İçeriğe geç

M13-D08

Din ve Eyüp'e Cevap

Jung'un dine psikolojik bakışını ve Eyüp'e Cevap'ın yarattığı tartışmayı aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.044 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung'un çizdiği sınırda psikolojinin konusu insanın ruhundaki Tanrı imgesidir; imge ruhsal olarak gerçektir ve metafizik bir hüküm taşımaz.

Freud'un ölçütü köken, Jung'unki işlevdi; biri teselli isteğini, öteki bütünleşme çabasını gördü.

Eyüp'e Cevap, Eyüp kıssasını Tanrı imgesinin insan bilinciyle karşılaşarak dönüşmesi olarak okur. Kitap Victor White'la dostluğu sarstı ve Martin Buber'le 1952'de Merkur sayfalarında bir tartışma başlattı.

Dinî başa çıkma araştırması iki örüntü buldu; hangisinin ağır bastığı uyumla ilişkili, inancın doğruluğuyla ilgisiz.

Açılış sahnesi

Ordu'nun Fatsa ilçesinde, devlet hastanesinin arka bahçesi, kasım başı. Ihlamurların altında bir kedi güneşte uyuyor. Saime otuz yıl fındık kırma fabrikasının ayıklama bandında çalıştı, emekli olalı altı yıl oldu. Üç haftadır burada yatıyor, bugün ilk kez bahçeye inmesine izin verdiler.

Rıza aynı mahallenin eski duvar ustası; Saime'nin babasının bahçe duvarını yıllar önce o örmüştü. Bir komşusunu ziyaretten çıkarken Saime'yi bankta görüp yanına oturuyor.

Saime yavaşça konuşuyor: "Gece yatarken soruyorum, neden ben diye. Kime sorduğumu da bilmiyorum."

Rıza başını sallıyor. "Ben de sormuştum, hanım hastalanınca. Rahmetli babam olsa Eyüp sabrı derdi, başka bir şey demezdi."

"Sabır da var," diyor Saime. "Ama soru da var. Sabrederken sormak günah mı?"

Rıza cevap vermiyor; avucundaki ıhlamur yaprağını katlayıp açıyor. Kedi uyanıp gerinirken Saime gülümsüyor: "Sormak da bir şeymiş. Söyleyince hafifledi."

Fatsa'daki bahçe de banktaki iki komşu da okur için uyduruldu; «neden ben» sorusu ise her gün gerçekten soruluyor.

Bu derste ne olacak

Bir önceki ders bir defterin kenarına düşülmüş kısa bir yakarışla kapanmıştı ve psikoloğun o satıra hangi soruyla yaklaşabileceğini merak etmişti. Bu derste Jung'un bu soruya verdiği cevabı izliyoruz. Önce Tanrı imgesi ile Tanrı'nın kendisi arasına koyduğu çizgiyi, sonra dinin ruhsal işlevine dair görüşünü Freud'un eleştirisiyle karşılaştırarak kuracağız. Ortada 1952 tarihli Antwort auf Hiob (Eyüp'e Cevap) ve çıkardığı tartışma var; sonda bugünkü din psikolojisinin dinî başa çıkma üzerine bulguları.

Sıfır noktası

Jung'un kendini ampirist saydığı 1937 Terry dersleri ve o iddianın sınırları M11-D10'da işlendi; dindarlığın boyutları ve yönelim ayrımları ise Temel Psikoloji'ye aittir (M15-D05). Burada o tutumun Tanrı sorusuna uygulanışına bakıyoruz.

Kendiliğin imgeleri arasında Tanrı imgesi M11-D07'de yalnız adıyla geçmişti.

Yaygın yanlış"Jung, Tanrı'nın var olduğunu bilimsel olarak kanıtladığını söyledi."
Doğrusu

Jung yazılarında bunun tersini savunur: psikolojinin yalnız insandaki Tanrı imgesini inceleyebileceğini, bir Tanrı'nın varlığı hakkında hüküm vermenin psikolojinin alanı dışında kaldığını tekrar tekrar yazar. Yanlışın en sık kaynağı 1959'daki bir televizyon röportajında verdiği kısa cevaptır.

Mekanizma

İmge ile kendisi arasındaki çizgi

Jung'un din yazılarının hepsi bu ayrıma yaslanır. Bir insan Tanrı'dan söz ettiğinde psikolog bu sözün ruhta bıraktığı izi, uyandırdığı duyguyu, rüyalarda ve sembollerde aldığı biçimi görebilir. Sözün dışarıda bir şeye karşılık gelip gelmediğini ise göremez. Teologlarla her tartışmasında Jung bu savunmaya döndü: konuştuğu şey imgeydi. İmge ruhsal olarak gerçektir; insanları harekete geçirir, korkutur, teselli eder. Bu gerçeklik metafizik bir iddia içermez.

Çizginin ne kadar sağlam tutulabildiği ise ayrı bir meseledir; dersin ikinci yarısındaki tartışma tam orada koptu.

Çizgiyi bulandıran en ünlü an bir röportajdır. Gazeteci John Freeman, BBC'nin Face to Face (Yüz Yüze) programı için Jung'la Küsnacht'taki evinde konuştu; kayıt 22 Ekim 1959'da yayımlandı. Freeman ona Tanrı'ya inanıp inanmadığını sorduğunda Jung bir an duraksadı, cevaplamanın zor olduğunu söyledi ve sonunda inanmaya ihtiyacı olmadığını, bildiğini söyledi. Cevap kimine göre gizli bir inanç ikrarıydı, kimine göre bilim insanına yakışmayan bir taşkınlık. Yazılarıyla birlikte okunursa daha dar bir anlam da verilebilir: Jung kendi deneyiminde Tanrı imgesiyle doğrudan karşılaştığını düşünüyordu ve bunu inançtan ayırıyordu; deneyimin neye karşılık geldiğini ise açık bıraktı.

Ruhun dinî işlevi

Freud dinî tasarımları çocukluk çaresizliğinden doğan bir korunma isteğinin ürünü saydı ve onlara, kendine özgü anlamıyla, yanılsama dedi (M09-D03). Freud de dinin doğruluğuna hüküm vermediğini yazar, ama insanlığın bu tesellinin yerine akla güvenmeyi öğrenmesini umar. Jung bu umudu paylaşmaz: dinî tutum ruhun kendi doğasından gelir, bastırıldığında başka bir biçimde geri döner.

Jung 1932'de Strazburg'da din adamlarına verdiği bir konferansta iddiasını en keskin biçiminde kurar: hayatının ikinci yarısındaki, otuz beşi geçmiş hastaları arasında sorunu son çözümlemede hayata dinî bir bakış bulmakla ilgili olmayan kimse olmadığını yazar. Buradaki «dinî» bir kiliseye bağlanmayı anlatmaz; kişinin kendisini aşan bir anlamla ilişki kurmasını anlatır (hayatın ikinci yarısı için M13-D02).

Freud dinin kökenini sorup orada çocukluğun mirasını bulur; Jung işlevini sorup ruhun bütünleşme çabasını bulur. İçeriğin doğruluğuna ikisi de karar vermez, ama ruh sağlığı açısından bambaşka yerlere varırlar.

Eyüp'e Cevap'ın okuması

Eyüp kıssası Kitab-ı Mukaddes'te uzun bir anlatı ve şiirsel bir tartışma olarak yer alır. Kısaca: dürüst ve Tanrı'dan korkan bir adam olan Eyüp, Tanrı'nın izniyle sınanır; malını, çocuklarını ve sağlığını yitirir. Arkadaşları bunu bir günahın karşılığı sayar; Eyüp suçsuzluğunda direnir. Sonunda Tanrı bir kasırganın içinden konuşur, yaratılışın büyüklüğünü önüne serer; Eyüp susar, kitap onun kaybettiklerinin fazlasıyla geri verilmesiyle kapanır. Kur'an'da Hz. Eyyûb daha kısa anılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin maddesine göre Kur'an dört surede ondan söz eder, sıkıntısını ve Rabbine yakarışını anlatır, duasının kabul edildiğini ve ailesinin ona geri verildiğini bildirir, onu sabreden ve hep Allah'a yönelen bir kul olarak över.

Jung kitabı 1952'de yayımladı ve önsözünde onu soğukkanlı bir yorumdan çok öznel bir tepki diye sundu. Okuması Tanrı imgesi üzerinedir. Ona göre kıssadaki Tanrı imgesi henüz kendi karanlık yüzünün farkında değildir; Eyüp ise haksızlığa uğradığını bilen bir insan olarak, o an, bu imgeden daha bilinçli bir konumda durur. Jung kitabın devamında bu karşılaşmanın Tanrı imgesini dönüşmeye zorladığını savunur ve Hristiyanlıktaki enkarnasyonu bu dönüşümün sonraki bir aşaması olarak okur. Papa XII. Pius'un 1950'de ilan ettiği Meryem'in göğe alınışı dogmasını da Tanrı imgesine dişil bir öğenin katılması olarak yorumlar.

Jung okumayı teolojik bir iddia diye sunmadı, ama pek çok okur onu öyle aldı. Dili yer yer kışkırtıcıdır ve Tanrı imgesine ahlaki bilinç yokluğu yükleyen pasajlar inananları incitti. Kitabı savunanlar onun, insanın kötülük ve adalet deneyimini bir imgeye nasıl yansıttığını incelediğini söyler; eleştirenler, imgeyi incelerken imgenin kaynağı hakkında da konuştuğunu.

Bir dostluk ve bir tartışma

Kitabın en ağır bedeli bir dostlukta ödendi. Victor White İngiliz bir Dominiken rahip ve ilahiyatçıydı; 1940'ların ortasından itibaren Jung'la uzun bir yazışma sürdürdü. White analitik psikolojiyi Katolik teolojiyle buluşturmayı umuyordu, Jung da onun aracılığıyla Hristiyan sembollerini yeniden yorumlamayı. Kötülüğün doğasında ayrıldılar: White kötülüğü iyiliğin eksikliği sayan klasik öğretiyi (privatio boni) savundu; Jung ise kötülüğün ruhsal deneyimde gerçek ve etkin bir güç olarak yaşandığını düşündü. Kitabın İngilizcesi çıktıktan sonra White Mart 1955'te Blackfriars dergisinde sert bir değerlendirme yayımladı ve ilişki derinden kırıldı. White 1960'ta öldü.

Kamuya açık tartışma aynı yıl yaşandı ve Jung'un din psikolojisinin bütününü hedef aldı. Yahudi düşünür Martin Buber 1952'de Alman dergisi Merkur'da yayımlanan «Religion und modernes Denken» (Din ve Modern Düşünce) yazısında Jung'u hedef aldı. Buber'e göre Jung, Tanrı'yı ruhun özerk bir içeriğine indirgiyor ve insanın karşısına bir «Sen» olarak çıkan, ruhun dışındaki bir Tanrı'yla ilişki kurma imkânını ortadan kaldırıyordu. Buber bu düşünceye modern bir Gnostisizm dedi. Jung aynı yılın mayıs sayısında «Religion und Psychologie» (Din ve Psikoloji) başlıklı bir karşılıkla cevap verdi ve bir psikolog olarak yalnız deneyimden, yani Tanrı imgesinden söz ettiğini, Tanrı'nın varlığı ya da doğası hakkında hüküm vermediğini yeniden savundu. Buber aynı sayıda kısa bir karşılık daha yazdı; eleştirisi aynı yıl İngilizce Eclipse of God (Tanrı'nın Tutulması) kitabında da yer aldı.

Jung'un 1930'lardaki tutumunun Yahudi düşünürlerle ilişkisinde bıraktığı gerginlik bilinir; 1946'daki Leo Baeck karşılaşması onun bir anıdır (M10-D07). Buber'in Merkur'daki itirazı ise teolojik düzlemde kaldı.

Usta katmanı

Jung'un din üzerine görüşleri bir yorum çerçevesidir. Bugünkü din psikolojisi daha dar bir yoldan, insanların zor bir olayda dinlerini nasıl kullandıklarına bakarak ilerliyor; bu alanın öncü adlarından biri Kenneth Pargament'tir.

Bu bulgular Jung'u sınamaz; ölçtükleri, Tanrı imgesinin hangi biçimde yaşandığıdır. Terk edilmiş ya da cezalandırılmış hisseden kişinin imgesi, Jung'un Eyüp okumasında dönüşmesi gereken imgeyi andırır.

Yaygın yanlış"Dine başvurmak zor zamanlarda her zaman iyi gelir."
Doğrusu

Araştırmalar dinî başa çıkmanın tek yönlü olmadığını gösteriyor. Tanrı'yla güvenli bir bağ hissetmek daha iyi uyumla ilişkiliyken, terk edildiğini ya da cezalandırıldığını hissetmek daha ağır sıkıntıyla birlikte görülüyor. Hangi örüntünün ağır bastığı kişiden kişiye ve aynı kişide zamandan zamana değişiyor.

Yaygın yanlış"Eyüp'e Cevap bir ilahiyat kitabıdır ve Jung bu kitapla dine karşı çıktı."
Doğrusu

Jung kitabı psikolojik bir okuma ve kişisel bir tepki olarak sundu; dinî tutumu ise ruh sağlığı için gerekli saydı. Kitabın bazı pasajlarının inananları incittiği ve teolojik iddia gibi okunduğu da doğrudur; tartışmanın kaynağı bu ikiliktir.

Kanıtın sınırı

Jung'un din üzerine görüşlerinin büyük kısmı ölçülebilir bir öngörü üretmez. Tanrı imgesi ile Tanrı'nın kendisi arasındaki ayrım bir yöntem kararıdır; deneyle sınanmaz, yalnız tutarlılığı tartışılabilir. Buber'in itirazı da tam bu tutarlılığı hedef aldı ve tartışma bugün de bitmiş değil. Jung'un 1932'deki hastalara dayanan iddiası kendi klinik izlenimidir; seçilmiş, çoğu Avrupalı ve Protestan ya da Katolik kökenli bir hasta grubundan geldiği için genellenmesi zordur. Bugünkü dinî başa çıkma araştırması ise çoğunlukla Kuzey Amerika'daki Hristiyan örneklemlere dayanır. Müslüman, Yahudi ya da dinî olmayan topluluklarda aynı örüntülerin aynı biçimde ortaya çıkıp çıkmadığı ve bu çalışmaların ne kadar tekrarlandığı tam bilinmiyor; ölçeklerin farklı dillere ve inançlara uyarlanması da kendi sınırlarını taşıyor. Son olarak bu bulgular bir inancın doğru olup olmadığını ölçmez; yalnız başa çıkma biçimlerini ölçer.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung'un çizdiği sınırda psikolojinin konusu insanın ruhundaki Tanrı imgesidir; imge ruhsal olarak gerçektir ve metafizik bir hüküm taşımaz.

Freud'un ölçütü köken, Jung'unki işlevdi; biri teselli isteğini, öteki bütünleşme çabasını gördü.

Eyüp'e Cevap, Eyüp kıssasını Tanrı imgesinin insan bilinciyle karşılaşarak dönüşmesi olarak okur. Kitap Victor White'la dostluğu sarstı ve Martin Buber'le 1952'de Merkur sayfalarında bir tartışma başlattı.

Dinî başa çıkma araştırması iki örüntü buldu; hangisinin ağır bastığı uyumla ilişkili, inancın doğruluğuyla ilgisiz.

Sonraki derse köprü

Saime'nin gece sorduğu «neden ben» sorusu bir anlam arayışıdır: başına gelenin rastlantı olmadığını, bir düzene ait olduğunu bulma isteği. Eyüp'e Cevap'ın çıktığı 1952'de Jung, fizikçi Wolfgang Pauli'yle ortak bir kitapta bu isteğe çok daha iddialı bir biçim verdi: aralarında nedensel bir bağ bulunmayan iki olay, yalnız anlamları yoluyla birbirine bağlanabilir mi? Bu bağa verdikleri adı, Eşzamanlılık kavramını ve bir fizikçiyle bir psikoloğun bu ortaklığının bilim dünyasında nasıl karşılandığını M13-D09 ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.