Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kilit özet: Olmek adı Aztek kaynaklarından alındı ve önce bir yeşim üslubunu adlandırdı. San Lorenzo ve La Venta, Tuxtla dağlarından getirilen bazaltla anıtlar kuran merkezlerdi. Dev başlar büyük olasılıkla hükümdarları gösteriyor ve bir kısmı eski tahtlardan yeniden oyulmuş olabilir. La Venta'nın serpantin sunuları ve mozaik zeminleri yapıldıktan kısa süre sonra toprağa gömüldü. «Jaguar-insan» adı yerini daha dikkatli okumalara bıraktı. Ana kültür ve kardeş kültürler görüşleri arasındaki tartışma sürüyor. Başların bugünkü yerleri onları kurtardı, ama bağlamlarının bir kısmını sildi.
Açılış: ırmak kıyısındaki yeşil taş
1960'ların ortasında, Veracruz eyaletinin güneyindeki Las Limas köyünde iki çocuk toprağa yarı gömülü bir taş buldu. Taş, kucağında gevşek bir bebek tutan, bağdaş kurmuş bir gençti. Köylüler onu bir süre bir evin içinde, küçük bir sunağın üzerinde saygıyla korudu. Haberi duyan arkeologlar geldiğinde figür çoktan bir topluluğun gündelik ibadetine katılmıştı.
Müzede figür bambaşka bir hayata başladı. Kazıma yüzler, Olmek denen eski bir kültürün tanrılarını sınıflandırma çabasının temel belgesi oldu. Sonra figür müzeden çalındı ve bir süre sonra bulundu. Tek bir taş, bir köy evinde, bir laboratuvar masasında ve bir kaçakçının elinde üç ayrı anlam taşıdı.
Bu ders Meksika Körfezi'nin bataklık ovalarına, bugünkü Veracruz ve Tabasco'daki merkezlere bakıyor. Oradaki insanlar bize kendi adlarını bırakmadı. Okunabilen bir yazılı anlatı da bırakmadılar. Elimizde bazalttan dev başlar, toprağa gömülmüş taş zeminler, yeşim baltalar ve tartışmalı yorumlar var.
Dersin yolu
Önce bu insanlara verdiğimiz adın kaynağını soracağız. Ardından bazaltın dağdan ovaya inişini ve San Lorenzo yaylasını göreceğiz. Dev başlar, tahtlar ve yeniden oyma tezi bir arada gelecek. Sonra La Venta'nın gömülü sunuları ve «jaguar-insan» yorumunun eleştirisi var. Ders, ana kültür tartışmasıyla ve başların bugünkü yolculuğuyla kapanıyor.
Sıfır noktası: kimin adı
Olmek sözcüğü Aztekler'in konuştuğu Nahuatl dilinden alındı. Kabaca «kauçuk ülkesinin insanları» anlamına geliyordu. Aztekler bu adı kendi zamanlarında Körfez kıyısında yaşayan halklar için kullanıyordu. O halklar, bizim Olmek dediğimiz merkezlerin terk edilmesinden yaklaşık iki bin yıl sonra yaşadı.
Yirminci yüzyılın başında arkeologlar, koleksiyonlarda biriken belli bir üsluptaki yeşimleri sınıflandırmaya başladı. Üslubun kökeni Körfez kıyısına bağlanınca, Aztek kaynaklarındaki bölge adı eski kültüre giydirildi. Ad, kazılardan önce, bir koleksiyon üslubunu adlandırmak için doğmuştu.
Adı koyan bakış, sorulan soruları da belirledi. Önce bir üslup tanımlandı, sonra onu yapan topluluk arandı. Bu yüzden sözcük bugün kimi metinde bir halkı, kimisinde bir üslubu ya da bir arkeolojik dönemi anlatıyor. Hangisinin kastedildiğini her seferinde sormak gerekiyor.
İnsanlar ırmakların taşkın ovalarında mısır, fasulye ve kabak yetiştiriyor, balık tutuyordu. Kauçuk ağacı da bu ormanların bitkisiydi. Kauçuğun ne kadar eskiden işlendiğini beklenmedik bir yer gösterdi.
Burayı kazan Ponciano Ortiz ve María del Carmen Rodríguez, bir tepenin dibindeki kaynağa yüzyıllarca sunu bırakıldığını gördü. Su, normalde çürüyen ahşabı ve kauçuğu korumuştu. Buradaki toplar, Amerika'da top oyununun bilinen en eski kanıtları arasında. Taş eserler, kaybolmuş bir ahşap ve lif dünyasının yalnızca dayanıklı kalan yüzü olabilir.
Mekanizma — dağdan ovaya bazalt
Körfez ovasında taş yok. Irmakların taşıdığı kil, kum ve bataklık toprağı var. Olmek ustalarının en büyük eserleri için kullandığı bazalt, Tuxtla dağlarından geliyordu.
Dev başların ağırlığı birkaç tondan onlarca tona kadar çıkıyor. Ustaların bu blokları onlarca kilometre öteden nasıl getirdiği kesin bilinmiyor. En çok kabul gören açıklamaya göre bloklar kızaklarla ırmaklara sürüklendi. Oradan sallarla taşındılar. Bu iş yüzlerce insanın emeğini ve bunu düzenleyebilen bir otoriteyi gerektiriyordu.
Sert ve koyu bazalt ovada nadir ve değerli bir maddeydi. Onu getirtebilen hükümdar, uzak bir kaynağı denetlediğini gösteriyordu. Taşın her parçası değerini korudu. Kırılan bir anıtın parçaları atılmadı, yeniden işlendi ya da başka bir amaçla kullanıldı.
Mekanizma — San Lorenzo yaylası
Coatzacoalcos ırmağının bir kolunun kıyısında, taşkın ovasından yükselen bir yayla var. Bugün San Lorenzo Tenochtitlan adıyla anılan bu yer, Körfez kıyısındaki en erken büyük merkezdi. Doruk dönemi Biçimlenme döneminin erken evrelerine, kabaca MÖ ikinci binyılın sonlarına düşüyor.
Michael Coe ve Richard Diehl 1960'ların ikinci yarısında burada kazılar yaptı. Ann Cyphers'ın 1990'larda başlayan projesi, yaylanın büyük ölçüde insan eliyle şekillendirildiğini gösterdi. Yamaçlar toprak dolgularla setlere dönüştürülmüş, düzlükler genişletilmişti. Doruğun üzerinde seçkinlerin oturduğu yapılar, yamaçlarda ise sıradan halkın evleri vardı.
Her oluk dağdan getirilmiş bir bazalt bloğundan oyulmuştu. En değerli taş, toprağın altında gözden saklı bir altyapıya harcanmıştı. Su bu merkezde gündelik bir ihtiyaçtı, kutsal bir güçtü de. El Manatí'deki kaynak sunuları akla gelince, kanalı yalnız mühendislikle açıklamak eksik kalıyor.
Yaylanın yakınındaki Loma del Zapote'de Cyphers'ın ekibi 1980'lerin sonunda bir heykel topluluğu buldu.
Heykeller birbirine bakacak biçimde yerleştirilmişti. İzleyici, ikizlerle kedigil arasındaki bir karşılaşmaya tanıklık ediyordu. Bazı araştırmacılar sahneyi çok sonraki Maya anlatılarındaki kahraman ikizlere bağladı. Aradaki yüzyıllar uzun, bağlantı bir olasılık olarak kalıyor. Daha sağlam olan, ustaların taşla bir mekâna yayılan anlatı da kurabildiği.
Mekanizma — başlıklı yüzler
Bilinen dev başların çoğu San Lorenzo'dan, bir kısmı La Venta'dan, birkaçı Tres Zapotes ve yakınından geliyor. Her biri tek bir bazalt bloğundan oyulmuş, gövdesiz bir insan başı. Hepsi sıkı bir başlık takıyor ve başlıkların bezemesi birbirini tutmuyor.
İlk baş on dokuzuncu yüzyılda, Tres Zapotes yakınındaki bir şeker kamışı tarlasında ortaya çıktı.
Anlatılana göre tarlada çalışan bir işçi önce ters çevrilmiş büyük bir kazan bulduğunu sandı. José María Melgar y Serrano başı kısa bir yazıyla duyurdu. Melgar yüzde okyanus ötesinden gelmiş bir halkın izini gördüğünü yazdı. Bu yanlış okuma, uzun süre yaşayacak bir kuşkuya kapı açtı.
San Lorenzo'nun en tanınmış başı yaylanın kenarındaki bir sırtta gömülü olarak bulundu.
Bu başa «El Rey», yani kral da deniyor. Başı yerinden çıkaran Matthew Stirling'di. Stirling 1930'ların sonundan 1940'ların ortasına kadar Tres Zapotes, La Venta ve San Lorenzo'da kazı yaptı. Buluntularını geniş kitlelere dergi yazılarıyla duyurdu.
En çok kabul gören yoruma göre her baş belli bir hükümdarı gösteriyor. Yüzlerin oranları ve başlıklardaki işaretler birbirinden ayrılıyor. Bir kısmı genç, bir kısmı yaşlıca görünüyor. Başlıkları kimi araştırmacı top oyununun koruyucu başlıklarına benzetti, kimi rütbe ve soy işareti saydı. Top oyunu bu toplumda siyasal bir tören olduğu için iki yorum birbirini dışlamıyor.
Bazı başların yüzeyinde oyuklar ve kertikler var, bazıları hasarlı bulundu. Bu izler başların zamanla başka işlere de konu olduğunu düşündürüyor.
Mekanizma — taht, baş ve yeniden oyma
Başlarla birlikte bulunan öteki büyük bazalt anıtlar uzun süre «sunak» diye anıldı. Bunlar masa biçiminde bloklardı ve ön yüzlerinde bir nişten çıkan bir figür taşıyordu.
David Grove 1970'lerin başında bu blokları taht olarak yeniden okudu. Hükümdar düz üst yüze oturuyor, nişten çıkan atasının ya da kendi imgesinin üstünde yer alıyordu. Niş, toprağın içine açılan bir mağara ağzı gibi okunabiliyordu. Halatın ucundaki figür ise kimilerine göre bir tutsak, kimilerine göre de hükümdara soyla bağlanan biriydi.
La Venta'daki başka bir taht, nişteki figürün kucağına bir bebek koyuyor.
Las Limas figürünün kucağında da yarı insan yarı hayvan yüzlü bir bebek vardı. Bebek imgesi Olmek sanatında sık sık karşımıza çıkıyor ve anlamı hâlâ tartışılıyor.
James Porter 1980'lerin sonunda iki anıt türünü birbirine bağladı. Ona göre bazı dev başlar eski tahtlardan yeniden oyulmuştu. Porter bazı başların arka ve yan yüzlerindeki düz yüzeylere ve kesiklere dikkat çekti. Bunlar bir tahtın nişinden ya da kenarından kalmış olabilirdi. Ölen hükümdarın tahtı, onun yüzüne dönüştürülüyor olabilirdi.
Tez herkesçe kabul görmedi, ama ustaların taşı nasıl düşündüğüne dair güçlü bir soru sordu. Bir bazalt blok taht olarak başlayıp baş olarak sürebiliyordu. Kırılınca da başka bir anıtın ham maddesine dönüşebiliyordu. Taşın yaşamı, onu yapan ustanın ya da oturan hükümdarın yaşamından uzundu.
Mekanizma — gömülen ve kırılan anıtlar
San Lorenzo'da anıtların birçoğu yaylanın kenarındaki yarıklarda, toprak altında bulundu. Kimi yüzüstü yatıyordu, kimi kırılmıştı. Coe bu tabloyu bir yıkım olarak okudu. Ona göre merkezin son döneminde anıtlar kasıtlı olarak parçalanıp gömülmüştü. Bu bir ayaklanmanın ya da bir hanedanın düşüşünün izi olabilirdi.
Cyphers'ın ekibi ise bazı anıt parçalarını atölye sayılan alanlarda, yeniden işlenmeye hazır biçimde buldu. Bu bakışla anıtların bir kısmı değerli taşı için sökülüp atölyeye taşınmıştı. Kimileri de bir hükümdarın ölümünden sonra törenle gömülmüş olabilirdi.
Kırık bir yüz bir öfkenin işareti olabilir. Aynı kırık bir ritüeli ya da bir ham madde ekonomisini de gösterebilir. Kazı raporunda «tahrip edilmiş» ile «yeniden işlenmiş» arasındaki seçim, okurun gözündeki bütün tarihi değiştiriyor.
Mekanizma — La Venta: toprak dağ ve gömülü zeminler
San Lorenzo'nun gücü azalırken doğuda, Tabasco bataklıkları arasındaki bir adacıkta La Venta yükseldi. Biçimlenme döneminin orta evrelerinde Körfez kıyısının en büyük merkezi burasıydı. Yapıları kuzey-güney doğrultusunda bir eksene dizilmişti.
Yağmur yüzyıllarca toprağı aşındırdığı için özgün biçimi tartışmalı. Yine de taşı olmayan bir ovada insan eliyle bir dağ yükseltilmişti. Bazı araştırmacılar onu Tuxtla dağlarının volkanik tepelerinin bir yankısı sayıyor. Bazaltın geldiği dağ, ovanın ortasında topraktan yeniden kurulmuş olabilir.
Piramidin kuzeyinde, alçak setler ve bazalt sütunlardan çitlerle çevrili avlular uzanıyordu. Arkeologlar bu topluluğa Kompleks A diyor. Olmek dünyasının en şaşırtıcı buluntuları bu avluların altında yatıyordu.
Bu sunular binlerce saatlik taşıma ve dizme emeği istiyordu. Sonra hepsi toprağa gömüldü ve bir daha görülmedi. En büyük emek, kimsenin göremeyeceği bir yere harcanmıştı. Sununun asıl izleyicisi belki toprağın kendisi ya da ataların dünyasıydı.
Bazı sunuların en üst katmanı bir zemin gibi düzenlenmişti.
Arkeologlar bu deseni kimi zaman bir jaguar maskesi, kimi zaman dünyanın dört yönünü ve ortasını gösteren bir şema olarak yorumladı. Zeminler döşendikten kısa süre sonra toprakla örtüldü. Üzerinde yürüyen olmadı; yapıldıkları gün gömülmeye adanmışlardı.
Kompleks A'daki en çok konuşulan buluntu ise 1950'lerin ortasında Philip Drucker, Robert Heizer ve Robert Squier'in kazısında ortaya çıktı.
Kazıcılar, sahnenin üstünü örten toprakta sonradan açılmış küçük bir çukur fark etti. Çukur tam figürlerin başlarına kadar inip durmuştu. Biri sununun yerini yıllar sonra hatırlamış, onu görmek için yeniden kazmış ve sonra yine kapatmıştı. Gömülü sunu, bir topluluğun belleğinde yaşamaya devam ediyordu.
Yeşim, Olmek dünyasının en değerli maddesiydi. Mavi-yeşil yeşimin kaynakları çok uzakta, Guatemala'nın Motagua vadisindeydi. Bu sert taş uzun süren bir aşındırma ve cilalama emeği istiyordu.
Balta adını onu yayımlayan mineralog George Kunz'dan aldı. Hangi gömüden çıktığı kayda geçmedi. Olmek üslubundaki yeşimlerin büyük bölümü böyle bağlamsız. Biçimleri tanınıyor, ama nerede ve kimin elinde kullanıldıkları yanıtsız kalıyor.
Mekanizma — «jaguar-insan» adının eleştirisi
Olmek sanatında sık görülen bir yüzde ağzın köşeleri aşağı kıvrılmış, üst dudak kalkmış. Bazen dişsiz bir diş eti görünüyor. Başın tepesinde bir yarık, gözlerde çekik bir biçim var. Kunz baltasındaki ve Las Limas bebeğindeki yüzler bu türden.
Stirling ve onu izleyen kuşak bu yüzleri jaguar ile insanın karışımı olarak okudu. Stirling birkaç kırık anıtı bir jaguarla bir kadının birleşmesi diye yorumladı. Bu birleşmeden yarı hayvan bir soy doğduğunu düşündü. «Jaguar-insan» adı böylece müze etiketlerine ve ders kitaplarına yerleşti.
Sonraki araştırmacılar bu okumayı sorguladı. Hasarlı anıtlar bir birleşme sahnesini kesin olarak göstermiyordu. Yüzlerdeki özelliklerin bir kısmı jaguara, bir kısmı kurbağagillere, timsaha, yırtıcı kuşlara ya da insan bebeğine benziyordu. Peter David Joralemon 1970'lerin başında Las Limas figürünün kazıma yüzlerinden yola çıktı ve Olmek imgelerini bir dizi ayrı tanrıya ayırdı. Karl Taube bu yüzlerin önemli bir kısmını mısırla ilişkili bir tanrı olarak okudu. Başın tepesindeki yarıktan filizlenen biçimler, onun gözünde topraktan çıkan mısırdı.
Ad, gördüğümüzü yönlendiriyor. Bir yüze «jaguar» dendiğinde göz dişleri ve pençeleri arıyor, filizi ve bebeği kaçırıyor. Bugün birçok araştırmacı daha yansız terimleri yeğliyor.
Mekanizma — ana kültür mü, kardeş kültürler mi
1942'de Chiapas'ın Tuxtla Gutiérrez kentinde arkeologlar ve antropologlar bir yuvarlak masa toplantısında buluştu. Alfonso Caso ve Miguel Covarrubias, Olmek'i Orta Amerika uygarlıklarının ana kültürü, İspanyolca deyişle «cultura madre» olarak tanımladı. Bu görüşe göre sonraki büyük gelenekler Körfez kıyısından doğmuştu.
Tez uzun yıllar egemen oldu. Ancak Oaxaca vadisinde, orta dağlık kesimde ve Pasifik kıyısında yapılan kazılar başka merkezler de ortaya çıkardı. Bunların birçoğu aynı yüzyıllarda büyüyor, kendi seçkinlerini ve imgelerini üretiyordu.
Chalcatzingo Körfez kıyısından yüzlerce kilometre uzaktaydı. Kabartmanın imgeleri Olmek üslubuyla akrabaydı, ama taşı, dağı ve yağmur kaygısı yereldi. Kent Flannery ve Joyce Marcus bu tür merkezleri «kardeş kültürler» olarak okudu. Onlara göre bölgeler birbirinden imge ve fikir alıyor, birbirine yeşim, obsidiyen ve deniz kabuğu gönderiyordu. Kaynak tek bir bölgede aranmamalıydı.
Ana kültür görüşünü savunanlar da yanıt verdi. 2000'lerin ortasında yayımlanan bir kil kimyası çalışması, Olmek imgeli çanak çömleğin San Lorenzo'da yapılıp başka bölgelere gönderildiğini ileri sürdü. Eleştirmenler yöntemi ve sonuçları sorguladı. Tartışma bugün de sürüyor.
Körfez kıyısında yazının ve takvimin daha sonraki bir evresini Tres Zapotes gösteriyor.
Stirling stelin alt parçasını 1930'ların sonunda buldu. Tarihin ilk rakamını taşıyan üst parça yıllar sonra ortaya çıktı ve onun okumasını doğruladı. Tres Zapotes, La Venta söndükten sonra da yaşadı. Olmek merkezleri bir gecede kaybolmadı, yerlerini yavaş yavaş başka biçimlere bıraktı.
Mekanizma — başların yolculuğu
Yirminci yüzyılın ortasında La Venta'nın çevresinde petrol çalışmaları başladı. Sondaj kuleleri ve yollar alanı hızla değiştirdi. Tabascolu şair Carlos Pellicer, anıtları korumak için Villahermosa'ya taşıtma girişimine öncülük etti.
Ziyaretçi bir patikada yürürken ağaçların arasından bir başla karşılaşıyor. Bu düzen, bir şairin kurduğu görsel bir yolculuğu izliyor. Eski merkezin eksenleri ve avluları bu yolculukta yer almıyor.
Baş bugün ormanın gölgesinde, özgün yerinden kilometrelerce uzakta. Taşınma onu petrol sahasının yıkımından kurtardı. Bedeli, başın hangi yapıya ve hangi yöne baktığı bilgisinin ziyaretçinin gözünden silinmesi oldu.
Karşılaştırma: yaylanın başı, ormanın başı
San Lorenzo Baş 1 bugün bir müze salonunda, öteki başlarla aynı ışık altında duruyor. La Venta Baş 1 ise bir parkın patikasında, ağaçların arasında. Biri karşılaştırmaya, öteki karşılaşmaya göre yerleştirilmiş. İkisi de özgün yerinden koparıldı; ama koparılan bilgi farklı. Salon başın bir dizinin parçası olduğunu öne çıkarıyor, orman ise başın açık havada, gün ışığında görülmek için yapıldığını hatırlatıyor. Hiçbiri başın bir zamanlar bir taht olup olmadığını, hangi hükümdarın ölümünden sonra yeniden oyulduğunu ya da neden gömüldüğünü söylemiyor.
Usta katmanı: taşın yaşam öyküsü
Olmek merkezlerini okurken tek bir anıtı tek bir anda dondurmak yanıltıcı. Bir bazalt blok dağdan sökülüyor, ovaya taşınıyor, taht oluyor, belki baş oluyor, kırılıyor, atölyeye gidiyor ya da gömülüyor. Binlerce yıl sonra bir köylü onu buluyor, bir arkeolog kazıyor, bir şair ormana taşıyor, bir müze salona diziyor. Her evre nesneye bir anlam ekliyor ya da bir anlamını siliyor. Sanat tarihçisinin işi, bu evrelerden hangisini gördüğünü bilmek ve göremediklerini adlandırmak.
Kalıcı araçlar
Adın kaynağını sor. Bir kültüre verilen adın kimden, ne zaman ve hangi amaçla geldiğini araştır.
Taşın yolunu izle. Bir anıtın malzemesinin nereden geldiğini ve onu taşımanın ne kadar emek istediğini hesapla.
Görülmeyeni de say. Toprağa gömülen bir sununun ya da bir altyapının izleyicisinin kim olabileceğini düşün.
Yeniden oymayı düşün. Bir taşın şimdiki biçiminden önce başka bir eser olup olmadığına bak.
Etiketin sözcüğünü tart. «Jaguar», «tahrip» ya da «sunak» gibi bir sözcüğün bakışını nasıl yönlendirdiğini sorgula.
Merkezi çoğalt. Bir üslubun kaynağını tek bir bölgede aramadan önce aynı yüzyıllarda büyüyen öteki merkezlere bak.
Taşınmanın bedelini yaz. Bir anıtın bugünkü yerini ve o yere gelirken neyi kaybettiğini kaydet.
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Olmekler kendilerine bu adı veriyordu."
Ad Aztek kaynaklarından alındı ve önce bir koleksiyon üslubunu adlandırmak için kullanıldı.
Yaygın yanlış"Dev başların yüz hatları okyanus ötesinden gelen ziyaretçileri gösterir."
Bu iddiayı destekleyen bir buluntu yok. Başlar yerel bazalttan, yerel ustalarca, yerel hükümdarlar için yapıldı ve yüzleri bölgenin insanlarına benziyor.
Yaygın yanlış"Kırık ve gömülü anıtlar bir yıkımın kanıtıdır."
Aynı izler bir hükümdarın ölümünden sonraki törensel gömüyü ya da değerli taşın yeniden işlenmesini de gösterebilir.
Yaygın yanlış"Olmek sanatındaki bebek yüzleri jaguar ile insanın birleşmesini anlatır."
Bu okuma kesin bir kanıta dayanmıyor; yüzler birçok hayvanın özelliklerini taşıyor ve bir kısmı mısırla ilişkili bir tanrı olarak yorumlanıyor.
Uygulama ve kilit özet
Kilit özet: Olmek adı Aztek kaynaklarından alındı ve önce bir yeşim üslubunu adlandırdı. San Lorenzo ve La Venta, Tuxtla dağlarından getirilen bazaltla anıtlar kuran merkezlerdi. Dev başlar büyük olasılıkla hükümdarları gösteriyor ve bir kısmı eski tahtlardan yeniden oyulmuş olabilir. La Venta'nın serpantin sunuları ve mozaik zeminleri yapıldıktan kısa süre sonra toprağa gömüldü. «Jaguar-insan» adı yerini daha dikkatli okumalara bıraktı. Ana kültür ve kardeş kültürler görüşleri arasındaki tartışma sürüyor. Başların bugünkü yerleri onları kurtardı, ama bağlamlarının bir kısmını sildi.
Sonraki derse köprü
Olmek merkezlerinin çevresindeki halkın büyük bölümü ırmak kıyılarındaki köylerde yaşıyordu. Birkaç yüzyıl sonra Meksika havzasının kuru yaylasında bambaşka bir yerleşim büyüdü. Orada on binlerce insan ızgara biçiminde düzenlenmiş sokaklarda, çok aileli taş konut bloklarında komşu oldu. Bu blokların bir kısmında Oaxaca'dan ya da Körfez kıyısından gelmiş topluluklar kendi çanak çömleklerini ve gömü geleneklerini sürdürdü. Duvarları kaplayan resimler ise kentin tanrılarını ve törenlerini konutların avlularına kadar taşıyordu.