Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Luther tapınılan imgeye karşı çıktı ama hatırlatan resmi savundu. Wittenberg atölyesi ona keşiş ve şövalye yüzleri, çift portreler ve Yasa ve Lütuf şemasını verdi. Zürih ve Cenevre kiliseleri düzenli biçimde boşalttı. 1566'da Alçak Ülkeler'de kırıcılık patladı, Utrecht'in kabartmalarında yüzler kazındı, Hollanda kiliseleri beyaza boyandı. İngiltere'de manastırlar dağıtıldı, bölme panolarındaki yüzler silindi. Trento 1563'te imgeyi savundu ve onu piskoposun denetimine bağladı. Son Yargı'nın çıplakları örtüldü. Molanus ile Paleotti kararı ressamlara çevirdi. Cizvitler bakmayı bir dua yöntemi yaptı, Il Gesù vaaz ve sunak için geniş bir nef kurdu. 1622'de «propaganda» bir kurulun adı oldu. İmgeyle inanç yaymak iki tarafın da işiydi.
Açılış: kürsüdeki adam ve çarmıh
Akbar'ın sarayına Meryem resmini taşıyan rahipler, imgeyi bir armağan ve bir öğretim aracı olarak görüyordu. Aynı yıllarda Avrupa'nın kuzeyinde pek çok kilise bu imgelerden boşaltılmıştı. Ama boşaltılan kentlerden birinde bile resim tümüyle susmadı. Bu dersi orada, Wittenberg'in kent kilisesinde açalım.
Alt panoya bak. Solda kadınlar, erkekler ve bir çocuk yere yakın oturuyor. Sağda Luther bir kürsüde duruyor ve elini öne uzatıyor. Arada, boş bir döşemenin üstünde çarmıha gerilmiş İsa var. Cemaatin gözleri vaizin uzattığı elin yönünü izliyor. Resmin konusu bir vaaz, yani dinlenen bir söz.
Luther sunak yerleştirildiğinde ölmüştü. Bu kentte bundan yirmi beş yıl önce kalabalıklar sunakları ve heykelleri kırmıştı. Şimdi aynı kilisenin ortasında yeni bir sunak duruyordu ve kentin tanıdık yüzleriyle doluydu. Reformcular imgeye yeni bir iş verdi. Katolik Kilisesi de imgeyi savunurken onu yeni kurallara bağladı.
Dersin yolu
Önce Luther'in imgeye bakışını ve Wittenberg atölyesinin ona verdiği görsel dili izleyeceğiz. Sonra Zürih'e ve Cenevre'ye, kiliselerin duvarlarının badanalandığı kentlere geçeceğiz. Ardından 1566'da Alçak Ülkeler'de patlayan kırıcılığa, kazınmış yüzlere ve Hollanda'nın beyaz kilise içlerine bakacağız. İngiltere'ye kısa bir uğrak da var.
Dersin ikinci yarısı Katolik tarafta geçiyor. Trento Konsili'nin kararını, onu ressamlara çeviren kitapları ve Sistina'daki örtüleri göreceğiz. En sonda Cizvit tarikatına, Roma'daki ana kiliselerine ve «propaganda» kelimesinin doğduğu kurula geleceğiz.
Sıfır noktası: kırmak, örtmek, yeniden boyamak
Reform, on altıncı yüzyılda Batı Hristiyanlığını bölen hareketlerin ortak adıdır. Luther'in, Zwingli'nin ve Calvin'in çevreleri birbirinden çok farklı kiliseler kurdu. İmge konusunda da aynı düşünmediler.
İkona kırıcılık (iconoclasm), kutsal sayılan imgelerin kırılması, sökülmesi ya da örtülmesidir. Kelime Bizans'ın sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllardaki imge tartışmasından gelir. On altıncı yüzyılda bu iş çok farklı biçimlerde yapıldı. Kimi yerde öfkeli bir kalabalık bir gecede kiliseye girdi. Kimi yerde ise kent meclisi işçi tuttu ve resimleri haftalarca, düzenli biçimde söktürdü.
Karşı-Reform (Counter-Reformation), Katolik Kilisesi'nin Protestan hareketlere verdiği yanıtın adıdır. Bazı tarihçiler Katolik Reform adını tercih eder. Alman kilise tarihçisi Hubert Jedin'in izinden giden bu görüşe göre kilisenin içindeki yenilenme Luther'den önce başlamıştı ve yalnız bir tepki değildi.
Görüntü siyaseti dediğimiz şey, bir topluluğun imgeleri kimin yapacağına, nereye konacağına ve ne göstereceğine karar verme biçimidir. Badanalı bir duvar da bir karar taşır, altınlı bir tavan da.
Mekanizma — Luther imgeyi neden kırmadı
Luther'in tezleri imgeler üzerine değildi. Ama Wittenberg'de 1522'deki kırıcılıktan sonra konuyu yazılarında uzun uzun tartıştı. 1525'te «Göksel peygamberlere karşı» başlıklı bir kitap yazdı. Kitap, imgeleri ve ayinleri kökten reddeden eski dostu Karlstadt'a karşı yazılmıştı.
Luther'e göre tapınılan bir imge kötüydü ve yürekten sökülmeliydi. Ama yalnız hatırlatmaya ve tanıklığa yarayan bir resim zararsızdı. Bir çarmıh, bakan kişiye İsa'nın acısını hatırlatabilirdi. Luther, İncil'den sahnelerin evlerin duvarlarına bile boyanabileceğini yazdı. Ölçüt, imgenin bir aracı olarak kalmasıydı. İmge kurtuluş sağlamıyor, yalnız sözü hatırlatıyordu.
Bu tutum Lutherci kentlerde pek çok eski sunağın yerinde kalmasını sağladı. Yeni siparişlerin konusu ise değişti. Azizlerin mucizeleri ve Meryem'in taç giymesi azaldı. Vaftiz, Son Akşam Yemeği ve vaaz öne çıktı.
Mekanizma — Wittenberg atölyesi
Bu yeni dilin büyük bölümü tek bir atölyeden çıktı. Lucas Cranach, Saksonya prensinin saray ressamıydı. Wittenberg'de geniş bir evde çok sayıda yardımcıyla çalışıyordu. Bir eczanesi ve bir matbaası da vardı. Kent meclisinde görev aldı, bir dönem belediye başkanlığı yaptı.
Atölye resimlerini ortak bir işaretle imzalıyordu: kanatlı, ağzında yüzük taşıyan bir yılan. Prensin ona verdiği armadan gelen bu işaret, bir ustanın elinden çok bir atölyenin markasıdır. Aynı resmin onlarca örneği bu işaretle çıkabiliyordu.
Luther'in yüzü de bu atölyede biçimlendi.
Bu gravür Luther'i henüz tarikatının giysisi içinde, kilisenin bir üyesi olarak gösterir. Yazıt izleyiciye bir yön verir: asıl Luther'i kitaplarında ara. Yüz tanınır olsun, ama sözün önüne geçmesin.
İki yıl sonra yüz değişti.
Saklanma döneminin bu kılığı, Luther'in hayatta olduğunu ve teslim olmadığını duyurdu. Baskı ucuzdu, kentten kente taşınabiliyordu. Atölye aynı yıllarda Papalığı alaycı karşıtlıklarla gösteren broşürler de basmıştı. Baskı kültürünü anlatan derste bu broşürlerin birini açmıştık. Bu kez resimli sayfaların ikinci bir işine bakalım: bir yüzü herkesin tanıdığı bir simgeye çevirmek.
Luther 1525'te eski bir rahibe olan Katharina von Bora ile evlendi. Atölye çiftin portrelerini çok sayıda üretti. Bu panolar bir mesaj taşıyordu: din adamı da evlenebilir, aile kurabilir. Duvara asılan bir çift portre, bir tartışmanın sonucunu bir evin içine taşıdı.
Mekanizma — iki yarısı olan bir ağaç
Atölyenin en etkili buluşu bir öğreti şemasıydı. Luther'in öğretisinin merkezinde, insanın yasayı yerine getirerek değil Tanrı'nın lütfuyla aklandığı düşüncesi vardı. Bu soyut fikir bir resme dönüştü.
Resim bir öykü anlatmaktan çok bir kuralı öğretir. Göz soldan sağa ilerlerken bir ölüm yolundan bir kurtuluş yoluna geçer. Panonun altında İncil'den alınmış yazılar bu geçişi adım adım açıklar. Atölye bu şemayı panolarda, baskılarda ve kitap kapaklarında defalarca tekrarladı.
Bu düzenin bir öncülü vardı. Ortaçağ resminde de Eski Ahit ile Yeni Ahit sahneleri karşılıklı dizilirdi. Lutherci şema o karşılığı bir karşıtlığa çevirdi. Burada imge, bir sözü bakışla ezberleten bir öğretim tablosu gibi çalışıyor.
Wittenberg sunağı da aynı mantıkla kurulmuştu. Panolarda Lutherci kilisenin elinde tuttuğu ayinler yer alıyordu: vaftiz, günah çıkarma ve Son Akşam Yemeği. Yüzler de kentin tanıdık yüzleriydi. Cemaat sunağa baktığında papazlarını, ayinlerini ve her pazar dinlediği vaazı görüyordu.
Mekanizma — Zürih ve Cenevre: duvarı boşaltmak
İsviçre kentlerinde Reform başka bir yol tuttu. Zürih'te vaiz Ulrich Zwingli, Tanrı'nın imgesinin yapılmasını yasaklayan buyruğu harfiyen okudu. Kent meclisi 1524 yazında kiliselerdeki imgelerin kaldırılmasına karar verdi. Bu iş bir kalabalığa bırakılmadı. Kent görevlileri ve işçiler kapıları kapatıp sunakları söktü, heykelleri indirdi, boyalı duvarları beyaza kapattı.
Bu yöntemin kendisi bir mesaj taşıyordu. Kırıcılık bir isyan olarak görünmemeli, kentin düzenli bir kararı olarak görünmeliydi. Değerli sunak kumaşları ve gümüş kaplar eritildi ya da satıldı. Sonraki on yıllarda Reformcu kiliselerin bir bölümünde boşalan duvarlara yazı levhaları kondu: On Emir ya da Rab'bin duası.
Fransızca konuşan Cenevre'de kırıcılık 1535 yazında, kentin yeni öğretiyi resmen benimsemesinden kısa süre önce geldi. Fransız ilahiyatçı Jean Calvin kente bundan bir yıl sonra vardı. Onun ilk büyük kitabı da o yıl Basel'de çıktı.
Calvin kitabın sonraki baskılarında imge sorununa uzun bir bölüm ayırdı. Ona göre Tanrı'yı görünür bir biçimde göstermeye kalkmak onu küçültmekti. Gözle görülebilen şeyler, yani tarihî olaylar ve doğa, resmedilebilirdi. Ama bunların bile kiliseye konması tehlikeliydi, çünkü kilise ibadetin yeriydi.
Böyle bir mekânda göz duracak bir yer aramaz. Cemaatin dikkati kürsüye, oradan yükselen söze yönelir. Mimarlık değişmedi, ama yapının işleyişi değişti. Bir zamanlar sunağa doğru yürünen nef, vaizin çevresinde toplanılan bir dinleme salonuna dönüştü.
Mekanizma — 1566: Alçak Ülkeler'de kırıcılık yazı
Bugünkü Belçika ve Hollanda, on altıncı yüzyılda İspanya kralı II. Felipe'nin yönetimindeydi. Kalvinci vaizler kentlerin dışında, tarlalarda açık hava vaazları veriyordu. Bu toplantılara binlerce kişi geliyordu. 1566 Ağustosunda Flandre'nin batısındaki bir manastırda başlayan saldırılar birkaç hafta içinde bütün bölgeye yayıldı. Hollandacada bu olaylara «imge fırtınası» anlamında Beeldenstorm denir.
Anvers'in büyük Meryem Kilisesi bir gecede boşaltıldı. Heykeller indirildi, sunaklar kırıldı, vitraylar parçalandı. Olay kısa sürede bir haber imgesine de dönüştü.
Bu gravür bir kırıcılık sahnesini bir izleme nesnesine çevirir. Hogenberg'in dizisi Alçak Ülkeler'deki savaşın olaylarını yıllarca, yaprak yaprak izledi. İzleyicinin hangi taraftan baktığına göre de farklı okundu: bir putperestliğin sonu ya da bir kutsal yerin yağması.
Saldırıların izleri bugün de bazı yapılarda görülür.
Bu kabartmalara yakından bakınca kırıcılığın bir seçme işi olduğu anlaşılır. Taşın tamamı yerinden sökülmemişti. Darbeler yüzlere, figürü tanınır ve kutsal kılan noktaya inmişti. Gövdeler kaldı, kimlikler silindi. Kazınmış bir yüz, kırıcıların neyi tehlikeli bulduğunu kendi diliyle gösteren bir belgedir.
Kuzey eyaletleri sonraki on yıllarda İspanya'ya karşı savaştı ve bağımsız bir cumhuriyet kurdu. Kalvinci kilise burada resmî kilise oldu. Eski kiliseler badanalandı ve vaaz için yeniden düzenlendi.
Saenredam kilise içlerini yerinde ölçerek çizdi, resmi ise bazen yıllar sonra atölyede yaptı. Bu resimlerde boşluk bir eksiklik olarak görünmez. Işık, beyaz yüzey ve düzgün sütunlar bir sakinlik düzeni kurar. Döşemedeki mezar taşlarından birinin ressamın babasına ait olduğu bilinir. Badanalı kilise burada bir topluluğun hafızasını da taşıyor.
Mekanizma — İngiltere: manastırlar ve bölmeler
İngiltere'de Reform bir kralın kararıyla başladı. VIII. Henry 1530'larda kilisenin başı olarak kendini ilan etti. 1536 ile 1540 arasında ülkedeki manastırlar dağıtıldı. Toprakları ve yapıları taca geçti, sonra satıldı. Kurşun çatılar söküldü, taş yapılar çoğu kez kalıntıya döndü.
Oğlu VI. Edward'ın kısa saltanatında imgelere karşı buyruklar çıktı. Kilise içlerinde nefi koro bölümünden ayıran ahşap bölmelerin üstündeki büyük çarmıh grupları indirildi. Bölmelerin alt panoları çoğu zaman yerinde kaldı.
Bu panolar bir köy kilisesinin ölçeğinde aynı seçmeyi gösterir. Kazıyan kişi panoyu yakmamış, yalnız yüzü almıştı. Bazı örneklerde yüzler sonradan boyayla örtülmüş, yüzyıllar sonra yeniden açılmıştır. Kraliçe I. Mary döneminde eski düzen kısa bir süre geri geldi, I. Elizabeth döneminde yeniden kaldırıldı. Bir kilise içi aynı kuşakta birkaç kez değişebiliyordu.
Mekanizma — Trento'nun kararı ve onu okuyanlar
Katolik Kilisesi'nin piskoposları 1545 ile 1563 arasında, aralıklarla Trento kentinde toplandı. Konsil öğretiyi, rahiplerin eğitimini ve ayinleri yeniden düzenledi. İmgeler konusu en sona kaldı.
Karar kısa ve geneldi. Hangi resmin uygun, hangisinin uygunsuz olduğunu bir liste hâlinde saymıyordu. Asıl iş piskoposlara ve onlara yol gösterecek yazarlara kaldı. Ama yönü açıktı: imge, okuma bilmeyen inananı eğitmeli ve onu dindarlığa yöneltmeliydi. Süs, şaşırtıcı buluş ve kutsal öyküye karışan dünyevi ayrıntı şüpheyle karşılanacaktı.
Kararın en çok anılan uygulamalarından biri Roma'nın en ünlü duvarında görüldü. Michelangelo'nun Son Yargı'sındaki çıplaklıklar yıllardır eleştiriliyordu. Ressamın ölümünün ardından öğrencisi Daniele da Volterra bazı bedenlerin üstüne kumaşlar boyadı. Bu müdahaleden önce duvarın neye benzediğini bize bir kopya gösterir.
Kopyayı bugünkü duvarla karşılaştırmak, Trento sonrasının neyi değiştirdiğini açıkça gösterir. Kumaşlar en çok göze batan yerlere, bacak aralarına ve kalçalara eklenmişti. Duvarın kendisi silinmedi, üstüne bir katman boyandı. Yirminci yüzyılın sonundaki temizlik bu katmanların bir bölümünü kaldırdı, bir bölümünü tarihî bir iz olarak bıraktı.
Kararı ressamlara çeviren kitaplar birbiri ardına geldi. İlki, maniyerizm dersinde gördüğümüz Gilio'nun diyaloğuydu. Kuzeyde, Leuven Üniversitesi'nden bir ilahiyatçı daha sistemli bir kitap yazdı.
Molanus'un kitabı ikona kırıcılık yazından dört yıl sonra, aynı bölgede çıktı. Ona göre imgeyi korumanın yolu onu temizlemekti. Kutsal öyküye sonradan eklenmiş masalları resimden çıkarmak, Protestan eleştirisinin elinden silahı almak demekti.
Paleotti, Bologna'nın piskoposuydu ve kitabını kendi kentinin kiliselerini düşünerek yazdı. Kitabında resme retorikten bir amaç ödünç verdi. Resim öğretmeli, hoşa gitmeli ve izleyiciyi harekete geçirmeliydi. Üçüncüsü belirleyiciydi: bir resim bakanın yüreğini kıpırdatmalı ve onu dua etmeye, pişmanlığa ya da sevgiye götürmeliydi.
Kurallar her zaman itaatle karşılanmadı. Venedik dersinde bir ressamın 1573'te Engizisyon önüne çağrıldığını ve sorunlu bir şölen resminin adını değiştirerek işten sıyrıldığını görmüştük. O olay kararın sınırını da gösterir. Mahkeme, kutsal bir sofraya karışan figürlerin uygunluğunu sorguladı. Ressam ise başlığı değiştirip figürleri yerinde bıraktı.
Mekanizma — Cizvitler ve bakmayı öğrenmek
Akbar'ın sarayına giden rahipler İsa Cemiyeti'ndendi. Tarikatı Bask asıllı bir eski asker, Loyolalı Ignatius kurmuştu. Papa tarikatı 1540'ta onayladı. Ignatius'un en etkili eseri, bir rehberin eşliğinde birkaç hafta sürdürülen bir dua programıydı.
Kitabın en çok anılan yöntemi, yerin canlandırılmasıdır (composition of place). Dua eden kişiden, düşündüğü sahneyi gözünün önüne getirmesi istenir: Nasıra'daki evi, Beytüllahim'e giden yolu, çarmıhın dikildiği tepeyi. Sonra beş duyu sırayla devreye girer. Sesler dinlenir, kokular duyulur, sahneye dokunulur gibi yaklaşılır. Bu yöntem bakmayı bir dua biçimine çevirdi. Resimden de aynı şey istenecekti: izleyiciyi sahnenin içine almak.
Tarikat kısa sürede okullar ve kiliseler kurdu. Roma'daki ana kilisesi bir model oldu.
Planın genişliği bir kararın ürünüdür. Kalabalığın tamamı kürsüyü duyabilmeli ve sunağı görebilmeliydi. Yan nefler yerine şapeller kullanılınca görüş çizgileri açıldı. Yapının parasını veren Kardinal Alessandro Farnese'nin adı cephede büyük harflerle yazılıdır. Kilisenin tavanını ve sunaklarını dolduran görkemli süsleme ise daha sonra geldi. Roma'nın Barok sahnesini anlatan derste o tavana döneceğiz.
Cizvit okulları imgeyi doğrudan eğitimde de kullandı.
Kilise, Cizvitlerin Alman ve Macar öğrenciler için yönettiği kolejin kilisesiydi. Bu öğrenciler Protestan bölgelere rahip olarak dönecekti. Sahnelerin açıklığı bir eğitim kararıdır. Harf ve yazı düzeni, öğrencinin resmi bir ders kitabı gibi okumasını sağlıyordu.
Aynı düzen bir kitapta binlerce okura ulaştı.
Nadal kitabı Ignatius'un isteğiyle hazırlamıştı ama basıldığını göremedi. Kitap Cizvit misyonlarıyla Asya'ya da gitti. Çin'de Çince açıklamalı bir uyarlaması basıldı. Babür sarayına ulaşan gravürler de bu dolaşımın parçasıydı.
Mekanizma — «propaganda» kelimesi
Papa XV. Gregorius 1622'de misyonları tek merkezden yönetecek bir kurul kurdu: İnancı Yayma Kongregasyonu, Latince adıyla Propaganda Fide. «Propaganda» kelimesi Latincede «yayılması gereken» anlamına gelir. Kökü, bir bitkinin çeliklerle çoğaltılmasını anlatan bir fiildir. Kelime bugünkü olumsuz anlamını çok sonra kazandı.
Kurul misyonları denetledi, kitap bastı ve rahip yetiştirdi. Wittenberg'in gravürleri de imgeyle inanç yaymıştı. Ayrılan şey araçlardı. Lutherci taraf küçük ve ucuz baskıya, söze ve kitaba yaslandı. Katolik taraf büyük kiliseye, sunağa ve duyuları saran mekâna yöneldi.
On yedinci yüzyılın bu gösterişli sanatına sonradan «Barok» adı verildi. Kelime on sekizinci yüzyılda «biçimsiz, aşırı» anlamında küçümseyici bir sıfattı. Ancak on dokuzuncu yüzyılın sonunda bir dönemin adına dönüştü. Bu adın kendisini kursun son dersinde tartışacağız.
Kalıcı araçlar
Bir kilise içine girdiğinde önce neyin eksik olduğunu sor. Boş bir niş, kazınmış bir yüz ya da badanalı bir duvar, bir kararın izidir.
Kırıcılığın kimin elinden çıktığını ayır. Bir gecelik kalabalık ile kent meclisinin tuttuğu işçiler aynı izi bırakmaz. Darbenin nereye indiğine bak: yüze mi, ele mi, bütün taşa mı?
Bir imgenin hangi işi gördüğünü adlandır. Hatırlatıyor mu, öğretiyor mu, tapınılıyor mu, yoksa bir topluluğun yüzünü mü gösteriyor? Reformcular arasındaki ayrılık çoğu kez bu sorunun yanıtındaydı.
Bir resmin yanında kuralı da ara. Hangi karar, hangi kitap ya da hangi piskopos onun içeriğini biçimlendirdi? Kuralın ardından, ressamın ona nasıl uyduğunu ya da nasıl kaçtığını izle.
İzleyicinin bedenini hesaba kat. Kürsüyü dinleyen bir cemaat, sunağa yürüyen bir kalabalık ve sahneyi zihninde canlandıran bir öğrenci aynı resmi farklı kullanır.
Ölçeği değiştir. Ucuz bir gravür ile dev bir kilise aynı inancı yaymaya çalışabilir. Hangi aracın kime ulaştığını sor.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Protestanlar bütün imgeleri yasakladı."
Luther hatırlatmaya yarayan resmi savundu ve Lutherci kiliseler yeni sunaklar ısmarladı. Zürih ve Cenevre ise kiliseleri boşalttı. Protestan dünyasında da tek bir imge tutumu yoktu.
Yaygın yanlış"İkona kırıcılık her yerde öfkeli kalabalıkların işiydi."
Zürih'te imgeleri kent meclisinin kararıyla görevliler söktü. Alçak Ülkeler'de kalabalıklar kiliselere girdi, ama orada da kimi kent yönetimleri olayı kendi denetimine almaya çalıştı.
Yaygın yanlış"Trento Konsili ressamlara ayrıntılı bir kurallar listesi verdi."
Kararname kısa ve geneldi. Ayrıntıyı piskoposlar ve Molanus ile Paleotti gibi yazarlar doldurdu.
Yaygın yanlış"Propaganda kelimesi baştan beri yalan haber anlamına geliyordu."
Kelime 1622'de inancı yaymakla görevli bir kurulun adıydı. Olumsuz anlamını çok sonra kazandı.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Luther tapınılan imgeye karşı çıktı ama hatırlatan resmi savundu. Wittenberg atölyesi ona keşiş ve şövalye yüzleri, çift portreler ve Yasa ve Lütuf şemasını verdi. Zürih ve Cenevre kiliseleri düzenli biçimde boşalttı. 1566'da Alçak Ülkeler'de kırıcılık patladı, Utrecht'in kabartmalarında yüzler kazındı, Hollanda kiliseleri beyaza boyandı. İngiltere'de manastırlar dağıtıldı, bölme panolarındaki yüzler silindi. Trento 1563'te imgeyi savundu ve onu piskoposun denetimine bağladı. Son Yargı'nın çıplakları örtüldü. Molanus ile Paleotti kararı ressamlara çevirdi. Cizvitler bakmayı bir dua yöntemi yaptı, Il Gesù vaaz ve sunak için geniş bir nef kurdu. 1622'de «propaganda» bir kurulun adı oldu. İmgeyle inanç yaymak iki tarafın da işiydi.
Sonraki derse köprü
Paleotti resimden bakanın yüreğini kıpırdatmasını istiyordu. Ignatius'un öğrencileri de sahneyi gözlerinin önüne getirmeyi, içine girmeyi öğreniyordu. Bu iki isteği bir tuvalde birleştiren ressamlardan biri on altıncı yüzyılın son on yılında Roma'ya Lombardiya'dan gelmişti. 1600 dolayında Roma'daki Fransızların kilisesinde, loş bir yan şapelin duvarlarına onun iki büyük tuvali asıldı. Resimlerin içinde ışık tek bir yandan, sanki şapelin kendi penceresinden geliyormuş gibi düşüyordu. Bir masanın çevresinde oturan adamların yüzlerini ve ellerini birer birer seçiyor, gerisini karanlıkta bırakıyordu.