M13-D06
Sembol ve işaret
Jung'un sembol ile işaret arasındaki ayrımını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.014 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung'un ayrımında işaret bilineni kısaltır; sembol ise sezilen ama kavranamayan bir şeyi taşır. Toprak parçası ve demiryolu rozeti onun işaret örnekleridir.
Bir sembol anlamla dolu olduğu sürece yaşar. Daha iyi bir ifade bulunduğunda ölür ve tarihsel bir değer taşır; bilinen anlamlardan bir araya getirilen bir şey ise yaşayan bir sembol olamaz.
Freud simgeyi rüya öğesi ile çevirisi arasındaki sabit bir ilişki diye tanımladı, ama simge çevirisini çağrışımın yardımcısı saydı ve önemini abartmaya karşı uyardı. Jung'un Freud'un simgelerini işaret sayan dipnotu tanımı hedef alıyor.
Jung'a göre yaşayan sembol karşıt konumları birleştirir ve enerjiyi yeni bir yöne taşır. Peirce'ün «simge»si ise uzlaşıya dayanır ve Jung'un işaretine yakındır. Bir imgenin sembol olup olmadığını ayıran bağımsız bir ölçüt yok.
Açılış sahnesi
Tokat'ın Niksar ilçesinde, çarşının yukarısındaki eski bir caminin taç kapısı, ekim ortası. Kapının önüne iskele kurulmuş, üstü naylonla örtülü. Ruhsar on dokuz yıldır taş konservatörü; bu sabah kemerin sağ köşesindeki bir taş çarkın kırık dilimini kireç harcıyla tamamlıyor. Çark altı kıvrık kanattan oluşuyor, kanatlar aynı yöne dönüyor gibi.
Kemal restorasyon firmasının şantiye şefi. Haftalık ilerleme raporu için telefonla fotoğraf çekiyor, rapor formunda da «motif açıklaması» diye boş bir satır var.
"Ne yazayım buraya?" diye soruyor. "Güneş mi, felek mi, süs mü? Tek kelime lazım."
Ruhsar malasını bırakmadan cevap veriyor. "Bu çarkın önünde yirmi yıldır kim durduysa bir şey söyledi. Bir hoca güneş dedi, bir turist rehberi zamanın dönmesi dedi, köyden gelen bir teyze de nazara karşı dedi. Ustası ne dedi, onu bilen yok."
"Ben de onu soruyorum işte. Hangisi doğru?"
"Hangisini yazarsan yaz, yarın biri gelip başka bir şey görecek. Yazdığın gün bu taş senin için susar."
Kemal satırı boş bırakıp kapının bütününü bir kez daha çekiyor.
Niksar'daki kapı da iskeledeki iki kişi de okur için kurulmuş birer sahne; döner kanatlı taş çarklar ise Anadolu'nun eski taş kapılarında sık rastlanan bir süslemedir.
Bu derste ne olacak
Önceki ders, tabeladaki harfle kapalı gözlü bir yüz arasındaki farkı sorarak kapanmıştı. Bu ders o farkın Jung'daki adını kuruyor. Jung'un 1921 tanımını gündelik örnekleriyle okuduktan sonra bir sembolün nasıl «yaşadığına» ve «öldüğüne» bakacağız. Ardından Freud'un kendi simge tanımına dönüyoruz, çünkü Jung ayrımı kısmen Freud'a karşı kurdu ve bu itirazın haklılığı tartışmalı. Dersin sonunda sembolün Jung'a göre ne iş gördüğü ve göstergebilimin aynı sözcüğü bambaşka bir anlamda kullanması var.
Sıfır noktası
Edebiyat tarafında sembol açık uçlu, birden çok anlamı çağıran bir unsur olarak tanımlandı (EDB-110-02); göstergebilimin temel ayrımları da Tüketici Psikolojisi akademisinde, S2-M12-D4'te anlatıldı. Burada sözcüklerin Jung'a özgü dar kullanımı söz konusu.
Aynı çark bir şantiye raporunda bir süs kaydı, bir başkasının gözünde bir bilmece olabilir; Jung'a göre fark, bakan bilincin ifadeyi neyin taşıyıcısı saydığından doğar.
Yaygın yanlış"Sembol ile işaret aynı şeydir; ikisi de başka bir şeyin yerine geçer."
Jung için yerine geçmek ortak noktadır, ayrım neyin yerine geçildiğindedir. İşaret bilinen bir şeyi kısaltır ve onun yerine açık bir söz konabilir. Sembolün yerine konabilecek daha iyi bir söz henüz yoktur; bulunduğu gün sembol, Jung'un deyişiyle, artık yalnız tarihsel bir değer taşır.
Mekanizma
Bilinen şeyin kısaltması
Jung tanımını tipoloji kitabının (Psychologische Typen, 1921) son kısmındaki sözlükçede yapar ve örneklerini kasten sıradan seçer. Eskiden bir arazi satılırken alıcıya bir parça çim toprağı verilmesi, gündelik dilde «sembolik» bir hareket diye anılır; Jung'a göre o toprak parçası bütün araziyi temsil eden bir işarettir. Demiryolu çalışanlarının taktığı kanatlı tekerlek rozeti de demiryolunun sembolü sayılmaz, personeli ayırt eden bir işarettir.
Henüz bilinmeyenin en iyi ifadesi
Sembolün tanımındaki asıl ağırlık «henüz» sözcüğündedir. Jung'a göre bir sembol, anlamla dolu olduğu sürece yaşar. Aranan, beklenen ya da sezilen şeyi daha iyi söyleyen bir ifade bulunduğunda sembol ölür; ondan söz etmeye devam edilebilir, ama artık tarihsel bir anlamda. Jung aynı yerde, bilinen çağrışımlardan bir araya getirilerek yapılmış bir şeyin yaşayan bir sembol olamayacağını da yazar, çünkü öyle yapılmış bir şeyin içinde ona konandan fazlası yoktur.
Jung'un kendi örneği dinî bir imgedir ve onu bir inanç hükmü olarak sunmaz. Haçı yalnız ilahi sevginin karşılığı diye açıklamak ona göre semiyotik bir okumadır, çünkü «ilahi sevgi» sözü anlatılmak isteneni haçtan daha açık söyler ve haç başka anlamlara da açıktır. Haçı her açıklamanın üstünde, kavranamayan bir şeyin en uygun ifadesi sayan okuma ise semboliktir. Jung erken dönem mistiklerinin haçı böyle, yaşayan bir sembol olarak taşıdığını yazar. Bir topluluğun hilale, haça ya da başka bir imgeye yüklediği anlam bu ayrımla ölçülmez; ayrım yalnız bir imgeye bakış tutumunu adlandırır.
Tanımın en geniş cümlesi bilimle ilgilidir. Jung'a göre bir hipotez içeren her bilimsel kuram, henüz bilinmeyen bir olgunun önceden yapılmış bir adlandırmasıdır ve bu anlamda bir semboldür.
Yaygın yanlış"Bir şeyin sembol olup olmadığı nesnenin kendisinde yazılıdır; uzman bakınca bunu görür."
Jung bu konuda açıktır: bir şeyin sembol olup olmadığı başta onu değerlendiren bilincin tutumuna bağlıdır. Birinin hiç sembolik görmediği bir ürün bir başkası için derin bir sembol olabilir. Jung yalnız bazı ürünlerin, örneğin içinde göz bulunan bir üçgenin, bakana kendiliğinden bir sembol etkisi yaptığını ekler.
Freud'un simgesi: sabit bir çeviri mi?
Jung ayrımı kurarken Freud'u ayrıca andı. O sözlükçede değil, kitabın ilk bölümündeki bir dipnotta, Freud ve Adler'in fantezileri yalnız semiyotik bir ifade gibi indirgediğini yazdıktan sonra «semiyotik» sözcüğünü açıklar: Freud'un sembol dediği şeyler, Jung'a göre temel dürtüsel süreçlere işaret eden işaretlerden ibarettir. Bu, önceki dersin sonunda kurulan iddianın kaynağıdır.
Freud'un kendi tanımı Jung'un okumasını kısmen doğrular. 1916–1917'de yayımlanan giriş derslerinin onuncusunda, rüyada çağrışımın sustuğu «dilsiz» öğelerden yola çıkar ve bir rüya öğesi ile onun çevirisi arasındaki sabit ilişkiye «simgesel ilişki» der. Ardından şunu yazar: «Indem die Symbole feststehende Übersetzungen sind…», yani simgeler sabit çeviriler olduğu için, eski ve halk arasındaki rüya yorumunun idealini bir ölçüde gerçekleştirirler.
Freud'un rüya kitabındaki simge kesimi de aynı ikili tutumu taşır (M03-D05). Sonraki baskılarda büyüyen listenin ortasında Freud şöyle yazar: «…möchte ich aber nachdrücklich davor warnen, die Bedeutung der Symbole für die Traumdeutung zu überschätzen». Kendi çevirimizle: simgelerin rüya yorumundaki önemini abartmaya karşı ısrarla uyarmak isterim. Hemen ardından iki tekniğin birbirini tamamlaması gerektiğini, önceliğin rüyayı görenin sözlerinde kaldığını ve simge çevirisinin bir yardımcı olarak eklendiğini söyler.
Freud'un tanımında simge gerçekten sabit bir karşılıktır ve Jung'un «işaret» dediği yapıya yakındır. Ama Freud bu karşılığı yorumun merkezine koymadı ve simgesel ilişkiyi kendisinin de tam anlamadığını yazdı. Jung'un dipnotu tanımı hedef alıyor, uygulamadaki ihtiyatı hesaba katmıyor.
Yaygın yanlış"Freud sembolleri sözlükten okudu, Jung ise sembolleri hiç çevirmedi."
İki yarım da eksik. Freud simge çevirisini çağrışımın yardımcısı saydı ve öncelik vermedi. Jung da sembolleri anlamaya çalıştı; kişisel çağrışımdan başlayıp kültür malzemesine uzanan bir genişletmeyle çalıştı (M13-D04). Onu ayıran, çeviriye son noktayı koymaması ve sembolün açıklamadan arta kalan bir yanı olduğunu varsaymasıydı.
Sembol ne yapar: dönüştürücü işlev
Jung'un tanımı yalnız bir sınıflama değildir. Aynı maddenin sonunda yaşayan sembolü, birbirine karşıt iki konumun çatışmasından doğan ve ikisini ortak bir kanala bağlayan ürün diye anlatır; bu sürecin adını da orada verir: aşkın işlev (M13-D05). Sembol bu bakışta bir şeyi göstermekle kalmaz, bir tutumdan ötekine geçişi taşır.
1928 tarihli psişik enerji denemesinde Jung aynı düşünceyi enerji diliyle kurar (M11-D08). Dürtüsel enerji, dürtünün nesnesine benzeyen bir karşılığa yöneltildiğinde dönüşür; Jung bu karşılığa libido analoğu der ve libidonun sembollerle dönüştürülmesinin insanlığın başlangıcından beri süren bir şey olduğunu yazar. Freud'un yüceltmesine benzeyen bu yönelişi Jung bir gizlemeden çok bir gelişme yolu sayar.
Usta katmanı
Göstergebilim aynı sözcükleri başka anlamlarla kullanır ve bu iki geleneği yan yana okurken en sık düşülen tuzak budur. Peirce'ün üçlü ayrımında (Tüketici Psikolojisi, S2-M12-D4) simge, nesnesine benzerlikle ya da nedensel bir bağla değil, uzlaşıyla bağlanan göstergedir. Kırmızı ışığın «dur» demesi Peirce'e göre bir simgedir; Jung'a göre tam bir işarettir. Peirce'ün «simge»si büyük ölçüde Jung'un «işaret»ine düşer. Jung'un sembolü göstergebilimin terimlerinde bir tür değil, bir okuma tutumu olarak durur: aynı gösterge bilinen bir uzlaşının taşıyıcısı olarak da, bilinmeyen bir şeyin habercisi olarak da okunabilir.
Ayrım, analitik psikolojinin kendi kavramlarına da uygulanıyor.
Freud'un sabit simgeleri ise bir dönem deneysel olarak da sınandı. Bu çalışmalar çoğunlukla simgenin bilinçdışı bir etki yaratıp yaratmadığına baktı.
Rüya tabirine duyulan güvenin kararlara etkisi daha sağlam ölçüldü: insanlar rüyalarını, önceden inandıkları şeye uyduğunda daha anlamlı buluyor (M03-D03'teki kart). Tabirnamenin sabit karşılığı, kişinin zaten beklediği anlamı bulmasını kolaylaştırabilir.
Kanıtın sınırı
Jung'un ayrımı bir tanımdır ve bir tanım yanlışlanmaz; sorulabilecek soru onun işe yarayıp yaramadığıdır. Bir imgenin yaşayan bir sembol mü, bilinen bir şeyin işareti mi olduğunu ayırt eden bağımsız bir ölçüt yok. Jung'un kendi cevabı bakanın tutumudur ve bu cevap ayrımı kişiden kişiye değişen bir şeye bağlar. Sembolik yorumun doğruluğunu sınamak da bu yüzden zordur: bir sembolün «en iyi ifade» olup olmadığını, ondan daha iyisi bulunmadan bilmenin yolu yok. Freud tarafında simgelerin sabit karşılıklarını sınayan deneyler azdır, eskidir ve genellikle küçük öğrenci örneklemlerine dayanır; reklam çalışması tekrarlanmış bir bulgu sayılamaz. Simgelerin ve tabirnamelerin kültürden kültüre ne ölçüde paylaşıldığı da tartışmalı. Freud'un simge listesi Avrupalı hastalardan ve Avrupa dillerinden gelir; Anadolu'nun taş motifleri ya da rüya tabiri geleneği üzerine bu ayrımı sınayan sistemli bir çalışma bilinmiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung'un ayrımında işaret bilineni kısaltır; sembol ise sezilen ama kavranamayan bir şeyi taşır. Toprak parçası ve demiryolu rozeti onun işaret örnekleridir.
Bir sembol anlamla dolu olduğu sürece yaşar. Daha iyi bir ifade bulunduğunda ölür ve tarihsel bir değer taşır; bilinen anlamlardan bir araya getirilen bir şey ise yaşayan bir sembol olamaz.
Freud simgeyi rüya öğesi ile çevirisi arasındaki sabit bir ilişki diye tanımladı, ama simge çevirisini çağrışımın yardımcısı saydı ve önemini abartmaya karşı uyardı. Jung'un Freud'un simgelerini işaret sayan dipnotu tanımı hedef alıyor.
Jung'a göre yaşayan sembol karşıt konumları birleştirir ve enerjiyi yeni bir yöne taşır. Peirce'ün «simge»si ise uzlaşıya dayanır ve Jung'un işaretine yakındır. Bir imgenin sembol olup olmadığını ayıran bağımsız bir ölçüt yok.
Sonraki derse köprü
Kemal'in rapor satırı boş kaldı; tek bir sözcük o satırı doldursaydı çark bir işarete dönüşecekti. Jung'un tanımı bir soruyu açık bırakıyor: sembol bilinmeyenin en iyi ifadesiyse, insanlar başka bir şeyle uğraştıklarını sanırken farkında olmadan kendi iç dünyalarını anlatmış olabilir mi? Jung bu soruyu yüzyıllarca kurşunu altına çevirmeye çalışmış metinlere sordu. Simyacılar maddeyle uğraştıklarını sanıyordu; Jung onların karışık tariflerinde ruhsal bir dönüşümün imgelerini okudu. M13-D07, «Simya ve psikoloji», bu okumanın nasıl yapıldığını ve neyi varsaydığını izliyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.