M01-D06
Mimarlığın etiği: kimin için, kimin pahasına
Bir yapının çevresine, komşularına ve gelecek kuşaklara yüklediği maliyetleri somut bir örnekte listeler.
Mimarlık Akademisi — M01, Mimarlık nedir · 2.521 kelime · 8 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 17 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir yapı onu yaptıranlar ve kullananlar için yapılır, ama bedelini başkaları da öder: komşular, sokak, işçiler, toprak, ağaçlar ve gelecek kuşaklar. Etik, bu bedelleri görünür kılmakla başlar.
Bedeller çoğu zaman yasaldır. Yönetmelik bir alt sınırdır; etik soru, kurala uygun seçenekler arasında bedeli kimin ödediğine bakarak seçim yapmaktır.
Türkiye'de mimarlığın en ağır etik sorusu sağlamlıktır. Bir yapının depremde yıkılması, yapım sırasında verilmiş küçük kararların toplamıdır ve bedelini o binada uyuyanlar öder.
Mimar her şeyi kontrol edemez. Ama hayır diyebilir, gördüğü tehlikeyi bildirebilir ve görünmeyen bir bedeli bir rapora, bir tabloya, bir çizime yazarak görünür kılabilir.
Açılış sahnesi
Arsanın sokak tarafında, eski taş duvarın hemen dibinde yaşlı bir dut ağacı var. Ilgın girişi çizerken onu bir daire olarak işaretlemiş ama pek düşünmemişti. Bir sabah arsaya geldiğinde ağacın altında karşı evde oturan Gönül Hanım'ı buluyor. Gönül Hanım yetmişlerinde, kırk yıldır bu sokakta yaşıyor.
"Siz misiniz bu evi çizen?" diye soruyor. "Bu ağacı benim kayınpederim dikmiş. Yazın bütün sokağın çocukları bunun dutunu yer. Kesecek misiniz?"
Ilgın cevap vermeden önce aklından ölçüleri geçiriyor: önceki derste girişe eklediği üç buçuk metrelik eğim ve sahanlık, tam ağacın kök alanından geçiyor. Gönül Hanım devam ediyor: "Bir de şunu sormak istiyorum. Evinizi yükseltirseniz kışın benim mutfağıma güneş gelir mi? Karşıdaki apartman yapıldığından beri bahçem öğlen bile karanlık."
Ilgın defterine iki satır yazıyor: "Dut ağacı. Gönül Hanım'ın kış güneşi." Bu iki şeyin hiçbiri Nesrin'le Taner'in ihtiyaç listesinde yoktu.
Bu derste ne olacak
Modül 1'in son dersinde mimarlığın etiğine bakıyoruz. Bir yapı onu yaptıran ve kullanan insanlar için yapılır, ama bedelini çoğu zaman başkaları da öder: komşular, sokaktan geçenler, yapıyı inşa eden işçiler, toprak, ağaçlar, ve henüz doğmamış insanlar. Bu derste o bedelleri görünür kılmayı öğreneceğiz.
Önce bir yapının etkilediği insanların çemberini genişleteceğiz. Sonra bu bedelleri üç başlıkta toplayacağız: çevreye, komşulara ve gelecek kuşaklara yüklenen bedeller. Ardından Türkiye'nin en ağır sorusuna, depreme karşı sağlamlığın bir etik sorun olarak nasıl ortaya çıktığına geleceğiz. Son olarak mimarın bu bedeller karşısında neyi kontrol edebildiğini, neyi edemediğini ve nerede hayır demesi gerektiğini tartışacağız.
Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir; Londra'daki çöken kule ile Alabama'daki okul atölyesi ise gerçektir.
Sıfır noktası
Etik, neyin doğru, neyin yanlış olduğu ve bir insanın başkalarına karşı sorumlulukları üzerine düşünmektir. Mimarlıkta etik soruların çoğu büyük ve soyut değildir. Bir ağacın kesilip kesilmemesi, bir duvarın komşu bahçeye ne kadar gölge düşüreceği, bir malzemenin yanıp yanmayacağı, bir iş sahibinin istediği bir kaçak katın çizilip çizilmeyeceği gibi gündelik kararlarda ortaya çıkar.
Mekanizma
Çevreye yüklenen bedel
Her yapı bir yeri kaplar. O yerde daha önce toprak, ağaç, su, hayvanlar ya da başka bir yapı vardı. Yapının kendisi de üretilmesi, taşınması ve kurulması için enerji ve hammadde harcar. Çevreye yüklenen bedelin bir kısmı inşaat bittiğinde görünmez olur, ama yok olmaz.
Komşulara yüklenen bedel
Komşu, yapının en yakın paydaşıdır ve çoğu zaman en az sorulandır. Gölge, manzara, mahremiyet, gürültü, toz ve titreşim bir yapının komşuya yüklediği en somut bedellerdir. Bunların bir kısmı yalnızca inşaat süresince sürer, bir kısmı yapının bütün ömrü boyunca.
Gelecek kuşaklara yüklenen bedel
Bir yapı genellikle onu tasarlayan mimardan, yaptıran iş sahibinden ve çoğu zaman ilk kullanıcılarından daha uzun yaşar. Onun bedelini, karbon yükünü, bakım masrafını, yıkıldığında bırakacağı atığı ve taşıdığı riskleri, henüz doğmamış insanlar da öder. Mimarın en zor paydaşı, sesini hiç duyamayacağı bu insanlardır.
Yaygın yanlış"Ruhsat aldıysa ve yönetmeliğe uyduysa bir yapı etik olarak da sorunsuzdur."
Yönetmelik bir alt sınırdır: kimsenin geçmemesi gereken çizgiyi koyar. Gönül Hanım'ın bahçesine gölge düşüren apartman kurala uygundur; ağacı kesen kararlar da, asfaltlanan bahçeler de çoğu zaman yasaldır. Etik soru yasal olanın sınırında başlar: kurala uygun seçeneklerin arasında, bedeli kimin ödediğine bakarak seçim yapmak.
Depremin etiği
Türkiye'de mimarlığın etiği, her şeyden önce bir sağlamlık sorusudur. Bir yapının depremde yıkılması, yapım sırasında verilmiş yüzlerce küçük kararın, malzemeden tasarruf edilen bir donatının, kaldırılan bir kolonun, eklenen bir katın, denetlenmeden geçen bir betonun toplamıdır. Bu kararların bedelini, kararı verenler değil, o binada uyuyanlar öder.
Yaygın yanlış"Etik mimarlık pahalıdır; çevreyi ve komşuyu gözetmek ancak zengin iş sahiplerinin karşılayabileceği bir lükstür."
Bazı etik kararlar gerçekten bir bedel ister: İsmail Bey'in avlusu iki daireye mal oldu. Ama birçoğu tasarımın erken aşamasında verildiğinde neredeyse hiçbir şeye mal olmaz: bir girişi iki metre kaydırmak, çatının yüksek tarafını öbür cepheye almak, gürültülü işleri gündüze toplamak. Pahalı olan çoğu zaman etik karar değil, onun geç verilmesidir; beton döküldükten sonra her değişiklik kat kat pahalanır.
Mimar neyi kontrol edebilir
Mimar bütün bu bedellerin her birinden sorumlu değildir, ama hiçbirinden de büsbütün masum değildir. Neyi kontrol edebildiğini bilmek, etiğin ilk adımıdır.
Çizim masasında
O akşam Ilgın, Gönül Hanım'ın iki sorusunu masanın başına asıp evin paydaş listesini yeniden yazıyor. Nesrin, Taner, çocuklar ve Hayriye Hanım'ın yanına üç ad ekleniyor: dut ağacı, Gönül Hanım ve evin elli yıl sonraki sakinleri.
Önce dut ağacı. Ağacın tacı yaklaşık altı metre çapında, gövde sokak duvarına bir metre uzaklıkta. Ilgın kökleri korumak için tacın izdüşümü içinde hiçbir kazı yapılmaması gerektiğini, yani gövdeden üç metre uzakta kalınmasını kendine kural koyuyor. Önceki derste eklediği üç buçuk metrelik giriş eğimi ve sahanlık bu dairenin tam içinden geçiyor. Girişi iki metre batıya kaydırıyor; böylece eğim ağacın tacının dışında kalıyor ve sahanlık, ağacın gölgesine bakan bir bekleme yerine dönüşüyor. Sokak duvarında, ağacın hemen yanında, Gönül Hanım'ın dediği gibi sokağın çocuklarının dut toplayabileceği bir metre genişliğinde bir açıklık bırakıyor.
Sonra güneş. Yamaç Evi'nin sokak tarafındaki kütlesi sokaktan yaklaşık altı metre yükseliyor. Ilgın aynı hesabı kendi evi için yapıyor: kış gündönümünde öğle vakti, yirmi altı derecelik güneş altında altı metrelik bir kütle yaklaşık on iki metrelik bir gölge düşürür. Evin kuzey duvarı sokak sınırından beş metre geride, sokak on metre genişliğinde, Gönül Hanım'ın evi de sokaktan üç metre içeride. Gönül Hanım'ın cephesi Yamaç Evi'nin kuzey duvarından on sekiz metre uzakta. Öğle gölgesi on iki metrede, sokağın ortasında bitiyor. Ilgın sabah ve akşam saatlerinde gölgenin uzayıp yön değiştirdiğini biliyor; bunu ilerideki güneş çalışmasında ayrıca sınamak üzere not alıyor. Yine de bir karar şimdiden veriliyor: çatının en yüksek noktasını sokak tarafında değil, bahçe tarafında yapmak. Böylece sokağa bakan cephe alçak kalıyor.
En son gelecek. Girişe yer açmak için sokaktaki yaşlı taş duvarın bir bölümü sökülecek. Ilgın sökülen taşların atılmamasını, numaralanıp bahçe tarafındaki istinat duvarlarının kaplamasında kullanılmasını şartnameye yazıyor. Kâğıdın kenarına bir not düşüyor: "Bu ev elli yıl sonra kimin olacak? Hayriye Hanım için yaptığımız her şey o kişiye de yarayacak mı?"
Usta katmanı
Avusturya doğumlu tasarımcı ve eğitimci Victor Papanek, tasarımcıların etik sorumluluğu üzerine yazılmış en sert kitaplardan birini yazdı. Kitabının ilk cümlesi bir meydan okumaydı: endüstriyel tasarımdan daha zararlı meslekler vardır, ama çok az. Papanek'e göre tasarımcılar yeteneklerini çoğunlukla gereksiz ürünlere ve zaten her şeye sahip olanlara harcıyordu; oysa dünya nüfusunun büyük kısmının en temel ihtiyaçları tasarımsız kalıyordu. Papanek'in hedefi endüstriyel tasarımdı, ama sorusu mimarlık için de geçerlidir: yeteneğini kimin için kullanıyorsun?
Amerikalı mimar ve felsefeci Tom Spector ise sorunu daha yakından, mimarın gündelik pratiğinin içinden ele alır. Bu derste karşılaştığımız ikilemler, iş sahibinin isteği ile komşunun güneşi, bütçe ile gelecek kuşağın yükü, işi kaybetmek ile imza atmak, Spector'ın kitabının konusudur: mimarın birbirine ters düşen yükümlülükleri arasında nasıl karar verdiği. Bu dersin bakışından söylersek, mimarın etik kararı çoğu zaman bir sorumluluğu öbürüne bilerek tercih etmek ve bunu açıkça söylemektir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir yapı onu yaptıranlar ve kullananlar için yapılır, ama bedelini başkaları da öder: komşular, sokak, işçiler, toprak, ağaçlar ve gelecek kuşaklar. Etik, bu bedelleri görünür kılmakla başlar.
Bedeller çoğu zaman yasaldır. Yönetmelik bir alt sınırdır; etik soru, kurala uygun seçenekler arasında bedeli kimin ödediğine bakarak seçim yapmaktır.
Türkiye'de mimarlığın en ağır etik sorusu sağlamlıktır. Bir yapının depremde yıkılması, yapım sırasında verilmiş küçük kararların toplamıdır ve bedelini o binada uyuyanlar öder.
Mimar her şeyi kontrol edemez. Ama hayır diyebilir, gördüğü tehlikeyi bildirebilir ve görünmeyen bir bedeli bir rapora, bir tabloya, bir çizime yazarak görünür kılabilir.
Sonraki derse köprü
Bu modülde mimarlığın ne olduğunu kurduk: mekânı kararlaştırmak, üç ölçütü tartmak, bir ekiple çalışmak, kararları bir fikirde birleştirmek, kullanıcıyı ve bedeli ödeyenleri görmek. Bu kararların hepsi bir şeye dayanıyordu: Ilgın'ın ilk gün çıkardığı şerit metreye ve bir insanın bedenine. Sonraki modül mekânı okumayı öğretiyor ve ilk araç kendi bedeniniz. Beden ve ölçü dersinde kendi adımınızı, kulacınızı ve göz yüksekliğinizi ölçüp bir odayı onlarla tarif edeceksiniz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.