İçeriğe geç

M13-D03

Jung'da rüya

Jung'un rüyayı telafi ve geleceğe dönük işlev olarak okumasını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 3.074 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Temel Psikoloji Akademisi’nde: M06-D07

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung rüyayı bir cephe saymadı; bilinçdışının o anki durumunu imge diliyle sergileyen doğal bir ifade saydı.

Freud'un açıklaması rüyayı kaynağına, geçmişe bağlar. Jung bu nedensel soruyu bırakmadı, yanına «ne için?» sorusunu ekledi: telafi şimdiki tek yanlılığı dengeler, prospektif işlev henüz gelmemiş bir gelişmeyi kabaca tasarlar.

Jung ileriye dönük rüyayı olasılıkların bir birleşimi saydı, kehanet saymadı; rüyanın geleceği bildirdiğine dair araştırma desteği de yok.

Rüyadaki bir figür hem dışarıdaki biri hem rüya görenin bir parçası olarak okunabilir ve yönü çoğu kez tek rüya değil dizi gösterir. Araştırmada süreklilik rüyayı yaşanmışa bağlıyor; ileriye dönük işlev için elde yalnız erken bulgular var.

Açılış sahnesi

Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde, pazar yerinin kapanmaya yakın saati. Gülsüm kuru meyve tezgâhındaki çuvalların ağzını bağlıyor; incir, kayısı, dut kurusu. Mahalleden komşusu Erdinç kuyu sondajından dönerken uğramış, botlarında kurumuş çamur, tezgâhın arkasındaki tabureye çökmüş. Gülsüm'ün teyzesinin oğlu aylardır şehirde açacağı toptan kuruyemiş deposuna onu ortak istiyor. Gülsüm ne evet diyor ne hayır.

"Yine gördüm," diyor Gülsüm, çuvaldan başını kaldırmadan. "Köprüyü. Üçüncü oldu bu. Ocakta bir, nisanda bir, dün gece bir." Rüya hep aynı: bir derenin üstünde tahtaları seyrelmiş eski bir köprü, karşı yakada ışıkları yanan bir yer. Ortaya kadar yürüyor, tahtalar aralanıyor, duruyor. Her seferinde dönüyor.

Erdinç bir incir alıp ikiye bölüyor. "Ben sana bu ne demek diye sormayacağım," diyor. "Bu rüya seni nereye götürmeye uğraşıyor, onu sor."

Gülsüm gülüyor: "Ne yani, köprü yıkılacak mı? Depoya girersem batacak mıyım?"

"Yok, ben falcı değilim. Ama dikkat ettin mi, ocakta ilk tahtada döndün demiştin. Dün gece ortaya kadar gittin."

Gülsüm bağı bırakıyor. Bunu kendisi fark etmemişti.

Yeşilyurt'taki tezgâh da bu iki komşu da yalnız bu sayfada yaşıyor. Erdinç'in sorusu Jung'un rüyaya sorduğu soruya yakın duruyor: rüyayı bir yöne doğru çizilen taslak gibi okumak. Dersin işi, bu sorunun nereye kadar taşınabildiğini ve kehanete nerede dönüştüğünü ayırmak.

Bu derste ne olacak

Bireyleşmenin yön duygusunu M13-D01 kurdu; rüya bu yönün Jung'daki en gündelik tanığıdır. Telafi işlevini (M11-D08) ve arketipsel rüyayı (M11-D10) tanıdık sayıp üstüne çıkacağız.

Önce Jung'un rüyayı neden bir kılık saymadığını okuyacağız. Sonra dersin çekirdeğine, Freud'un geriye dönük nedeni ile Jung'un ileriye dönük amacına geleceğiz. Ardından rüyadaki kişileri iki düzeyde okumayı ve rüya dizisini göreceğiz. Usta katmanı bugünkü araştırmanın bu iki görüşe ne söylediğini tartıyor.

Sıfır noktası

Freud'un rüya kuramını M03 baştan sona işledi: hatırlanan sahne ile onun altında aranan gizil düşünceler (M03-D03), aradaki dönüşümü yapan rüya çalışması (M03-D04) ve hepsinin arkasındaki istek doyumu (M03-D01). Jung bu yapının neredeyse her katına itiraz etti, ama rüyanın anlamlı olduğu fikrini Freud'la paylaşmayı sürdürdü. Rüya kuramlarına geniş bir bakış Temel Psikoloji M06-D07'nin işiydi; burada yalnız analitik psikolojinin payına düşeni açacağız.

Yaygın yanlış"Jung rüyaların bilinçdışından gelen gizli mesajlar olduğunu söyledi, Freud ise rüyayı bir beyin gürültüsü saydı."
Doğrusu

Freud rüyayı anlamlı bir ruhsal ürün saydı ve bütün bir kitabı bu anlamın nasıl çözüleceğine ayırdı. Rüyayı anlamdan yoksun bir sinirsel yan ürün gibi okuyan görüşler sonradan, uyku fizyolojisinden geldi (Temel Psikoloji, M06-D07). İki adamın ayrıldığı yer anlamın saklanıp saklanmadığı ve hangi yöne baktığıydı.

Mekanizma

Kılık mı, doğal bir ifade mi

Freud'un modelinde hatırlanan rüya bir cephedir: asıl düşünceler sansür yüzünden yoğunlaştırılmış, yer değiştirmiş ve tanınmaz hâle getirilmiştir (M03-D06). Yorum, bu cepheyi kaldırıp arkasındakine ulaşmaktır.

Jung bu cephe benzetmesini reddetti. Ona göre rüya bir şey saklamaya uğraşmaz; bilinçdışının o anki durumunu imgelerle, kendiliğinden sergiler. Garipliği bir gizleme işçiliğinden gelmez, bilinçdışının dilinin bilincinkine benzememesinden gelir. Jung rüyaya gözlemlenecek doğal bir olay gibi yaklaşmayı önerdi; görünen içerik bu bakışta rüyanın kendisidir. Bu, rüyanın kolay okunduğunu söylemez. Simgeler yine çevrilmeyi bekler, yalnız çeviri imgenin kendisine ve çağrıştırdığı malzemeye yönelir.

Geriye bakan neden, ileriye bakan amaç

Freud'un rüya kitabı, rüyanın geleceği bilmeye yarayıp yaramadığı sorusuyla kapanır. Açıklama zinciri onda hep geriye, isteğin kaynağına, çocukluğa uzanır.

Jung bu tek yönlülüğe karşı ikinci bir bakış istedi. Bir ruhsal olguyu yalnız «neden oldu?» sorusuyla açıklamak yetmez; «ne için?» sorusu da sorulmalıdır. İlk biçimi 1916'da yazılan, 1948'de genişletilen rüya psikolojisi yazısında bu ikinci bakışı rüyaya uyguladı. 1930'ların başında psikoterapinin amaçları üzerine yazarken de rüyaların çoğu kez ileriye uzandığını, salt nedensel bir okumada anlamlarını yitirdiklerini söyler.

Telafi işlevi (M11-D08) bu ereksel bakışın şimdiki zamandaki yüzüdür: rüya bilinçli tutumun eksik bıraktığını dengeler. Jung bunun yanına zamana yayılan bir işlev daha ekledi.

Erdinç'in sorusu tam bu ayrımın üstünde duruyor. Rüyanın Gülsüm'ü nereye götürmeye uğraştığını sormak prospektif bir okumadır; köprünün yıkılıp yıkılmayacağını sormak bir kehanet sorusudur. Jung birincisine kapı açtı, ikincisini kendi metninde kapattı.

Yaygın yanlış"Prospektif rüya geleceği gösterir; Jung'a göre rüyalar olacakları önceden haber verir."
Doğrusu

Jung bu okumayı kendi metninde reddetti: ileriye dönük rüyayı bir hekimin gidişat tahminine benzetti ve olasılıkların bir birleşimi saydı. Rüya içeriğinin olayları önceden bildirdiğine dair sistemli bir araştırma desteği de yok. İnsanların rüyaya yüklediği anlamın önceden inandıklarına göre değiştiğini M03-D03 göstermişti; «çıkan» rüyalar hatırlanır, çıkmayanlar unutulur.

Rüyadaki kişiler kim

Freud rüyadaki kişileri çoğu kez gerçek kişilerle, rüya görenin hayatındaki anne, baba, rakip ve sevgililerle ilişkilendirdi. Jung bu okumayı bırakmadı, yanına ikinci bir okuma koydu. İlk biçimi 1912'ye uzanan, 1917'de genişletilen ve sonraki baskılarda yeniden yazılan bilinçdışının psikolojisi üzerine yazısında iki yorum düzeyini adıyla ayırdı.

Gülsüm'ün rüyasında köprünün karşısındaki ışıklı yer nesnel düzeyde gerçek bir şehir ve gerçek bir depodur. Öznel düzeyde ise Gülsüm'ün henüz geçmediği bir eşik, karşı yakada bekleyen başka bir Gülsüm olabilir. Hangi düzeyin işe yarayacağını rüya kendisi söylemez; seçim rüya görenin o dönemki hayatına, rüyadaki kişiyle gerçek ilişkisine bakmayı gerektirir.

Yaygın yanlış"Öznel düzeyde okumak, rüyadaki herkesin rüya görenin kendisi olduğunu söylemektir; gerçek kişilerin rüyayla bir ilgisi yoktur."
Doğrusu

Jung öznel düzeyi nesnel düzeyin yanına koydu, onu silmek için kurmadı. Her figürü kişiliğin bir parçasına çevirmek, rüya görenin hayatındaki gerçek ilişkileri ve gerçek çatışmaları gözden kaçırmak olur.

Tek rüya değil, dizi

Freud'un yönteminde birim tek rüyadır ve rüya parça parça, her öğesine yapılan çağrışımlarla açılır (M03-D02). Jung tek rüyanın yorumuna fazla güvenmedi; ona göre aynı kişinin haftalar ve aylar boyunca gördüğü rüyalar birbirini açar: bir rüyada belirsiz kalan imge, sonrakinde değişmiş biçimde yeniden belirir.

Jung'un bu yöntemi en ayrıntılı uyguladığı yer 1944 tarihli Psikoloji ve Simya'nın ikinci bölümüdür: genç bir bilim insanının uzun bir rüya dizisi. Rüyaları Jung'un bir öğrencisi dinlemişti; rüya görenin fizikçi Wolfgang Pauli olduğu sonradan biliniyor. Jung diziyi, belli simgelerin rüyadan rüyaya nasıl dönüştüğünü izlemek için kullandı. Gülsüm'ün köprü rüyaları da tek tek okunursa üç kez görülen aynı rüyadır. Dizi olarak okunursa Erdinç'in yakaladığı şey görünür: her rüyada biraz daha ileri yürünmüş. Jung'un dikkatini çeken, sıradan dizilerin yanında arada bir beliren ve hayatın bütününe dair bir ağırlık taşıyan «büyük rüyalar» oldu; bunların araştırmadaki karşılığı M11-D10'da arketipsel rüya adıyla anlatıldı.

Usta katmanı

Jung ile Freud arasındaki çizgi metinlerde göründüğü kadar keskin değildir. Freud da 1911'de düşünmeyi, eylemi gerçekten yapmadan küçük niceliklerle tasarlayan bir deneme eylemi olarak tarif etmişti (M03-D08). İleriye dönük taslak fikri onun modelinde de var, ama uyanık düşünceye ait; Jung taslağı rüyanın kendisine taşıdı.

Bugünkü araştırmada iki soru ayrı durur. Birincisi rüyanın uyanık hayatla bağıdır; süreklilik hipotezinin tanımı Temel Psikoloji tarafında (M06-D07). Bu hipotez rüyayı geriye, yaşanmışa bağlar ve bu yönüyle Jung'dan çok Freud'un gün artığı gözlemine (M03-D03) yakındır.

İkinci soru rüyanın ileriye dönük bir iş görüp görmediğidir. En yakın araştırma çizgisi, bir sorunu uyumadan önce zihne koyup rüyada cevap aramaktır.

Yaygın yanlış"Süreklilik hipotezi Jung'u doğruluyor; rüya hayatımızla ilgiliyse geleceğimizle de ilgilidir."
Doğrusu

Süreklilik bulguları rüya içeriğinin geçmiş günlerin ilgi ve kaygılarıyla bağını gösterir. Bu bağ ileriye dönük bir amaç ya da gelecekteki bir gelişmenin taslağı hakkında bir şey söylemez. Problem çözme çalışmaları ileriye bakan bir işleve daha yakın, ama onlar da kendi bildirimine dayanan erken çalışmalar.

Kanıtın sınırı

Jung'un rüya görüşü klinik gözlemden kuruldu ve onu doğrudan sınayan araştırma azdır. Hangi rüyanın telafi edici, hangisinin prospektif olduğunu önceden ayırt eden bir ölçüt Jung'un metinlerinde bulunmaz; bir rüya gelecekteki bir gelişmeyle örtüşürse prospektif, örtüşmezse telafi edici sayılabilir. Bu, M11-D10'da Popper'ın ölçütüyle tartışılan esnekliğin rüyadaki biçimi. Öznel ve nesnel düzey arasındaki seçim de yorumcuya kalır.

Süreklilik ve problem çözme çalışmaları Batılı, çoğunlukla genç ve üniversite eğitimli örneklemlerden geliyor; rüya anlatma, rüyaya önem verme ve rüyayı karar için kullanma geleneklerinin güçlü olduğu kültürlerde aynı desenin çıkıp çıkmadığını sınayan çalışma az, bu yüzden genelleme şimdilik tartışmaya açık. Rüyanın gelecekteki olayları önceden bildirdiği iddiası ise kontrollü bir sınamada desteklenmiş değil. Prospektif işlev, Jung'un kendi kurduğu biçimiyle bile, bir kehanet iddiası taşımaz.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung rüyayı bir cephe saymadı; bilinçdışının o anki durumunu imge diliyle sergileyen doğal bir ifade saydı.

Freud'un açıklaması rüyayı kaynağına, geçmişe bağlar. Jung bu nedensel soruyu bırakmadı, yanına «ne için?» sorusunu ekledi: telafi şimdiki tek yanlılığı dengeler, prospektif işlev henüz gelmemiş bir gelişmeyi kabaca tasarlar.

Jung ileriye dönük rüyayı olasılıkların bir birleşimi saydı, kehanet saymadı; rüyanın geleceği bildirdiğine dair araştırma desteği de yok.

Rüyadaki bir figür hem dışarıdaki biri hem rüya görenin bir parçası olarak okunabilir ve yönü çoğu kez tek rüya değil dizi gösterir. Araştırmada süreklilik rüyayı yaşanmışa bağlıyor; ileriye dönük işlev için elde yalnız erken bulgular var.

Sonraki derse köprü

Gülsüm'ün köprüsü dizi olarak okununca bir yön gösterdi, ama imgenin kendisi kapalı kaldı. Seyrelmiş tahtalar, karşı yakadaki ışık, ortada duran yolcu: bu köprü masallarda, geçiş törenlerinde, ölülerin geçtiği köprü anlatılarında hangi biçimlerle dolaşıyor ve o malzemeyi rüyanın yanına koymak ona ne katar? Bu genişletmeye Jung amplifikasyon dedi; yöntemi tek bir imge üzerinde adım adım işleyen ders M13-D04, «Amplifikasyon».

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.