M13-D07
Simya ve psikoloji
Jung'un simya metinlerini psikolojik süreçlerin sembolü olarak okumasını aktarır.
Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.013 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung'un simya ilgisi 1928'de bir Taocu metinle açıldı, 1935'ten sonra kitap toplamaya ve not defterlerine dönüştü; 1944, 1946 ve 1955–56 kitapları bu işten çıktı.
Tezi, simyacıların bilinçdışı içeriklerini bilinmeyen maddeye yansıttığı ve laboratuvar işlemlerinin bireyleşmenin evrelerini resmettiğidir. Rosarium'un on resmini aktarım ilişkisinin aşamaları olarak okudu.
Bilim tarihçileri simyayı laboratuvar geleneği olarak yeniden kurdu ve ruhsal okumanın kökünü on dokuzuncu yüzyılda buldu; karşı çıkanlar metinlerdeki mistik dilin de gerçek olduğunu hatırlatıyor.
Jung'un okuması simyanın tarihini anlatmıyor; modern bir psikolojinin eski imgelerle kurduğu bir yorum çerçevesi olarak değerlendirilmeli.
Açılış sahnesi
Gaziantep'in Nizip ilçesinde, eski çarşıya inen yokuşun dibinde bir aktar dükkânı, mart sonu. Hayriye dükkânı kırk yıl önce dedesinden devraldı ve arka raflardaki tozlu kutuları ancak şimdi, emekli olmaya karar verince boşaltıyor. Bir kutunun dibinden kenarları yanık, eski harflerle başlayıp yeni harflerle devam eden bir defter çıkıyor.
Akşamüstü Necmi uğruyor. Yan sokakta babasından kalma küçük bir sabunhane işletiyor, kostik sodayla yağın ne zaman tutacağını kokusundan anlar. Defteri ışığa tutup bir sayfayı yüksek sesle okuyor: "Siyah kurşunu ağır ateşte kırk gün beklet. Kararınca ağlat, ağarınca güldür, kızarınca kapat."
"Bu bir tarif," diyor. "Kırk gün düşük ısı, sonra yıkama, sonra kızdırma. Bir oksit hazırlanıyor, belki bir boya."
Hayriye defteri elinden alıyor. "Dedem bunu yazdığı yıl iki çocuğunu kaybetmişti. Kararınca ağlat diyor. Bana kalırsa bu bir yas defteri, kurşun da kendisi."
Necmi gülümsüyor ama defteri geri istemiyor. Sayfanın kenarında, aynı mürekkeple, bir ölçü yazılı: üç dirhem şap.
Nizip'teki dükkân, defter ve iki komşu bu derse ait bir kurgu. Jung'un simya okuması ile bilim tarihçilerinin ona itirazı da aynı sayfanın bu iki okuyuşu arasında geçiyor.
Bu derste ne olacak
Önceki ders imgeyle uyanıkken konuşmayı ele aldı; Jung o yöntemi ararken kendi deneyimine benzeyen bir dili eski Avrupa'nın laboratuvar kitaplarında bulduğunu düşündü. Bu ders o karşılaşmanın öyküsü.
Jung'un topladığı kitapları, simyacıların maddeye kendi ruhlarını taşıdığı tezini ve aktarımı on simya resmiyle okuduğu 1946 incelemesini izleyeceğiz. Dersin ikinci yarısı bilim tarihçilerinin itirazına ayrılıyor: simyacılar gerçekten ne yapıyordu ve Jung'un okuması bunun neresine oturuyor?
Sıfır noktası
Simya, Avrupa'da Orta Çağ'dan on sekizinci yüzyıla kadar maddeleri arıtmayı, dönüştürmeyi ve özellikle değersiz metali altına çevirmeyi amaçlayan bir uğraştı; ilaç, boya ve damıtma da onun alanındaydı. Simyacılar maddelere hayvan, kral, kraliçe adları verip tarifi alegori kılığında yazdılar ve bugünkü tartışma bu gizli adlardan doğuyor. Kral bir metal mi, bir ruh hâli mi?
Jung bu dili bireyleşme sürecinin (M13-D01) tarihsel bir aynası olarak okudu. Okumasının dayanağı karşıtlar düşüncesiydi (M11-D08): simyacının iki karşıt maddeyi birleştirme uğraşını, ruhun karşıt yanlarını bir araya getirme çabasının imgesi saydı.
Yaygın yanlış"Simyacılar altın yapmaya çalışan saf dolandırıcılardı; simya baştan sona bir kandırmacaydı."
Simyacıların arasında sahtekâr da vardı, ama bugünkü bilim tarihi simyayı ciddi bir laboratuvar geleneği olarak inceliyor. Lawrence Principe 2011'de, simyanın sözde bilim damgasının on sekizinci yüzyılda vurulduğunu ve yalnız bilgisizlikten değil, kısmen stratejik ve polemik nedenlerle sürdürüldüğünü yazar.
Mekanizma
Münih'ten gelen iki cilt
Jung'un simyaya yönelişi bir yorum isteğiyle başladı. Sinolog Richard Wilhelm 1928'de ona bir Taocu iç simya metninin çevirisini gönderdi ve Avrupalı bir psikoloğun gözüyle yorum yazmasını istedi; kitabın 1929'daki yayını M10-D08'de anlatıldı. Jung bu metni okurken kendi resimleriyle yazdıkları arasında benzerlik gördü. Kısa süre sonra Münih'teki bir sahafa eski simya kitabı bulursa haber vermesini söyledi. İlk gelen, 1593'te Basel'de basılmış iki ciltlik Latince derleme Artis auriferae oldu. Rosarium philosophorum da bu derlemenin içindeydi.
Jung ilk okuyucu da sayılmaz. Théodore Flournoy 1912'de Cenevre'deki derslerinde simyaya psikolojik bir yorum getirmişti. Freud'un çevresinden Herbert Silberer de 1914'te mistisizmin sembolleri üzerine yazdığı geniş bir kitapta simya alegorilerini psikanalitik açıdan okumuştu.
Fischer'e göre Jung'un 1935 ve 1936 Eranos konuşmaları, 1944'te çıkan Psychologie und Alchemie'nin ana gövdesi oldu.
Maddeye taşınan ruh
Jung'un tezi 1944 tarihli simya kitabında açık biçimde kuruluyor. Simyacı maddenin ne olduğunu bilmiyordu; karanlık bir şeyin içine baktığında, bilinçdışının içeriğini o karanlığa yansıtıyordu. Laboratuvarda gördüğünü sandığı dönüşüm, Jung'a göre kısmen kendi ruhunda olan bir dönüşümdü. Simya metinleri bu yüzden kimya tarihi için olduğu kadar ruhun tarihi için de belgeydi.
Bu okumada işlemlerin adları ruhsal evrelere karşılık gelir: katı olanın suda dağılması (solutio) sertleşmiş bir tutumun çözülmesine, iki maddenin bağlanması karşıt yanların buluşmasına denk düşer.
Jung, Psikoloji ve Simya'nın 333. paragrafında bir tarihsel ayrıntıyı da bu çerçeveyle açıklar. Eski kaynaklarda dört renk sayılırken on beşinci ya da on altıncı yüzyılda sararmanın çoğunlukla düştüğünü ve renklerin üçe indiğini not eder. Ona göre işlem hiçbir zaman standart biçimde yürütülmediği için bu değişikliğin dış bir nedeni olamaz; neden dörtlü ile üçlünün sembolik anlamındadır, yani iç, psikolojik bir nedendir. Tarihçilerin itirazı tam bu cümle türüne yönelecek.
Jung bu bakışı en ayrıntılı biçimde Pauli'nin rüyaları üzerinde sınadı (M13-D03); çağdaş bir fizikçinin gece imgeleri ile dört yüz yıllık gravürler aynı kitapta yan yana tartışılır.
Gül bahçesindeki on resim
Rosarium philosophorum (Filozofların Gül Bahçesi) 1550'de Frankfurt'ta yazarı belirtilmeden basılmış, ağaç baskı resimlerle süslü bir simya metnidir. 1946'da Zürih'te çıkan Die Psychologie der Übertragung'da, kitabın alt başlığının söylediği gibi, aktarımı bir simya resim dizisi üzerinden anlattı; bu inceleme anima dörtlüsünü de içerir (M11-D06).
Kitabın İngilizce baskısının içindekiler sayfası on resmin adını sıralar: Merkür çeşmesi, kral ile kraliçe, çıplak hakikat, banyoya dalış, birleşme, ölüm, ruhun yükselişi, arınma, ruhun dönüşü ve yeni doğum. Jung dizide bir kral ile bir kraliçenin önce karşılaşmasını, sonra bir kazanda birleşip ölmesini ve ardından tek bir bedende yeniden doğmasını, analist ile hasta arasındaki ilişkinin evreleri olarak okudu. Süreçte iki kişi de değişir.
Jung burada imgenin kimyasal anlamını reddetmez, üstüne ikinci bir anlam katar. Dokuz yıl sonra çıkan Mysterium Coniunctionis (1955–56) aynı ikinci anlamı simya edebiyatının tamamına yayar.
Laboratuvara dönen tarihçiler
Yakın dönemde bir grup bilim tarihçisi simya metinlerini laboratuvar defteri gibi okuyor; Lawrence Principe ile William Newman bu çizginin en bilinen adları.
Yola sözcüklerden çıktılar. Newman ile Principe 1998'de yayımladıkları bir makalede, on yedinci yüzyıl yazarlarının "alchemy" ve "chemistry" sözcüklerini çoğunlukla birbirinin yerine kullandığını gösterdiler. İkisini "altın yapma" ile "gerçek bilim" diye ayırmanın o yüzyılın sonuna kadar yaygınlaşmadığını, ayrımı sonraki tarihçilerin geçmişe taşıdığını savundular ve dönemin kendi yazımına dönülmesini önerdiler.
Sonra laboratuvara girdiler. Principe 2013 tarihli The Secrets of Alchemy kitabında, "filozofların ağacı" gibi gizemli adlarla anlatılan tarifleri metinlerdeki ipuçlarını izleyerek kendi laboratuvarında yeniden ürettiğini anlatır.
Jung'a en yakından dokunan metin ise bir kitap bölümüdür. Principe ve Newman 2001'de, Newman ile Anthony Grafton'ın derlediği Secrets of Nature adlı kitapta, simya tarihyazımının sorunlarını tartışan uzun bir bölüm yayımladılar. Bölümün bilinen tezi, simyayı özünde ruhsal bir yol sayan yorumun erken modern döneme ait olmadığı, on dokuzuncu yüzyılın okültist ortamında biçimlendiğidir. Bu yorumun iki kurucu kitabı, Mary Anne Atwood'un 1850'de basılan A Suggestive Inquiry into the Hermetic Mystery adlı incelemesi ile Ethan Allen Hitchcock'un 1857 tarihli Remarks upon Alchemy and the Alchemists'idir. Hitchcock kitabının alt başlığında, filozof taşı arayışının metallerin dönüştürülmesiyle ilgisi olmadığını göstermeyi amaçladığını söyler.
Bu çerçevede 333. paragraf zorlanıyor: renklerin üçe inişi bir laboratuvar pratiğinin ya da metin geleneğinin değişmesinden doğmuş olabilir, Jung ise bu olasılıkları sınamadan iç bir nedene geçer.
Yaygın yanlış"Jung simyacıların aslında psikoloji yaptığını kanıtladı."
Jung'un kitapları bir yorum önerir ve bu yorumun kanıtı, simya imgeleriyle kendi hastalarının rüyaları arasında bulduğu benzerliklerdir. Benzerlik bir kaynak bağını göstermez. Simyacıların kendi niyetleri ve laboratuvar pratikleri ise arşivlerden ve yeniden üretilen deneylerden okunur; bilim tarihçilerinin bu kaynaklarda bulduğu tablo Jung'un okumasıyla çoğu yerde örtüşmez.
Yaygın yanlış"Simyayı psikolojik açıdan ilk okuyan Jung'du."
Herbert Silberer bu okumayı 1914'te kapsamlı biçimde yapmıştı, Flournoy da 1912'de Cenevre derslerinde benzer bir yorum sunmuştu. Jung'un katkısı ölçek ve sistemdir: simya imgelerini bireyleşme ve arketip kavramlarına bağlayan geniş bir külliyat kurdu.
Usta katmanı
Bilim tarihçilerinin eleştirisi de tartışmasız değildir. Bazı yazarlar, laboratuvar okumasının simya metinlerindeki dinî ve mistik dili fazla kolay bir kenara ittiğini savunuyor.
Rafał Prinke de 2021'de yayımladığı bir yazıda, simya araştırmacılarının alanı çoğu zaman örtük biçimde farklı tanımladığını ve metinleri yorumlama yöntemlerinde köklü biçimde ayrıştığını yazar. Ona göre önemli olan, "simya" denen şeyin çok yönlülüğünün farkında olmaktır.
Hükmümüz şu: simya tarihi olarak okunduğunda Jung'un okuması zayıf düşer; kaynak bağı kurmadan benzerlikten hareket eder, tarihsel değişimi ruhsal nedene bağlar ve on dokuzuncu yüzyıldan kalma bir varsayımla çalışır. Yorum çerçevesi olarak ise modern okura kendi deneyimini düşünmek için bir imge dağarcığı verir; onu bu ikinci ölçütle tartmak gerekir.
Kanıtın sınırı
Jung'un simya okumasını sınayacak bir deney kurulamaz; tartışma metinler ve arşivler üzerinden yürüyor. Dayanılan kaynakların bir kısmı özet düzeyindedir. Principe ile Newman'ın 2001 tarihli bölümünün tezi, ona gönderme yapan çalışmaların ve yazarların sonraki yazılarının aktarımıyla veriliyor; Principe'nin laboratuvar yeniden üretimlerinin ayrıntısı da kitabın tanıtımına dayanıyor.
Bilim tarihçilerinin bulguları da ağırlıkla Latin Avrupa'nın erken modern metinlerinden geliyor. İslam dünyasının simya geleneği, Çin'in iç simyası ya da Hint metinleri bu tartışmada başka sorular doğurur; birinde bulunan laboratuvar pratiğini ötekine taşımak ayrı bir inceleme ister. Jung'un "simya" dediği şey de bu farklı gelenekleri tek bir ruhsal dilin parçaları sayar; bu birleştirmenin kendisi tartışmaya açıktır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung'un simya ilgisi 1928'de bir Taocu metinle açıldı, 1935'ten sonra kitap toplamaya ve not defterlerine dönüştü; 1944, 1946 ve 1955–56 kitapları bu işten çıktı.
Tezi, simyacıların bilinçdışı içeriklerini bilinmeyen maddeye yansıttığı ve laboratuvar işlemlerinin bireyleşmenin evrelerini resmettiğidir. Rosarium'un on resmini aktarım ilişkisinin aşamaları olarak okudu.
Bilim tarihçileri simyayı laboratuvar geleneği olarak yeniden kurdu ve ruhsal okumanın kökünü on dokuzuncu yüzyılda buldu; karşı çıkanlar metinlerdeki mistik dilin de gerçek olduğunu hatırlatıyor.
Jung'un okuması simyanın tarihini anlatmıyor; modern bir psikolojinin eski imgelerle kurduğu bir yorum çerçevesi olarak değerlendirilmeli.
Sonraki derse köprü
Hayriye'nin defterinin son sayfasında tarif yok. Dedesi oraya, şap ölçüsünün hemen altına, kısa bir yakarış yazmış: bu işi bitirmesi için Tanrı'dan güç istiyor. Necmi bu satırı tarife dahil etmiyor, Hayriye ise defterin bütün anlamının orada olduğunu düşünüyor. Bir psikolog bu satırı okurken Tanrı'nın var olup olmadığını sormadan, yalnız yakarışın insanın içinde ne iş gördüğünü konuşabilir mi? Jung son yıllarında bu soruyu Kutsal Kitap'ın en sarsıcı öykülerinden birine yöneltti ve yazdığı kısa kitap din adamlarından da psikologlardan da sert tepki aldı. «Din ve Eyüp'e Cevap» (M13-D08) o kitabı ve çıkardığı gürültüyü konu ediniyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.