Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir tür tek bir özellikle tanınmaz; bileşenlerin birlikte çalışmasıyla kurulur.
- Bileşen tablosu bir olayı satır satır bileşenlere, sütun sütun türlere ayırır.
- Tür rolü belli bir türün açtığı yerdir; rol yoksa hikâyeye yeni biri girebilir.
- İkonografi en hızlı tanınan, ama ağırlığını başka bileşenlerden alan parçadır.
- Risk türü tehlikedeki şeyin cinsini belirler ve doruk biçimini sürükler.
- Doruk biçimi doruğun görünümünü söyler, cevabını söylemez.
- Bileşenler zincire bağlıdır: biri değişince öbürleri kayar.
- Sahne kalıbı seyircinin o türde görmeyi beklediği sahne tipidir; her film onu yeniden kurar.
- Aynı nesne zıt türlerde yaşayabilir; hangi türde olduğunu risk ve tempo söyler.
- Tablo tersten de okunur: beklenen duygudan başlayıp yukarı doğru doldurulur.
- Tablo yazarın seçimini görünür kılan bir sınama aletidir; seçimi yazar yapar.
Açılış sahnesi
Emre bir sayfa okuyor. Asansör iki katın arasında duruyor. Şükran Hanım poşetini göğsüne bastırmış, Barlas kat düğmelerine basıp duruyor. Sayfanın tepesinde büyük harflerle "KORKU" yazıyor.
Barlas, "Elektrik gelir birazdan," diyor. Şükran Hanım, "Bu apartmanda hiçbir şey birazdan gelmez," diye cevap veriyor. İkisi kapıcıyı, aidatı, kalorifer saatini konuşuyor.
Emre okumayı bitirince sayfayı çeviriyor. "Burada ışık titriyor. Bir de uzaktan bir ses ekledim. Metal sürtünmesi gibi."
Selim kalemini masaya bırakıyor. "Işığı söndürsem bu sahne ne olur?"
Emre düşünmeden cevap veriyor. "İki komşu karanlıkta aidat konuşur."
"Yani korku ışıkta," diyor Selim. "Sesi de çıkarsam geriye bir apartman toplantısı kalıyor."
Burcu gülmeye başlıyor, sonra kendini tutuyor. Emre sayfaya yeniden bakıyor. Replikler bir apartman toplantısından çıkmış gibi; başlık silinse sayfa hiçbir türe ait olmaz. Şükran Hanım poşetinden hiçbir şey çıkarmıyor. Barlas kat düğmelerinden başka bir şeye dokunmuyor. Kapının dışından ses gelmiyor, aynada bir şey görünmüyor. İkisinin de kaybedecek bir şeyi yok.
Nermin Hanım tahtanın önüne geçiyor. Çekirdek olayın altına yatay bir çizgi çekiyor, çizginin soluna alt alta boş satırlar açıyor. "Bir türü tek bir düğme sanıyorsun," diyor. "Oysa tür bir makineye benziyor. Parçalarını tek tek sayalım, hangisini çevirdiğini o zaman göreceksin."
Emre'nin sayfasında ışık korku filmine aitti, replikler bir apartman toplantısına.
Bu derste ne olacak
Bu derste bir türü parçalarına ayıracağız. Önce bir türün neden tek bir özellikle tanınmadığını konuşacağız. Sonra parçaları tek tek ele alacağız: türün sorduğu soru, kurduğu çatışma, karakterlere verdiği yerler, nesneleri, mekânı, temposu, sahneleri. En sonda iki ağır parça var: tehlikede olan şeyin cinsi ve doruğun alacağı biçim. Nermin Hanım'ın tahtasında asansör olayı dört türde yeniden kurulacak. Beş gerçek filme uğrayacağız: bir western, bir korku filmi, bir romantik komedi, bir gerilim ve bir müzikal. Her birinde hangi parçanın türü en çok taşıdığını arayacağız. Sonunda Emre'nin sayfasına dönüp eksik satırları dolduracağız. Hangi bileşenin kopyalanması kolay, hangisinin pahalı olduğunu da tartacağız.
Sıfır noktası
Bir filmin türünü sorduğunda insanlar çoğu zaman tek bir şey söyler. "Korku, çünkü karanlık." "Western, çünkü atlar var." "Romantik komedi, çünkü sonunda öpüşüyorlar." Her cevap doğru bir şeye dokunur, ama türün yalnız bir parçasına.
Bir türü tek bir bileşenle kurmaya çalışınca Emre'nin sayfası çıkar. Işık korkuya aittir, ama replikler, risk ve çatışma başka bir filme. Seyirci bu karışıklığı hemen sezer. Neden rahatsız olduğunu söyleyemeyebilir, yine de sözleşmenin bir yerden aksadığını hisseder.
Bir mutfak benzetmesi işe yarar. Bir yemeği tek bir baharat tanımlamaz. Aynı soğanla başlayan iki tencere bambaşka yemeklere dönüşebilir. Fark, malzemelerin birlikte nasıl çalıştığındadır. Türde de öyle. Karanlık bir merdiven korku filminde tehdit olur, romantik komedide iki kişinin el ele tutuşması için bir bahane.
Çekirdek olay bu yüzden iyi bir sınama aletidir. Olgular sabit kalır: elektriği kesilen eski apartman, katların arasında asılı kalan kabin ve içinde birbirine yabancı iki komşu. Şükran Hanım yetmişlerinde, beşinci katta yalnız yaşıyor, elinde bir poşet var. Barlas yirmilerinin sonunda, gece vardiyasında bir kargo deposunda çalışıyor, yeni taşınmış.
Bu olgulara hiç dokunmadan tür değiştirmek mümkün. Ama bunun için ışığı değil, bileşenlerin hepsini birlikte çevirmek gerekir. Nermin Hanım'ın tahtadaki boş satırları bu yüzden var. Her satır bir bileşen. Her sütun bir tür. Satırlar dolunca tür kendini gösterir.
Emre'nin sayfası bu tabloya dökülünce "korku" sütununda tek bir satır dolu kalıyor: ton. Geri kalanı boş. Soru, çatışma, risk, doruk satırlarına Emre ne yazacağını bilmiyor. Selim bunu bir kusur saymıyor. "En azından nerede durduğunu görüyorsun," diyor. Tablo burada bir teşhis aleti gibi çalışıyor. Hangi satırın boş kaldığını gösteriyor, ne yazılması gerektiğini söylemiyor. O karar sütunun sahibine kalıyor.
Mekanizma
Temel dramatik soru
Tahtadaki ilk satır sorudur. Ana dramatik soru her hikâyede vardır. Tür o soruya belli bir biçim verir. Seyirci bir westernde "kanun kazanacak mı?" diye sorar, bir korku filminde "bu şeyden kurtulacaklar mı?", bir romantik komedide "bu ikisi birbirini fark edecek mi?"
Asansörde sorular bambaşka çıkıyor. Gerilimde soru zamanla ilgili: elektrik gelmeden önce bir şey olacak mı? Korkuda soru asansörün kendisiyle: burada onlarla birlikte başka ne var? Dramda soru iki insan arasında: bu iki yabancı birbirine ne söyleyecek?
Selim aynı şeyi fark ediyor. Emre'nin korku sayfasının sorusu "ne zaman kurtulacaklar?" Bu bir sıkıntı sorusu. Korkunun sorusu olabilmesi için kapının ardında, ışığın gerisinde bir şeyin beklemesi gerekiyor.
Ana çatışma
Çatışma isteğin ve onu engelleyen gücün karşılaşmasıdır. Tür, engelin nereden geleceğini belirler. Westernde engel bir kanunsuz ya da vahşi bir topraktır. Korkuda doğaüstü ya da açıklanamayan bir güç. Romantik komedide engel çoğu zaman sevgililerin kendisi: gururları, yanlış anlamaları, yalanları.
Asansör tahtasında Burcu gerilim sütununa bir şey yazıyor. Engel soğuk ve saat. Şükran Hanım'ın şekeri var, ilacı evde kalmış. Barlas'ın telefonunun şarjı bitmek üzere. Rakip, kabinin dışında işleyen saat.
Karakter rolleri
Her tür karakterlere bir yer açar. Westernin kanun adamı, korkunun uyarılan ama dinlenmeyen kişisi, romantik komedinin çöpçatanı birer yerdir. Kim oturursa otursun, yer aynı işi görür.
Arketip kültürler arası bir işlevdir. Tür rolü daha dardır, belli bir türün sözleşmesine bağlıdır. Romantik komedi sütununda Barlas'a sevgili rolü yazılınca Selim itiraz ediyor. "Şükran Hanım yetmişlerinde. Asansördeki tek iki kişi bunlar."
Nermin Hanım gülümsüyor. "O zaman rol seni yeni bir kişiye götürüyor." Burcu kalemi alıyor. Üçüncü katta oturan, Barlas'ın taşındığından beri merdivende selamlaştığı, adını yanlış bildiği biri. Kapının dışından seslenecek. Şükran Hanım içeride çöpçatan rolünü üstleniyor.
Rol satırı bu yüzden önemli. Bir türün istediği rol yoksa ya biri o rolü üstlenir, ya da hikâyeye yeni biri girer.
İkonografi
Her türün kendine ait nesneleri vardır. Westernin şapkası ve yıldızı, korkunun mumu ve aynası, polisiyenin rozeti. Seyirci bu nesneleri gördüğü an hangi filmde olduğunu bilir.
Atölye ikonografiyi en çok bu satırda tartışıyor, çünkü aynı nesne her sütunda başka bir şey oluyor. Barlas'ın cebinde depodan kalma bir el feneri var. Gerilimde fenerin pili zayıf, ışığı her seferinde biraz daha soluk. Korkuda fener asansörün arka duvarındaki aynaya tutuluyor. Romantik komedide Barlas feneri yukarı, kapı aralığına çeviriyor, üçüncü kattaki komşunun yüzü ilk kez görünüyor.
Şükran Hanım'ın poşeti de her sütunda değişiyor. Bunlar deneme. Gerilimde poşette bisküvi ve yarım bir şişe su var. Korkuda bir mum ve bir kibrit kutusu. Romantik komedide üçüncü kattaki komşuya götürülecek bir tencere dolma. Dramda tamirciden yeni alınmış eski bir duvar saati.
Mekân
Mekân bileşeni yalnızca yer seçimi değildir. Tür mekânı belli bir tavırla kurar. Westernde açık ve uçsuz bir toprak, korkuda kapalı ve eski bir ev, müzikalde sokak bile bir sahneye dönüşebilir.
Asansör her türde aynı kutu. Yine de her türde başka bir yer. Gerilimde daralan bir tuzak. Korkuda geçmişi olan bir oda: duvarda eski bir çizik, aynada bir leke. Dramda iki yabancının ilk kez yan yana durmak zorunda kaldığı bir oda.
Ton ve tempo
Ton, anlatının olaylara karşı tavrıdır. Emre'nin sayfasında yalnız bu bileşen değişmişti. Tempo ise hikâyenin seyircinin gözünde ilerleme hızı.
Gerilimde tempo hızlanır: kısa replikler, saat, sönen ışık. Korkuda tempo yavaşlar, bekletir, sonra bir anda sıçrar. Romantik komedide tempo sözle kurulur, atışmalar hızlı, susmalar kısa. Dramda tempo en yavaşı. Uzun bir sessizlik, sonra tek bir cümle.
Sahne kalıpları
Türler belli sahneleri tekrar tekrar kurar. Westernde iki adamın sokakta karşılaşması. Romantik komedide tanışma ve büyük yanlış anlama. Korkuda karakterin karanlık bir kapıyı tek başına açması.
Asansörün korku sütununda sahne kalıbı ayna. Barlas feneri aynaya tutuyor ve yansımasında bir şey görüyor ya da görmüyor. Romantik komedi sütununda kapı aralığından ilk konuşma. Gerilimde son pilin sönmesi.
Risk türü
Tahtanın en ağır satırlarından biri risktir. Her hikâyede bir şey tehlikededir. Tür, tehlikedeki şeyin cinsini belirler. Riskin sekiz alanı bilinir: fiziksel, duygusal, ilişkisel, mesleki, ekonomik, toplumsal, ahlaki, varoluşsal. Türler bu alanlardan birini öne çıkarır.
Asansörde risk türü değiştikçe her şey değişiyor. Gerilimde Şükran Hanım'ın canı. Korkuda Barlas'ın gördüğüne inanıp inanmayacağı, aklı. Romantik komedide utanç: Barlas, üçüncü kattaki komşuya haftalardır yanlış adla seslendiğini bu gece öğreniyor. Dramda yalnızlık: Şükran Hanım'ın kimseye söylemediği bir şey.
Doruk biçimi
Doruk, çatışmanın en yükseğe çıktığı ve ana sorunun cevaplandığı andır. Türler doruğa belli biçimler verir.
Nermin Hanım bu satırda dikkatli. Çekirdek olayın sonunu kimse yazmıyor. Tabloya yalnız biçimi yazıyorlar. Gerilimde zamana karşı son hamle. Korkuda asansörün sırrıyla yüzleşme. Romantik komedide herkesin önünde bir itiraf. Dramda kapı açılmadan önce söylenen tek cümle. Cevaplar boş kalıyor.
Beklenen duygusal deneyim
Son satır seyircinin çıkarken taşıyacağı duygu. Gerilimde nefes alamama, sonra rahatlama. Korkuda tedirginlik, ışık yansa bile süren. Romantik komedide sıcaklık ve gülme. Dramda sessiz bir ağırlık. Duygu vaadi bunu açılışta söz olarak verir. Bu satır, sözün sonunda neyle ödeneceğini yazar.
Burcu tabloya bakıp duruyor. Satırların hepsi birbirine bağlı. Risk türü değişince doruk değişiyor, doruk değişince tempo.
Emre kendi sütununa dönüyor. Ton satırının altını dolduruyor. Soru: kabinde onlardan başka ne var? Risk: Barlas'ın aklı. Sahne kalıbı: fener aynaya tutulur. Şükran Hanım'ın poşetinden mum çıkıyor, kibrit sesi duyuluyor. Barlas aynada bir şey görüyor mu, Emre karar vermiyor. Ama ışığı söndürmek artık sahneyi bitirmiyor. Karanlıkta mumun alevi titriyor ve sahne korku olarak kalıyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Tabloyu dolduran yazar çoğu zaman bütün satırları eşit sanır. Oysa bileşenler eşit ağırlıkta değildir. Bazıları türü taşır, bazıları onu süsler.
Kopyalanması en kolay bileşen ikonografidir. Bir mum, bir ayna, bir şerif yıldızı birkaç saniyede sahneye konur. Emre'nin ilk sayfası bu yüzden ışıkla başladı. En pahalı bileşen ise risk türüdür. Onu değiştirmek, karakterin istediği şeyi, sırrını, geçmişini değiştirmek demektir. Yazar türünü ikonografiden kurarsa seyirci kostüm görür. Risk türünden kurarsa bir film görür.
Bileşenler bir zincire bağlıdır. Risk türü değişince doruk biçimi kayar. Doruk biçimi kayınca tempo değişir. Tempo değişince sahne kalıpları başka sahnelere yer açar. Asansörün romantik komedi sütununda olan buydu. Utanç risk olunca doruk kamusal bir sahne oldu. Kamusal bir doruk için de içeride olmayan bir tanık gerekti. Üçüncü kattaki komşu böyle doğdu. Tek bir satırın değişmesi hikâyeye yeni bir kişi getirdi.
Bir başka ustalık, aynı bileşeni iki türe birden yaslamaktır. Karanlık Su ile Yastık Sohbeti aynı malzemeye dayanır: büyük bir şehirde birbirini tanımayan, ama duvarlarla ya da kablolarla birbirine bağlı insanlar. Korku filmi bu bağı tavandaki lekeyle kurar; üst kattan sızan su bir geçmiş taşır. Romantik komedi ortak telefon hattıyla iki yabancıyı birbirine zorla bağlar. Mekân tek başına türü seçmez. Mekâna hangi risk türünün yükleneceği seçer.
Aynı karşılaştırma ikonografi için de yapılabilir. Karanlık Su'da su bir tehdittir: tavandan sızar, çatıdaki depoda birikir, asansörün kapısından taşar. Yağmur Altında'da yağmur bir coşkudur: Don şemsiyesini kapatır, ıslanmayı seçer. Aynı nesne iki zıt türde yaşar. Hangi türde olduğunu söyleyen nesnenin kendisi değildir. Onu çevreleyen risk ve tempodur. Korkuda su yavaş gelir, beklenmedik yerden. Müzikalde yağmur ritimle gelir, karakter onu çağırmış gibi.
Bir ustalık da tabloyu tersten okumaktır. Beklenen duygusal deneyim tablonun en alt satırında durur. Oysa deneyimli yazar çoğu zaman oradan başlar. Seyircinin çıkarken ne taşımasını istediğini yazar, sonra yukarı doğru çıkar. O duygu hangi doruk biçimiyle gelir? O doruk hangi riski ister? O risk hangi rolü, hangi nesneyi çağırır? Nermin Hanım dram sütununu böyle dolduruyor. Önce "sessiz bir ağırlık" yazıyor. Sonra Şükran Hanım'ın poşetindeki saate geliyor.
Usta yazar bir bileşeni film boyunca sabit tutmak zorunda da değildir. The Lady Vanishes risk türünü ortada değiştirir: önce akıl, sonra can. Zincir burada da işler. Risk akılken doruk bir yüzleşme gibi kurulabilirdi, Iris herkesin önünde haklı çıkardı. Risk cana dönünce doruk bir kuşatmaya döner. Değişim seyirciyi şaşırtmaz, çünkü ikinci risk birincinin içinden çıkar. Bayan Froy'u kaçıranlar, Iris'in aklını kaçırdığına herkesi inandırmak zorundadır. Aynı yalan iki riski birbirine bağlar.
Son bir nokta. Bileşen tablosu bir reçete gibi görünebilir. Değildir. Tablo, yazarın neyi seçtiğini görmesini sağlar. Seçimin kendisi yazara aittir. Bir korku filmi aynayı kullanmayabilir. Bir romantik komedi kamusal bir itirafla bitmeyebilir. Tablo yalnız şunu sorar: o boşluğu bilerek mi bıraktın?
Nermin Hanım tahtadan uzaklaşıp sütunlara bakıyor. Dört sütun da dolu. Hiçbirinin altında son yazmıyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Türü değiştirmek için ışığı ve müziği değiştirmek yeter."
Işık ve müzik tonu değiştirir. Risk, çatışma ve doruk aynı kalırsa seyirci eski filmi yeni bir kostümle izler. Emre'nin sayfasında olan buydu.
Yaygın yanlış"İkonografi bir türün en güçlü bileşenidir."
İkonografi en hızlı tanınan bileşendir. Ağırlığını risk türünden ve doruktan alır. Yalnız başına kalan nesne bir süs olur.
Yaygın yanlış"Bir tür, bütün bileşenlerini kullanmak zorundadır."
Türler bileşenlerin bir kısmını öne çıkarır, bir kısmını geride tutar. Bazı filmler bir bileşeni bilerek boş bırakır. Önemli olan, bırakılan boşluğun bir karar olması.
Yaygın yanlış"Mekân türü belirler."
Aynı apartman bir korku filmine de bir romantik komediye de ev sahipliği yapar. Mekâna yüklenen risk türü onun hangi türde bir yer olacağını belirler.
Yaygın yanlış"Tür rolü bir klişedir."
Tür rolü bir yerdir. Kim oturacağı ve nasıl oturacağı yazara kalır. Rolü taşıyan karakter kendi geçmişiyle, sırrıyla dolabilir. Şükran Hanım çöpçatan rolüne oturduğunda da Şükran Hanım olarak kalır; rol onun yalnızlığını silmez.
Yaygın yanlış"Doruk biçimini bilmek sonu bilmek demektir."
Biçim, doruğun nasıl bir sahne olacağını söyler; cevabını söylemez. Bir hesaplaşmanın kimin lehine biteceği hâlâ açıktır.
Yaygın yanlış"Bileşen tablosu bir formül gibi doldurulur."
Tablo bir sınama aletidir. Hangi satırın dolu, hangisinin boş olduğunu gösterir. Seçimi yazar yapar.
Yaygın yanlış"Risk ne kadar büyükse tür o kadar güçlüdür."
Romantik komedide canı tehlikeye atmak türü güçlendirmez, başka bir filme çevirir. Risk türün sözleşmesine uygun olduğunda işler. Barlas'ın yanlış adla seslendiği komşu karşısındaki utancı, o sütunda bir hayat tehlikesinden daha ağırdır.
Yaygın yanlış"Sahne kalıbı tekrar olduğu için kaçınılmalıdır."
Seyirci bazı sahneleri görmek için o türü seçer. Westernde hesaplaşmayı, romantik komedide ilk karşılaşmayı bekler. Kalıp yeniden kurulduğunda işler; kopyalandığında aşınır.
Yaygın yanlış"Bileşenler birbirinden bağımsız ayarlanır."
Bir satırı değiştirmek öbürlerini de oynatır. Risk değişince doruk, doruk değişince tempo kayar. Tek satırı düzeltip öbürlerine bakmayan yazar yeni bir uyumsuzluk kurar.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Bir tür tek bir özellikle tanınmaz; bileşenlerin birlikte çalışmasıyla kurulur.
- Bileşen tablosu bir olayı satır satır bileşenlere, sütun sütun türlere ayırır.
- Tür rolü belli bir türün açtığı yerdir; rol yoksa hikâyeye yeni biri girebilir.
- İkonografi en hızlı tanınan, ama ağırlığını başka bileşenlerden alan parçadır.
- Risk türü tehlikedeki şeyin cinsini belirler ve doruk biçimini sürükler.
- Doruk biçimi doruğun görünümünü söyler, cevabını söylemez.
- Bileşenler zincire bağlıdır: biri değişince öbürleri kayar.
- Sahne kalıbı seyircinin o türde görmeyi beklediği sahne tipidir; her film onu yeniden kurar.
- Aynı nesne zıt türlerde yaşayabilir; hangi türde olduğunu risk ve tempo söyler.
- Tablo tersten de okunur: beklenen duygudan başlayıp yukarı doğru doldurulur.
- Tablo yazarın seçimini görünür kılan bir sınama aletidir; seçimi yazar yapar.
Sonraki derse köprü
Tablonun korku sütununda bir ayna, bir mum ve titreyen bir ışık duruyor. Bu nesneleri her korku seyircisi tanıyor. Tanıdıklık bir türün kendini göstermesine yarıyor. Seyirci aynayı görünce bir şey bekliyor, yazar da bu beklentiyle oynayabiliyor. Ama aynı tanıdıklık bir gün hiçbir şey hissettirmez oluyor. Seyirci aynayı görür ve yalnızca esner. Asansördeki ayna, türün beklenen bir işareti mi, yoksa etkisini çoktan yitirmiş bir tekrar mı? Bu farkı nesnenin kendisi mi belirler, yoksa yazarın onu nasıl kurduğu mu?