M13-D10
Jung'u okumak: kuram mı, öğreti mi
Jung'un kavramlarında sınanabilir önermeyi yorumsal çerçeveden ve kişisel inançtan ayırt eder.
Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.002 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bu modül Jung'un geç dönem düşüncesini izledi. Bireyleşmeyi bütünleşmeye doğru bitmeyen bir yön olarak, hayatın öğleden sonrasını yeni görevlerin zamanı olarak okuduk; rüyayı bilinçli tutumu dengeleyen bir dil, amplifikasyonu imgeyi mitosla genişletme, aktif imgelemi imgeyle uyanıkken konuşma yolu olarak gördük. Sembolü işaretten ayırdık, simyayı dönüşüm imgelerinin dili, dini Tanrı imgesinin psikolojisi, eşzamanlılığı da anlamın nedensiz bağı olarak tarttık.
Bölüm III boyunca Jung'u önce Burghölzli'deki psikiyatrist ve Freud'un çevresindeki genç ortak olarak (M10), sonra ruhun haritasını çizen kuramcı (M11), tiplerin yaratıcısı (M12) ve en sonunda anlam ve dönüşüm düşünürü (M13) olarak izledik.
Bu bölümden kalacak alışkanlık, bir Jung cümlesini okurken önce onun hangi tür soruya cevap verdiğini sormaktır. Ölçüm sorusu gecikmeye ve tutuma, verimlilik sorusu amplifikasyona ve sembole, inanç sorusu ise psikoid düzeye ve eşzamanlılığa yakışır.
Jung çevresinde kurulan hareketin bir okul mu yoksa bir cemaat mi olduğu tartışılmaya devam ediyor; bu tartışma, bir düşünceye nasıl bağlanıldığının onun ne söylediği kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Açılış sahnesi
Vize'ye bağlı bir köyün kahvesi, ayçiçeği hasadı bitmiş, ekim akşamı. Firdevs köyün süt toplama merkezini on iki yıldır yürütüyor; Ercan kırk dönüm ayçiçeği eken bir çiftçi. İkisi yedi yıl önce kasabanın kütüphanesinden aynı kitabı ödünç almış, Jung'un anılarının Türkçesini, ve o günden beri ayda bir bu kahvede birer bölüm okuyorlar. Kitabın kenarları iki ayrı kalemin notlarıyla dolu.
Bu akşam rüyalar bölümündeler. Ercan bir sayfayı işaret ediyor: "Bak, burada bize bir şey öğretiyor. Rüyanın insanı dengelediğini söylüyor; bunu insan sınar, tutar ya da tutmaz." Firdevs çayını karıştırıyor. "Birkaç bölüm sonra ölümden sonraki hayattan söz ediyor ama. Onu nasıl sınayacaksın?"
Ercan bir süre düşünüyor. "Belki sınamam. Belki o kısmı bana bir yol gösteriyor, bilgi vermiyor." Firdevs kitabı kendine çekiyor: "O zaman hangi sayfanın hangisi olduğunu kim söyleyecek? Yazar söylemiyor ki."
Çaycı üçüncü bardakları getirdiğinde hâlâ aynı sayfadalar.
Vize'nin bu kahvesini, Firdevs'i ve Ercan'ı ders uydurdu; aynı kitapta bilgiyle yol göstermeyi ayırma güçlüğü ise Jung okuyan herkesin karşılaştığı bir güçlüktür.
Bu derste ne olacak
Önceki ders, eşzamanlılığı yaşantı ile doğa ilkesi arasında ikiye bölerek bitmişti. Bu ders aynı bıçağı bütün Jung'a uyguluyor ve bıçağa bir ağız daha ekliyor.
M11-D10 Jung'un haritasındaki yolları tek tek ölçüme vurmuştu. Burada sorulan, her kavramın hangi tür soruya cevap verdiği. Bazı Jung cümleleri bir gözlemle yanlışlanabilir; bazıları yanlışlanamaz ama bir okumayı zenginleştirir ya da yoksullaştırır; bazıları ise ne gözlemle ne okumayla tartılabilecek bir inancı dile getirir. Sonra Jung'un kümeler arasındaki gidip gelmesine, çevresindeki hareketin okul mu cemaat mi olduğu tartışmasına ve yeni yorumsal okumalara bakacağız.
Sıfır noktası
Bir yazarın cümlesini okurken çoğu zaman yalnız "doğru mu" diye sorarız. Oysa bir cümle bir ölçüm sonucunu öngörebilir, bir metne yeni bir anlam katabilir ya da bir dünya görüşünü beyan edebilir. Üçüne aynı soruyu sormak, her birini haksız biçimde ya kurtarır ya mahkûm eder.
Yanlışlanabilirlik ve sınanabilir iddia daha önce tanımlandı (Temel Psikoloji M01-D05; M11-D10'da Popper'ın kendi örneğiyle). Bu derste o ölçüte iki komşu eklenecek.
Yaygın yanlış"Bir kavram sınanamıyorsa değersizdir, sınanabiliyorsa da doğrudur."
Sınanabilirlik yalnızca bir kavramın deney masasına konabileceğini söyler; sonucu masada belli olur. Sınanamayan bir kavram ise başka bir işe yarayabilir: bir edebiyat metnini, bir mitosu ya da bir hayat öyküsünü daha zengin okutabilir. Değer ölçüsünün kavramın türüne göre değiştiğini görmek, onu ne kutsamayı ne atmayı gerektirir.
Mekanizma
Ölçüme açılan cümleler
Jung'un bazı cümleleri, kim söylerse söylesin, bir sayı tablosuyla karşılaşabilir. Kelime çağrışım deneyinde duygu yüklü sözcüğe verilen cevabın gecikeceği öngörüsü (M10-D02) bunların en eskisidir: Jung bunu kendisi laboratuvarda ölçtü ve sonraki kuşaklar ölçmeyi sürdürdü. İçe ve dışa dönük tutumun bir kişilik boyutu olarak ölçülebileceği iddiası (M12-D01, M12-D05) da bu kümeye düşer; bugün dışadönüklüğün güvenilir biçimde ölçüldüğü biliniyor, Jung'un tutumları enerji yönüne bağlayan açıklaması ise ölçümün dışında kalıyor. Rüyaların bilinçli tutumu dengeleyen bir içerik taşıdığı fikri de, rüya raporları önceden tanımlanmış ölçütlerle puanlandığında sınamaya girer (M13-D03).
Bu kümedeki cümlelere sorulacak soru açıktır: hangi gözlem onu zayıflatırdı ve o gözlem yapıldı mı? Burada Jung'a özel bir ayrıcalık tanınmaz; tekrarlanan bulgu kalır, tekrarlanmayan düşer.
Yorumun ölçütü: verimli ve verimsiz
Amplifikasyon (M13-D04), sembolün yaşayan ve ölü biçimleri (M13-D06), bireyleşmenin bir hayat öyküsü olarak anlatılması (M13-D01) ve simyanın bir dönüşüm imgeleri dili olarak okunması (M13-D07) başka bir kümeye aittir. Bu kavramlar bir sonuç öngörmez; bir okumayı yönetir. Bir rüyayı mitoslarla genişletmek ölçümle yanlışlanamaz, ama okumanın rüyayı görenin kendi çağrışımlarından kopup kopmadığı, malzemeyi zorlayıp zorlamadığı, yeni bir şey gösterip göstermediği sorulabilir.
Yorum geleneğinin, yani hermenötiğin bu ölçütleri uzun bir geçmişe sahiptir. Psikanalizi bu gelenek içinde okuyan felsefeciler 1960'ların ortasından itibaren Freud üzerine yazdı; Jung için benzer bir okuma daha geç geldi.
Hewison'ın çözümlemesi bu kümenin neden ayrı tutulması gerektiğini gösterir. Bir öykü bir deneyin yerini tutmaz; bir deney de bir öykünün işini görmez. Sorun, ikisinin karıştırıldığı yerde başlar: amplifikasyonla zenginleşmiş bir rüya okuması, kolektif bilinçdışının kanıtı diye sunulduğunda yorum kendi sınırını aşmış olur.
Çizginin iki yakasında: Jung'un gidip gelmesi
Kümelerin en zor olanı inançla ilgili olanıdır. Psikoid düzeyde ruh ile maddenin ayırt edilemediği iddiası (M11-D02), eşzamanlılığın nedenselliğin yanında işleyen bir doğa ilkesi olduğu önerisi (M13-D09) ve Tanrı imgesinin ötesindeki bir gerçekliğe dair cümleler (M13-D08) ne ölçümle ne de bir okumanın verimliliğiyle tartılabilir. Bunlar metafizik önermelerdir.
Jung kendini bu kümenin dışında tutmak istedi. Terry derslerinde kendine ampirist dediğini ve Tanrı'dan değil yalnız imgeden söz ettiğini M11-D10 ile M13-D08 gösterdi. Buber'in onu modern bir Gnostik diye eleştirmesi (M13-D08) tam da bu çizgiyi Jung'un aştığı iddiasıydı. Jung'un kendi sözleri de iki yakaya birden basar.
Bu kayıt Jung'u tutarsızlıkla suçlamak için anılmıyor; metinlerin kendi içinde de kümeler arasında akış olduğunu gösteriyor. Aynı paragraf bir ölçüm sonucu bildirip bir inancı dile getirebilir; okurun işi o geçişi fark etmektir.
Okul mu, cemaat mi
Jung'un düşüncesi bir kuram olarak kaldığı kadar bir hareket olarak da yaşadı. Zürih'te 1916'da Psikoloji Kulübü kuruldu; Jung'un yakın çevresi orada toplandı. 1948'de açılan Zürih enstitüsü (M10-D08) ilk diplomalarını 1953'te üç mezuna verdi. Jung'a yakın analistler 1955'te uluslararası bir dernek kurarak eğitim ve etik standartlarını tek çatıda topladı. Kurumlar bir düşünceyi yaşatır, ama onu korunacak bir mirasa da çevirir.
Noll'un 1994'te Princeton'da yayımlanan kitabı, Jung'un düşüncesini yüzyıl sonu Alman kültürünün okültizm, güneş tapımı ve völkisch yeniden doğuş akımları içine yerleştirdi. Kitabın son bölümleri 1916'daki kulübü bir grup psikolojisi deneyi, sonraki kurumları da karizmatik otoritenin aktarıldığı bir "gizli kilise" olarak okur. Shamdasani'nin 1998 tarihli yanıtı ise tartışmanın tam merkezine, Noll'un dayandığı belgeye gitti.
Tartışmadan kimin haklı olduğundan bağımsız bir ders çıkıyor. Bir düşünce, onu sürdüren topluluğun içinde sınanmaya kapalı bir öğreti gibi işleyebilir; aynı düşünce, dışarıdan okuyanlar için sınanabilir önermeler ve verimli yorumlar da sunabilir. Hangi biçimde işlediği büyük ölçüde okurun ona hangi soruyu sorduğuna bağlıdır.
Usta katmanı
Jung'u yorum geleneği içinde okumak, onu bilim iddiasından kurtarıp bir edebiyat yazarına dönüştürmek demek değildir. Bu okumanın en güçlü çizgisi, Jung'un kendi kavramlarını yeniden sınıflayan Jungçulardan geldi. James Hillman Jung'un imge ve arketip kavramlarını yeniden işleyerek bir arketipsel psikoloji kurdu; Czapkowski ve Pankalla 2023'teki incelemelerinde bu çizgiyi Jung okulunun bağımsızlaşmasından Hillman'ın arketipsel psikolojisinin biçimlenmesine kadar izler. Hillman'ın yönü çoğu zaman sınanabilir önermeyi bırakıp imgenin kendisinde kalmak diye özetlenir; ölçüm iddiasından açıkça vazgeçmek, yorumsal çerçeveyi kendi ölçütüyle değerlendirmeye açar.
Öteki uç, kavramları sinirbilim diline çevirip sınanabilir kümeye taşımaya çalışır.
Bu çeviri, M11-D03'te arketipin gelişimsel modellerinde görülen bedeli yeniden öder: kavram ölçüme yaklaştıkça Jung'un özgün iddiasının metafizik kısmı geride kalır. Yorumcuların bir kısmı bu kaybı kazanç sayar, bir kısmı kavramın ruhunun kaybolduğunu düşünür.
Yaygın yanlış"Jung'un kavramları ya bütünüyle bilimdir ya bütünüyle dindir."
Jung'un külliyatı tek bir türden cümleden oluşmaz. Çağrışım gecikmesi bir ölçüm konusudur, amplifikasyon bir okuma yöntemidir, psikoid düzey ise metafizik bir önermedir. Tek bir etiketi bütün esere yapıştırmak, her cümleye uygun soruyu sorma imkânını ortadan kaldırır.
Yaygın yanlış"Jungçu kurumların varlığı, Jung'un kuramının doğrulandığını gösterir."
Bir eğitim enstitüsünün, bir derneğin ya da bir dergi geleneğinin sürmesi, o düşüncenin toplumsal olarak yaşadığını gösterir. Bir önermenin doğruluğunu ise onu sınayan bulgular belirler; taşıyan kurumların sayısı bu hesaba girmez.
Kanıtın sınırı
Bu dersin üç kümeli ayrımı bir okuma aracıdır, bilim felsefesinde üzerinde anlaşılmış bir sınıflama değildir. Bir kavramın hangi kümeye düştüğü tartışmaya açıktır: telafi işlevi kimi Jungçular için bir yorum ilkesidir, kimi araştırmacılar için bir hipotezdir. Kavramlar sınanabilir biçime çevrildikçe kümeler arasında yer değiştirebilir. Noll ve Shamdasani tartışmasında iki kitabın tamamı değil, yalnız içindekiler ve tanıtım metinleri okundu; tarihçilerin bu tartışmada bugün hangi noktada uzlaştığı bu dersin kaynaklarından çıkarılamıyor. Yorumsal çerçevelerin verimliliğini ölçmek için ortak bir yöntem de yok; ölçütler yorumdan yoruma değişir. Jung'un kavramlarının Batı Avrupa'nın Hristiyan ve mitolojik malzemesinden beslendiği ve başka kültürlerde nasıl okunduğunun sınırlı biçimde araştırıldığı da unutulmamalı; bir kümeleme Zürih'te nasıl işliyorsa Vize'deki bir kahvede de öyle işler diye bir kural yok.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bu modül Jung'un geç dönem düşüncesini izledi. Bireyleşmeyi bütünleşmeye doğru bitmeyen bir yön olarak, hayatın öğleden sonrasını yeni görevlerin zamanı olarak okuduk; rüyayı bilinçli tutumu dengeleyen bir dil, amplifikasyonu imgeyi mitosla genişletme, aktif imgelemi imgeyle uyanıkken konuşma yolu olarak gördük. Sembolü işaretten ayırdık, simyayı dönüşüm imgelerinin dili, dini Tanrı imgesinin psikolojisi, eşzamanlılığı da anlamın nedensiz bağı olarak tarttık.
Bölüm III boyunca Jung'u önce Burghölzli'deki psikiyatrist ve Freud'un çevresindeki genç ortak olarak (M10), sonra ruhun haritasını çizen kuramcı (M11), tiplerin yaratıcısı (M12) ve en sonunda anlam ve dönüşüm düşünürü (M13) olarak izledik.
Bu bölümden kalacak alışkanlık, bir Jung cümlesini okurken önce onun hangi tür soruya cevap verdiğini sormaktır. Ölçüm sorusu gecikmeye ve tutuma, verimlilik sorusu amplifikasyona ve sembole, inanç sorusu ise psikoid düzeye ve eşzamanlılığa yakışır.
Jung çevresinde kurulan hareketin bir okul mu yoksa bir cemaat mi olduğu tartışılmaya devam ediyor; bu tartışma, bir düşünceye nasıl bağlanıldığının onun ne söylediği kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Sonraki derse köprü
Jung, Freud'un çevresinden ayrılıp kendi okulunu kuran tek kişi olmadı; ondan birkaç yıl önce Viyana'da başka bir hekim kendi yolunu çizmişti. Bölüm IV o ayrılanların ve sonrakilerin tarihini açıyor. İlk durak Alfred Adler: insanın kendini eksik hissetmesini gelişimin itici gücü sayan, kişiyi topluluğa bağlayan duyguyu sağlığın ölçütü yapan bir psikoloji. Adler'in aşağılık duygusu ile sosyal ilgi dediği şeyin ne anlattığını ve bu kavramların bugün nasıl okunduğunu M14-D01 ele alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.