M13-D04
Amplifikasyon
Rüya imgesini mit ve kültür malzemesiyle genişletme yöntemini bir örnek üzerinde gösterir.
Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.052 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Amplifikasyon, rüya imgesinin anlam çevresini önce rüya görenin hayatından, sonra mit, masal, din, sanat ve simya malzemesinden toplanan paralellerle büyütmektir.
Jung serbest çağrışımı imgeden uzaklaşan bir zikzak, kendi yöntemini imgenin etrafında dönen bir daire gibi düşündü; her paralelden sonra rüyaya geri dönülür.
Kişisel bağlam önce gelir. Kişide yankı bulmayan paralel, ne kadar zengin olsa da yorumcunun bilgisini rüyaya yükler; telkin ve kültürel özcülük bu noktadan girer.
Rüya üzerinde yapılandırılmış çalışmanın oturum içi kazançlarına dair orta düzey kanıt var; paralelle genişletmenin kendi katkısı ve yorumcular arası uyumu ise sınanmış değil. Yöntem bir yorum sanatı olarak değer taşıyor.
Açılış sahnesi
Bolu'nun Mudurnu ilçesi, çarşının yokuşundaki küçük tuhafiye, yağmurlu bir salı sabahı. Müzeyyen tezgâhın arkasında düğme kartelalarını diziyor. Taylan kapının yanındaki tabureye ses kayıt cihazını koymuş; Ankara'daki bir belediyenin kültür yayınları için ilçede masal derliyor ve öğleden sonra Müzeyyen'in doksanlık komşusuyla buluşacak. Beklerken laf rüyaya geliyor.
"Bir haftadır aynı şeyi görüyorum," diyor Müzeyyen. "Anneannemin köydeki avlusunda bir kuyu var. Kuyunun içine taş bir merdiven iniyor. İniyorum. Dipte suyun kenarında halka olmuş bir yılan, bana bakıyor. Korkmuyorum. Arkasında bir yeşillik, ışık gibi. Oraya varmadan uyanıyorum."
Taylan'ın gözleri parlıyor. "Şahmeran bu! Câmasbnâme'de delikanlıyı bal için kuyuya sarkıtıp bırakıyorlar, aşağıda yılanların şahını buluyor. Yeşil dediniz; Hızır da yeşille anılır. İskandinav mitinde dünya ağacının köklerinde kuyular var..."
Müzeyyen düğme kartelasını bırakıyor. "Taylan Bey, ben size anneannemin kuyusunu anlatıyorum. O kuyuyu babam ben yedi yaşındayken kapattı. Ev gelecek ay satılıyor."
Taylan susup kayıt cihazının düğmesine bakıyor. Mudurnu'daki dükkân da bu iki kişi de dersin örneği olsun diye uyduruldu. Taylan'ın heyecanı Jung'un yöntemine benziyor; Müzeyyen'in itirazı ise aynı yöntemin ilk kuralını hatırlatıyor.
Bu derste ne olacak
M13-D03 rüyayı Jung'un gözüyle okudu ve imgenin kendisini açık bırakarak kapandı: bir imge masalda, mitte, törende hangi biçimlerle dolaşıyor ve onu rüyanın yanına koymak ne kazandırır? Bu ders o işin adını, kuralını ve sınırını veriyor.
Jung'un kişisel bağlamı neden en başa koyduğunu ve serbest çağrışımla farkını kendi benzetmesiyle kurduktan sonra Müzeyyen'in kuyusunu adım adım genişleteceğiz; genişlemenin kişiden uzaklaştığı noktayı da işaretleyeceğiz. Usta katmanında Freud'un simgeleriyle karşılaştırma ve rüya çalışmasına dair bugünkü araştırma var.
Sıfır noktası
Jung bir rüya imgesinin anlamını iki kaynaktan topladı: rüya görenin o imgeyle kendi hayatında kurduğu bağlar ve aynı imgenin insanlığın ortak malzemesinde aldığı biçimler. İkincisini arketip ve arketipsel imge kavramlarına dayandırdı (M11-D02).
Jung simya kitabında (1944) yöntemin ne zaman yerinde olduğunu da söyler: belli belirsiz sezilen, kişinin kendisinin de adını koyamadığı bir yaşantı, ancak bir ruhsal bağlama yerleştirilip genişletildiğinde başkalarınca anlaşılabilir hâle gelir. Genişletme karanlık bir imgeye ışık tutar; zaten açık ve kişisel bir imgeyi ise gereksiz yere başka bir yere taşıyabilir.
Yaygın yanlış"Amplifikasyon, rüyadaki her imgeye mitolojiden bir anlam bulmaktır."
Jung'un tarifinde mitoloji ikinci adımdır. İlk adım rüya görenin o imgeyle ne yaşadığını, ona ne çağrıştırdığını sormaktır. Bağlam toplanmadan getirilen mit paraleli rüyayı tabirnamenin sabit anahtarına geri götürür (M03-D02).
Mekanizma
Önce kişinin kendi dokusu
Jung yöntemini en açık biçimde 1935 sonbaharında Londra'da hekimlere verdiği konferanslarda anlattı. Üçüncü konferansta yarı kertenkele yarı yengeç bir hayvanın göründüğü bir rüyayı yorumlamadan önce durup yöntemini açıkladı. Burada rüyayı dilini bilmediği eski bir metne, kendisini de bu metni okumaya çalışan bir dilciye benzetti.
Yöntemin ilk adımı böylece kelime çağrışım deneyine (M10-D02) dayanıyor: su kelimesi her insanda başka bir dokuya bağlıdır. Müzeyyen'in kuyusu için ilk soru şudur: bu kuyu senin hayatında nerede duruyor?
Zikzak ile daire
Jung hayatının sonunda, ölümünden sonra 1964'te yayımlanan ve geniş okura yazdığı derlemenin açılış bölümünde, Freud'dan ayrılışını kişisel bir hikâyeyle anlattı. Bir meslektaşı Rusya'da uzun bir tren yolculuğunda, okuyamadığı Kiril harfli tabelalara bakarken dalıp gitmiş, harflerden harflere geçen çağrışımlarla kendi eski ve unutmak istediği konularına varmıştı.
Serbest çağrışımda kuyu bir başlangıçtır: kuyu, su, banyo, bir çocukluk utancı, bir sınav. Zincir sürdükçe kuyu geride kalır; Freud'un aradığı da hatırlanan rüyanın arkasındaki düşüncelerdi (M03-D03). Dolanmada ise her çağrışımdan sonra kuyuya dönülür: babanın kapattığı kuyu, satılacak ev, anneannenin avlusu, yeniden kuyu. Jung'a göre rüyanın ne dediği bu dairenin içinde kalır.
Bir imgeyi adım adım genişletmek
Müzeyyen'in kuyusuna Jung'un sırasıyla dönelim. Amaç yöntemi göstermek; rüyanın ne anlama geldiğine karar vermek bu dersin işi sayılmaz.
İlk tur kişiseldir. Müzeyyen'e kuyu sorulduğunda anlattıkları şunlar: anneannesinin avlusundaki kuyu, içine bir kuzu düştükten sonra babasının kuyuyu taşla kapatması, anneannesinin ahır duvarındaki yılana dokunulmasını yasaklaması ve onu evin bekçisi diye anması. Bir de satış: ev gelecek ay el değiştirecek, kuyu artık başkasının avlusunda kalacak. Yılan bu bağlamda Müzeyyen'in kendi hayatından gelen bir imge; anneannesinin sesiyle birlikte geliyor.
İkinci tur kültüreldir. Taylan'ın saydıkları burada yerini bulur. On beşinci yüzyılda Musa Abdî'nin manzum Câmasbnâme'sinde kahraman bal için bir kuyuya indirilir, arkadaşları onu orada bırakır ve yeraltında yılanların hükümdarı Şahmeran'ın bahçesine varır; anlatı Anadolu'da, özellikle Tarsus ve Adana çevresinde masal olarak yaşar. Halk inancında Hızır âb-ı hayatı bulup içmiş, darda kalana yetişen biri olarak anılır, adı da yeşille ilişkilendirilir. İskandinav mitinde dünya ağacının kökleri kuyulara uzanır ve bir ejder bu kökleri kemirir. Yunan geleneğinde yılan Asklepios'un asasıyla şifaya bağlanır. Bu figürlerin bir kısmı birer inancın parçasıdır ve burada yalnız anlatıldıkları biçimiyle anılıyor.
Masal ve motif ayrımını, tip dizinlerinin nasıl çalıştığını Edebiyat Akademisi anlattı (EDB-108-06); Türk masallarının tip kataloğu da Eberhard ile Boratav'ın 1953 çalışmasıdır. Amplifikasyon bu katalogları sözlük gibi kullanmaz; paralel yalnız bir soru üretir: bu anlatılarda kuyuya inen ne bulur?
Üçüncü tur dönüştür. Paraleller yeniden Müzeyyen'in kuyusunun yanına konur ve ona sorulur: bunlardan hangisi sende bir şey kımıldatıyor? Belki hiçbiri. Belki yalnız Câmasbnâme'deki terk edilme, çünkü ev satılırken onu yalnız bırakan kendi akrabalarıdır. Jungçu okuma, paralelin rüya görende bir yankı bulmasını arar; bulamadığı paraleli bırakır.
Genişlemenin kişiden uzaklaştığı yer
Açılıştaki sahne yöntemin en bilinen tehlikesini gösteriyor. Paralellerin seçimi çoğu kez yorumcunun bilgi birikimini izler: simyayla uğraşan simya paraleli, Anadolu masallarını derleyen Şahmeran paraleli bulur.
Bu noktada telkin sorunu açılır. Freud'un yorumlarına yöneltilen telkin itirazını M01-D06 anlatmıştı: hasta yorumu kabul ettiği için yorum doğru sayılabilir mi? Amplifikasyonda soru büyür, çünkü yorumcu kişiye yalnız bir anlam önermekle kalmaz, ona bütün bir mitolojiyi sunar. Belleğin telkine açıklığı Terapi tarafında (S01-P02-D07) anlatıldı; sonradan kurulan bir metin olarak rüya anlatısı da bu etkiye açıktır.
Kültürel özcülük ise daha sessiz bir risk. Bir imgenin her yerde aynı ruhsal anlamı taşıdığını varsaymak, onu taşıyan insanların farklı hayatlarını tek bir ortak paydaya indirger. Yılan Müzeyyen'in anneannesinin sesiyle geliyor; Tarsus'un Şahmeran'ı onun yerine konuşamaz.
Yaygın yanlış"Bir paralel ne kadar çok kültürde bulunursa, rüyanın anlamı o kadar kesinleşir."
Bir motifin yaygınlığı onun yaygın olduğunu gösterir, bu rüyada ne iş gördüğünü göstermez. Yılan bir kültürde şifaya, ötekinde ihanete, bir başkasında evin korunmasına bağlanabilir. Paraleller çoğaldıkça seçim zorlaşır ve karar yine rüya görenin hayatına bakılarak verilir.
Yaygın yanlış"Amplifikasyon kültürden bağımsızdır; arketipler evrensel olduğu için Anadolu'da da İsviçre'de de aynı sonuca varır."
Jung'un arketip kavramı evrensellik iddiası taşır, ama paralellerin toplandığı malzeme her yorumcuda başka bir kütüphaneden gelir. Jung'un kendi örnekleri ağırlıkla Avrupa simyasından, klasik mitolojiden ve Hint metinlerinden seçildi. Aynı rüyayı farklı kültürel donanımlı iki yorumcu farklı genişletir.
Usta katmanı
Freud de rüyayı kültür malzemesinin yanına koydu. Rüya kitabının sonraki baskılarında bazı simgeleri masal, mit ve dil kullanımından yola çıkarak kişinin çağrışımına başvurmadan okumaya izin verdi (M03-D05). Fark yöndeydi: Freud'un simgesi tek bir gizil anlama çeviriye yarayan sabit bir karşılık olmaya yöneldi, Jung'un paraleli ise imgenin etrafına açılan bir anlam yelpazesi olarak kaldı. İki yaklaşım da kültüre başvuruyor; ayrıldıkları yer, başvurduktan sonra yapılan iş.
Amplifikasyonun değeri bir yorum yöntemi olarak görünür: imgenin tek bir anlamda donmasını engeller ve rüya görene kendi yaşantısını daha geniş bir insan deneyimine bağlama imkânı verir. Hangi paralelin «doğru» olduğunu belirleyen bağımsız bir ölçüt ise yoktur. Jung'un ampirist iddiası (M11-D10) burada en zor sınavını verir, çünkü gözlenen olgu yorumcunun eylemiyle birlikte üretilir.
Gülsüm'ün köprüsüne kısaca bakmak da yöntemin iki yüzünü gösterir. Masallarda köprü çoğu kez bir sınavın yeridir; birçok dinî gelenekte öteki dünyaya geçişte aşılması gereken dar bir köprü anlatılır. Ama Gülsüm'ün köprüsü ilk önce teyzesinin oğlunun ortaklık teklifine, kendi kararsızlığına bağlıydı; geçiş törenleri bu kişisel bağın yerine geçerse rüya ondan alınmış olur.
Bugünkü araştırma amplifikasyonu doğrudan sınamıyor. Sınanan, rüya üzerinde terapist ile birlikte çalışmanın kendisi. Clara Hill'in 1996'da kitaplaştırdığı model bu alanın en çok çalışılan örneği.
Modelin keşif aşaması Jung'un kişisel turuna benzer; kültürel paralel toplamak ise modelin zorunlu bir parçası sayılmaz.
İkinci çalışma amplifikasyon için de bir uyarı taşıyor: bir mit paraleli karşısında yaşanan «işte bu» duygusu, paralelin doğru olduğunu değil, kişinin anlam bulmaya hazır olduğunu gösterebilir.
Yaygın yanlış"Rüya çalışmasının terapide işe yaradığı gösterildiğine göre Jung'un amplifikasyonu da doğrulanmış olur."
Araştırmaların büyük kısmı Hill modeli gibi kişinin kendi çağrışımlarına dayanan yapılandırılmış yöntemlerle yapıldı ve ara sonuçları ölçtü. Mit ve masal paralelleriyle genişletmenin bu etkiye bir şey katıp katmadığını ayrıca sınayan kontrollü bir çalışma yok.
Kanıtın sınırı
Amplifikasyonun klinik etkisini doğrudan sınayan araştırma yok denecek kadar az. Elimizde Jung'un kendi anlatımları, Jungçu analistlerin vaka yazıları ve rüya çalışmasının genel etkisine dair araştırmalar var. Bu araştırmalar ağırlıkla Kuzey Amerikalı ve Avrupalı, çoğu üniversite eğitimli örneklemlerden geliyor; rüyanın topluluk içinde anlatıldığı ve yorumlandığı kültürlere ne kadar genellenebileceği belirsiz.
Yorumcular arası uyum ayrı bir boşluk. Ölçek ve tanı için kullanılan değerlendiriciler arası güvenirlik (Temel Psikoloji M17-D02) amplifikasyon için sistemli biçimde kurulmuş değil: aynı rüyaya iki bağımsız Jungçu yorumcunun aynı paralelleri seçip seçmeyeceği sorusu hâlâ açık. Yapısal rüya çözümlemesi (M11-D10) rüyayı puanlanabilir örüntülere çeviriyor, ama paralel toplamayı ölçmüyor. Hangi paralelin geçerli olduğu sorusu bu yüzden tartışmaya açık kalıyor ve şimdilik bir bilim sorusundan çok bir yorum sorusu.
Kendin dene
Aklında kalsın
Amplifikasyon, rüya imgesinin anlam çevresini önce rüya görenin hayatından, sonra mit, masal, din, sanat ve simya malzemesinden toplanan paralellerle büyütmektir.
Jung serbest çağrışımı imgeden uzaklaşan bir zikzak, kendi yöntemini imgenin etrafında dönen bir daire gibi düşündü; her paralelden sonra rüyaya geri dönülür.
Kişisel bağlam önce gelir. Kişide yankı bulmayan paralel, ne kadar zengin olsa da yorumcunun bilgisini rüyaya yükler; telkin ve kültürel özcülük bu noktadan girer.
Rüya üzerinde yapılandırılmış çalışmanın oturum içi kazançlarına dair orta düzey kanıt var; paralelle genişletmenin kendi katkısı ve yorumcular arası uyumu ise sınanmış değil. Yöntem bir yorum sanatı olarak değer taşıyor.
Sonraki derse köprü
Amplifikasyonda Müzeyyen'in kuyusu yerinde duruyor; değişen, etrafına getirilen masallar. Ya imgenin kendisi hareket etseydi? Müzeyyen uyanıkken gözlerini kapayıp merdivenden yeniden inse, yılana bir şey sorsa ve cevabı beklese? Jung bu ikinci yola aktif imgelem dedi ve onu kendi bunalım yıllarında bizzat denedi. M13-D05, «Aktif imgelem», bu yöntemin nasıl yürüdüğünü ve kimin için, hangi koşulda riskli olabileceğini konuşuyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.