İçeriğe geç

M13-D09

Eşzamanlılık

Jung ve Pauli'nin eşzamanlılık kavramını ve ona yöneltilen bilimsel eleştirileri değerlendirir.

Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.036 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung anlamca bağlı görünen ama nedensel bir bağı gösterilemeyen iç ve dış olayların çakışmasına eşzamanlılık adını verdi; terimi kamuya 1930'da Wilhelm'in anma konuşmasında açtı, geniş biçimini 1952'de Pauli'nin Kepler incelemesiyle aynı ciltte verdi.

Kanıtları Rhine'ın kart deneyleri, rastlantı düzeyinde sonuç veren astroloji denemesi ve skarabe gibi klinik anekdotlardı. Pauli ile yazışması, psikoid düzey fikrini besledi ama kavrama bir veri eklemedi.

İstatistik açısından çarpıcı rastlantılar büyük sayılarda beklenen olaylardır; seçici sayım ve esnek bitiş noktaları onları daha da sık gösterir. Rhine geleneğinin deneyleri tekrarlarda tutmadı.

Anlamlı rastlantı yaşamak sıradan ve insanca bir deneyimdir. Bu deneyimi bir doğa ilkesine bağlayan iddia ise bilimsel destek bulmadı; ikisini ayrı tutmak, kendi yaşantına hüküm vermeden düşünmeyi mümkün kılar.

Açılış sahnesi

Karadeniz Ereğli'de, sahil yolunun bir sokak gerisinde yan yana iki dükkân, kasım sabahı. Lale yirmi yıldır dikiş makinesi tamir ediyor; sabah kepengi açarken, nedenini bilmeden, ortaokuldan sıra arkadaşını düşündü. Kız Ankara'ya taşınalı on beş yıl olmuştu, son haberi de bir bayram kartıydı.

Öğleye doğru telefonu titriyor. O arkadaş, yıllar sonra, kısa bir mesaj atmış: eski bir fotoğraf bulmuş, Lale'nin aklına gelip gelmediğini soruyor.

Lale ekranı yandaki lastikçiye uzatıyor. Oğuz elindeki sökme demirini bırakıp okuyor. "Bu bir işaret," diyor önce, "sabah düşündün, öğlen yazdı." Sonra bir lastiği çevirirken vazgeçiyor: "Ama her sabah birini düşünüyorsun. Yazmayanları saymıyorsun." Biraz sonra yine dönüyor: "Yine de neden tam bugün?"

Lale cevap vermiyor. Mesajı tekrar okuyor ve kendini, aradan geçen on beş yılın bu sabaha sıkıştığı duygusundan alıkoyamıyor.

Ereğli'deki iki dükkân, Lale ile Oğuz bu sayfada uyduruldu; Oğuz'un iki cümlesi arasındaki gidip gelme ise Jung'un bir kavramı ile istatistikçilerin ona cevabı arasında da yaşanıyor.

Bu derste ne olacak

M13-D08, başına gelene bir düzen arayan bir insanın sorusuyla kapanmıştı. Jung o arayışa en iddialı biçimini, iç dünyadaki bir imge ile dışarıdaki bir olayın nedensiz ama anlamlı biçimde buluşabileceği fikrinde verdi; bu ders o fikri ele alıyor.

Kavramın doğuşunu, ünlü böcek anekdotunu ve Jung'un bir fizikçiyle ortak kitabını gördükten sonra dayandığı kanıtlara, kart tahmin deneylerine ve evli çiftlerin doğum haritalarıyla yaptığı denemeye geçeceğiz. Dersin ikinci yarısı eleştiriye ayrılıyor: rastlantıların olasılık hesabı, rastlantı duygusunun psikolojisi ve kavramın sınanabilirliği.

Sıfır noktası

Gündelik dilde "tesadüf" iki olayın plansız biçimde aynı ana düşmesidir. Bir rastlantıyı öne çıkaran şey çoğu zaman olayların kendisinden çok, birinin onlarda bir bağ görmesidir: aynı gün iki yabancının mavi ceket giymesi kimsenin dikkatini çekmez, düşündüğün kişinin o gün yazması ise çeker.

Tanımın iki bileşeni var: bağ nedensel olmayacak ve kişi için anlam taşıyacak. Jung'a göre ikisi birden olmadan eşzamanlılıktan söz edilemez; sıradan bir tesadüf yalnız ilk koşulu sağlar.

Yaygın yanlış"Eşzamanlılık, Jung'un bir olayın ötekine yol açtığını söyleyen gizli bir neden kuramıdır."
Doğrusu

Jung tam tersini savunur: eşzamanlılığı, bir neden aramanın işe yaramadığı çakışmalar için ayırır. Telepatiyi ya da bilinmeyen bir enerjiyi nedensel açıklama olarak önermez; ona göre bu çakışmalarda bağ, anlamın kendisidir.

Mekanizma

Bir sözcüğün doğuşu

Jung sözcüğü kitaba geçirmeden önce konuşmalarında kullandı. IAAP'nin sitesinde Joe Cambray'in yazdığı tanıtıma göre kavram ilk kez kapalı bir rüya seminerinde, Doğu'nun eşzamanlılığa, modern Batı'nın ise nedenselliğe yatkın olduğunu söyleyen bir karşılaştırmayla dile getirildi. Jung terimi kamuya ilk kez 1930'da, sinolog Richard Wilhelm'in anma toplantısında yaptığı konuşmada andı. Bağlam Wilhelm'in Almancaya çevirdiği Değişimler Kitabı'ydı (I Ching): Jung para atarak bir altıgen bulunan bu eski kitabın işleyişini anın niteliğiyle açıklamaya çalıştı.

Kavramın geniş anlatımı yirmi yıl sonra geldi. M10-D08'de değinilen 1951 Eranos konuşmasını, ertesi yıl Zürih'te Rascher yayınevinin bastığı ortak bir cilt izledi: Naturerklärung und Psyche (Doğanın açıklanması ve ruh). Ciltte Jung'un nedensel olmayan bağlantılar üzerine uzun denemesi, Wolfgang Pauli'nin Kepler'in bilimsel düşüncesindeki arketipsel imgeler üzerine incelemesiyle yan yana duruyordu.

Denemenin en çok anılan örneği bir hastadan gelir. Jung'un aktardığına göre genç bir kadın hasta, bir seansta önceki gece gördüğü rüyayı anlatıyordu: rüyada biri ona altından bir bok böceği (skarabe) biçiminde bir mücevher veriyordu. Tam o sırada Jung arkasındaki pencereye bir şeyin vurduğunu duydu. Pencereyi açınca içeri, bulundukları iklimde skarabeye en çok benzeyen böceklerden biri, bir altın gül böceği (Cetonia aurata) uçtu. Jung böceği yakalayıp hastaya uzattı. Ona göre bu an, aşırı akılcı bir tutumla terapide ilerleyemeyen hastanın direncini kırdı. Hastanın kimliği ve tanısı hakkında Jung bir bilgi vermez; ders de vermiyor.

Kartlar, mektuplar ve bir fizikçi

Jung eşzamanlılık için deney kanıtı ararken gözünü Kuzey Karolina'ya çevirdi. Joseph Banks Rhine Duke Üniversitesi'nde 1930'lardan itibaren kart tahmin deneyleri yürütüyordu: denekler, beş farklı simgenin basılı olduğu destelerden çekilen kartları görmeden tahmin ediyordu ve Rhine rastlantıyla beklenenden fazla isabet bildirdi.

Jung Rhine'ın sonuçlarında, mesafenin ve zamanın isabeti azaltmadığı bilgisine özellikle ağırlık verdi. Ona göre bir sinyal ya da enerji aktarımı olsaydı uzaklık arttıkça etki zayıflamalıydı; zayıflamıyorsa açıklama nedensel olamazdı. Zeng ve Fraikin'in 2025 tarihli değerlendirmesi de Jung'un Rhine'a eşzamanlı olayların ilk belirleyici kanıtı rolünü verdiğini aktarır.

Pauli'nin katkısı başka yerden geldi. Kuantum kuramının kurucuları arasında yer alan fizikçi, 1930'ların başında Jung'a danışmıştı; rüya dizisi M13-D03'te görüldü. İkisinin 1932'den 1958'e uzanan yazışması C. A. Meier'in editörlüğünde 1992'de Almanca, 2001'de İngilizce yayımlandı. Mektuplarda Pauli fizikteki olasılıkçı yasaları ve gözlemcinin rolünü konuşur; Jung ise bunları psişeyle madde arasında ortak bir zemin fikrine bağlar. Cambray'in özetine göre bu zemin, Jung'un psikoid arketip dediği ve ruhun maddeden ayırt edilemediği en derin düzeydir (M11-D02); eşzamanlı olayların bu düzeyden doğduğu varsayılır.

Evli çiftlerin haritaları

Jung kendi deneyini de kurdu. Astrolojinin geleneksel evlilik göstergeleri, yani bir eşin doğum haritasındaki Güneş ya da Ay'ın ötekinin Ay'ıyla aynı noktaya düşmesi, evli çiftlerde rastlantıdan sık görülüyor mu? Yüzlerce evli çiftin doğum haritasını gruplar hâlinde topladı ve göstergelerin sıklığını rastlantı beklentisiyle karşılaştırdı.

Zeng ve Fraikin'in incelemesine göre deneyin toplam sonucu rastlantı düzeyinde kaldı. Jung bundan astrolojinin istatistik olarak doğrulandığı sonucunu çıkarmadı; yine de sonuçları yayımladı ve bu tür olaylara sayılardan çok deneyim üzerinden yaklaşmak gerektiğini vurguladı. Rakamlar onu ikna etmedi; ama rakamları arayanların beklentisiyle örtüşen her küçük sapma, onun gözünde yine anlamlı bir çakışma adayı olarak kaldı.

Burada bir yöntem sorunu açıkça görünüyor. Bir deney sonucu olumlu çıkarsa iddiayı destekliyor, olumsuz çıkarsa deneycinin ruh hâline uyan bir eşzamanlılık sayılıyorsa, hiçbir sonuç iddianın aleyhine yazılamıyor. M11-D10'da Popper'ın psikanalize yönelttiği itiraz, Jung'un kendi deneyinde somut bir biçim alıyor.

Rastlantının aritmetiği

İstatistikçiler rastlantıları ciddiye aldı, ama başka bir yönden. Persi Diaconis ile Frederick Mosteller 1989'da Amerikan İstatistik Derneği'nin dergisinde rastlantıları incelemenin yöntemlerini tartışan bir makale yayımladı. Doğum günü sorusunun genelleştirilmiş bir biçimini kurdular: bir odada aynı gün doğmuş iki kişinin bulunması, sezgimizin beklediğinden çok daha az kişiyle olasılık kazanır.

Lale'nin sabahına bu çerçeveden bakalım. İnsan bir yıl boyunca her gün birkaç eski tanıdığı düşünür; düşündüğü gün yazanlar akılda kalır, yazmayanlar hiç sayılmaz. Bu seçici sayım, Temel Psikoloji'nin M02-D01'de ele aldığı yanılsamalı ilişkinin gündelik bir biçimidir; doğrulama yanlılığı da (aynı ders) yazan arkadaşı hatırlatır, yazmayanları unutturur. "Aynı gün" ile "ertesi gün"ün eşit derecede çarpıcı sayılması da Diaconis ile Mosteller'in bitiş noktası çokluğu dediği şeydir: neyin çakışma sayılacağı önceden belirlenmediğinde çakışma ihtimali büyür.

Usta katmanı

Rastlantı psikolojisi son yıllarda iki yönden ilerledi. Bir yön, rastlantıyı mantık hatası saymayı bırakıyor. Mark Johansen ile Magda Osman 2015'te, rastlantı deneyimini akılcı bir nedensel öğrenme sisteminin kaçınılmaz bir yan ürünü olarak açıklayan bir model önerdi.

Bu modelde Oğuz'un gidip gelmesi bir kusur sayılmaz: önce bir neden aradı, sonra onu eledi, en sonunda kararı açık bıraktı.

Öteki yön, Jung'un dayandığı deney geleneğinin akıbetiyle ilgili. Rhine'ın sonuçları başka laboratuvarlarda tutarlı biçimde tekrarlanamadı ve yöntemine yönelik eleştiriler, kartların görülme olasılığından sonuçların seçilerek raporlanmasına kadar uzandı. Aynı soru bugün de soruluyor ve cevap benzer çıkıyor.

Jung'un kavramının iki katmanı burada ayrılıyor. Deneyim katmanında eşzamanlılık gerçek bir şeyi adlandırır: insanlar anlamlı rastlantılar yaşar, bu yaşantılar onlar için önem taşır ve bazen hayatlarında bir kararı başlatır. Doğa ilkesi katmanında ise Jung'un iddiası, nedensel olmayan bir bağlantının dünyada işlediğidir. Birinci katman araştırılabilir ve araştırılıyor; ikinci katmanın lehine bugüne kadar bilimsel bir destek bulunmadı.

Yaygın yanlış"Bilim eşzamanlılığı kuantum fiziğiyle kanıtladı; Pauli bunu doğruladı."
Doğrusu

Pauli Jung'la yıllarca yazıştı ve psişeyle madde arasında ortak bir zemin fikrini ciddiye aldı, ama yazışma bir kanıt sunmaz. Kuantum kuramının olasılıkçı yapısı gözlemlerle sınanmış bir fizik kuramıdır; anlamlı rastlantılara dair bir öngörü içermez. Pauli'nin adı kavrama ağırlık katar, verisini artırmaz.

Yaygın yanlış"Rastlantıları önemseyen insanlar mantıksızdır."
Doğrusu

Johansen ve Osman'ın modeli tersini düşündürür: neden arayan bir zihin rastlantıları fark etmek zorundadır, yoksa gerçek nedenleri de kaçırırdı. Mantık hatası rastlantıyı fark etmekte aranmaz; onu sayılmayan vakalarla karşılaştırmadan bir yasa saymakta görünür.

Kanıtın sınırı

Eşzamanlılığı doğrudan sınayan bir çalışma kurmak zordur, çünkü Jung'un tanımı anlamı yaşayan kişiye bağlar ve dışarıdan ölçülebilir bir öngörü üretmez. Bu yüzden eleştirinin büyük kısmı kavramın kendisini çürütmekten çok, onun dayandığı kanıtların zayıflığını göstermeye yöneliyor: Rhine'ın deneylerinin tekrarlanamaması, astroloji denemesinin rastlantı düzeyinde kalması ve rastlantıların olasılık hesabıyla beklenenden sık oluşması. Astroloji deneyinin ayrıntısı Jung'un denemesinden değil ikincil bir kaynaktan geldiği için çift sayıları verilmedi, Rhine'a yönelik tarihsel eleştiriler de yalnız genel hatlarıyla anıldı. Rastlantı araştırmalarının çoğu Batılı örneklemlerden geliyor; işaret, kısmet ve rüya yorumunun gündelik dilde güçlü olduğu kültürlerde rastlantıların nasıl yaşandığı ve yorumlandığı ayrıca sorulmalı, bulgular oraya kendiliğinden genellenemez.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung anlamca bağlı görünen ama nedensel bir bağı gösterilemeyen iç ve dış olayların çakışmasına eşzamanlılık adını verdi; terimi kamuya 1930'da Wilhelm'in anma konuşmasında açtı, geniş biçimini 1952'de Pauli'nin Kepler incelemesiyle aynı ciltte verdi.

Kanıtları Rhine'ın kart deneyleri, rastlantı düzeyinde sonuç veren astroloji denemesi ve skarabe gibi klinik anekdotlardı. Pauli ile yazışması, psikoid düzey fikrini besledi ama kavrama bir veri eklemedi.

İstatistik açısından çarpıcı rastlantılar büyük sayılarda beklenen olaylardır; seçici sayım ve esnek bitiş noktaları onları daha da sık gösterir. Rhine geleneğinin deneyleri tekrarlarda tutmadı.

Anlamlı rastlantı yaşamak sıradan ve insanca bir deneyimdir. Bu deneyimi bir doğa ilkesine bağlayan iddia ise bilimsel destek bulmadı; ikisini ayrı tutmak, kendi yaşantına hüküm vermeden düşünmeyi mümkün kılar.

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca Jung'un kavramlarını tek tek tarttık: bazıları ölçülebildi, bazıları ölçülmeye kapalı kaldı, eşzamanlılık ise deneyimle iddianın aynı sözcükte birleştiği bir örnek oldu. Geriye bütüne dair bir soru kalıyor: Jung'u okurken hangi cümlesi sınanabilir bir önermedir, hangisi bir yorum çerçevesi, hangisi bir inancın dile gelişi? M13-D10, «Jung'u okumak: kuram mı, öğreti mi», bu ayrımı modülün ve Bölüm III'ün sonunda bütün Jung haritası üzerinde kurmayı deniyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.