İçeriğe geç

M02-D01

Beden ve ölçü

Kendi bedeninin adım, kulaç ve göz yüksekliği ölçülerini çıkarıp bir odayı bu ölçülerle tarif eder.

Mimarlık Akademisi — M02, Mekânı okumak · 2.424 kelime · 9 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Mekânı okumanın ilk aracı bedendir. İnsan bir mekânı kapıdan geçerken omzuyla, merdiveni çıkarken adımıyla, rafa uzanırken koluyla ve pencereden bakarken gözüyle ölçer.

Mimarlık tarihindeki birimlerin çoğu bedenden doğdu: karış, adım, kulaç, arşın. Metre bu bağı kopardı, ama bir kapının ya da basamağın neden o ölçüde olduğunu hâlâ beden açıklar.

Dört bedensel ölçü mimarın masasında sürekli çalışır: adım merdiveni, kulaç ve erişim rafları ve dolapları, göz yüksekliği pencereleri ve tabelaları belirler.

Beden tek değildir. Ortalamaya göre değil, kullanıcıların en kısasından en uzununa, çocuğundan yaşlısına kadar uzanan aralığa göre tasarlamak gerekir.

Açılış sahnesi

Ilgın'ın ofisinde bir duvar boydan boya boş. Bir sabah Emre o duvara yerden iki buçuk metre yüksekliğe kadar bir şerit metre yapıştırıyor ve aileyi sırayla duvarın önüne çağırıyor. Önce Taner duruyor, sonra Nesrin, sonra Deniz ve Arda, en son da sandalyesiyle Hayriye Hanım.

Emre her birinin boyunu, gözünün hizasını, kolunu yukarı uzattığında parmak uçlarının ulaştığı yüksekliği ve dirseğinin yerden yüksekliğini bir kâğıda yazıyor. Arda kolunu ne kadar uzatırsa uzatsın parmakları yüz otuz santimetreyi geçmiyor; Taner'inkiler iki metre otuzu buluyor. Aynı evde, aynı mutfakta yaşayacak iki insan arasında bir metreye yakın fark var.

Taner gülüyor: "Bunu neden ölçüyorsunuz? Mutfak dolapları zaten standart değil mi?" Ilgın kâğıdı alıp masaya koyuyor ve kalın harflerle başlık atıyor: "Bu evin ölçü birimi." Altında beş isim ve beş sütun var.

Bu derste ne olacak

Bu ders ikinci modülün, mekânı okumanın ilk dersi. Mekânı okumak bir ölçüyle başlar ve bu akademide ilk ölçü aleti şerit metre değil, kendi bedeninizdir. Mimarlık tarihi boyunca uzunluk birimleri insan bedeninden türetildi: karış, ayak, adım, kulaç, arşın. Metre bu bağı kopardı ama bedenin kendisi mimarlığın merkezinde kaldı.

Önce bedenden doğmuş ölçüleri ve neden işe yaradıklarını göreceğiz. Ardından dört bedensel ölçüye, adıma, kulaca, erişime ve göz yüksekliğine ayrı ayrı bakacağız. Sonra bu ölçülerin insandan insana ne kadar değiştiğini ve standart ölçünün kimi dışarıda bıraktığını tartışacağız. Dersin sonunda kendi bedeninizin ölçülerini çıkarıp bir odayı onlarla tarif edebileceksiniz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Kyoto'daki çay odası ve Leonardo'nun çizimi gerçektir.

Sıfır noktası

Bir insan bir mekâna girdiğinde onu önce bedeniyle ölçer: kapıdan geçerken omzuyla, merdiveni çıkarken adımıyla, rafa uzanırken koluyla, pencereden bakarken gözüyle. Bu ölçüm çoğu zaman bilinçsizdir; ancak bir şey uymadığında fark edilir. Mimarın işi bu ölçümü bilinçli hâle getirmek ve onu çizime çevirmektir.

Mekanizma

Adım

Adım, insanın mekânı yürüyerek ölçtüğü birimdir. Bir yetişkinin rahat yürüyüşteki adım uzunluğu, boyuna ve yürüme hızına göre değişir; çoğu yetişkinde yetmiş santimetre civarındadır. Mimar için adımın en önemli yeri merdivendir: merdiven, yürümenin eğik bir düzleme taşınmış hâlidir.

Kulaç ve erişim

Kulaç, iki kol yana açıldığında bir elin parmak ucundan öbür elin parmak ucuna kadar olan uzunluktur. Çoğu yetişkinde boya yakındır; Vitruvius bunu iki bin yıl önce yazmıştı. Mimarlıkta kulaçtan daha çok kullanılan ölçü ise erişimdir: bir insanın kımıldamadan, ayakta ya da oturarak eliyle ulaşabildiği alan.

Göz yüksekliği

Göz yüksekliği, bir insanın mekânı nereden gördüğünü belirler. Ayakta duran bir yetişkinin gözü genellikle boyunun birkaç santimetre altındadır, oturan bir yetişkininki yaklaşık bir metre yirmi santimetrededir, beş yaşında bir çocuğunki ise yaklaşık bir metre. Pencereler, tabelalar, aynalar, korkuluklar ve manzaranın kendisi bu yüksekliklere göre ya görülür ya görülmez.

Bir değil, birçok beden

Bedenden ölçü almak güçlü bir araçtır, ama bir tuzağı vardır: kimin bedeni? Leonardo'nun çizimindeki figür genç, sağlıklı, ortalamanın üstünde boylu bir erkektir. Bir mekânı kullanacak insanlar ise kadın ve erkek, çocuk ve yaşlı, uzun ve kısa, hamile, yorgun, tekerlekli sandalyede olabilir. Antropometrik tablolar bu farkları gösterir; iyi bir mimar ortalamaya değil, aralığa göre tasarlar.

Yaygın yanlış"Standart ölçüler herkese uyar; mutfak tezgâhı, kapı, yatak ve merdiven ölçüleri zaten insanlara göre belirlenmiştir."
Doğrusu

Standart ölçüler belirli bir bedene, çoğu zaman ortalama bir yetişkine göre belirlenmiştir ve o bedenden uzaklaştıkça uyumu azalır. Bir standart tezgâh bir elli beşlik biri için yüksek, bir doksanlık biri için alçaktır. Standart bir başlangıç noktasıdır; kullanıcının bedeni ise karardır.

Yaygın yanlış"Bedenden ölçü almak eski ve ilkel bir yöntemdir; metre gibi nesnel bir birim varken bedene gerek yoktur."
Doğrusu

Metre ölçüyü kayıt altına almak ve paylaşmak için vazgeçilmezdir, ama neyin ölçüleceğini söylemez. Bir kapının neden doksan santimetre, bir basamağın neden on yedi buçuk santimetre olduğunu bedenden başka bir şey açıklamaz. Bugün kullanılan antropometrik tablolar da sayısız insanın bedeninden alınmış ölçülerdir; beden yöntemi ortadan kalkmadı, istatistiğe dönüştü.

Çizim masasında

Emre'nin duvarındaki ölçüler Ilgın'ın masasına bir tablo olarak geliyor ve Ilgın Yamaç Evi'nin mutfağını yeniden ele alıyor. Mutfağı üç kişi kullanacak: yemeği çoğunlukla Nesrin yapıyor, hafta sonları Taner, Hayriye Hanım ise çay demliyor, sebze ayıklıyor ve hamur işini kimseye bırakmıyor.

Ölçüler şöyle: Nesrin bir altmış iki boyunda, dirseği yerden yüz bir santimetrede; Taner bir seksen beş boyunda, dirseği yüz on beş santimetrede. Hayriye Hanım ayakta uzun süre duramıyor; oturduğunda dirseği yerden altmış sekiz santimetrede. Ilgın, el işinin en rahat yapıldığı yüksekliğin dirseğin on ile on beş santimetre altı olduğu kuralıyla çalışıyor. Ana tezgâhı Nesrin'e göre seksen sekiz santimetrede tutuyor; ocak da bu tezgâhta. Taner için ayrı bir şey yapmıyor; haftada iki gün için ana tezgâhı yükseltmek, her gün kullanan Nesrin'i zorlardı. Hayriye Hanım için tezgâhın pencere ucuna, oturarak çalışılabilecek, altmış santimetre genişliğinde, yetmiş beşte duran ve önü dizlere açık bir çalışma yeri ayırıyor. Hayriye Hanım hamuru orada, sandalyesinde oturarak açabilecek; dizleri tezgâhın altına girecek.

Üst dolaplar için Emre'nin ölçtüğü erişim yükseklikleri belirleyici oluyor. Nesrin'in parmak uçları yüz doksan beş santimetreye ulaşıyor, Hayriye Hanım oturduğu yerden ancak yüz otuz beşe. Ilgın günlük eşyanın duracağı rafları yüz otuz ile yüz yetmiş santimetre arasına topluyor; Hayriye Hanım'ın çay bardakları ve demliği bu kuşağın en altında, oturma yerinin hemen yanında duracak. Ilgın mutfağın 1:20 ölçekli bir görünüşünü çiziyor ve her rafın yanına, o rafa kimin ulaşabildiğini baş harfleriyle yazıyor: N, T, H. Arda'nın harfi yalnızca en alttaki çekmecede var; orada onun kendi tabağı ve bardağı duracak.

Usta katmanı

Alman mimar Ernst Neufert, bin dokuz yüz otuz altıda yayımladığı kitabıyla mimarlara bedenden ölçü almanın sistemli bir sözlüğünü verdi. Kitap, bir insanın yürürken, otururken, uzanırken, yemek yerken, uyurken kapladığı alanları çizimlerle gösterir ve bu ölçülerden odaların, mobilyaların, merdivenlerin, koridorların en küçük boyutlarını türetir. Bugün hâlâ dünyanın birçok mimarlık ofisinin rafında durur ve Türkçe dahil birçok dile çevrilmiştir.

Neufert'in standart bedenine yöneltilen eleştiri, Amerikalı tasarımcılar Julius Panero ve Martin Zelnik'in çalışmasında somut bir cevap buldu. Panero ve Zelnik tek bir ortalama beden yerine ölçülerin bir topluluk içindeki dağılımını, kadınların, erkeklerin, çocukların, yaşlıların ve oturarak hareket edenlerin ölçülerini ayrı ayrı gösterdiler. Kitaplarının asıl dersi, bir mekânın ortalama kişiye göre değil, kullanıcılarının en küçüğünden en büyüğüne kadar uzanan aralığa göre tasarlanması gerektiğidir.

Japon geleneksel mimarlığı bedenle ölçü arasındaki ilişkiye başka bir cevap verir. Orada odalar metreyle değil, döşemeyi kaplayan tatami hasırlarının sayısıyla anılır. Bir tatami yaklaşık doksan santimetreye yüz seksen santimetredir, yani yaklaşık bir insanın yatabileceği büyüklüktedir; ölçüsü bölgeye göre birkaç santimetre değişir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Mekânı okumanın ilk aracı bedendir. İnsan bir mekânı kapıdan geçerken omzuyla, merdiveni çıkarken adımıyla, rafa uzanırken koluyla ve pencereden bakarken gözüyle ölçer.

Mimarlık tarihindeki birimlerin çoğu bedenden doğdu: karış, adım, kulaç, arşın. Metre bu bağı kopardı, ama bir kapının ya da basamağın neden o ölçüde olduğunu hâlâ beden açıklar.

Dört bedensel ölçü mimarın masasında sürekli çalışır: adım merdiveni, kulaç ve erişim rafları ve dolapları, göz yüksekliği pencereleri ve tabelaları belirler.

Beden tek değildir. Ortalamaya göre değil, kullanıcıların en kısasından en uzununa, çocuğundan yaşlısına kadar uzanan aralığa göre tasarlamak gerekir.

Sonraki derse köprü

Bu derste bedeni bir ölçü aleti olarak kullandık: bir rafın, bir basamağın, bir tezgâhın ölçüsünü bir insanın kolundan, adımından, dirseğinden çıkardık. Ama aynı beden, aynı genişlikte iki odaya girdiğinde, birinde ezilmiş, öbüründe ferahlamış hissedebilir. Fark çoğu zaman başın üstünde, tavanın yüksekliğindedir. Sonraki ders ölçeği konu alıyor: bir mekânın büyük, küçük ya da insanca algılanmasını hangi ölçüler belirler?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.