Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Winckelmann sanat tarihini sanatçı hayatlarından çıkarıp dönem üsluplarına bağladı ve alana bugün hâlâ kullandığımız en güçlü aleti, üslup evresini verdi. Dört evreli modeli aynı anda hem sıralıyor hem not veriyor; tepesindeki zirve bir gözlem değil bir seçim. Kanonunu Roma dönemi kopyalarından, restore edilmiş yüzeylerden ve antik metinlerden kurdu, Yunanistan'ı hiç görmedi. Beyaz mermer ideali boyanın kaybından doğdu ve o kayıp yüzyıllarca bir erdem sanıldı. Buna karşılık buluntu yerinin kaydedilmesi gerektiğini ilk yazanlardan biri de o; bir yazarın en zayıf ve en güçlü yanı aynı kitapta durabiliyor.
Açılış: bağırmayan ağız
Vatikan'ın avlusunda bir mermer grup duruyor. Bir adam ve iki oğlu, dev yılanların sarmalında.
Adamın bedeni acıdan burkulmuş. Kaslar gerilmiş, ayak parmakları kasılmış, kaburgalar sayılıyor.
Ama ağzına bak. Ağız açık, evet; bir bağırış için değil, bir iç çekiş için açık.
Bir Alman kütüphaneci bin yedi yüz elli beşte bunu görüp bir cümle yazıyor: soylu sadelik ve dingin büyüklük. Acı bedende var, yüzde yok; ve asıl büyüklük tam bu tutuşta.
Cümle tuttu. Yüzyıllarca Avrupa'nın antik sanattan ne anladığını bu iki söz belirledi.
Şimdi rahatsız edici kısım. O adam Yunanistan'a hiç gitmedi. Gördüğü mermerlerin neredeyse hepsi Roma dönemi kopyalarıydı ve önemli bir bölümü kendi çağında eksik parçaları tamamlanarak restore edilmişti.
Bu ders o cümlenin nasıl kurulduğunu soruyor. Bir kanon, gördüğü şey hakkında bu kadar yanılabilirken nasıl iki yüz yıl ayakta kalıyor?
Bu derste ne olacak
Önce Winckelmann'ın kim olduğunu ve iki kitabının ne yaptığını göreceğiz.
Sonra sanat tarihinin ilk üslup şemasını, dört evreli gelişme modelini kuracağız ve bu modelin Vasari'den nerede ayrıldığını göreceğiz.
Ardından idealin nasıl tarif edildiğine ve o tarifin altındaki kopya sorununa ineceğiz.
Sonra iklim ve özgürlük açıklamasını, bu açıklamanın yüzyıl sonra nereye vardığını konuşacağız.
Ardından Herculaneum'un yöntemi nasıl değiştirdiğini ve aynı yıllarda kurulan rakip modelleri karşılaştıracağız.
Son olarak modelin hangi buluntularla sarsıldığını göreceğiz. Ders bittiğinde bir üslup şemasına bakıp içindeki değer yargısını ayırabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası: bir bitkinin hayatı
Bir bitkiyi düşün. Tohum, filiz, çiçek, solma.
Bu dört evreyi biliyorsan, eline verilen bir yaprağın hangi mevsimden geldiğini kestirebilirsin. Tek bir yaprak, bütün takvimi taşıyor.
Şimdi aynı şemayı sanata uygula. Katı ve sert işler erken, dengeli ve olgun işler orta, aşırı süslü işler geç dönem sayılsın.
Elinde tarihi bilinmeyen bir heykel varsa, üslubuna bakıp yerini söyleyebilirsin. Belge yok, imza yok; yalnız biçim var ve biçim konuşuyor.
Bu düşünce sanat tarihine ilk kez sistemli biçimde Winckelmann'la giriyor ve alanın en güçlü aleti oluyor.
Benzetmenin kırıldığı yer de burada ve kırılma bu dersin ana konusu. Bitkinin solması bir olgu; sanatın "solması" bir değer yargısı. Şema tarihlendirme yapıyormuş gibi görünürken aslında not veriyor.
Kişi ve kitap
Johann Joachim Winckelmann bin yedi yüz on yedide Prusya'nın küçük bir kasabasında, yoksul bir ayakkabıcının oğlu olarak doğdu.
Yıllarca öğretmenlik ve kütüphanecilik yaptı. Dresden yakınında bir kontun kütüphanesinde çalışırken antik metinleri ve az sayıda heykeli inceledi.
Bin yedi yüz elli beşte ilk kitabını yayımladı ve aynı yıl Roma'ya gitti. Gidebilmek için Katolikliğe geçti; bu, kariyerinin gerektirdiği bir karardı.
Roma'da Kardinal Alessandro Albani'nin kütüphanecisi ve antika danışmanı oldu. Albani'nin koleksiyonu döneminin en zenginlerindendi ve Winckelmann yıllarca binlerce eserin arasında yaşadı.
Bin yedi yüz altmış dörtte asıl kitabı çıktı: Antikçağ Sanatı Tarihi. Ad önemli. Vasari'nin kitabı hayatlardı; bu kitap tarih. Merkezde sanatçı değil, sanatın kendisi var.
Dört yıl sonra Trieste'de bir handa öldürüldü. Elli bir yaşındaydı.
Dört evre: alanın ilk üslup şeması
Kitabın omurgası dört üslup evresi.
Birincisi eski üslup. Katı, düz, hareketsiz; figürler öne bakıyor, yüzler donuk.
İkincisi yüksek üslup. Ciddi, güçlü, ölçülü; Winckelmann buraya Pheidias'ın çağını koyuyor.
Üçüncüsü güzel üslup. Yumuşak, zarif, akıcı; Praksiteles'in çağı. Zirve burada.
Dördüncüsü taklitçilerin üslubu. Yeni bir şey yok, öncekiler tekrarlanıyor; düşüş.
Şimdi bunun Vasari'den farkını gör, çünkü fark alanın bütün gidişatını belirledi.
Vasari'de değişimi yapan kişilerdi: Giotto şunu buldu, Masaccio şunu ekledi. Winckelmann'da özne dönemin kendisi. Üslup, tek tek sanatçılardan bağımsız olarak doğuyor, olgunlaşıyor ve çürüyor.
Bu, sanatçısı bilinmeyen milyonlarca esere kapı açtı. Bir Mısır heykelinin, bir Etrüsk kabının ya da imzasız bir mermerin yeri artık üslubundan okunabiliyordu. GOR-105'te üslubun ne olduğunu ve olmadığını çalışmıştık; o aletin tarihi burada başlıyor.
Bedeli de var. Şema bir yükseliş ve düşüş eğrisi ve eğrinin tepesi Yunanistan'ın belirli bir yüzyılı. Geri kalan her şey ya "henüz değil" ya da "artık değil" oluyor.
İdeal ve betimleme dili
Winckelmann yalnız sıralamadı; nasıl bakılacağını da öğretti ve bunu betimleyerek yaptı.
Sayfalarca süren heykel betimlemeleri yazdı. Bunlar ölçü ve malzeme raporu değil; okuru heykelin karşısına götürmeye çalışan metinler. Geçen dersten önceki derste tanıdığımız ekphrasis geleneği burada bilimsel bir kitabın içine giriyor.
İdealin tarifi de bu dille kuruluyor. Güzellik, ona göre, tekil olandan arındırılmış olan. Yüzde bir kişinin izi ne kadar azsa güzellik o kadar saf.
Bunun somut bir sonucu var: portrenin idealden düşük sayılması. Belirli bir insanı gösteren yüz, tanımı gereği tekil; dolayısıyla ideale uzak.
Bir de renk meselesi. Winckelmann beyaz mermeri güzelliğin taşıyıcısı sayıyor ve rengin biçimi bozduğunu yazıyor. Bu cümle, elindeki malzemenin bir özelliğinden kural üretmenin ders kitabı örneği: önündeki heykeller beyazdı, çünkü boyaları bin yılda gitmişti.
Betimleme dili öğretici ve yanıltıcı. Öğretici, çünkü bakmayı yavaşlatıyor. Yanıltıcı, çünkü gözlem ile hayranlık aynı cümlede eriyor ve okur ikisini ayıramıyor. TEM-201.9'da kurduğumuz olgu ve değer yargısı ayrımı, bu metinlerde neredeyse hiç yapılmıyor.
Gördüğü şey neydi: kopya sorunu
Buraya kadar model. Şimdi modelin dayandığı malzemeye bakalım, çünkü asıl ders orada.
Winckelmann'ın Yunan sanatı hakkında yazdığı hemen her şey, üç dolaylı kaynaktan geliyordu.
Birincisi Roma dönemi mermer kopyaları. Yunan tunç heykellerinin çoğu antik çağda eritilmişti; bugün bildiğimiz "Yunan heykeli" büyük ölçüde yüzyıllar sonra, başka bir malzemeyle, başka bir amaçla yapılmış mermer sürümler.
İkincisi restorasyon. On sekizinci yüzyıl Roma'sında eksik parçalı bir heykel satılmazdı. Atölyeler kırık kolları, burunları ve bacakları tamamlıyordu; Bartolomeo Cavaceppi bu işin en tanınmış ustasıydı ve Albani çevresinde çalışıyordu. Winckelmann'ın betimlediği kimi ayrıntılar, kendi yüzyılında yontulmuş olabilir.
Üçüncüsü antik metin. Pheidias ve Praksiteles hakkında bildikleri, ilk dersimizde tanıdığımız Plinius ve Pausanias'tan geliyordu. Yani zirveyi tarif ederken elinde o zirveden tek bir eser yoktu; yalnız onu öven metinler vardı.
Üçü birleşince ortaya çıkan şey şu: bir kanon, kendi nesnesini hiç görmeden kurulabiliyor. Ve kurulduktan sonra, sonradan çıkan gerçek nesneler ona uydurulmaya çalışılıyor.
İklim, özgürlük ve sonrası
Winckelmann bir soru daha sordu ve cevabı ağır sonuçlar doğurdu: Yunan sanatı neden bu kadar iyi?
Cevabı iki nedenli. Birincisi iklim: ılıman hava, açık havada geçen hayat, güzel bedenler. İkincisi özgürlük: kendi kendini yöneten kentlerde sanatçının serbestliği.
Bu açıklama kendi çağı için yeni bir şey yapıyordu. Sanatı bireysel dehayla değil, toplumsal koşullarla açıklıyordu ve bu yönüyle ileriye bakan bir düşünceydi. TEM-203.3'te çalıştığımız toplumsal sanat tarihinin uzak atası burada.
Ama aynı cümlenin ikinci yüzü var. Bir sanatın üstünlüğü bir coğrafyaya ve oranın insanına bağlanınca, sıralama halklar arasına taşınıyor. On dokuzuncu yüzyıl bu adımı attı ve Winckelmann'ın beyaz mermer ideali, kurulmakta olan ırk kuramlarına hazır bir görsel dil sağladı.
Bu, yazarın niyeti değildi. Ama bir modelin sonuçları niyetiyle ölçülmüyor ve TEM-203.9'da postkolonyal eleştiriyi çalışırken bu bağlantıyı görmüştük.
Bugünkü tartışmanın somut ucu şurada: müzelerdeki beyaz antik salon, tarihsel bir gerçeği değil, on sekizinci yüzyılda kurulmuş bir beğeniyi gösteriyor.
Herculaneum: yöntemin doğuşu
Winckelmann'ın en az bilinen ama alan için en önemli katkılarından biri kazı eleştirisi.
On sekizinci yüzyıl ortasında Vezüv'ün gömdüğü yerleşimlerde kazı vardı. Napoli kralı adına çalışan ekipler tüneller açıyor, buldukları heykelleri ve resimleri çıkarıp saraya taşıyordu. Duvar resimleri duvardan kesilerek alınıyordu.
Winckelmann buraya gitti ve gördüklerini iki mektup hâlinde yayımladı. Eleştirisi netti: nerede bulunduğu kaydedilmeyen bir nesne, bilgisinin yarısını kaybediyor.
Bu cümle bugün arkeolojinin temel kuralı. Bir nesnenin hangi katmanda, hangi odada, hangi nesnelerin yanında bulunduğu, nesnenin kendisi kadar bilgi taşıyor. TEM-202.4'te ilk yer ve işlev sorusunu çalışırken kullandığımız şey tam olarak bu.
Buradaki ironi ders için değerli. Aynı kişi bir yandan hiç görmediği eserler hakkında kesin bir kanon kuruyor, öte yandan bağlam kaydının şart olduğunu söylüyor. İyi bir kural ile zayıf bir uygulama aynı zihinde durabiliyor.
Karşılaştırma: aynı yıllarda rakip modeller
Winckelmann'ın modeli çağının tek seçeneği değildi. Üç çağdaşı üç ayrı yol önerdi ve karşılaştırma, modelin neyi seçtiğini gösteriyor.
Caylus, Fransa'da, yedi ciltlik bir eser kataloğu yayımladı. İlgisi malzeme ve teknik: bir vazo nasıl yapılmış, bir bronz nasıl dökülmüş? Yükseliş eğrisi kurmuyor, nesneleri sınıflandırıyor. TEM-203.12'de çalıştığımız teknik sanat tarihi bu damardan geliyor.
Piranesi, Roma'da, doğrudan karşı çıktı. Yunan üstünlüğü tezine karşı Etrüsk ve Roma mimarisini savunan polemik bir kitap yazdı. Tartışmanın kendisi öğretici: hangi geleneğin zirve sayılacağı, kanıtla değil savunmayla belirleniyordu.
Lessing, Almanya'da, soruyu değiştirdi. Bin yedi yüz altmış altıda yayımladığı kitapta, Laokoon'un neden bağırmadığını sordu ve cevabı Winckelmann'ınkinden farklıydı. Bağırmıyor, çünkü açılan ağız görsel sanatta çirkin bir biçim üretir; heykelin yasası ile şiirin yasası ayrıdır. Yani açıklama karakterde değil, mecrada.
Bir de Herder var. Her çağın ve her halkın kendi ölçütü olduğunu, birini ötekinin merdivenine yerleştirmenin yanlış olduğunu yazdı. Tek bir zirve fikrine yönelen ilk ciddi itiraz bu ve bir sonraki dersin zeminini kuruyor.
Model ne zaman sarsıldı
Winckelmann'ın kanonu, gerçek Yunan eserleri Avrupa'ya geldikçe zorlandı.
İki buluntu grubu belirleyici oldu. Aigina'daki tapınağın alınlık heykelleri on dokuzuncu yüzyıl başında bulundu ve Roma'ya götürülüp restore edildi. Ardından Atina'dan sökülen mermerler Londra'ya ulaştı.
Bunlar gerçekten Yunan'dı ve Belvedere'deki düzgün yüzeylere benzemiyorlardı. Aigina figürleri arkaik bir gülümseme taşıyordu; Atina mermerleri ise aşınmış, kırık ve şaşırtıcı biçimde canlıydı.
Tepki hemen gelmedi. Aigina heykelleri, dönemin beğenisine uysun diye eksikleri tamamlanarak sergilendi; yüz yıl sonra o eklemeler söküldü. Bu söküm işlemi tek başına bir tarihyazımı belgesidir: kanon değişince nesnenin görünümü de değişiyor.
Sonra renk geldi. On dokuzuncu yüzyıl boyunca mermer yüzeylerdeki boya izleri belgelendi ve tartışma sertleşti. Beyaz ideal bir gözlem değil, bir kayıptan üretilmiş bir beğeniydi.
Bugün Winckelmann alanın kurucularından sayılıyor ve sonuçlarının önemli bölümü geçerli değil. İkisi aynı anda doğru ve bu, tarihyazımının normal hâli.
Usta katmanı: üslup şemasını nasıl okumalı
Winckelmann'ın kurduğu alet bugün de kullanılıyor. Kullanırken dört şeyi ayırmak gerekiyor.
Birincisi sıra ile not. Bir üslup şeması iki iş yapabilir: nesneleri zaman içinde dizmek ve onlara değer vermek. Birincisi çalışıyor, ikincisi bir yargı. Şemanın tepesine "olgun" yazıldığında not verilmiş oluyor ve bu yazılmalı.
İkincisi örneklem. Bir şema, kurucusunun eline geçen nesnelerden çıkar. Winckelmann'ın örneklemi Roma'daki papalık ve kardinal koleksiyonlarıydı. Bir şemaya bakarken sorulacak ilk soru şu: bu kişi neyi görebiliyordu?
Üçüncüsü yön. Gelişme modelleri gidişi baştan belirler; her nesne bir basamağa yerleştirilir ve basamağa uymayan nesne "geçiş" ya da "taşra" sayılır. Oysa uymama, şemanın yanlış olduğunun kanıtı da olabilir.
Dördüncüsü malzemenin sessiz payı. Beyazlık örneği bunun en temizi: elde kalan hâl, asıl hâl sanıldı. Aynı hata bugün de yapılıyor; aşınmış bir yüzeyin sadeliği, tasarımın sadeliği sayılıyor.
Bir de kişisel bakışın payı var. Winckelmann'ın erkek bedenine yönelik betimlemeleri, kendi çağının diliyle yazılmış yoğun metinlerdir ve kanonun hangi bedenler üzerinden kurulduğunu doğrudan etkilemiştir. Bu, metni geçersiz kılmıyor; bakışın nereden geldiğini kayda geçiriyor ve TEM-203.8'de çalıştığımız soruların erken bir örneğini veriyor.
Kalıcı araçlar
Üç araç bu dersten kalıyor.
Örneklem sorusu. Bir dönem şemasıyla karşılaştığında ilk iş, o şemayı kuranın hangi koleksiyona erişebildiğini sormak.
Not ayıklama. Şemadaki her evre adının yanına, taşıdığı değer yargısını yaz. Olgun, çürüme, arkaik gibi kelimeler tarafsız değil.
Malzeme payı. Bugün gördüğün yüzeyin ne kadarı tasarım, ne kadarı zamanın işi ve ne kadarı sonraki bir elin işi? Üçü ayrılmadan üslup okuması yapılmıyor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Winckelmann Yunan heykellerini inceleyerek kanonunu kurdu."
Yunanistan'a hiç gitmedi. Gördüğü mermerlerin büyük bölümü Roma dönemi kopyalarıydı ve önemli bir kısmı kendi yüzyılında tamamlanmıştı. Zirve hakkındaki bilgisi ise antik metinlerden geliyordu.
Yaygın yanlış"Antik heykeller beyazdı."
Boyalıydılar. Yüzeylerde kalan boya izleri on dokuzuncu yüzyıldan itibaren belgelendi ve bugün ölçümle inceleniyor. Beyazlık bir tasarım kararı değil, boyanın kaybı; ideal ise o kayıptan üretilmiş bir beğeni.
Yaygın yanlış"Üslup şeması nesnel bir tarihlendirme aracıdır."
Yalnız kısmen. Şema aynı anda iki iş yapar: sıralar ve not verir. Sıralama sınanabilir, not ise bir değer yargısıdır ve evre adlarının içine gömülüdür.
Yaygın yanlış"Winckelmann bugün geçersiz, o yüzden okunmaz."
İkisi birden doğru olabiliyor. Sonuçlarının önemli bölümü çürütüldü; buna karşılık üslup evresi fikri, dönem merkezli tarih yazımı ve buluntu yeri kaydının şartlığı ondan geliyor. Bir yazar, hatalarıyla ve katkılarıyla aynı anda okunur.
Yaygın yanlış"Sanatın yükselip düştüğü fikri doğal bir gözlemdir."
Bir modeldir ve bitkiden ödünç alınmıştır. Doğuş, olgunluk ve çürüme, canlıya ait kelimelerdir; sanata uygulandıklarında betimleme değil kader dağıtırlar. Herder daha o yüzyılda bu itirazı yazdı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Winckelmann sanat tarihini sanatçı hayatlarından çıkarıp dönem üsluplarına bağladı ve alana bugün hâlâ kullandığımız en güçlü aleti, üslup evresini verdi. Dört evreli modeli aynı anda hem sıralıyor hem not veriyor; tepesindeki zirve bir gözlem değil bir seçim. Kanonunu Roma dönemi kopyalarından, restore edilmiş yüzeylerden ve antik metinlerden kurdu, Yunanistan'ı hiç görmedi. Beyaz mermer ideali boyanın kaybından doğdu ve o kayıp yüzyıllarca bir erdem sanıldı. Buna karşılık buluntu yerinin kaydedilmesi gerektiğini ilk yazanlardan biri de o; bir yazarın en zayıf ve en güçlü yanı aynı kitapta durabiliyor.
Sonraki derse köprü
Winckelmann'ın modeli tek bir zirve tanıyordu ve Herder daha o yüzyılda buna itiraz etmişti: her çağın kendi ölçütü var. Peki bir dönemi kendi ölçütüyle anlatmak nasıl yapılır ve sanat, bir çağın bütününü anlamak için nasıl kullanılır? Sıradaki derste kültür tarihine ve biçimsel geleneklere geçiyoruz.