İçeriğe geç

0.1 · Seviye 0 · Kapı

Yasa dediğimiz şey

«Yasa» adıyla dolaşan cümleleri üç rafa ayırır: türetilmiş ya da ölçülmüş düzenlilik, çoğu zaman tutan gözlem ve yasa kılığında öğüt

Strateji ve Karar Akademisi — M00, Yasa Dediğimiz Şey · 2.123 kelime · 3 kaynak · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Bu ders eğitim amaçlıdır; yatırım, hukuk ya da kariyer danışmanlığı değildir ve kesin sonuç vaat eden bir kural öğretmez. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Bir an

Cumartesi öğleden sonra, Eskişehir Odunpazarı'nda bir hırdavat dükkânı. Ufuk yirmi sekiz yaşında, uzaktan çalışan bir yazılımcı; hafta sonları babasına yardım ediyor. Tezgâhın arkasında dizüstü bilgisayarı açık, bir müşterisine cevap yazmak üzere: yeni bir sipariş ekranı ne zaman hazır olur? İçinden "iki hafta" geçiyor. Ama sabah izlediği bir video aklında. Sosyal medyada çok izlenen bir "başarı stratejisti" olan Bora Akın, "Başarının birinci yasası" diye anlatıyordu: "İş, ona ayırdığın süreyi doldurur. O yüzden her işe yarı süre ver." Ufuk "bir hafta" yazıyor, sonra siliyor.

Babası Hüseyin Bey otuz yıldır bu dükkânı işletiyor. Az önce bir müşteri dübel setini geri getirmiş: rafa tersine takmış, raf çökmüş. Hüseyin Bey kutuyu kaldırırken söyleniyor: "Ters takılabilecek ne varsa, biri mutlaka ters takar. Murphy yasası bu." Sonra oğlunun ekranına bakıyor ve videoyu dinliyor. "Bana yasa sorarsan," diyor, "sakla samanı, gelir zamanı. Bir de bankacının öğrettiği var: faizi yetmiş ikiye böl, paran o kadar yılda ikiye katlanır."

Ufuk gülüyor: "Baba, şimdi üç yasa söyledin, ben de bir tane izledim. Hangisine güveneceğim?" Hüseyin Bey omuz silkiyor. "Hepsi yasa işte." Ufuk'un müşteriye bir tarih yazması gerekiyor ve bu cümlelerin hiçbiri ona aynı türden bir güven vermiyor.

Soru

"Yasa" diye söylenen bir cümle matematiğin türettiği bir sonuç mu, çoğu zaman tutan bir gözlem mi, yoksa yasa kılığına girmiş bir öğüt mü? Bu ayrım, o cümleye ne kadar güveneceğimizi nasıl değiştirir?

Nasıl işler

Bilimde "yasa" ağır bir kelimedir: ölçümle defalarca sınanmış ve istisnası görüldüğünde yeniden yazılmak zorunda kalan bir ilişkiyi anlatır. Gündelik dilde aynı kelime çok daha hafif kullanılır. Bir kitap kapağında, bir video başlığında ya da bir atasözünde "yasa" dendiğinde kelime çoğu zaman bir güven duygusu satar. Bu akademi o güveni ayrı sorulara böler ve her cümleyi kendi rafına koyar.

Hüseyin Bey'in bankacıdan öğrendiği kural hesaptan çıkar. Kimse onu bir bankada gözlemleyip yazmadı; bileşik büyümenin aritmetiğinden türetildi. Böyle bir sonuç, varsayımları tuttuğu sürece kesindir. Varsayım düşünce sonuç da düşer; sonucun tanımı bunu baştan içerir.

Murphy ve Ufuk'un videosundaki ilk cümle başka bir türdendir. Bunlar birilerinin gözüne çarpmış örüntülerdir ve tanıdık gelirler, çünkü insanın başına gelen şeyleri adlandırırlar. Ama kimse onları türetmemiştir, çoğu da sistemli bir ölçümden geçmemiştir. Böyle bir genelleme sınandığında tutup sağlam bir bulguya dönüşebilir, daralıp yalnız belirli koşullarda geçerli kalabilir ya da hiç tutmayabilir.

"Sakla samanı" ise dünyanın nasıl işlediğini bildirmez, nasıl davranmanın akıllıca olduğunu önerir. Sınanacak bir iddiası yoktur, savunulacak bir gerekçesi vardır. Bora Akın'ın cümlesinin ikinci yarısı, "her işe yarı süre ver", de bu türdendir: ilk yarıdaki gözlemden çıkarılmış bir davranış önerisi.

Rafa koymak bir cümleyi küçümsemek değildir. Her raf başka bir soru sorar. Türetilmiş bir sonuca "varsayımın burada tutuyor mu?" diye sorulur. Bir gözleme "bu sınandı mı, nerede?" diye, bir öğüde de "kimin için, hangi bedelle?" diye.

Kanıt

Bankacının kuralı gerçekten bir hesaptır. Bileşik büyümede ikiye katlanma süresi, ikinin doğal logaritmasının büyüme oranına bölümüne çok yakındır. Yetmiş iki bu değere yakın olduğu ve birçok sayıya kolay bölündüğü için seçilmiş bir yuvarlamadır.

Bora Akın'ın birinci yasası ise bir mizah yazısından geliyor.

Peki bu gözlem hiç sınandı mı? Sınandı, ve sınanınca biçim değiştirdi. Hedef belirleme araştırmalarının iki öncüsü, Edwin Locke ve Gary Latham, otuz beş yıllık çalışmayı özetledikleri yazıda Parkinson'u sınayan deneyleri de anar.

Gözlem böylece daralmış oldu. Makalenin başlığının önerdiği okumayla "iş süreyi doldurur" cümlesi, "insanlar kendilerine verilen süreye göre bir tempo hedefi kurar" cümlesine yaklaştı. Bilimin "yasa" kelimesiyle ilişkisi de zamanla değişti.

"Sakla samanı" için bir deney yok, olması da beklenmez.

Nerede çöker

Bankacının kuralı oran sabit kaldıkça işler, oran oynayınca susar. Hüseyin Bey'in parası bir yıl yüksek, ertesi yıl düşük faiz alıyorsa yetmiş ikiye bölünecek tek bir sayı yoktur. Kural bir şey daha söylemez: ikiye katlanan şey liradır, alım gücü değil. Fiyatlar da hızla artıyorsa iki katına çıkan para iki kat ekmek almaz. Türetilmiş sonuç burada yanlış değildir; yalnızca sorulan soru başka bir sorudur.

Parkinson'un gözlemi süresi işin kendisince belirlenen işlerde zaten tutmaz. Hamurun mayalanması ya da betonun prizini alması ona ayrılan süreyi doldurmaz. Bora Akın'ın öğüdü ise kendisini destekler gibi görünen bulgunun içinden çatlar. Locke ve Latham'ın andığı zaman ile yoğunluk takası, kısalan sürenin bedelinin bir yerden ödendiğini düşündürür. İş gerçekten iki haftalıksa, yarı süre ya eksik iş ya da gece mesaisi demektir.

Murphy'nin yasası en ilginç biçimde çöker: hiç çökemez. "Bir gün mutlaka" dendiğinde, ters takılmayan her dübel için "henüz zamanı gelmedi" denebilir. Yanlışlanması mümkün olmayan bir cümle, ne zaman ve ne sıklıkla olacağını söylemediği için bir tahmin olarak karar vermeye yardım etmez. Öğüt olarak okununca ise işe yarar: anlatılara göre cümlenin doğduğu deney ekibinin başındaki Stapp, onu bir kehanet olarak değil, testten önce bütün olasılıkları düşünme uyarısı olarak açıklamıştı. Hüseyin Bey'in dükkânındaki dersi de budur: ters takılamayan dübel seti satmak.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Adında yasa geçiyorsa kanıtlanmıştır."
Doğrusu

Murphy ve Parkinson yasaları birer gözlemdir; ad cümleyi akılda tutar, sınandığını göstermez. Murphy'nin kökeni bile tartışmalıdır: 1949'da ABD Hava Kuvvetleri'nin roket kızağı deneylerinde ters takılan bir ölçüm aletiyle ilişkilendirilir, ama cümleyi kimin, nasıl söylediği üzerine anlatılar ayrışır ve benzer sözler daha önce de kayda geçmiştir.

Yaygın yanlış"Bir öğüt bende işe yaradıysa doğrudur."
Doğrusu

Ufuk yarı süre kuralını bir kez denese ve işi yetiştirse, bu yalnız o işte, o hafta işe yaradığını gösterir. Aynı kuralla işini yetiştiremeyenler videoda görünmez. Akademi bu görünmezliğe 0.3'te hayatta kalan yanlılığıyla dönecek.

Yaygın yanlış"Matematikse her zaman geçerlidir."
Doğrusu

Matematiksel bir sonuç ancak varsayımları tuttuğu yerde geçerlidir. Hesap kesin olabilir; önündeki duruma uyup uymadığı ayrı bir sorudur.

Sayılarla

Yetmiş iki kuralının ne kadar iyi çalıştığına bakalım. Yüzde birlik büyümede kural yetmiş iki yıl der, gerçek süre 69,7 yıldır. Yüzde altıda on iki ve 11,9 yıl; yüzde on ikide altı ve 6,1 yıl. Buraya kadar fark birkaç ayı geçmez. Yüzde yirmi dörtte kural üç yıl der, gerçek süre 3,2 yıldır. Yüzde kırkta kural 1,8 yıl der, gerçek süre 2,06 yıldır: aradaki fark üç aydan fazladır. Yüzde ellide 1,44 ve 1,71 yıl. Yani kural yüksek oranlarda paranın ikiye katlanacağı günü olduğundan erken gösterir. Faizlerin yüksek seyrettiği bir ülkede bu küçük bir ayrıntı değildir.

Teigen'in sayımında psikoloji özetlerinde yüz yıl boyunca 3.093 "yasa" geçiyor, yani her on bin kayıtta yaklaşık 22. Son on yılda bu oran on bin kayıtta 10'a iniyor, yani yüz yıllık ortalamanın yarısının da altına. Üstelik en sık anılanlar eski yasalardı; yeni ortaya çıkmış yasalara yapılan atıf çok azdı. Bilim kelimeyi kullanmayı azaltırken kelime gündelik dilde güven satmaya devam etti.

Herkes için aynı mı?

Hayır. Bir öğüdün işe yaraması çoğu zaman uygulayanın konumuna bağlıdır. "Sakla samanı" kenara ayıracak bir şeyi olan için bir stratejidir. Geliri o ayın kirasını ve faturasını ancak karşılayan biri için bir seçenek bile değildir. Bu kişiye "saklamadın" demek, yetmeyen bir geliri onun hatası saymaktır.

"Yarı süre" öğüdü de konuma göre değişir. Ufuk süresini kendisi belirleyen bir çalışan ve müşterisiyle pazarlık edebiliyor. Saat başına ücret alan biri işi erken bitirdiğinde daha az kazanabilir. Temposu bir makinenin ya da bir başkasının hızına bağlı olan biri, örneğin bir montaj hattındaki işçi, süreyi kendi başına kısaltamaz. Bir de verdiği tarihi tutturamadığında bedeli kimin ödediği var: serbest çalışan biri müşterisini, kadrolu biri belki yalnız bir toplantıyı kaybeder. Aynı cümle bir yerde verim, bir yerde kayıp, bir yerde boş bir söz olur. Akademi her derste bu soruyu ayrıca soracak: bu yasa ya da öğüt, kimin için, hangi bedelle çalışıyor?

Kendi hayatında

Bu dersin görevi kendi raflarını görmek; henüz hiçbir şeyi değiştirmen gerekmiyor. Bir kâğıt al ya da telefonunda bir not aç ve üç sütun çiz: hesap, gözlem, öğüt.

Kâğıdı sakla. 0.4'te bu cümlelerden birini dört soruyla baştan sona tartacaksın, 0.5'te de açacağın karar defterinin ilk sayfasına koyacaksın. Bu görevin tek doğru cevabı yok; aynı cümleyi iki kişi farklı rafa koyabilir. Önemli olan, cümleye hangi soruyu soracağını bilmek.

Kapanış

  1. "Yasa" diye söylenen cümleler ya varsayımlardan türetilen bir hesaptır, ya deneyimden süzülen bir gözlemdir ya da davranış öneren bir öğüttür; çoğu zaman ikisi bir cümlede iç içe geçer.
  2. Türetilmiş sonuç varsayımı tuttuğu yerde kesindir; gözlem sınanınca tutar, daralır ya da düşer; öğüt doğruluğuyla değil kimin için hangi bedelle çalıştığıyla tartılır.
  3. Parkinson'un gözlemi sınandığında yerinde kalmadı, daraldı: sıkı son tarih tempoyu artırıyor, ama bunun bedeli çaba yoğunluğundan ödeniyor; bu akademi her yasayı böyle, çöktüğü yerle birlikte okuyacak.

Beş soru

  1. Bir arkadaşın "Pareto yasası, işlerin yüzde yirmisi sonucun yüzde sekseninden sorumludur" diyor. Bu cümleyi hangi rafa koyardın ve ona ilk hangi soruyu sorardın?
  2. Bir birikim yıllık yüzde on iki ile büyüyorsa, yetmiş iki kuralına göre kaç yılda ikiye katlanır? Aynı kural yüzde kırklık bir faizde neden daha kötü sonuç verir?
  3. Bora Akın'ın "İş, ona ayırdığın süreyi doldurur, o yüzden her işe yarı süre ver" cümlesini parçalarına ayır ve her parçayı rafına koy.
  4. Locke ve Latham sıkı son tarihin tempoyu artırdığını bildiriyor. Ufuk bundan "müşteriye her zaman yarı süre söylemeliyim" sonucunu çıkarabilir mi? Bulgunun söylemediği ne?
  5. Biri "Murphy yasası doğrudur, çünkü ters gidebilecek her şey eninde sonunda ters gider" diyor. Bu cümleyi yanlışlamak neden mümkün değil, ve bu karar verirken neden bir sorun?

Yanıtlar

İlk soruda cümle bir gözlemdir: Pareto'nun adıyla yaygınlaşmış bir genellemedir ve yüzde seksen ile yüzde yirmi oranı sabit bir sayı değildir. İlk soru "bu oran hangi veride ölçüldü?" olmalı; akademi bu cümleye 5.2'de dönecek.

İkinci soruda yetmiş iki on ikiye bölünür, yani yaklaşık altı yılda ikiye katlanır; gerçek süre 6,1 yıldır. Yüzde kırkta kural 1,8 yıl der ama gerçek süre 2,06 yıldır, çünkü yuvarlama yalnız küçük oranlarda gerçek değere yakındır.

Üçüncü soruda "iş ayrılan süreyi doldurur" kısmı Parkinson'un gözlemidir, "her işe yarı süre ver" kısmı ondan çıkarılmış bir öğüttür. Gözleme "nerede sınandı?", öğüde "hangi işte, kimin için?" diye sorulur.

Dördüncü soruda çıkaramaz. Bulgu tempo üzerinedir; işin kalitesini, işin gerçek uzunluğunu ve tutturulamayan tarihin müşteri ilişkisine bedelini söylemez. Üstelik aynı yazı zaman ile çaba yoğunluğu arasında bir takas olduğunu belirtir.

Beşinci soruda "eninde sonunda" bir süre vermez; ters gitmeyen her şey için "henüz" denebilir, yani hiçbir gözlem cümleyi yalanlayamaz. Karar için ne olasılık ne zaman verdiğinden, hangi önlemin ne kadar değerli olduğunu söylemez.

Sonraki derse köprü

Bu derste "yasa" denen şeyleri raflara ayırdık. Bir sonraki ders, 0.2, bu akademinin ne değildir sorusunu konuşuyor: neden burada başarı formülü ya da kesin kazandıran hamle bulamayacaksın, "doğru cevap" dilini hangi durumda kullanacağız ve her iddianın yanına koyacağımız kanıt etiketleri ne anlama geliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.