M14-D01
Alfred Adler
Adler'in bireysel psikolojisini, aşağılık duygusu ve sosyal ilgi kavramlarını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M14, İlk ayrılıklar ve kültürcüler · 2.985 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Alfred Adler 1902'de Freud'un çevresine katıldı, 1911'de ondan ayrılan ilk büyük isim oldu ve kendi okulunu bireysel psikoloji adıyla kurdu.
Kuramı zayıf organların telafisiyle başladı ve her insanın taşıdığı aşağılık duygusuna genişledi. Duygu itici bir güçtür; sorun onun bir komplekse dönüşmesidir.
Adler davranışı geçmişin itmesiyle olduğu kadar, kişinin çoğu zaman farkında olmadığı bir hedefin çekmesiyle açıkladı; yaşam stili bu hedefin örüntüsüdür.
Sağlığın ölçütünü sosyal ilgide, kişinin çabasını başkalarının iyiliğine bağlamasında aradı.
Doğum sırasının kişiliği biçimlendirdiği fikri büyük örneklemlerde tutmadı. Sosyal ilgi ölçüleri iyi oluşla ilişkili çıkıyor, ama bulgular kesitsel. Adler'in etkisi bilişsel terapilere ve ebeveynlik programlarına kadar uzanıyor.
Açılış sahnesi
Sındırgı'da cumartesi eşya mezadı, öğleye doğru. Halide on dört yıldır mezatçı; elinde tahta tokmak, sesi meydanın öbür ucuna kadar gidiyor. Bugün ceviz bir yazı masası satılacak ve masayı almak için Balıkesir'den Cemil gelmiş. Cemil dava öncesi arabuluculuk yapıyor; ilkokulda Halide'yle aynı sırada oturmuşlar.
Masa satılınca çay ocağının önünde oturuyorlar. Cemil gülüyor: "Sen üçüncü sınıfta tahtaya kalkınca ilk heceyi söyleyemezdin. Şimdi bütün meydanı sen konuşturuyorsun." Halide omuz silkiyor: "Belki o yüzden. Yıllarca ağzımdan çıkacak her kelimeyi önceden hesapladım. Sen de yedi kardeşin ortancasıydın, hatırlıyor musun? Büyükler kavga eder, küçükler ağlar, araya hep sen girerdin."
Cemil bir süre bardağını çeviriyor. "Bir kitapta okudum, ortancalar arabulucu olurmuş. Bana biraz fazla düzgün geldi. Abim de ortancaydı sayılır, ama onunla kimse yan yana oturamıyor." Halide tokmağı masaya bırakıyor: "Ben de kekemeliğim yüzünden mi mezatçı oldum, yoksa babamın dükkânı yüzünden mi, bilmiyorum."
İki eski sıra arkadaşını ve Sındırgı mezadını bu ders için hayal ettik; sohbetin taşıdığı soru ise yüz yılı aşkın bir süredir sorulan, Viyanalı bir hekimin sorusudur.
Bu derste ne olacak
M13-D10 Jung haritasını kapatırken bir hatırlatma yapmıştı: Freud'un çevresinden kopan ilk kuramcı Jung olmadı. Bölüm IV bu ayrılanlarla açılıyor ve ilk ad Alfred Adler. Halide ile Cemil'in çay ocağındaki sorusu, bir eksikliğin ya da ailedeki yerin insanı bir yöne itip itmediği, Adler'in bütün kuramının çekirdeğidir.
Önce Adler'in Freud'un çevresine girişini ve kendi derneğini kurmasını kısaca izleyeceğiz. Sonra kavramlarına geçeceğiz: aşağılık duygusu ve onun kompleksten farkı, telafi ve aşırı telafi, yaşam stili, yol gösterici kurgu ve sosyal ilgi. Ardından bugünkü araştırmanın bu fikirlerden neyi sınayabildiğine bakacağız. Cemil'in kitapta okuduğu ortanca çocuk iddiası, burada büyük örneklemli verilerle karşılaşacak.
Sıfır noktası
Adler adı bugün çoğu insana tek bir sözcükle gelir: "kompleks". Gündelik Türkçedeki "kompleksli" sıfatının Jung'un kavramından çok Adler'in aşağılık duygusuna yaslandığını M11-D09'da not etmiştik; bu ders o borcu ödüyor. Temel Psikoloji'nin psikodinamik kuramlar dersi (M12-D02) de Adler'i tek paragrafta, yetersizlik duygusunu aşma çabasıyla tanıtmıştı. Burada o paragrafın altını dolduracağız.
Yaygın yanlış"Adler'e göre aşağılık duygusu bir hastalıktır."
Adler'in son dönem yazılarında duygu insan olmanın kendisine bağlanır ve itici bir güç olarak anlatılır. Sorunlu olan, duygunun bir kompleks biçiminde donmasıdır. Bu ayrım kaybolunca kavram, birini küçümsemek için kullanılan bir etikete dönüşür; bu dersin hiçbir yerinde de kendine ya da çevrendekilere bir ad koymak için kullanılmaz.
Mekanizma
Çarşamba akşamlarından kendi derneğine
Adler 1870'te Viyana yakınındaki Rudolfsheim'da yedi çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu ve hekim oldu. 1902'de Freud'un davetiyle evinde toplanan küçük tartışma grubuna, sonradan Çarşamba Derneği diye anılacak çevreye katıldı. 1906'da bu gruba bedenin zayıf organları üzerine bir kuram sundu; düşünce bir yıl sonra kitap olarak çıktı: Studie über Minderwertigkeit von Organen.
Ayrılığın Freud cephesini ve 1914 tarihli hareket tarihindeki eleştirileri M10-D04 ile M01-D08 anlattı. Adler tarafından bakınca olay, 1911'de Freud'un cinsellik kuramını eleştiren üç konuşmayla başlar. Ardından Adler ve bir grup taraftarı Viyana Psikanaliz Derneği'nden çekildi ve "Verein für freie psychoanalytische Forschung" adında, yani serbest psikanalitik araştırma derneği adında bir topluluk kurdu. Bu ad kısa süre içinde bireysel psikolojiye (Individualpsychologie) döndü. Adler 1934'te New York'a yerleşti, 1937'de İskoçya'nın Aberdeen kentinde öldü.
Zayıf organdan aşağılık duygusuna
1907 kitabının sorusu tıbbiydi: doğuştan zayıf ya da kusurlu bir organın taşıyıcısına ne olur? Adler, organizmanın bu zayıflığı karşılamak için çaba harcadığını, kimi zaman zayıf organın ya da ona yardım eden başka bir işlevin sıradışı bir güce ulaştığını öne sürdü. Bunu beş yıl sonra ruhsal yaşama taşıdı. 1912'de çıkan Über den nervösen Charakter'de organ yetersizliğinin duyumlarının kişi için ruhsal gelişiminde "einem dauernden Antrieb", yani sürekli bir itici güce dönüştüğünü yazdı.
Son büyük kitabı Der Sinn des Lebens (1933) bu fikri bütün insanlara genişletir: Adler'e göre insan olmak, aşılmak isteyen bir aşağılık duygusu taşımaktır. Duygunun kaynağı artık zayıf bir organla sınırlı kalmaz; çocuğun yetişkinler dünyasındaki küçüklüğü ve bağımlılığı herkes için ortak bir başlangıçtır.
Halide'nin kekemeliğiyle mezatçılığı arasında Adler'in göreceği bağ budur. Ama Adler'in kendi çerçevesi de bu bağın zorunlu olmadığını kabul eder: aynı eksiklik bir başkasını hayatın sözlü görevlerinden tümüyle geri çekebilir. Telafi bu yüzden olası yollardan yalnız biridir.
Yaşam stili ve yol gösterici kurgu
1912 kitabının önsözünde Adler bir rastlantıdan söz eder: Hans Vaihinger'in 1911'de Berlin'de çıkan "Als Ob" (sanki) felsefesiyle tanışması. Vaihinger, bilimin ve gündelik düşüncenin gerçek olmadığını bildiği kurgularla, sanki doğrularmış gibi çalıştığını savunuyordu. Adler bu fikri kişiliğe uyguladı: insan geçmişin itmesiyle olduğu kadar, kendine koyduğu bir hedefin çekmesiyle de hareket eder ve bu hedef çoğu zaman bir kurgudur. Kitapta nevrotik kişinin "leitende Fiktion"undan, yol gösterici kurgusundan söz eder: herkesten üstün olmak zorundaymış gibi davranmak. İngilizce yazında bu fikir sonradan "fictional finalism" (kurgusal ereksellik) adıyla anıldı.
Freud'da açıklama çoğunlukla nedenden, geçmişten gelir; Adler'de ise davranış en iyi amacıyla anlaşılır. Jung da ereksel bir bakış önermişti (M13-D03); Adler'de ise hedefi kişinin kendisi kurar ve çoğu zaman fark etmez.
Sosyal ilgi: topluluk duygusu
1920'lerde Adler'in kuramına yeni bir merkez eklendi: Gemeinschaftsgefühl. Sözcük birebir "topluluk duygusu" demektir; İngilizceye çoğunlukla "social interest" diye geçti. Adler bu dönemde ruhsal sağlığın ölçütünü üstünlük çabasının varlığında değil yönünde aradı: çaba başkalarının da yararına bir hedefe dönükse sağlıklı, yalnız kişinin kendini yükseltmesine dönükse sorunludur. Aşağılık duygusunun komplekse dönüşmesini de bu duygunun eksikliğiyle açıkladı.
Usta katmanı
Adler'in en çok alıntılanan fikirlerinden biri doğum sırasıdır. Ailedeki konumun, ilk çocuğun, ortancanın ve en küçüğün dünyayı farklı bir yerden yaşamasına yol açtığını ve bunun yaşam stiline işlediğini savundu. Adler bunu çocuğun durumu nasıl yorumladığına bağlı bir olasılık olarak sundu; popüler anlatılar ise "ortanca arabulucu olur" gibi kalıplara indirgedi. Cemil'in kitapta okuduğu cümle bu indirgemenin ürünüdür.
Bu bulgu, kardeş rekabeti örneğinde kısaca anılan sonuçla (Temel Psikoloji M12-D02) aynı yönde. Adler'in kendi iddiası, çocuğun konumu nasıl yorumladığına bağlıydı ve bu yorum doğum sırası sayısından ölçülemez. Bulgu popüler biçimi yalanlar; Adler'in incelikli biçimini sınamaz.
Adler bir de erken anılara özel bir yer verdi. Kişinin hatırladığı en erken sahneyi, bugünkü yaşam stilinin seçip koruduğu bir anı olarak okudu. Bu fikir, belleğin yeniden kurucu olduğunu söyleyen bugünkü araştırmayla bir noktada buluşur, ama bir anının kişinin hedefini gösterdiği iddiası bunun ötesinde, sınanması zor bir yorumdur.
Etkisi ise kendi adının çok ötesine gitti. Albert Ellis, rasyonel psikoterapisini ilk kez sunduğu yıllarda, 1957'de, Adlercilerin dergisinde kendi yaklaşımını bireysel psikolojiyle karşılaştıran bir yazı yayımladı; bilişsel terapilerin olaydan çok olaya verilen anlama bakan tutumunun Adler'de bir öncülü olduğu sık söylenir. Rudolf Dreikurs'un Amerika'da yaygınlaştırdığı aile toplantısı ve doğal ile mantıksal sonuç ayrımı ise Ebeveynlik akademisinde (6.2 ve 7.3) uygulamalı olarak anlatılıyor.
Yaygın yanlış"Bilişsel terapi Adler'in kuramının yeni adıdır."
Adler ile Ellis arasında bir akrabalık var ve Ellis yaklaşımını Adlercilerle tartışarak geliştirdi. Ama bilişsel terapiler başka kaynaklardan da beslendi ve asıl farkları yöntemsel: tekniklerini kontrollü denemelerle sınadılar. Bireysel psikoloji terapisi bu türden bir kanıt birikimi oluşturmadı. Akrabalığı tanımak, mirası tek bir kurucuya yazmayı gerektirmez.
Yaygın yanlış"Ortanca çocuk arabulucu, ilk çocuk lider, en küçük şımarık olur."
Bu kalıplar Adler'e dayandırılır, ama Adler'in metinleri konumun anlamını çocuğun kendi yorumuna bağlar. Büyük örneklemli veriler de geniş kişilik özelliklerinde böyle bir sıra etkisi bulmadı. Kalıp, akılda kalan bir öykü sunar ve kardeşler arasındaki asıl farkları gizler.
Kanıtın sınırı
Adler'in kavramlarının bugün nasıl durduğu, kavrama göre değişiyor. Doğum sırası en açık sınanmış olanı ve popüler biçimiyle tutmadı. Sosyal ilginin ölçülmesi için ölçekler geliştirildi; bunlarla yapılan çalışmalar bağıntısal.
Polonyalı araştırmacıların üniversite öğrencileriyle yaptığı bir başka kesitsel çalışmada (Kałużna-Wielobób, Strus ve Cieciuch, 2020; 520 kişi) Adler'in topluluk duygusu ölçüsü, hem büyüklenmeci hem kırılgan narsisizm ölçüleriyle ters yönde ilişkili çıktı; yazarlar iki kavramın birbirine indirgenemediğini de not ediyor. Bu bulgular Adler'in kavramının ölçülebilir bir şeye karşılık geldiğini düşündürür; sağlığı sosyal ilginin getirdiğini göstermez.
Burada sınırlar birkaç yerde birden çiziliyor. Sosyal ilgi ölçekleri çoğunlukla Batılı ya da Doğu Asyalı öğrencilerle ve tek seferlik anketlerle sınandı; Türkiye'deki geniş aileler ya da göç deneyimi yaşamış topluluklar için ne söylediği bilinmiyor. Aşağılık duygusunun evrenselliği ve yol gösterici kurgu kavramı, Popper'ın 1919 karşılaşmasından aktardığı eleştiriye (M11-D10) bugün de açık: hemen her davranış, sonradan bir telafiye ya da gizli bir hedefe bağlanabiliyor. Bu kavramların yararı bir yorum dili olarak tartışılabilir; doğrulukları ise genellenebilir verilerle henüz kurulmuş değil.
Kendin dene
Aklında kalsın
Alfred Adler 1902'de Freud'un çevresine katıldı, 1911'de ondan ayrılan ilk büyük isim oldu ve kendi okulunu bireysel psikoloji adıyla kurdu.
Kuramı zayıf organların telafisiyle başladı ve her insanın taşıdığı aşağılık duygusuna genişledi. Duygu itici bir güçtür; sorun onun bir komplekse dönüşmesidir.
Adler davranışı geçmişin itmesiyle olduğu kadar, kişinin çoğu zaman farkında olmadığı bir hedefin çekmesiyle açıkladı; yaşam stili bu hedefin örüntüsüdür.
Sağlığın ölçütünü sosyal ilgide, kişinin çabasını başkalarının iyiliğine bağlamasında aradı.
Doğum sırasının kişiliği biçimlendirdiği fikri büyük örneklemlerde tutmadı. Sosyal ilgi ölçüleri iyi oluşla ilişkili çıkıyor, ama bulgular kesitsel. Adler'in etkisi bilişsel terapilere ve ebeveynlik programlarına kadar uzanıyor.
Sonraki derse köprü
Adler insanın eksikliğini çocuğun küçüklüğünde ve ailedeki yerinde aradı. Freud'un Viyana çevresinin bir başka genç üyesi, Otto Rank, daha da geriye, doğumun kendisine gitti ve ilk ayrılık deneyimini sonraki bütün kaygıların modeli saydı. Rank bir de irade kavramını kurdu ve tedavinin süresini baştan sınırlamanın terapide neyi değiştireceğini sordu. Doğum bir travma sayılabilir mi, bitiş tarihi belli bir terapi ne kazandırır? M14-D02 bu soruları Rank'ın kendi yolu üzerinden açıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.