Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Çekirdek olay, türü seçilmemiş çıplak olgudur: kim, nerede, ne oldu.
- Tür, yazarla izleyicinin paylaştığı beklentiler kümesidir; olayda değil, olaya bakışta yaşar.
- Alt tür, türün içinde daha dar ve daha kesin bir beklenti kurar.
- Ton, üslup ve tema türden ayrı çevrilen düğmelerdir; biri değişirken öbürleri yerinde durabilir.
- Anlatı biçimi malzemeyi seçer; canlandırma ve belgesel tür değildir.
- Mecra araçları değiştirir; tür bir mecradan öbürüne taşınabilir.
- Hedef izleyici, aynı türün sınırlarını genişletir ya da daraltır.
- Pazarlama kategorisi satıcının kararıdır ve türle ayrışabilir; ayrıştığında izleyici kandırılmış hisseder.
- Tür kimliği zamanla kayar; bazı türler adını ilk filmlerinden sonra alır.
- Yazar etiketi kontrol edemez; ilk sayfanın kurduğu beklentiyi kontrol eder.
Açılış sahnesi
Nermin Hanım tahtaya üç satır yazıyor. Kış gecesi, Eskişehir'de beş katlı eski bir apartman. Elektrik kesiliyor, asansör iki katın arasında kalıyor. İçeride birbirini tanımayan iki komşu var: beşinci katta yalnız yaşayan Şükran Hanım, elinde bir poşet, ve yeni taşınmış, gece vardiyasından dönen Barlas.
Tebeşiri bırakıp soruyor. "Bu ne?"
"Dram," diyor Emre hemen. "Yalnız bir kadın, yalnız bir genç. Karanlıkta birbirlerine açılırlar."
Burcu başını sallıyor. "Korku. Asansör boşluğundan bir ses gelir. Işık bir yanıp bir söner."
Selim kalemini masaya vuruyor. "Bence sesli drama. Karanlıkta iki ses, başka bir şey yok. Görüntüye ihtiyacı bile yok."
Emre itiraz ediyor. "Sesli drama bir tür değil ki."
"Peki ne?" diye soruyor Selim.
Kimse hemen cevap vermiyor. Burcu tahtaya bakıyor. Selim'in sesli dramasında da biri ışık yanıp sönerken korkabilir. Emre'nin dramasında da biri gülebilir. Masaya gelen cevaplar birbirine benzemiyor. Daha tuhafı, biri öbürleriyle aynı soruya ait bile değil.
Nermin Hanım tahtanın altına bir çizgi çekiyor. "Kim haklı, demiyorum. Her biriniz başka bir soruyu cevapladınız."
Emre asansörün içinde ne hissedileceğini söyledi, Selim ise o asansörü hangi kapta dinleyeceğimizi.
Bu derste ne olacak
Bu derste "türü ne?" sorusunu parçalarına böleceğiz. Önce bir hikâyenin değişmeyen olaylarını, onları saran beklentiden çekip alacağız. Sonra türün yanında durup onunla en sık karışan kavramlara bakacağız: alt tür, ton, üslup, tema, anlatı biçimi, mecra. Bir hikâyenin kime seslendiğini ve rafta hangi etiketle durduğunu da konuşacağız. Atölyenin asansörü bu ayrımların hepsinde aynı kalacak. Değişen, onun çevresine kurulan beklenti olacak. Yolda beş gerçek filmden geçeceğiz. Aynı yıl, aynı fikirle çekilmiş iki zıt film. Afişinin vaat ettiğini anlatmayan bir çocuk filmi. Adını sonradan alan bir korku filmi, üç ödül dalına birden aday olan bir belgesel ve izleyicisi tarafından yeniden doğurulan bir müzikal. Sonunda bir türün değişmez bir kutu değil, zamanla yer değiştiren bir anlaşma olduğunu göreceğiz.
Sıfır noktası
Bir hikâyeyi anlatmaya kalktığında elinde önce olaylar olur. Kim, nerede, ne oldu. Nermin Hanım'ın tahtasındaki üç satır tam olarak budur. İçinde bir duygu yok, bir müzik yok, bir son yok. Yalnızca bir durum var.
Atölyenin çekirdek olayı değişmeyecek. Gece yine kış gecesi, apartman yine Eskişehir'de, asansör yine iki katın arasında kalacak. Şükran Hanım yine yetmişlerinde olacak, Barlas yine yeni taşınmış olacak. Değişecek olan, bu olaya bakan izleyicinin neyi beklediği.
Tahtadaki üç satırın bir eksiği de var: sonu yok. Işığın ne zaman geri geleceği, kapının kim tarafından açılacağı yazmıyor. Nermin Hanım bunu bilerek bırakıyor. Atölyede kimse çekirdeğin "gerçek" sonunu yazmayacak. Çünkü son, türün en çok belirlediği parçadır. Komedide kapı açıldığında herkes güler, korkuda kapının açılması yeni bir tehlike olabilir.
İzleyici bir hikâyeye girerken boş girmez. Asansörün ışığı söndüğünde birinin çığlık atacağını mı bekler, birinin şaka yapacağını mı? İki yabancının sonunda dost olacağını mı, birinin öbürünü aldattığının ortaya çıkacağını mı? Bu beklentiler rastgele değildir. Yüzlerce hikâyenin ardından birikmiş, gruplanmış, adlandırılmıştır.
Bu tanımın içinde iki taraf var. Tür yalnız yazarın elinde değildir. Yazar asansörü korku olarak kurar. İzleyici onu korku olarak tanırsa tür çalışır. Tanımazsa yazar korku yazdığını sansa da izleyici başka bir şey izler.
Türün bir başka özelliği de olaylardan çok onların ağırlığıyla ilgili olmasıdır. Aynı asansörde Barlas telefonunun ışığını yakar. Komedide bu ışık Şükran Hanım'ın yüzüne tam yanlış anda düşer. Korkuda ışık, asansörün tavanındaki kapakta bir şey gösterir. Dramda Barlas o ışıkta Şükran Hanım'ın poşetindeki tek kişilik yemeği görür. Olay aynıdır. İzleyicinin ondan beklediği şey türle birlikte değişir.
Emre'nin "dram" cevabı bir tür cevabıydı. Burcu'nunki de öyle. Selim'in sesli draması ise tamamen başka bir sorunun cevabıydı. Bu ayrımı görmek için türün çevresinde dolaşan öbür kavramları da masaya koymak gerekiyor.
Mekanizma
Tür ve alt tür
Tür geniş bir şemsiyedir. "Korku" dediğinde izleyici bir tehdit, bir korku duygusu ve kurbanların yavaş yavaş azalması bekler. Ama korkunun içinde de çok farklı yollar vardır. Hayalet hikâyesinin izleyicisi duvarların arasındaki bir şeyden korkar; canavar hikâyesininki kapıyı kıracak bir bedenden.
Burcu'nun asansörü korku türünde. Ama hangi alt türde? Boşluktan gelen ses doğaüstü bir şeyse bu bir hayalet hikâyesidir. Ses aslında apartmanın başka bir sakininden geliyorsa kapalı mekân gerilimine yaklaşır. İkisinde de karanlık var. Ama izleyicinin aklına gelen soru farklı. Birinde "bu ne?" diye sorar, öbüründe "bu kim?"
Alt tür yazara bir harita verir. Hangi sahnelerin beklendiğini, hangi kuralın bozulursa fark edileceğini söyler. Asansör hayalet hikâyesiyse ışığın geri gelmesi bir kurtuluş değildir. Kapalı mekân gerilimiyse ışık geldiğinde bir yüz görünür ve her şey değişir.
Ton, üslup ve tema: üç ayrı düğme
Tür ile ton sık karıştırılır. Ton, bir sahnenin izleyiciye verdiği duygusal renk. Emre'nin draması sıcak bir tonla da yazılabilir, buz gibi bir tonla da. Şükran Hanım'ın Barlas'a bir şeker uzattığı bir dram ile hiç konuşmadan bekledikleri bir dram aynı türdedir. Ama tonları bambaşka.
Komedide de durum aynı. Emre bir gün kendi asansörünü komediye çeviriyor. Barlas kapıyı zorlamaya kalkar, Şükran Hanım otuz yıllık apartman sakini olarak ona hangi düğmeye basmayacağını söyler. Bu komedi sıcak. Burcu aynı komediyi kara bir tonla deniyor: ikisi de kurtarılmayı beklerken kimin daha önce öleceğine dair iddiaya giriyor. Tür aynı, ton değişti.
Üslup ise hikâyenin nasıl anlatıldığı. Kısa ve kesik sahneler mi, uzun ve sessiz bekleyişler mi? Selim'in kurguladığı bir sürümde kamera asansörün içinden hiç çıkmıyor. Başka bir sürümde her katın kapısının önündeki komşular da görünüyor. İkisi aynı türde, aynı tonda olabilir. Üslupları ayrı.
Tema ise hikâyenin en sonunda bıraktığı soru. Asansörün teması yalnızlık olabilir, güven de. Bir korku filmi de bir komedi de yalnızlık üzerine olabilir. Tema türden bağımsızdır. Türü değiştirdiğinde tema yerinde durabilir.
Anlatı biçimi
Tür bir beklentiyi tarif eder. Ama hikâyenin hangi malzemeyle kurulduğu ayrı bir sorudur.
Canlandırma bir çizim ve hareket yoludur. Aynı yolla korku da anlatılır, dram da, komedi de. Belgesel ise gerçekte olmuş bir şeyi anlattığını iddia eder. O iddianın içinde bir gerilim kadar sıkı bir kurgu da yaşayabilir. Burcu asansörü canlandırma olarak çizmeyi düşünüyor. Karanlığı çizgilerle göstermek, Barlas'ın telefon ışığını tek bir renk lekesine çevirmek. Hikâyenin türü korku olarak kalıyor. Biçim değişiyor.
Tür ve mecra
Selim'in cevabına dönelim. Geçen dönem atölye Telsiz'i bir sesli dramaya, Kepenk'i bir kısa filme taşımıştı ve her seferinde sorulan soru "nerede anlatılacak?" idi. Sesli drama bir mecradır. Selim neyin duyulacağını söyledi, neyin bekleneceğini söylemedi. Asansör sesli dramada da korku olabilir, komedi de. Komedi olduğunda Şükran Hanım'ın poşeti hışırdar ve her hışırtıda Barlas bir şey sorar. Korku olduğunda aynı hışırtı karanlıkta başka bir şeyin hareketi gibi duyulur.
Aynı korku sinemada da çekilebilir. Orada ışık ve gölge iş görür. Sesli dramada aynı işi ses yapar. Mecra değişince araçlar değişir. Beklenti aynı kalır. Bir hikâyenin "tür ve mecra satırı" bu yüzden iki parçalıdır. Biri öbürünün yerine yazılmaz.
Hedef izleyici ve pazarlama kategorisi
Aynı tür, farklı izleyicilere farklı yazılır. Emre'nin sıcak komedisi bir aile filmine de uyar. Barlas düğmelere yanlış basar, Şükran Hanım onu azarlar, ikisi sonunda poşetteki yiyeceği bölüşür. Burcu'nun kara komedisi ise bir aile salonunda tutmaz. Kimin önce öleceğine dair iddia, gece geç saatte izleyen yetişkin bir izleyiciye yazılmış bir şakadır. Tür ikisinde de komedi. Hedef izleyici, o türün hangi sınıra kadar gidebileceğini belirler.
Bir de hikâyenin rafta nasıl durduğu var. Bir dağıtımcı bir filmi satarken onu bir kategoriye koyar.
Bu kategori yazarın değil, satıcının kararıdır. Bir dram bir gerilim gibi pazarlanabilir, çünkü gerilim daha çok bilet satar. Böyle olduğunda izleyici salona yanlış bir beklentiyle girer. Film iyi olsa bile izleyici kandırılmış hisseder. Asansörün dram sürümü de bu tehlikeyi taşıyor. Karanlık bir kabinde iki yüz, bir afiş için kusursuz bir gerilim görüntüsü. O afişle gelen izleyici bir tehdit bekler, ama ona yalnızlık üzerine sessiz bir gece verilir.
Türün zamanla değişen kimliği
Türler sabit değildir. Bir film çekildiği gün bir kategoride durur, yıllar sonra başka bir kategoriye taşınır. Bazen bir türün adı, o türün ilk filmlerinden çok sonra konur.
Atölyenin asansörü de bir gün başka bir tür sayılabilir. Bugün dram diye yazılan bir hikâye, yirmi yıl sonra bir kış filmi, bir kapalı mekân klasiği olarak anılabilir. Yazar bunu kontrol edemez. Ama kendi kararını bilirse, sonradan gelen etiketin onu nereye taşıdığını görebilir.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Türü olaydan sonra seç. Çekirdek olayı türsüz yaz: kim, nerede, ne oldu. Sonra onu dört ayrı türe çevir ve her birinde tek bir sahne kur. Hangisinde olay kendiliğinden canlanıyor, hangisinde zorlanıyor? Atölyede asansör komedide zorlandı. Şükran Hanım'ın yaşı ve yalnızlığı her şakaya bir ağırlık bindirdi. Emre bunu bir başarısızlık saymadı. Olayın içinde zaten bir dram yattığını gösteren bir bilgi saydı.
Ton düğmesini türden ayrı çevir. Türü seçtikten sonra tonu ayrıca seç. Kara komedi ile sıcak komedi aynı şakayı başka yerlere götürür. Tonu türün içinden kendiliğinden doğmuş saymak, yazarı türün en ortalama sürümüne iter. Burcu'nun kara komedisi bu yüzden Emre'ninkinden daha ilginç çıktı. Şaka aynıydı, ama altına başka bir zemin konmuştu.
Alt türü adlandırmadan sahne kurma. "Korku" dediğinde elinde bir harita yoktur, yalnızca bir yön vardır. Alt türü adlandırdığında hangi sahnenin beklendiği, hangi kuralın bozulursa fark edileceği belli olur. Burcu hayalet ile kapalı mekân arasında karar verince asansörün tavan kapağı bir anlam kazandı. Kapak ya bir boşluğa açılıyordu ya da bir komşunun ayaklarına.
Biçimi tür kararı sanma. Canlandırma bir yaşı, belgesel bir ciddiyeti çağrıştırır. Bu çağrışımlar çoğu zaman pazarlamaya aittir. Bir hikâyenin türü biçimine bakılarak değil, izleyicinin yüzüne bakılarak okunur. Çizilmiş bir asansör de bir yetişkini titretebilir.
Pazarlama kategorisini ilk sayfada sına. Fragmanı sen yazmazsın. Ama ilk sayfan bir fragman gibi okunur. Onu okuyan biri afişe hangi kelimeyi yazardı? O kelime senin türünle uyuşmuyorsa sorun afişte değil, ilk sayfadadır. Selim, Emre'nin dram sürümünün ilk sayfasını okuyup "gerilim" dedi. Emre karanlık ile sesi ilk sayfada fazla öne çıkarmıştı.
Türün yaşını bil. Her türün bir tarihi var. Bugünün izleyicisi geçmişin sürprizlerini çoktan ezberledi. Asansörde sönen ışık bir zamanlar tek başına korkuturdu. Şimdi izleyici o anı bekliyor. Eski bir hileyi kullanacaksan izleyicinin onu tanıdığını hesaba kat ve tanımanın kendisini malzeme yap.
Etiket değişir, beklenti kalır. Bir film yıllar sonra başka bir rafa taşındığında bile, kurduğu beklentiyi karşılamışsa ayakta kalır. Etiketin peşinden koşan yazar, satıcının işini yapar. Kendi işi ise ilk sayfada izleyiciye ne vaat ettiğini bilmektir.
Hedef izleyiciyi türle birlikte sor. "Kimin için?" sorusu türü seçtikten sonra eklenen bir ayar değildir. Asansör bir çocuk filminde de korkutabilir. Ama o zaman karanlık bir oyun gibi kurulur ve sonunda bir şaşkınlığa açılır. Aynı asansör yetişkin bir korkuda kapanmayan bir yaraya dönüşebilir. Emre çocuk sürümünü denediğinde Barlas'ın gece vardiyası bir anda kahramanlığa döndü. Şükran Hanım'ın yalnızlığı ise sayfadan çekildi.
İki tür arasında kalınca sona bak. Tahtadaki çekirdeğin sonu yok, ve bu bilerek bırakılmış bir boşluk. Bir hikâyenin türünü en açık söyleyen yer çoğu zaman finalidir. Kapı açıldığında herkes gülüyorsa komedi, biri kaybolmuşsa korku, iki yabancı birbirinin adını öğrenmişse dram. Emre dram ile komedi arasında gidip gelirken Nermin Hanım ona son sahneyi sordu. Emre cevabı bilmiyordu. Asıl sorun tür değil, sondu.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Türü belirleyen olaylardır."
Olay aynı kalırken tür değişebilir. Bir uçağın yanlış emri bir filmde nefes kesen bir gerilim, başka bir filmde kara bir komedi olur. Türü belirleyen, izleyicinin olaya hangi beklentiyle baktığıdır.
Yaygın yanlış"Canlandırma bir türdür."
Canlandırma bir anlatı biçimidir. Çizilmiş bir film korku da olabilir, belgesel de, aşk hikâyesi de. Biçim malzemeyi seçer. İzleyicinin ne bekleyeceğini seçmez.
Yaygın yanlış"Sesli drama, dizi ya da kısa film birer türdür."
Bunlar mecradır. Selim'in ilk cevabındaki karışıklık buydu. Bir komedi sesli dramada da sinemada da komedi olarak kalır. Mecra araçları değiştirir: ışığın yerine ses, sahnenin yerine bölüm gelir. Beklenti yerinde durur.
Yaygın yanlış"Ton ile tür aynı şeydir."
Aynı tür çok farklı tonlarla anlatılabilir. Sıcak bir dram ile soğuk bir dram aynı türdedir. Tonu türün içinde kendiliğinden gelen bir şey saymak, yazarı en bilinen tona mahkûm eder.
Yaygın yanlış"Tema türün bir parçasıdır."
Yalnızlık teması bir komedide de bir korkuda da işlenebilir. Tema türden bağımsızdır. Türü değiştirmek temayı kendiliğinden değiştirmez. Asansörün korku sürümü de yalnızlık üzerine olabilir: karanlıkta en korkutucu şey, kimsenin seni aramadığını fark etmek.
Yaygın yanlış"Afişteki etiket filmin türüdür."
Afişteki etiket bir satış kararıdır ve çoğu zaman en kalabalık rafı hedefler. Filmin türü ise filmin izleyiciye kurduğu beklentidir. İkisi ayrıştığında izleyici iyi bir filmden bile kandırılmış hissederek çıkar.
Yaygın yanlış"Bir filmin türü değişmez."
Tür kimliği zamanla kayar. Bir parodi bir törene, adsız bir korku bir alt türün atasına dönüşebilir. Yazar bunu kontrol edemez. Yalnızca kendi kararını bilir ve onu sayfada tutarlı tutar.
Yaygın yanlış"Pazarlama kategorisi yazarı ilgilendirmez."
Kategoriyi satıcı seçer, ama ilk sayfayı okuyarak seçer. Yazarın ilk sahnesi yanlış bir beklenti kuruyorsa, afiş o beklentiyi büyütür. Yazar afişi yazmaz, ama afişe malzeme verir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Çekirdek olay, türü seçilmemiş çıplak olgudur: kim, nerede, ne oldu.
- Tür, yazarla izleyicinin paylaştığı beklentiler kümesidir; olayda değil, olaya bakışta yaşar.
- Alt tür, türün içinde daha dar ve daha kesin bir beklenti kurar.
- Ton, üslup ve tema türden ayrı çevrilen düğmelerdir; biri değişirken öbürleri yerinde durabilir.
- Anlatı biçimi malzemeyi seçer; canlandırma ve belgesel tür değildir.
- Mecra araçları değiştirir; tür bir mecradan öbürüne taşınabilir.
- Hedef izleyici, aynı türün sınırlarını genişletir ya da daraltır.
- Pazarlama kategorisi satıcının kararıdır ve türle ayrışabilir; ayrıştığında izleyici kandırılmış hisseder.
- Tür kimliği zamanla kayar; bazı türler adını ilk filmlerinden sonra alır.
- Yazar etiketi kontrol edemez; ilk sayfanın kurduğu beklentiyi kontrol eder.
Sonraki derse köprü
Burcu'nun korku denemesi asansörün ışığını söndürdü ve boşluktan bir ses getirdi. Şükran Hanım poşetini göğsüne bastırdı. Daha ilk sayfada izleyicinin içinde bir bekleyiş başladı. Bir yaratık mı, bir kurtuluş mu, bir kayıp mı? İzleyici o bekleyişin karşılığını sonunda arayacak. Işık geri geldiğinde Şükran Hanım ile Barlas'ın asansörü bu borcu ödemiş olacak mı? Ve izleyici hangi işarete bakarak, daha kabin sarsılmadan, ne tür bir gece geçireceğini anladı?