İçeriğe geç

Bölüm DT-121.03 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Aksum ve Etiyopya Hıristiyanlığı

DT-121 Afrika Uygarlıkları

2.835 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
50–1959
Bölge
Sahra Altı Afrika · Hint Okyanusu
Tema
Din · Ekonomi · Siyaset
Kişiler
Ezana · Frumentius · Aedesius · Athanasius · II. Constantius · Zoskales · Sokrates Skolastikos · Enno Littmann · Edward Ullendorff · Taddesse Tamrat · Steven Kaplan · David Phillipson
Yerler
Aksum · Adulis · Kızıldeniz · İskenderiye · Debre Damo · Tigray · Lalibela
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Aksum krallığının Kızıldeniz ticareti üzerinden nasıl güçlendiğini ve bu gücün sikkelerde, limanlarda ve yazıtlarda nasıl göründüğünü açıklayabileceksin.
  • Kral Ezana'nın farklı dönemlerde diktirdiği yazıtları ve Frumentius anlatısını karşılaştırarak, Hıristiyanlığın Aksum sarayına nasıl girdiğini değerlendirebileceksin.
  • Hıristiyanlığın bir saray dininden Etiyopya'nın geniş halk kesimlerine yayılmasının neden yüzyıllar sürdüğünü ve bu sürecin bugünkü Etiyopya kilisesini nasıl biçimlendirdiğini tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — üç yazıyla aynı hikâye

1906 baharında, Alman dil bilimci Enno Littmann'ın yönettiği bir ekip, kuzey Etiyopya'daki Aksum kasabasında taş yazıtların kalıplarını çıkarıyor, fotoğraflarını çekiyordu. Kasabadaki taşlardan birinin iki yüzünde, aynı olay üç farklı yazıyla anlatılıyordu: Yunanca, Güney Arabistan'ın eski yazısı ve Aksum'un kendi dili Ge'ez. Yazıtı diktiren kral, adının ardından uzun bir unvan listesi sıralıyor ve kendini yenilmez savaş tanrısının oğlu diye tanıtıyordu. Aynı kralın adını taşıyan başka bir yazıt ise, çok farklı bir sözle açılıyordu: gökte ve yerde her şeyden güçlü olan «Göklerin Rabbi»nin gücüyle. İki taşın arasında, bir kralın ve bir krallığın inancının değiştiği yıllar vardı. Bu değişimin hikâyesi, Afrika'nın en eski Hıristiyan devletlerinden birinin ve bugün hâlâ yaşayan bir kilisenin başlangıcıdır.

Bağlam — fildişinin yolu

Aksum, bugünkü Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesinde ve Eritre'nin yaylalarında, deniz seviyesinden iki bin metreden yüksek bir düzlükte kuruldu. MS birinci yüzyılda yazılmış bir Yunanca denizcilik rehberi, Aksum'dan ilk kez adıyla söz eder. Rehbere göre Kızıldeniz kıyısındaki Adulis limanından yaylaya çıkan yol, fildişi pazarlarından geçerek Aksum'a varıyordu. Nil'in ötesindeki ülkelerden gelen fildişi Aksum'da toplanıyor, oradan limana iniyordu. Aksum'un gücü, bu yolun iki ucunu birden denetlemesinden geliyordu: bir yanda Afrika'nın içlerinden gelen fildişi, altın, baharat ve hayvan derileri; öbür yanda Roma Mısırı'ndan, Arabistan'dan ve Hindistan'dan gelen kumaş, cam, metal ve şarap.

Üçüncü yüzyılın sonunda Aksum, Afrika'da kendi adına altın sikke basan ilk devletlerden biri oldu. Sikkelerin üzerindeki yazılar Yunancaydı; çünkü bu sikkeler, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu tüccarlarının elinde dolaşacaktı. Aksum kralları, yaylada dev taş dikilitaşlar yükselttiler, büyük saraylar kurdular ve güneybatıdaki Nil ülkelerine, Kızıldeniz'in karşı kıyısındaki Arabistan'a seferler düzenlediler. Önceki bir kursta, Aksum'un Geç Antik Çağ'da Roma, İran ve Himyar ile aynı sahnede nasıl yer aldığını görmüştük. Bu derste, krallığın inancındaki büyük değişime odaklanıyoruz.

Gelişme — bir sarayda başlayan değişim

Dördüncü yüzyılın ortasında Aksum'u yöneten kral Ezana, saltanatının ilk yıllarında atalarının tanrılarına bağlıydı. Yazıtlarında kendini savaş tanrısı Mahrem'in oğlu diye tanıtıyor, zaferlerinden sonra ona altın, gümüş ve bakırdan heykeller adıyordu. Sikkelerinin üzerinde, Güney Arabistan'dan gelen eski inançların simgesi olan hilal ve daire yer alıyordu. Saltanatının ilerleyen yıllarında ise, sikkelerde bu simgelerin yerini haç aldı, yazıtlar da «Göklerin Rabbi»ne sesleniş ile açılmaya başladı.

Bu değişimin nasıl olduğunu anlatan en ünlü hikâye, Roma dünyasından gelir. Dördüncü yüzyılın sonunda Latince yazan kilise tarihçisi Rufinus, onu, olayın tanıklarından biri olan Aedesius'tan dinlediğini söyler. Beşinci yüzyılda Sokrates Skolastikos da bu hikâyeyi kendi kilise tarihine aldı.

Hikâyenin kralı adıyla anılmaz, ama tarihçilerin çoğu onun Ezana olduğunu düşünür. Bunu destekleyen bir belge de vardır. Roma imparatoru II. Constantius, 350'lerde Aksum'un iki hükümdarına, Ezana'ya ve kardeşi Sazana'ya bir mektup yazdı. İmparator, Athanasius'un atadığı Frumentius'un İskenderiye'ye gönderilmesini ve orada imparatorun desteklediği piskoposun önünde sorgulanmasını istiyordu. Athanasius bu mektubu, imparatora karşı yazdığı bir savunmada aktardı. Mektup, Aksum'un Roma'daki kilise tartışmalarına daha ilk günden karıştığını gösterir.

Aksum'un yeni inancı, en başta bir saray ve kent dini oldu. Kral, piskoposunu İskenderiye'den aldı. Etiyopya kilisesinin başındaki piskopos, yani abun, sonraki on altı yüzyıl boyunca İskenderiye patriği tarafından atandı ve çoğu zaman Mısırlı bir keşiş oldu. Bu bağ, beşinci yüzyıldaki bir ayrılıkla daha da belirginleşti. 451'deki Kalkedon Konsili'nde, İsa'nın doğası üzerine yapılan tartışmada İskenderiye kilisesi çoğunluktan ayrıldı; Aksum da İskenderiye'nin yanında kaldı. Etiyopya kilisesi bugün, Kalkedon kararlarını kabul etmeyen ve «Oryantal Ortodoks» diye anılan kiliseler ailesinin bir üyesidir; bu aileye Mısır'ın Kıpti kilisesi ve Ermeni kilisesi de dahildir.

Dönüş noktası — sarayın dışına

Etiyopya geleneğine göre, beşinci yüzyılın sonunda Roma dünyasından gelen dokuz keşiş, Hıristiyanlığın yaylalara yayılmasında büyük rol oynadı. Gelenek onlara Dokuz Aziz der. Bu keşişlerin, kutsal metinleri Ge'ez'e çevirdikleri ve manastırlar kurdukları anlatılır. Bunların en ünlüsü, Tigray'da, yalnızca bir iple tırmanılarak çıkılabilen düz tepeli bir kayalığın üzerindeki Debre Damo manastırıdır. Geleneğin ayrıntılarını doğrulamak güçtür; ama Kutsal Kitap'ın Ge'ez'e bu yüzyıllarda, büyük ölçüde Yunancadan çevrildiği dil bilimsel incelemelerle desteklenir.

Altıncı yüzyılda Aksum en geniş sınırlarına ulaştı; Kızıldeniz'in karşı kıyısındaki Yemen'e bile ordular gönderdi. Ama yedinci yüzyılda koşullar değişti. Kızıldeniz ticareti yön değiştirdi, Aksum'un sikke basımı sona erdi ve krallığın merkezi zamanla daha güneye, iç yaylalara kaydı. Aksum bir başkent olarak önemini yitirdi, ama bir kutsal kent olarak yaşamaya devam etti. Sonraki yüzyıllarda bazı Etiyopya kralları, taç giymek için oraya geldi.

Yaygın yanlış«Hıristiyanlık Etiyopya'ya Avrupalı misyonerlerle geldi.»
Doğrusu

Bu görüş, olayların sırasını tersine çevirir. Aksum sarayı, dördüncü yüzyılda, Kuzey Avrupa'nın büyük bölümü henüz Hıristiyanlaşmamışken yeni dini benimsedi. Etiyopya kilisesinin bağı, yüzyıllar boyunca Roma'yla değil, İskenderiye ile oldu; ayin dili Latince değil Ge'ez'di. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Etiyopya'ya gelen Portekizli Katolik misyonerler, bu kiliseyi kendi kiliselerine bağlamaya çalıştı ve bu girişim ülkede büyük bir iç çatışmaya yol açtı. Avrupalılar, Etiyopya'da kendilerinden çok daha eski bir Hıristiyan geleneğiyle karşılaşmıştı.

Cevap — ticaretle açılan kapı

Aksum'un Hıristiyanlığı benimsemesi, tek bir kişinin ya da tek bir anın eseri değildi. Kızıldeniz ticareti, Aksum'u Roma dünyasının tüccarlarıyla, dilleriyle ve inançlarıyla yüzyıllar boyunca yan yana getirmişti. Frumentius'un hikâyesi, bu ticaret ağının içinde kurulan bir güven ilişkisini anlatır. Ezana'nın yazıtları ise, yeni inancın önce kralın kendi meşruiyetini ifade etme biçimine girdiğini gösterir. Yeni dinin sarayın dışına, köylere ve dağlara yayılması ise çok daha yavaş oldu; manastırlar, çeviriler ve keşişler aracılığıyla yüzyıllar sürdü. Aksum'un siyasal gücü yedinci yüzyıldan sonra söndü, ama bu süreçte doğan kilise, Etiyopya'nın kimliğinin temel taşlarından biri oldu.

Bugünle bağ — on altı yüzyıllık bir bağın sonu

1959'da, İskenderiye Kıpti patriği, Etiyopya kilisesinin kendi patriğini seçmesini kabul etti. Böylece Frumentius'tan beri süren bir düzen, yani Etiyopya kilisesinin başının İskenderiye'den atanması, sona erdi. Bugün Etiyopya Ortodoks Tevahedo Kilisesi, dünyanın en kalabalık Doğu Hıristiyan kiliselerinden biridir ve ayinlerinde Aksum'un dili Ge'ez'i kullanmayı sürdürür.

Birincil kaynak

Ezana'nın iki yazıtı: ilki Beja halklarına karşı bir zaferden sonra diktirilen üç dilli yazıt, ikincisi Nil'e doğru bir seferi anlatan Ge'ez yazıtı. E. A. Wallis Budge'ın İngilizce çevirisinden ve aktarımından:

I 'Ezana, King of Aksum and of Himyar, and of Raidan, […] and of Saba', […] and of Bega, and of Kasu, the King of Kings, the son of the invincible god Ares. […] To obtain the favour of my begetter, the invincible Ares, I have set up to him one statue in gold, and one in silver, and three in copper.
By the might of the Lord of Heaven Who in heaven and upon earth is mightier than everything which exists […] the Lord of Heaven, Who hath made me lord, Who to all eternity reigns the Perfect One.

Türkçesi: Ben Ezana, Aksum'un ve Himyar'ın, Raydan'ın, […] Saba'nın, […] Beja'nın ve Kaşu'nun kralı, Krallar Kralı, yenilmez tanrı Ares'in oğlu. […] Beni var eden yenilmez Ares'in lütfunu kazanmak için, ona altından bir, gümüşten bir ve bakırdan üç heykel diktim.

Gökte ve yerde var olan her şeyden daha güçlü olan Göklerin Rabbi'nin gücüyle […] beni hükümdar kılan, sonsuza dek hüküm süren Kusursuz Olan Göklerin Rabbi.

Kaynak: Ezana'nın yazıtları (Beja yazıtının üç sürümü ve Nil seferi yazıtı; Littmann, Deutsche Aksum-Expedition, IV, no. 4, 6, 7 ve 11); E. A. Wallis Budge, A History of Ethiopia, Nubia and Abyssinia, cilt I (Londra: Methuen, 1928), s. 149 ve 245–246; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.

  1. İlk yazıtta kral kendini kimin oğlu olarak tanıtıyor? İkinci yazıtta kralın hükümdarlığının kaynağı nasıl değişiyor?
  2. İlk yazıttaki unvan listesinde, Kızıldeniz'in karşı kıyısındaki yerlerin adları da var. Bu adlar, Aksum kralının kendini nasıl bir hükümdar olarak gördüğü hakkında ne düşündürüyor?
  3. İkinci yazıt yeni inancın adını anmıyor, «Göklerin Rabbi» diyor. Bir kral neden böyle dikkatli bir dil seçmiş olabilir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Edward Ullendorff (1968) — Ethiopia and the Bible adlı kitabında, Etiyopya kültürüne Kutsal Kitap'ın, özellikle Eski Ahit'in ne kadar derin işlediğini inceledi. Ge'ez çevirisinin büyük ölçüde Yunancadan yapıldığını gösterdi; Etiyopya Hıristiyanlığındaki bazı İbrani ve Yahudi öğelerinin kökenini, bu metinlerle kurulan uzun ilişkide aradı.
  • Yuri Kobishchanov (1979) — İngilizceye çevrilen Axum adlı kitabında, Aksum'u toplumsal ve ekonomik yapısı üzerinden inceledi. Krallığın gücünü tarım, dış ticaret ve bağımlı topluluklardan alınan haraçla açıkladı; din değişikliğini de bu yapının içinde, sarayın siyasal ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak okudu.
  • Steven Kaplan (1984) — The Monastic Holy Man and the Christianization of Early Solomonic Ethiopia adlı kitabında, Hıristiyanlığın Etiyopya'da geniş halk kesimlerine yayılmasının asıl olarak on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, keşişlerin ve manastırların çabasıyla gerçekleştiğini savundu. Böylece «dördüncü yüzyılda Hıristiyanlaşan ülke» imgesinin, yüzyıllara yayılan bir süreci gizlediğini gösterdi.
  • David Phillipson (2012) — Foundations of an African Civilisation adlı kitabında, arkeolojik bulgular üzerinden, Aksum'un kökenlerini Güney Arabistan'dan gelen göçmenlerde değil, kuzey Etiyopya'nın yerel toplumlarında aradı. Kızıldeniz'in iki yakasını, birinin ötekine uygarlık taşıdığı bir çift olarak değil, yüzyıllar boyunca birbirinden alıp veren komşular olarak yorumladı.

Bu tartışmada tarihçiler, Aksum'un inancını ve kökenini farklı ölçeklerden okur. Ullendorff, kutsal metinlerin bir kültürü nasıl biçimlendirdiğine bakar. Kobishchanov, din değişikliğini toplumsal ve ekonomik yapıya bağlar. Kaplan, sarayın kararıyla toplumun Hıristiyanlaşması arasındaki uzun zamanı öne çıkarır. Phillipson ise, Aksum'un kendisini dışarıdan gelenlerin eseri gören eski anlatıya karşı yerel kökleri savunur. Hepsi, Etiyopya Hıristiyanlığının hem çok eski hem de yavaş kurulmuş bir yapı olduğunda buluşur.

Derine İn

Aksum'un kökeni, uzun süre bir önceki derste Kuş için gördüğümüz düşünce kalıbıyla açıklandı. On dokuzuncu yüzyılın sonunda ve yirminci yüzyılın başında Avrupalı bilginler, Aksum'un yazısının ve bazı tanrılarının Güney Arabistan'dan geldiğini görünce, krallığın kendisinin de Arabistan'dan gelen göçmenlerin kurduğu bir koloni olduğunu düşündüler. Schoff'un 1912 tarihli Periplus çevirisindeki notlar bile, Aksum'un Arabistan'daki «ana yurdundan» ayrılmasından söz eder. Bu yoruma göre Afrika'daki yerel halklar, yalnızca dışarıdan gelen bir uygarlığı kabul eden edilgen bir kitle olarak görünüyordu.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki kazılar, tabloyu değiştirdi. Aksum'dan önceki yüzyıllarda, kuzey Etiyopya'da ve Eritre'de, Güney Arabistan'la yakın ilişkisi olan yerel topluluklar ve tapınaklar vardı. Ama Aksum'un kendisi, bu yerel temellerin üzerinde, birinci yüzyıl dolaylarında gelişti. Güney Arabistan'dan gelen yazı ve bazı inançlar, yaylanın kendi halkları tarafından benimsenip dönüştürüldü. Bugün tarihçilerin çoğu, Aksum'u Kızıldeniz'in iki yakası arasındaki uzun alışverişin içinde doğan bir Afrika krallığı olarak görüyor.

Etiyopya Hıristiyanlığının ikinci büyük sorusu, dönüşümün hızı ve derinliğidir. Ezana'nın yazıtları ve sikkeleri, dördüncü yüzyılda sarayın yeni inancı benimsediğini gösterir. Ama sarayın inancı, ülkenin tamamının inancı demek değildi. Etiyopya tarihçisi Taddesse Tamrat, 1972'de yayımladığı Church and State in Ethiopia, 1270–1527 adlı kitabında, kilisenin ve devletin, Aksum'dan çok sonra, on üçüncü yüzyıldan sonra güneye doğru birlikte genişlediğini gösterdi. Bu genişlemede keşişler, yeni fethedilen bölgelerde manastırlar kurarak hem yeni inancı yaydı hem de kralın otoritesini taşıdı. Steven Kaplan'ın çalışması da, bu keşişlerin kimi zaman krallarla işbirliği yaptığını, kimi zaman da onları ahlaki bakımdan eleştirdiğini ortaya koydu.

Bu, Afrika tarihinin sık rastlanan bir özelliğini gösterir: yazılı kaynaklar çoğunlukla sarayların sesini taşır, geniş halk kesimlerinin inançları ise çok daha yavaş ve çok daha az belgelenen bir tempoda değişir. Aksum'da taşa kazınan yazıtlar, bir kralın kararını anlatıyordu. Bu kararın köylere, çobanlara ve pazarlara nasıl ulaştığını anlamak için, tarihçiler manastır geleneklerine, sonraki yüzyılların azizlerin hayatını anlatan metinlerine ve arkeolojik bulgulara başvurmak zorundadır. Aynı çekince, dinin kendi içeriği için de geçerlidir. Sarayın yeni inancı benimsemesi, eski inançların bir gecede kaybolması anlamına gelmiyordu. Yerel tanrılara adanmış kutsal yerler, ata kültleri ve mevsim törenleri, kimi zaman yeni inançla yan yana yaşadı, kimi zaman onun içine karıştı. Sonraki yüzyılların kilise yazarları bu karışımı çoğu zaman bir sapma olarak anlattı. Tarihçiler ise onu, bir inancın yeni bir topluma yerleşirken yerel koşullarla nasıl uzlaştığının örneği olarak inceliyor. Bu bakış, Etiyopya'yı istisna değil, dünyanın pek çok yerinde görülen bir sürecin zengin belgelenmiş bir örneği yapar.

Etiyopya'nın bugün kendi tarihinde gördüğü süreklilik, yani Aksum'dan bugüne kesintisiz bir Hıristiyan krallığı anlatısı da, kısmen sonraki yüzyıllarda, özellikle on üçüncü yüzyıldan sonra iktidara gelen hanedanın kendi meşruiyetini Aksum'a bağlama çabası içinde biçimlendi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Wilfred H. Schoff (çev.), The Periplus of the Erythraean Sea (New York: Longmans, Green, 1912).
  • E. A. Wallis Budge, A History of Ethiopia, Nubia and Abyssinia, 2 cilt (Londra: Methuen, 1928).
  • Edward Ullendorff, Ethiopia and the Bible (Oxford: Oxford University Press for the British Academy, 1968).
  • Taddesse Tamrat, Church and State in Ethiopia, 1270–1527 (Oxford: Clarendon Press, 1972).
  • Steven Kaplan, The Monastic Holy Man and the Christianization of Early Solomonic Ethiopia (Wiesbaden: Franz Steiner, 1984).
  • David W. Phillipson, Foundations of an African Civilisation: Aksum and the Northern Horn, 1000 BC–AD 1300 (Woodbridge: James Currey, 2012).

Arşiv ve kaynak

Aksum tarihinin temel kaynakları, kralların Yunanca, Güney Arabistan yazısıyla ve Ge'ez ile yazılmış yazıtları, Aksum sikkeleri, Periplus gibi Yunanca ticaret ve coğrafya metinleri, Rufinus'un ve Sokrates Skolastikos'un kilise tarihleri, Athanasius'un II. Constantius'un mektubunu aktaran savunması ve kazı bulgularıdır. Littmann'ın yönettiği Alman Aksum keşif heyetinin 1913'te yayımlanan ciltleri, yazıtların temel yayını olarak kalır. Etiyopya manastırlarındaki Ge'ez elyazmaları, sonraki yüzyılların tarihinin başlıca kaynağıdır ve bir bölümü dijitalleştirilmektedir.

Açık sorular

  • Ezana'nın Hıristiyanlığı benimsemesinde, inanç, Roma'yla ticari ve siyasal ilişkiler ve saray içi dengeler ne ölçüde rol oynadı?
  • Dokuz Aziz geleneği, tarihsel bir göçü mü yansıtıyor, yoksa sonraki yüzyılların bir kuruluş anlatısı mı?
  • Aksum'un yedinci yüzyıldaki gerilemesinde, ticaret yollarının değişmesi, çevresel etkenler ve siyasal sorunlar ne kadar pay sahibiydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Periplus'a göre Aksum'da toplanıp Adulis limanına indirilen başlıca mal nedir? A) Tuz B) Fildişi C) İpek D) Kalay
  2. (Hedef 2) Sokrates Skolastikos'un anlatısına göre, Frumentius'u piskopos olarak atayan kişi kimdir? A) II. Constantius B) Aedesius C) Ezana D) Athanasius
  3. (Hedef 2) Ezana'nın saltanatının ilerleyen yıllarında sikkelerinde hilal ve dairenin yerini hangi simge almıştır? A) Haç B) Yıldız C) Aslan D) Taç
  4. (Hedef 3) Etiyopya kilisesinin başındaki piskopos, yani abun, 1959'a kadar hangi kentin patriği tarafından atanırdı? A) Roma B) Antakya C) İskenderiye D) Kudüs
  5. (Hedef 3) Hıristiyanlığın Etiyopya'da geniş halk kesimlerine asıl olarak on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda keşişler aracılığıyla yayıldığını savunan tarihçi kimdir? A) Edward Ullendorff B) David Phillipson C) Steven Kaplan D) Yuri Kobishchanov

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Aksum Hıristiyanlığı bir kralın kararı mıydı, yoksa yüzyıllara yayılan bir süreç mi?» sorusunu tartış. Cevabında Ezana'nın iki yazıtını, Frumentius hikâyesini, İskenderiye ile kurulan bağı, Dokuz Aziz geleneğini ve manastırların rolünü kullan; Kaplan ile Kobishchanov'un yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Bu mal fildişidir.
  2. D — Frumentius'u Athanasius atamıştır.
  3. A — Bu simge haçtır.
  4. C — Abun, İskenderiye patriği tarafından atanırdı.
  5. C — Bu tarihçi Steven Kaplan'dır.

Kapsamlı bir cevap, Ezana'nın iki yazıtı arasındaki farkı, sarayın yeni inancı dördüncü yüzyılda benimsediğinin kanıtı olarak okur; Frumentius hikâyesini, bu değişimin Kızıldeniz ticareti ve Roma dünyasıyla kurulan ilişkiler içinde gerçekleştiğini gösteren, ama tek bir kişiye odaklanan bir anlatı olarak değerlendirir. İskenderiye'yle kurulan bağın Etiyopya kilisesinin kimliğini nasıl biçimlendirdiğini açıklar. Güçlü bir yanıt, Dokuz Aziz geleneğini ve manastırları, dinin sarayın dışına yayılma aracı olarak tartışır; Kobishchanov'un din değişikliğini sarayın siyasal ihtiyaçlarına bağlayan yaklaşımını, Kaplan'ın Hıristiyanlaşmanın yüzyıllar süren bir süreç olduğunu vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Aksum'un gücü söndükten sonra, Etiyopya yaylalarında yeni bir hanedan ortaya çıktı: Zagve hanedanı. On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda bu hanedanın kralları, Aksum'un eski merkezinden uzakta, Lasta dağlarında, kayanın içine oyulmuş bir dizi kilise yaptırdı. Bu kiliseler, bir yapı gibi taştan örülmedi; tek parça volkanik kayanın yukarıdan aşağıya oyulmasıyla ortaya çıkarıldı. Sonraki gelenek, bu kiliselerin en ünlü kralının adını taşıyan yeri, Lalibela'yı, bir «Yeni Kudüs» olarak anlattı. Sıradaki derste şu soruların peşine düşeceğiz: bu kiliseler nasıl ve neden oyuldu, Zagve kralları Aksum'un mirasıyla nasıl bir ilişki kurdu, ve Lalibela bir hac merkezi olarak Etiyopya Hıristiyanlığında nasıl bir yer tuttu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:30 Kanca: bir yayladaki kasabada dikili bir taş; taşın iki yüzünde üç farklı yazının satırları beliriyor; yanında kâğıt kalıp çıkaran eller ve bir fotoğraf makinesinin silüeti. Hiçbir yüz çizilmez.
  • 1:30–3:20 Bağlam: Kızıldeniz'den yaylaya uzanan bir yol haritası; limanda demirli gemiler, yolda yük taşıyan hayvan kervanı ve fildişi yığınları.
  • 3:20–5:20 Gelişme: bir sikkenin iki yüzü; hilal ve dairenin yerini yavaşça bir haçın alması. Ardından İskenderiye'den güneye uzanan bir deniz yolu çizgisi.
  • 5:20–7:20 Dönüş noktası: düz tepeli bir kayalığa uzanan bir ip; tepede bir manastırın taş duvarları; bir masada açık duran Ge'ez yazılı bir elyazması.
  • 7:20–9:00 Kapanış: bir kilisenin avlusunda sıralanan beyaz örtülü silüetler; kubbenin üzerinde yükselen bir haç.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.