İçeriğe geç

M13-D01

Bireyleşme

Bireyleşme sürecini Jung'un tanımıyla açıklar ve kişisel gelişim dilinden ayırt eder.

Psikanaliz Akademisi — M13, Bireyleşme, rüya ve sembol · 2.993 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung 1921'de bireyleşmeyi bireysel kişiliği geliştiren bir farklılaşma süreci olarak tanımladı ve kolektif ilişkileri dışlamadığını ekledi. 1928'de bireyciliği, bir özelliği ortak yükümlülüklerin üstüne koymak olarak ondan ayırdı.

Persona, gölge, iç figürler ve kendilik sırası Jung'da tohum hâlinde vardır; dört basamaklı merdiven ise büyük ölçüde von Franz ve Jacobi'nin öğretim amaçlı düzenidir. Figürler hayat boyunca yeniden döner.

Bireyleşmenin bir son durağı yoktur; ego kendiliğe yaklaşır ama onunla örtüşmez. Egonun güçlenmesi, unvanlar ve öz bilgi gerekli bir zemindir, sürecin kendisi sayılmaz.

Maslow'un kendini gerçekleştirmesiyle akraba olsa da Jung'un kavramı mutluluğu ölçüt almaz; istenmeyenle karşılaşmayı ve karşıtları birlikte taşımayı merkeze koyar.

Ego gelişimi ve bilgelik araştırmaları bu fikre en yakın ölçülebilir alanlardır; ikisi de bilinçli anlam kurmayı ölçer ve Jung'un kavramının ölçeği yerine geçmez.

Açılış sahnesi

Kastamonu'nun Tosya ilçesinde, çarşının pirinççiler sırasından bir sokak aşağıda, eski bir semerci dükkânı. Kepenk yarıya kadar açık; içeride iki bisiklet ters çevrilmiş, tekerlekleri havada dönüyor. Şengül elli bir yaşında. Yirmi altı yıl Samsun'da il çevre müdürlüğünde denetim uzmanlığı yaptı; o yolu babası seçmişti, o da itiraz etmemişti. Geçen bahar emekliliğini aldı, Tosya'ya döndü ve bu dükkânı kiraladı. Tabelası bile yok.

Ağabeyi Erhan ailenin pirinç işini yürütüyor. Öğle arasında uğruyor, elinde iki çay. Şengül zincir yağlıyor, başını kaldırmıyor. Erhan bir süre tezgâhtaki anahtarlara, jant tellerine, bir kutu dolusu eski sübaba bakıyor.

"Sen hep böyle miydin?" diye soruyor sonunda.

Şengül yağdanlığı bırakıyor. "Bilmiyorum," diyor. "Dairedeyken de iyiydim. Kötü bir hayat değildi. Ama orada hep birinin istediği kadındım. Burada kimse bir şey istemiyor; sadece tekerlek dönüyor mu dönmüyor mu." Sonra gülüyor: "Mutlu muyum diye sorarsan, bilmem. Daha az yalan söylüyorum, o kadar."

Erhan çayını bitirip gidiyor. Kapıdan dönüp bir şey söyleyecek gibi oluyor, vazgeçiyor.

Tosya'daki dükkân da iki kardeş de bu sayfa için uyduruldu; ama Şengül'ün «daha mutluyum» yerine «daha az yalan söylüyorum» demesi, Jung'un bireyleşme dediği şeyle kişisel gelişim dilinin nerede ayrıldığını tek bir cümlede gösteriyor.

Bu derste ne olacak

M12 tiplerle kapanırken bir soruyu açık bıraktı: bir tipin geride bıraktığı işlev, aşağı işlev (M12-D02), kişinin hayatında hep aynı karanlık köşede mi bekler? Jung'un cevabı zamana yayılan bir süreçti ve bu modül oradan, değişen insandan başlıyor. Rüya ve sembol bu sürecin dili olarak sonraki derslerde gelecek; ilk durak, Jung'un bütün kavramlarını bir yöne bağlayan fikir: bireyleşme.

Önce sözcüğün ne demediğini ayıklayacağız. Sonra Jung'un 1921 ve 1928 tanımlarını, ardından sürecin durakları diye anlatılan haritayı ve bu haritanın kime ait olduğunu okuyacağız. Dersin ikinci yarısı bireyleşmeyi «kendini bul» söyleminden, Maslow'un kendini gerçekleştirmesinden ve popüler Jung kullanımından ayırmaya ayrıldı. Sonunda araştırmanın bu fikre en çok nerede yaklaştığını göreceğiz: ego gelişimi ve bilgelik çalışmaları.

Sıfır noktası

Bireyleşme Türkçede iki ayrı psikanalitik bağlamda geçer. Gelişim psikolojisinde bebeğin anneden ayrı bir kişi olarak doğuşu için de aynı sözcük kullanılır; Mahler'in ayrışma-bireyleşme modeli M15-D05'te anlatılacak. Jung'unki başka bir şeydir ve yetişkin hayatının büyük bölümüne yayılır.

Yaygın yanlış"Bireyleşmek, kendi bildiğini okumak ve başkalarını umursamamaktır."
Doğrusu

Jung bu yoruma karşı açıkça bir ayrım çizdi ve onu bireycilikten ayırdı. Ona göre bireyleşen kişi ilişkilerinden çekilmez; ortak insanlık niteliklerini daha eksiksiz yaşar. Sürecin bir yalnızlığı olabilir, ama hedefi bir ayrıcalık iddiası olarak kurulmadı.

Mekanizma

Jung'un tanımı: ayrışma ve bütünleşme

Jung bireyleşmeyi ilk kez kısa bir tanım olarak 1921'de, Psychologische Typen'in sonundaki tanımlar bölümünde yazdı. Orada bireyleşmeyi bir farklılaşma süreci sayar: hedefi bireysel kişiliğin gelişmesidir. Aynı maddede iki kayıt düşer. Birey yalıtılmış bir varlık olarak kurulmaz; bu yüzden bireyleşme kolektif ilişkileri dışlamaz, onları daha geniş kapsar. Bireyleşme kolektif norma bir ölçüde karşıt düşer, ama ona düşman olmaz; norm yalnız mutlak hâle geldiğinde bireysel yolun önünü keser.

Yedi yıl sonra, ego ile bilinçdışı arasındaki ilişkiyi işleyen 1928 kitabında Jung tanımı genişletti. Persona orada M11-D04'te gördüğümüz biçimde, toplumdan ödünç alınmış bir yüz olarak anlatılıyordu; bireyleşme ise o yüzün arkasında kalan şeyle bir ilişki kurma işi olarak çıktı. Jung sözcüğü «kendilik olmak» ya da «kendini gerçekleştirmek» diye çevirmeyi önerir. Ardından hemen bir yanlış anlamayı önler: bireycilik başka bir şeydir.

Tanımın iki ucu var ve ders boyunca ikisini birlikte tutmak gerekecek. Bir yanda ayrışma: kişi ailenin, mesleğin, toplumun ona hazırladığı rolle kendini bir tutmayı bırakır. Öbür yanda bütünleşme: bilinçte yer bulamamış yanlar, tanınıp ilişkiye alınır. Ayrışma olmadan bütünleşme rol içinde boğulur; bütünleşme olmadan ayrışma Jung'un bireycilik dediği şeye kayar.

Yolun durakları ve haritanın sahibi

Bireyleşme anlatılırken çoğu zaman bir yol haritası çizilir: önce persona gevşer, sonra kişi gölgesiyle karşılaşır (M11-D05), ardından anima ya da animusla (M11-D06), en sonunda kendilikle (M11-D07). Bu sıranın tohumları Jung'da var. Gölgeyle yüzleşmeyi ilk iş saydığını, iç figürlerle ilişkinin onun ardından geldiğini çeşitli yerlerde yazdı. Ama bu sırayı basamakları sayılmış bir merdiven olarak sistemleştiren Jung'un kendisi olmadı.

Merdiveni en düzenli biçimde çizenler öğrencileriydi. Marie-Louise von Franz, 1964'te çıkan Man and His Symbols derlemesinde bireyleşme sürecine ayrılan uzun bölümü yazdı ve figürleri bir karşılaşma sırası içinde anlattı. Jolande Jacobi 1965'te Rascher yayınevinden çıkan Der Weg zur Individuation kitabında süreci tipik aşamalarıyla sundu. Bugün ders kitaplarında ve popüler anlatımlarda dolaşan dört basamaklı şemanın büyük kısmı bu yorumcuların sadeleştirmesine yaslanır. Jung'un kendi metinleri daha dağınıktır: aynı figür farklı yaşlarda yeniden belirir, gölgeyle iş bir kez bitip kapanmaz.

Kendiliğin imgeleri arasında Jung'un en çok üzerinde durduğu, mandala adını verdiği dairesel ve dörtlü yapılar oldu; hastalarının çizimlerinde ve kendi defterlerinde bu desenleri bir bütünleşme işareti olarak okudu. Bu imgelerin nasıl üretildiği, aktif imgelem yöntemiyle birlikte M13-D05'te ele alınacak.

Yaygın yanlış"Bireyleşme dört aşamadan oluşur ve her biri tamamlanınca bir sonrakine geçilir."
Doğrusu

Bu sıra Jung'un öğrencilerinin öğretmek için yaptığı bir sadeleştirmedir ve yararlı bir çerçeve olabilir. Jung'un metinlerinde figürler hayat boyunca yeniden belirir ve hiçbir karşılaşma kalıcı olarak kapanmaz. Aşamaları tamamlanacak ödevler gibi okumak, süreci bir kontrol listesine çevirir.

Varış noktası olmayan bir yön

Jung bireyleşmeye bir son nokta koymadı. M11-D07'de egonun kendiliğe yaklaşabileceğini ama onunla hiçbir zaman örtüşmeyeceğini görmüştük; bireyleşme bu yaklaşmanın zaman içindeki adıdır. Jung 1940'ların sonunda yazdığı ve 1954'te genişlettiği ruhun doğası üzerine metninde ayrıca bir karışıklığa dikkat çeker: bireyleşmenin egonun bilince gelmesiyle karıştırıldığını, egonun böylece kendilikle özdeşleştirildiğini ve bunun kavramları içinden çıkılmaz hâle getirdiğini yazar.

Bu uyarı derse doğrudan bağlanır. Kişi kendini daha iyi tanıdıkça, daha net konuştukça, daha çok şey başardıkça bireyleştiğini sanabilir. Jung'un çerçevesinde bunların hepsi egonun güçlenmesidir ve gerekli bir zemindir; bireyleşme ise egonun kendinden büyük bir şeyle, bilinçdışıyla ilişkiye girmesiyle başlar. Bu ilişkinin dili bir pazarlık dilidir: karşıt eğilimler (M11-D08) birbirini yutmadan bir arada tutulur.

Kişisel gelişim dili ile ayrılan yollar

Kişisel gelişim yayınlarında bireyleşme sözcüğü sık geçer ve çoğu zaman «kendini bul», «en iyi versiyonun ol» gibi sözlerle birlikte anılır. Bu söylemin dayandığı bir gelenek var ve hümanistik psikolojiye uzanır. Maslow'un ihtiyaçlar sıralamasının tepesine koyduğu kendini gerçekleştirme (tanımı Temel Psikoloji M01-D07'de) kişinin olanaklarını ortaya koymasını anlatır; Rogers'ın gerçekleştirme eğilimi ise Terapi tarafında S05-P01-D05'te tanımlandı. İkisi de Jung'la akrabadır: kişinin dışarıdan dayatılan kalıptan sıyrılıp kendine özgü bir yöne gitmesini önemserler.

Ayrıldıkları yer yönün kendisidir. Maslow'un dizisi büyüme yönünde yükselir ve tepesi bir doyum hâli olarak tasvir edilir. Jung'un bireyleşmesi ise aşağıya, bilinçte istenmeyenin tanınmasına doğru da ilerler: gölge, kişinin kendine yakıştırmadığı yanlar, yüzü olmayan dürtüler. Süreçte acı, utanç ve belirsizlik bir arıza sayılmaz, malzeme sayılır. Hedonik ve ödaimonik iyi oluş ayrımı (Temel Psikoloji, M16-D08) burada bir köprü kurar. Bireyleşme anlam ve bütünlük ekseninde konuşur, haz ekseninde susar; mutluluk getirip getirmediği Jung'un ölçütü olmaz.

Popüler Jung kullanımı ikinci bir kaymayı da taşır. Arketip testleri, «gölge çalışması» atölyeleri ve tip profilleri bireyleşmeyi tamamlanabilir bir kişisel proje gibi paketler. Bu ürünlerin bir kısmı insanlara kendileri üzerine düşünme fırsatı verir ve bunun bir değeri var. Ama Jung'un kavramından farklı bir iş yapar: kişinin bilinçli resmini parlatır, onu bilinçdışının dengeleyici baskısıyla karşılaştırmaz.

Yaygın yanlış"Jung'a göre bireyleşmenin amacı mutlu ve başarılı bir insan olmaktır."
Doğrusu

Jung bireyleşmeyi bütünlük yönünde bir hareket olarak anlattı ve bütünlüğe kişinin acı veren, kabul etmekte zorlandığı yanları da dâhil etti. Bu süreç mutluluğu artırabilir de azaltabilir de. Başarıyı ve mutluluğu ölçüt yapan kişisel gelişim söylemi meşru bir hedef koyar, ama o hedef Jung'un kavramının içeriğini taşımaz.

Usta katmanı

Bireyleşme doğrudan ölçülemez: bilinç ile bilinçdışı arasındaki ilişkiyi ölçecek bir araç yok. Yine de psikolojinin üç araştırma geleneği bu fikre yakın bir alanda çalışıyor ve Jung'u okuyan biri onlarla akrabalık kurabilir. Akrabalık eşleşme demek değildir; aşağıdaki yapıların hiçbiri Jung'un kavramının ölçeği sayılmaz.

Ego gelişimi araştırmasının kurucusu Jane Loevinger, kişinin kendini ve başkalarını anlamlandırma çerçevesinin yetişkinlikte de karmaşıklaşabildiğini savundu ve bunu yarım bırakılmış cümleleri tamamlatan bir testle ölçtü.

Bilgelik araştırması ikinci akraba alandır. Staudinger ve Glück'ün 2011'de Annual Review of Psychology'de yayımlanan derlemesi alanı 1970'lerden beri beş ana başlıkta toplar: gündelik bilgelik tanımları, kavramlaştırma ve ölçme, bilgeliğin gelişimi, ne kadar değiştirilebildiği ve hayattaki uygulamaları. Ölçme kolunda Monika Ardelt'in ölçeği bilgeliği bilişsel, yansıtıcı ve duygusal bileşenlerden kurar; Jung'a en yakın düşen, bu yansıtıcı bileşendir.

Bu iki kart birlikte bir uyarı taşır. Kendini değerlendiren bir ölçek, kişinin kendisi hakkındaki bilinçli resmini yakalar; Jung'un bireyleşmesi tam da o resmin sınırında başlar. Kendini çok bilge gören bir yanıtçı Jung'un çerçevesinde şişmeye (M11-D04) yakın bile düşebilir.

Kanıtın sınırı

Jung'un bireyleşme kavramı kendi deneyimine, hastalarıyla yürüttüğü analizlere ve sembol malzemesine dayanır; bunların hiçbiri bir karşılaştırma grubu ya da tekrarlanabilir bir ölçüm içermez. Kavramı sınamak için önce bilinç ile bilinçdışı arasındaki ilişkiyi gözlemlenebilir hâle getirmek gerekir ve bunun genel kabul gören bir yolu bilinmiyor. Ego gelişimi ve bilgelik çalışmaları bu boşluğa yakın duruyor, ama ölçtükleri şey kişinin bilinçli anlam kurmasıdır; Jung'un bilinçdışı karşılaşması dediği şeyin ne kadarını yakaladıkları tartışmalı. Bilgelik ölçeklerinin yapısı da örneklemden örnekleme tekrarlanmayabiliyor. Bir başka sınır kültürle ilgili: Jung'un kavramı, kendini kolektiften ayıran birey fikriyle Avrupalı bir orta sınıf dünyasında kuruldu. Kimliğin aile ve toplulukla birlikte tanımlandığı yerlerde «ayrışma» başka bir anlam alabilir. Bu yüzden bireyleşmeyi evrensel bir gelişim yasası olarak genellemek bugünkü kanıtın izin verdiği bir hamle sayılmaz.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung 1921'de bireyleşmeyi bireysel kişiliği geliştiren bir farklılaşma süreci olarak tanımladı ve kolektif ilişkileri dışlamadığını ekledi. 1928'de bireyciliği, bir özelliği ortak yükümlülüklerin üstüne koymak olarak ondan ayırdı.

Persona, gölge, iç figürler ve kendilik sırası Jung'da tohum hâlinde vardır; dört basamaklı merdiven ise büyük ölçüde von Franz ve Jacobi'nin öğretim amaçlı düzenidir. Figürler hayat boyunca yeniden döner.

Bireyleşmenin bir son durağı yoktur; ego kendiliğe yaklaşır ama onunla örtüşmez. Egonun güçlenmesi, unvanlar ve öz bilgi gerekli bir zemindir, sürecin kendisi sayılmaz.

Maslow'un kendini gerçekleştirmesiyle akraba olsa da Jung'un kavramı mutluluğu ölçüt almaz; istenmeyenle karşılaşmayı ve karşıtları birlikte taşımayı merkeze koyar.

Ego gelişimi ve bilgelik araştırmaları bu fikre en yakın ölçülebilir alanlardır; ikisi de bilinçli anlam kurmayı ölçer ve Jung'un kavramının ölçeği yerine geçmez.

Sonraki derse köprü

Jung bireyleşmeyi her yaşa açık saydı, ama asıl ağırlığını hayatın öğleden sonrasına koydu: kariyer kurulmuş, aile büyümüş, dışarıya dönük işler yerine oturmuşken içeriden gelen bir çağrının başladığı yıllara. Şengül'ün elli bir yaşında kepenk açması bu takvime tam oturuyor gibi görünür. Peki bu dönüş gerçekten yaşamın ikinci yarısına özgü mü? M13-D02 Jung'un yaşam ortası fikrini, orta yaş krizi denen şeyin ne sıklıkta yaşandığını ölçmeye çalışan araştırmaların karşısına koyuyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.