Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Uyarlama sadakati tek bir ölçü değil, ayrı ayrı tartılan bağlılıkların toplamıdır.
- Sadakat katmanları olay, karakter, tema, ton, dünya ve deneyimdir; birinde sadık kalan öbüründe ayrılabilir.
- Kelimeleri korumak eseri korumak demek değil; okurun hızı gibi bir şey kaybolabilir.
- Aktarılamaz unsurların ya filmde bir karşılığı bulunur ya da bırakılırlar.
- Deneyim sadakati, okurun yaşadığını yeniden kurmak için olayı ya da biçimi değiştirebilir.
- Her değişikliğin yanına hangi katmanı koruduğunu söyleyen bir gerekçe yazılır.
- Dokunulmaz sahne, okurların filmde mutlaka görmeyi beklediği andır.
- Okumamış izleyici kaynağa hafıza getirmez; dokunulmaz sahnenin anlamı onun için filmin içinde kurulur.
- Açılış sahnesi kaynağın hiç vermediği bir sözü verebilir; ton böyle sessizce kırılır.
- Raşit'e ne olduğu YAĞHANE'nin taslağında da açık kalıyor.
Açılış sahnesi
Burcu ilk sayfayı yüksek sesle okuyor. Ekran kararmış. Bir kadın sesi konuşmaya başlıyor: "Sevgili torunum, bu yıl da hasat bitti." Sonra görüntü açılıyor. Zeytin ağaçları, dallara vuran sırıklar, yere serilmiş örtüler. Ses susmuyor. Mektubun ilk sayfası baştan sona okunuyor.
Masadaki roman YAĞHANE. Ferhunde Hanım'ın kitabında yaşlı Nüzhet, Ege'de bir zeytin köyünden kentteki torununa mektuplar yazıyor. Mektuplar hep aynı geceye dönüyor: ağabeyi Raşit'in bir hasat sonu yağhaneden çıkıp bir daha dönmediği geceye.
Emre süreyi tutmuş. "Dört dakika," diyor. "Ekranda kimse ağzını açmadı."
"Romandaki mektup bu," diyor Burcu. "Tek kelimesine dokunmadım. Teyzem kitabı gençliğinde okumuş. Dün bana yazdı. Tebeşir sahnesini sakın çıkarma, diyor."
Selim mektubun içinde üç ayrı yıl sayıyor. Ses bir cümlede Nüzhet'in on altı yaşına iniyor, sonraki cümlede bugüne dönüyor. Görüntü bütün bu süre aynı tarlada. "Ses yıllar arasında gidip geliyor," diyor Selim. "Kamera tek bir hasattan çıkamıyor."
Nermin Hanım kitabı Burcu'ya doğru itiyor. "Neye sadık kaldın? Kelimelere mi, Nüzhet'e mi, okurken hissettiğine mi?"
Bir uyarlamanın sadık olup olmadığı, neye sadık kaldığı söylenmeden tartışılamaz.
Bu derste ne olacak
Burcu'nun ilk sayfasını sadakat sorusunun bütün yüzleriyle sınayacağız. Romanın olaylarını, kişilerini, temasını, tonunu, dünyasını ve okurda bıraktığı izi ayrı ayrı tartacağız. Mektup sesinin ekrana neden olduğu gibi geçmediğini göreceğiz. Her değişikliğin yanına bir gerekçe yazmayı deneyeceğiz. Burcu'nun teyzesinin tebeşir beklentisini ciddiye alacağız. Romanı hiç okumamış bir seyircinin aynı sahneyi nasıl izleyeceğini de soracağız. Sonunda Burcu'nun elinde tek bir "sadık kalacağım" cümlesi yerine satır satır bir kâğıt olacak. Filmler Beverly Hills'te bir liseden, okyanusta sürüklenen bir sandaldan, başka türlü işleyen bir New York'tan, bir çocuğun kaçtığı adadan ve bir tilki yuvasından gelecek.
Sıfır noktası
Bir roman sinemaya geçince ilk soru hep aynı yerden gelir: kitaba sadık mı? Soru masum görünür. Ama içinde bir varsayım taşır. Sanki sadakat tek bir şeydir. Sanki kitabın bir yerinde ölçülebilir bir öz durur.
Burcu'nun ilk sayfası bir şeye çok sadık: mektubun kelimelerine. Aynı sayfa başka bir şeyi kaybediyor. Romanı okuyan kişi o mektubu kendi hızında okur. Durur, geri döner, bir cümlenin üstünde kalır. Salondaki seyirci ise sesin hızına bağlı. Kelimeler aynı kaldı, okuma biçimi değişti.
Sadakat tartışması bu yüzden uyarlamanın kendisi kadar eski. Romanı sevenler filmden kendi okumalarını bekler. Film yapanlar her kelimeyi taşıyamayacaklarını bilir. İki taraf çoğu zaman aynı kelimeyi kullanır, ama başka şeyler kasteder. Biri "kitaptaki gibi değil" der. Öbürü "kitabın ruhu yerinde" diye cevap verir. İkisi de neye baktığını söylemezse tartışma bitmez.
"Ruh" kelimesi tartışmayı bir adım ileri taşır, ama ölçülemez. Kimin ruhu, hangi sayfadaki ruh? Senaristin işi bu kelimeyi açmak. Ruh dediğin şey bir karakterin sesi mi, bir köyün kuralı mı, son sayfada boğazına oturan duygu mu? Her birinin cevabı başka bir sahneye götürür. Burcu'nun ses kaydı da bir cevaptı. Ruhu kelimelerde aradı.
Atölye bir noktayı baştan konuşuyor. Sadakat kendi başına ne bir erdem ne bir kusur. Kaynağına çok yakın duran iyi filmler var. Ondan çok uzaklaşan iyi filmler de var. Burcu'nun yapımcısı sadık bir film istediğini söylemiş. Neye sadık olacağını ise söylememiş. O kararı Burcu verecek.
İlk sayfanın gösterdiği bir yanılgı daha var. Kelimeyi korumak, eseri korumak sanılır. Oysa Ferhunde Hanım'ın cümleleri bir okurun gözü için yazıldı. Aynı cümleler bir hoparlörden çıkınca başka bir şeye dönüşüyor. Burcu kelimelere sadık kaldı. Bunu yaparken romanın en değerli şeylerinden birini, okurun kendi hızını, elinden kaçırdı.
Mekanizma
Olaylar ve kişiler
Nermin Hanım Burcu'dan romanı katman katman okumasını istiyor.
Burcu önce olayları yazıyor. Raşit hasat sonu gecesi yağhaneden çıkıyor ve dönmüyor. Köy "kaçtı" diyor. Nüzhet her hasat sonu taşa onun adını yazıyor. Yıllar sonra yağhane satılıyor; yıkımdan önce taş kaldırılınca orada Raşit'in çakısı bulunuyor. "Bunların hepsi filmde olacak," diyor Burcu. Olaylara sadakat kolay görünüyor. Ama romanda bu olaylar sırayla gelmiyor. Mektuplar yıldan yıla atlıyor. Olayın aynı kalması, sırasının da aynı kalacağı anlamına gelmiyor.
Karakter katmanı daha zor. Selim romanda Nüzhet'in ağabeyinin adını köyde yüksek sesle söylediği tek bir yer bulamamış. Nüzhet o adı yalnız mektuba ve taşa yazıyor. Emre'nin aklına güçlü bir sahne geliyor: genç Nüzhet kahvenin önünde bağırıyor, "Ağabeyim kaçmadı!" Sahne heyecanlı. Ama romandaki Nüzhet bunu yapmaz. Olaylar aynı kalsa bile o kız başka bir kıza dönüşür.
Tema, ton, dünya
Emre romanın temasına "kayıp" diyor. Burcu "beklemek" diyor. Nermin Hanım ikisini de silmiyor. Bir köyün unutmayı şart koştuğu yerde hatırlamanın ne olduğunu soruyor.
Ton başka bir yerden kırılabilir. Emre filmi Raşit'in kaybolduğu geceyle açmayı öneriyor: karanlık, fener, ayak sesleri. Olayların hiçbiri değişmiyor. Ama açılış bir gizem vaat ediyor. Gizem bir cevap borçlanır. Roman ise hiçbir sayfasında cevap vaat etmiyor. Mektuplar yavaş, sıcak, yer yer torununa takılan bir sesle yazılmış. Burcu böyle bir satır okuyor. Nüzhet torununa kentte zeytinin daldan mı raftan mı toplandığını soruyor. Masa gülüyor. Emre'nin fenerli açılışında bu gülüşe yer yok. Ton katmanı tek bir sahneyle değişebiliyor.
Dünya katmanında köyün kuralı duruyor: gidenin adı anılmaz. Zeytin, hasat, yağhane taşı bu kuralın çevresinde dönüyor. Romanın uzun hasat betimlerinde ezilen zeytinin kokusu bile var.
Birebir neden olmuyor
YAĞHANE'de bunlar kolay sayılıyor. Mektubun torununa "sen" diye seslenişi. Nüzhet'in uzun iç düşünceleri. Okurun kendi hızı. Zeytinin kokusu. Burcu'nun ses kaydı birini kurtarıyor, ötekini öldürüyor. Selim filmin de kendi araçları olduğunu hatırlatıyor. Romanın kokuyla verdiğini film sesle verebilir. Yağhanenin ustası Zekai'nin bakımını yaptığı taşın gece boyu dönen gürültüsü, sayfalarca betimin yükünü taşıyabilir.
Okurun yaşadığı
Kitap bölüm bölüm ilerlerken hep bir hasadın bittiği güne dönüyor, ama her dönüşte yıl değişmiş oluyor. Okur her bölümde bu yıl bir şey öğrenip öğrenmeyeceğini bekliyor. Hiçbir yıl cevap gelmiyor. Okur, Nüzhet'in ömür boyu tarttığı şeyi kendi okuma süresi boyunca tartıyor. Burcu yeni bir deneme yapıyor. Film her hasat sonunda aynı yere dönsün: yağhanenin taşına. Taş her dönüşte biraz daha eskimiş olsun. Ses kaydı gidiyor, bekleyiş kalıyor.
Emre itiraz ediyor. Seyirci her yıl aynı taşa dönmekten sıkılmaz mı? Nermin Hanım okurun da sıkılabileceğini hatırlatıyor. Roman o bekleyişi hasatın ayrıntılarıyla, köyün kalabalığıyla dolduruyor. Filmin neyle dolduracağı ayrı bir soru. Ama deneyim sadakati önce neyin korunacağını söyler. Nasılını sonra arar.
Gerekçe satırı
Burcu'nun kâğıdında ilk satır şöyle: "Mektup sesi çıkıyor. Gerekçe: okurun kendi hızıyla tarttığı süreyi seyirciye sessizlikle vermek." Selim başka bir satırı okuyor: "İhsan'ın öyküsü kısalıyor. Gerekçe: film uzun." Nermin Hanım bunun bir zorunluluk olduğunu söylüyor; gerekçe başka bir şey. Hangi katman kazanıyor? Burcu satırı boş bırakıyor. Karar sonraya kalıyor. Emre'nin gizemli açılışının yanına ise hiçbir katman yazılamıyor. Atölye onu taslağa almıyor.
Teyzenin mesajı
Burcu'nun teyzesi Dilber Hanım'a göre YAĞHANE tebeşir demek. Taşın üstünde bir ad, sonra ilk yağmur. Burcu sahneyi koruyacak. Çıkarsa romanın okurları filmi ihanet diye anar.
Ama korumak, büyütmek demek değil. Emre ilk aklına geleni söylüyor: ağır çekim, yükselen bir müzik, yağmurda silinen harfler. Burcu teyzesinin mesajını yeniden okuyor. Dilber Hanım parmaklara bulaşan tebeşir tozunu hatırlıyor. Bir de Nüzhet'in yazdıktan sonra elini önlüğüne silmesini. Okurun aklında kalan, sessiz bir el hareketi. Dokunulmaz sahne, okurun tanıyacağı ölçüde gelmeli.
Romanı açmamış seyirci
Nermin Hanım bir soru soruyor. Dilber Hanım taşa yazılan adı görünce kırk yılı hatırlayacak. Okumamış seyirci ne görecek? Bir kadın ve bir tebeşir. Gidenin adının anılmadığını bilmiyorsa, tebeşir bir anmadır, bir meydan okuma değil. Burcu tebeşirden önce kuralı kurmaya karar veriyor. Hasat başında Zekai işçilerin adlarını tek tek okuyor. Bir ad sessizce atlanıyor. Kimse itiraz etmiyor. Tebeşir artık iki seyirci için de aynı ağırlıkta iniyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Sadakat kararını katmanlara böl. Kâğıda altı başlık yaz: olay, karakter, tema, ton, dünya, deneyim. Her birinin yanına kaynağa ne kadar yakın duracağını yaz. Yalnız "sadık kalacağım" demek, henüz hiçbir karar vermemektir.
Önce deneyimi yaz. Kaynağı bitirdiğin anda ne hissettiğini tek paragrafta not et. Bu notu hiçbir yeniden okumayla düzeltme. Sonraki bütün kararlar o ilk okumaya karşı ölçülür.
Kelimeyi koruyunca neyi kaybettiğini sor. Kaynağın cümlelerini aynen taşımak cazip gelir. Burcu'nun ses kaydı okurun kendi hızını öldürdü. Her korunan kelimenin bir bedeli olabilir.
Aktarılamaz unsurları listele. Kaynağın kendi mecrasına bağlı olan her şeyi ayrı bir kâğıda yaz. İç ses, anlatıcının sesi, sayfa düzeni, koku. Her birinin yanına filmin kendi aracından bir karşılık ara. Bulamadığını bırakmayı da kabul et.
Karşılığı başka duyuda ara. Romanın kokuyla verdiğini film sesle verebilir. Zekai'nin taşının gürültüsü sayfalarca betimin yerine geçebilir. Karşılık aynı duyuda olmak zorunda değil.
Gerekçesiz satır bırakma. Her değişikliğin yanına hangi katmanı koruduğunu yaz. "Film uzun" bir zorunluluktur, gerekçe değil. Zorunluluğu da yaz, ama ona gerekçe kılığı giydirme.
Karakterin yapmayacağını yazma. Kaynaktaki kişinin hiçbir zaman yapmadığı bir eylem, olaylar aynı kalsa da onu başka birine çevirir. Emre'nin bağıran Nüzhet'i heyecanlıydı, ama romandaki kız değildi.
Açılışın vaadine bak. Filmin ilk sahnesi kaynağın vermediği bir sözü verebilir. Gizemle açılan bir YAĞHANE, romanın hiç borçlanmadığı bir cevabı borçlanır.
Dokunulmaz sahneyi tanı. Kaynağın okurlarına "aklınızda kalan tek an hangisi?" diye sor. Cevaplar çoğunlukla aynı sahnede birleşir. O sahneyi çıkarmayı düşünüyorsan bunu bilerek yap.
Dokunulmaz sahneyi okumamış izleyici için de kur. Okur o sahneye kendi hafızasını getirir. Okumamış izleyicinin elinde yalnız filmin verdiği vardır. Sahnenin anlamını taşıyan kuralı ondan önce bir yerde kur.
Kaynaktaki belirsizliği koru. Kaynak bir soruyu açık bırakıyorsa, görüntü onu kolayca kapatır. Bir geri dönüş bir hükme dönüşebilir. Açıklığı korumak için neyi göstermeyeceğine baştan karar ver.
Okumamış birine anlattır. Taslağı kaynağı bilmeyen birine okut. Sonra hikâyeyi sana anlatmasını iste. Anlattığında eksik kalan halka, filmin kaynağa yaslandığı yerdir.
Yapımcının "sadık" sözünü aç. Yapımcı sadık bir film istiyorsa hangi katmanı kastettiğini sor. Çoğu zaman cevap bir sahnedir ya da bir duygudur. Cevabı yazılı tut.
Dünyayı değiştirmeden önce kuralı bul. Kaynağın dünyası başka bir yere taşınabilir mi? Önce o dünyanın hikâyeyi yöneten kuralını yaz. Kural yeni dünyada da işliyorsa taşıma mümkün. YAĞHANE'nin ad kuralı köysüz bir yerde zor yaşar.
Eklenen kişiyi kaynağın bir çizgisine bağla. Yeni bir karakter ya da sahne eklediğinde, kaynakta onu çağıran bir iz ara. Fantastic Mr. Fox'ın Ash'i, babanın kahramanlığını evin içine taşıdı. Bağı olmayan ekleme başka bir filme aittir.
Hak sahiplerinin beklentisini ayrıca not et. Kaynağın sahipleri de bir okurdur. Onların beklentisi okurlarınkiyle aynı olmayabilir. İkisini ayrı satırlarda tut, birini öbürü sanma.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Sadık uyarlama, kitaptaki her şeyi gösterendir."
Her şeyi göstermek mümkün değil. Bir romanın bütün sayfalarını taşıyan film, salonda kimsenin oturamayacağı kadar uzun olurdu. Burcu'nun ses kaydı bütün kelimeleri taşıdı, okurun hızını taşıyamadı.
Yaygın yanlış"Sadakat tek bir ölçüdür."
Bir uyarlama bir katmanda çok sadık, öbüründe çok uzak olabilir. Clueless dünyayı tamamen değiştirdi, karakteri ve temayı korudu. Tek bir notla değerlendirilseydi, ya haksız yere övülür ya haksız yere suçlanırdı.
Yaygın yanlış"Olaylar aynı kaldıysa film sadıktır."
Olaylar aynı kalsa da ton ve karakter değişebilir. Emre'nin gizemli açılışı tek olayı değiştirmeden romanın tonunu bozuyordu. Bağıran Nüzhet de olayları korurken karakteri kaybediyordu.
Yaygın yanlış"Kareleri birebir taşımak tartışmayı bitirir."
Watchmen birçok kareyi tanınır biçimde taşıdı. Okurlar yine de değişen sonu tartıştı. Görüntüdeki benzerlik, okurun hatırladığı anın yerini tutmadı.
Yaygın yanlış"Değişiklik ihanettir."
Değişiklik çoğu zaman bir katmanı korumak için yapılır. Where the Wild Things Are kitabı genişletti, okurun yaşadığı eve dönüşü korudu. Burcu'nun ses kaydını çıkarması da romana sırt çevirmek değil, okurun hızını geri getirme denemesi.
Yaygın yanlış"Dokunulmaz sahneyi korumak, onu büyütmek demektir."
Okurun hatırladığı biçim çoğu zaman küçüktür. Dilber Hanım'ın aklında ağır çekim değil, önlüğe silinen bir el kalmış.
Yaygın yanlış"Gerekçe, değişikliği haklı göstermenin bir yoludur."
Gerekçe yazmak bir sınamadır. Satırın yanına hiçbir katman yazılamıyorsa değişiklik gözden geçirilir. Emre'nin gizemli açılışı bu sınamadan geçemedi.
Yaygın yanlış"Hayranların beklediği sahne, olduğu gibi konursa yeter."
Okumamış izleyici o sahneye hafıza getirmez. Anlamı taşıyan kural filmin içinde kurulmalı. Zekai'nin atladığı ad, tebeşirin ağırlığını önceden hazırlıyor.
Yaygın yanlış"Kaynağı okumamış izleyici, yalnız bir eksik izleyicidir."
Film onun için de eksiksiz olmalı. Çoğu salonda o izleyici çoğunluktadır. Ona bir dipnot okutamazsın.
Yaygın yanlış"Kaynağın açık bıraktığını film kapatabilir, çünkü sinema kesinlik ister."
Pi'nin Yaşamı ikinci hikâyeyi görüntüye çevirmeden açıklığı korudu. Raşit'in akıbeti de YAĞHANE'nin taslağında açık kalıyor.
Yaygın yanlış"Eklenen her şey kaynağı sulandırır."
Ekleme kaynağın bir katmanını güçlendirebilir. Fantastic Mr. Fox tilkinin verdiği sözü ekledi ve hırsızlığa bir bedel kazandırdı.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Uyarlama sadakati tek bir ölçü değil, ayrı ayrı tartılan bağlılıkların toplamıdır.
- Sadakat katmanları olay, karakter, tema, ton, dünya ve deneyimdir; birinde sadık kalan öbüründe ayrılabilir.
- Kelimeleri korumak eseri korumak demek değil; okurun hızı gibi bir şey kaybolabilir.
- Aktarılamaz unsurların ya filmde bir karşılığı bulunur ya da bırakılırlar.
- Deneyim sadakati, okurun yaşadığını yeniden kurmak için olayı ya da biçimi değiştirebilir.
- Her değişikliğin yanına hangi katmanı koruduğunu söyleyen bir gerekçe yazılır.
- Dokunulmaz sahne, okurların filmde mutlaka görmeyi beklediği andır.
- Okumamış izleyici kaynağa hafıza getirmez; dokunulmaz sahnenin anlamı onun için filmin içinde kurulur.
- Açılış sahnesi kaynağın hiç vermediği bir sözü verebilir; ton böyle sessizce kırılır.
- Raşit'e ne olduğu YAĞHANE'nin taslağında da açık kalıyor.
Sonraki derse köprü
Burcu'nun kâğıdında her katmanın yanında bir işaret var. Bazı satırlarda koruma, bazılarında değişiklik yazıyor. Ama kâğıt bir şeyi söylemiyor. Hangisi silinirse geriye YAĞHANE kalmaz? Raşit'in kayboluşu mu, Nüzhet'in onu ömür boyu tartması mı, köyün ad kuralı mı? Sonraki ders kaynak eserin çekirdeğini arıyor. Hikâyenin seyirciye sorduğu ana dramatik soruyu, altta yatan tematik sorudan ayırıyor. Nüzhet ile Raşit arasındaki ilişkiyi tartıyor. Çıkarıldığında eseri başka bir şeye dönüştüren unsuru bulmaya çalışıyor.