküldüğü ilk deneylere.
Önce itirazı dinleyeceğiz, çünkü haklı olduğu yerler bugün de geçerli.
Sonra itirazı aşan üç hamleyi göreceğiz: duyumun uyaranla ilişkisini ölçmek, sinirin hızını ölçmek ve düşünmenin süresini ölçmek.
Ardından bu hamlelerin bir araya geldiği ilk laboratuvarın içine gireceğiz ve orada ne yapıldığına, ne yapılmadığına bakacağız.
Tarihsel olaylar ve kişiler gerçek; gündelik sahnelerde karşına çıkacak sürücüler, koşucular ve öğrenciler ise bu ders için uyduruldu.
Sıfır noktası
Gözlemevindeki farkın bir adı kondu ve o ad psikolojinin ilk ölçüm nesnelerinden birini tarif ediyordu.
Peki bu süreyi ölçmek neden bir devrim sayılsın? Çünkü bu dönemde zihnin ölçülebileceği fikri ciddi bir felsefi itirazla karşı karşıyaydı.
On sekizinci yüzyılın sonunda Immanuel Kant psikolojinin hiçbir zaman fizik gibi bir doğa bilimi olamayacağını savundu. Gerekçeleri sağlamdı. İç yaşantının uzayda bir yeri yoktu, bu yüzden matematik ona fizikteki gibi uygulanamazdı. Kişi kendi zihnini gözlediğinde gözlem gözlenen şeyi değiştiriyordu: öfkeni incelemeye başladığın an öfken soğumaya başlar. Üstelik başkasının iç yaşantısı üzerinde deney yapılamazdı.
Yaygın yanlış"Psikoloji, laboratuvar kurulduğu gün başladı; ondan önce yoktu."
Doğrusu
Algı, bellek, duygu ve irade üzerine yüzyıllarca süren sistemli bir düşünce birikimi vardı ve laboratuvarın sorduğu soruların çoğu bu birikimden geldi. Değişen şey soruların kendisi değil, onları cevaplama biçimiydi: düşünerek ikna etmekten, ölçerek sınamaya.
Mekanizma
Duyumu uyarana bağlamak
İtirazı aşan ilk hamle fizyolojiden geldi. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bir Alman fizyolog dokunma ve ağırlık duyusu üzerinde çalışırken basit bir soru sordu: bir ağırlığa ne kadar eklersek farkı hissederiz?
Cevabı şaşırtıcıydı. Gereken artış sabit bir miktar değil, başlangıç ağırlığının belirli bir oranıydı. Hafif bir ağırlığa küçük bir ekleme fark ediliyor, ağır bir ağırlığa aynı ekleme hissedilmiyordu. Bu ilişki algı modülünde (M05-D01) ayrıntısıyla ele alınacak. Burada önemli olan, bir duyumun, yani tamamen iç bir yaşantının, dışarıdan ölçülebilen bir büyüklükle düzenli bir ilişki içinde olduğunun gösterilmesiydi.
Bu gözlemi bir yasaya dönüştüren kişi bir fizikçiydi. Kendi anlatımına göre bir ekim sabahı yatağında uzanırken zihinsel ile fiziksel olanı birbirine bağlayan matematiksel bir ilişki fikri aklına geldi. On yıl sonra yayımladığı kitapla bu alana bir ad verdi.
Sinirin hızını ölçmek
İkinci hamle, düşünülmesi bile zor görülen bir ölçümdü. On dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar sinir iletiminin ya ölçülemeyecek kadar hızlı olduğu ya da hiç zaman almadığı düşünülüyordu. Dönemin önde gelen fizyologlarından biri sinir iletiminin hızının hiçbir zaman ölçülemeyeceğini yazmıştı.
O fizyoloğun öğrencilerinden biri bir kurbağa bacağıyla tam tersini gösterdi.
Düşünmenin süresini ölçmek
Üçüncü hamle, bir Hollandalı fizyoloğun basit bir mantık oyunuydu.
Fizyolog katılımcılara farklı görevler verdi. En basitinde tek bir uyaran vardı ve onu görür görmez bir tuşa basmak yeterliydi. Daha karmaşık bir görevde iki uyarandan hangisinin geldiğine bakıp ona göre iki tuştan birine basmak gerekiyordu. İkinci görev daha uzun sürüyordu ve iki süre arasındaki fark, eklenen zihinsel işin süresi olarak okunabilirdi: ayırt etmek ve seçmek.
Yaygın yanlış"Tepki süresi yalnızca refleks hızını ölçer, zihin hakkında bir şey söylemez."
Doğrusu
Basit tepkide bile algılama ve harekete geçme vardır, seçimli tepkide ayırt etme ve karar da eklenir. Hangi koşulda sürenin ne kadar uzadığı, o koşulda ne tür bir zihinsel iş yapıldığına dair bilgi verir. Bu yüzden tepki süresi bellekten dikkate kadar pek çok alanın temel ölçüsü olmaya devam ediyor.
İleri katman
Usta katmanı
İlk laboratuvarın içi
Bu üç hamle, fizyoloji eğitimi almış ve bir süre sinir hızını ölçen bilim insanının yanında asistanlık yapmış bir Alman araştırmacıda birleşti. Leipzig'de kurduğu laboratuvar psikolojinin kendi kurumunu kurduğu yer olarak anılıyor.
Laboratuvarda içebakış kullanılıyordu ama Kant'ın eleştirdiği gündelik içebakış değildi bu. Gözlemciler eğitiliyor, uyaran bir aletle sabit tutuluyor, aynı koşul defalarca tekrarlanıyor ve yalnız basit, anlık yaşantılar bildiriliyordu.
Yaygın yanlış"Deney psikolojisi içebakışı bir kenara attı ve yerine nesnel ölçümü koydu."
Doğrusu
İlk laboratuvarlar içebakışı atmadı, onu disipline etti. Tepki süreleri ve eşik ölçümleri çoğu zaman eğitimli gözlemcinin bildirimleriyle birlikte kullanıldı. İçebakışın psikolojinin merkezinden çekilmesi daha sonra, farklı laboratuvarların aynı yöntemle birbirine ters sonuçlar bulmasıyla ve yeni okulların itirazıyla oldu. Yapısalcılık dersi (M01-D03) bu kırılmanın ilk adımını anlatıyor.
Laboratuvarın kurucusu deneyin sınırını da açıkça çizdi. Ona göre algı, dikkat ve basit duygular laboratuvarda incelenebilirdi, ama dil, din, gelenek gibi yüksek zihinsel süreçler deneye sokulamazdı; onlar toplulukların tarihine ve kültürüne bakılarak anlaşılmalıydı. Bu ayrım için yaşamının son yıllarını kültürel ürünleri inceleyen çok ciltli bir esere ayırdı.
Yaygın yanlış"Bir şeyi ölçmek onu anlamak demektir."
Doğrusu
Sinirin hızını ölçmek sinirin ne yaptığını açıklamadı; bir eşiği ölçmek de duyumun ne olduğunu söylemedi. Ölçüm bir soruyu sınanabilir kılar, ama hangi sorunun sorulduğu ve sayının neyi temsil ettiği ayrı bir yorum işidir. Araştırma yöntemleri modülü (M02-D02) bu yorum işinin nasıl disipline edildiğini anlatıyor.
Kanıtın sınırı
Bu dersin anlattığı dönüşüm bugün bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor, ama hikâyenin açık kalan yerleri var.
Çıkarma yöntemi, bir göreve tek bir zihinsel aşama eklendiğinde diğer aşamaların değişmeden kaldığını varsayıyordu. Sonraki araştırmalar bu varsayımın her zaman tutmadığını gösterdi: yeni bir aşama eklemek, var olanların süresini de değiştirebiliyor. Bu yüzden yöntemin bugünkü kullanımları daha temkinli ve bir aşamanın süresi doğrudan değil, dolaylı modellerle kestiriliyor.
Psikofizik yasaları belirli bir şiddet aralığında güçlü; o aralığın dışında ve farklı ölçme yöntemlerinde farklı ilişkiler bulunuyor. Hangi ilişkinin duyumun "gerçek" biçimi olduğu sorusu tartışmalı kaldı.
İlk laboratuvarın kendi sınırı da hâlâ tartışılıyor: yüksek zihinsel süreçlerin deneye sokulamayacağı görüşü sonraki yüzyılda büyük ölçüde aşıldı, ama kültür ve dil gibi alanlarda laboratuvar bulgularının ne kadar genellenebileceği sorusu güncelliğini koruyor.
Son olarak, psikolojinin kuruluş tarihi büyük ölçüde birkaç ünlü isim ve birkaç ünlü tarih etrafında anlatılıyor. Bu anlatımlar sadeleştirilmiş başlangıç hikâyeleri; aynı dönemde başka ülkelerde ve başka kurumlarda yapılan çalışmalar çoğu zaman bu hikâyelerin dışında kalıyor.
Uygulama
Kendin dene
Özet
Aklında kalsın
Psikoloji laboratuvardan önce de vardı; laboratuvar soruları değil, soruları cevaplama biçimini değiştirdi.
Zihnin ölçülemeyeceği itirazı haklı bir noktaya dayanıyordu: iç yaşantı doğrudan ölçülemez ve gözlemek onu değiştirir. Deney psikolojisi bu itirazı ortadan kaldırmadı, etrafından dolaşan yöntemler kurdu.
Üç hamle belirleyici oldu: duyumu uyaranın şiddetine bağlamak, sinirin hızını ölçmek ve düşünmenin süresini görevler arasındaki farktan kestirmek.
İlk laboratuvar içebakışı atmadı, onu eğitilmiş gözlemciler ve sabit koşullarla disipline etti; yüksek zihinsel süreçleri ise deneyin dışında tuttu.
Gürültü sanılan farklar, önce gözlemcilerin gecikmesi sonra kişiler arası tepki farkları, birer araştırma konusuna dönüştü.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Leipzig'deki laboratuvar zihnin hızını ve duyarlılığını ölçebileceğini gösterdi. Ama asıl hedef daha büyüktü: bilincin kendisini anlamak.
Bu hedef için iki ayrı yol açıldı. Biri kimyacının yolunu seçti: bilinci en küçük öğelerine ayırmak, her duyumu ve duyguyu tek tek adlandırmak. Öteki bir biyoloğun sorusunu sordu: bilinç ne işe yarıyor, insanın çevresine uyum sağlamasında hangi görevi görüyor? İki yol aynı laboratuvar mirasından çıktı ve birbirine meydan okudu. Sonraki ders bu ilk büyük tartışmayı anlatıyor: yapısalcılık ve işlevselcilik.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.