İçeriğe geç

M01-D05

Kullanıcı: mekânın asıl sahibi

Bir kamusal mekânı üç farklı kullanıcının, çocuk, yaşlı ve tekerlekli sandalye kullanan biri, gözünden yeniden tarif eder.

Mimarlık Akademisi — M01, Mimarlık nedir · 2.503 kelime · 10 mimari durum · 2 yapı örneği · ≈ 11 dk okuma · 17 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kullanıcı, mekânla en uzun süre yaşayan ama tasarım sürecine en az katılan kişidir. Ortalama kullanıcı bir istatistiktir; gerçek kullanıcılar çocuk, yaşlı, hamile, yorgun, tekerlekli sandalyede ya da elleri dolu olabilir.

Aynı mekân her kullanıcı için başka bir mekândır. Bir çocuk için havuz kenarı bir duvar, bir yaşlı için kolçaksız bank bir tuzak, tekerlekli sandalye kullanan biri için kilitli bir yan kapı bir mesajdır.

Bazı kullanıcılar hiç sorulmaz: temizlik görevlileri, gece çalışanları, işitmeyenler, bir sensörün beklemediği bir tene sahip olanlar. Onları bulmak için mekânı yirmi dört saat boyunca, bütün insanlarıyla düşünmek gerekir.

Kullanıcı gözlenebilir ve sayılabilir. Kullanım sonrası değerlendirme, bir mekânın kullanıcılarından öğrenmenin en doğrudan yoludur.

Açılış sahnesi

Bir cumartesi, Yamaç Evi'nin yapılacağı mahallenin yeni meydanına Ilgın üç kişiyle geliyor. Yanında Hayriye Hanım yürütecini itiyor, Arda elinden tutmuş, biraz geriden de Ilgın'ın okuldan arkadaşı mimar Ahu tekerlekli sandalyesiyle geliyor. Ahu on yıl önce bir trafik kazasından sonra yürüyemez olmuş, o günden beri mekânları başka bir yükseklikten görüyor. Ilgın ondan bir iyilik istemişti: "Benimle bir meydana bakar mısın? Yalnız bakmaktan yoruldum."

Meydan bir yıl önce açılmış: geniş, düz, granit kaplı, ortada bir süs havuzu, kenarlarda beton saksılar, bir köşede çocuk parkı, öbür köşede belediyenin hizmet binası. Belediyenin broşüründe "herkes için bir meydan" yazıyor.

On dakika içinde üç ayrı meydan ortaya çıkıyor. Arda havuzun kenarına tırmanmaya çalışıyor; kenar tam göğsünün hizasında, suyu göremiyor. Hayriye Hanım oturacak bir yer arıyor; bankların hepsi güneşte ve kolçaksız, oturursa kalkamayacağını biliyor. Ahu hizmet binasının girişine bakıyor; rampa var, ama rampanın ucundaki kapı kilitli ve üstünde "engelli girişi için zile basınız" yazıyor. Zil yerden yüz altmış santimetrede.

Bu derste ne olacak

Önceki derste Yamaç Evi'nin fikrinin tek bir kullanıcıdan, Hayriye Hanım'ın yolundan doğduğunu gördük. Bu derste kullanıcıyı çoğaltıyoruz. Bir kamusal mekânı aynı anda çocuklar, yaşlılar, tekerlekli sandalye kullananlar, işitmeyen biri, gece vardiyasından dönen bir temizlik görevlisi kullanır. Her biri aynı mekânda başka bir mekân yaşar.

Önce "ortalama kullanıcı" fikrinin neden yanıltıcı olduğunu kuracağız. Sonra aynı meydanda üç ayrı yükseklikten bakacağız: bir metredeki çocuk gözünden, yorgun ve dengesi zayıflamış yaşlı bedenden, oturarak ilerleyen tekerlekli sandalyeden. Ardından çoğu zaman hiç sorulmayan kullanıcılara bakacağız. Son olarak bir mekânın kullanıcıdan nasıl öğrenebileceğini, yani yapıldıktan sonra nasıl değerlendirildiğini göreceğiz.

Bu derste geçen kişiler ve projeler ders için yazılmış kurgusal örneklerdir. Kopenhag'daki cadde ile Amsterdam'ın oyun alanları ise gerçek yerlerdir.

Sıfır noktası

Bir mekânı kullanıcısı için tasarlamak kolay görünür, ta ki kullanıcının kim olduğunu sorana kadar. Çizim masasında kullanıcı çoğu zaman tek bir kişidir: orta boylu, sağlıklı, yetişkin, aceleci, elleri boş. Ölçüler bu kişiye göre alınır, yollar bu kişinin hızına göre çizilir. Oysa bu kişi bir meydandan geçenlerin ancak bir kısmıdır. Çocuklar, yaşlılar, hamileler, kucağında bebek taşıyanlar, yük taşıyanlar, yorgun olanlar, görmeyen, işitmeyen, tekerlekli sandalye kullananlar, hepsi aynı mekânın sahibidir.

Yaygın yanlış"Tasarım ortalama bir yetişkine göre yapılır; geri kalanlar ona uyum sağlar."
Doğrusu

Ortalama yetişkin bir istatistiktir, gerçek bir insan değil. Bir meydanı ortalama boya göre tasarlamak, ondan kısa ya da uzun olan, ondan yavaş ya da hızlı yürüyen herkesi dışarıda bırakmak demektir. Ayrıca hayatının bir döneminde her insan ortalamanın dışına çıkar: çocukken, hamileyken, bir bacağı alçıdayken, yaşlandığında.

Mekanizma

Bir çocuğun gözünden

Beş yaşında bir çocuğun gözü yerden yaklaşık bir metre yüksekliktedir. Yetişkin için bir alt sınır olan şey, çocuk için bir duvar olur: masa kenarı, tezgâh, korkuluk, havuz kenarı. Ama çocuk aynı zamanda mekânı yetişkinin hiç kullanmadığı biçimlerde kullanır: tırmanır, saklanır, koşar, yere oturur. Çocuğun gözünden tasarlamak yalnızca ölçüleri indirmek değil, mekânı bir oyun alanı olarak da okumaktır.

Bir yaşlının gözünden

Yaşlanan beden mekânın her kusurunu büyütür. Kas gücü azalır, denge zayıflar, görme bulanıklaşır, yorgunluk çabuk gelir. Bir yetişkinin hiç dikkat etmediği iki santimetrelik bir eşik, bir yaşlı için düşme nedenidir. Ama yaşlılar aynı zamanda kamusal mekânın en düzenli kullanıcılarıdır: sabahları erkenden çıkar, bankta oturur, mahalleyi gözler.

Tekerlekli sandalyeden

Tekerlekli sandalye kullanan biri için mekân yataydır: her basamak bir duvardır, her eğim bir çabadır, her dar kapı bir sınırdır. Oturan bir yetişkinin göz hizası yaklaşık yüz yirmi santimetredir ve uzanabildiği en yüksek nokta, ayakta duran birininkinden belirgin biçimde aşağıdadır. Ama tekerlekli sandalye kullanıcısı bir sorun değil, bir kullanıcıdır; mekân onu bir istisna gibi ağırlamak yerine sahiplerinden biri saymalıdır.

Yaygın yanlış"Tekerlekli sandalye kullananlar için ayrı bir rampa ya da ayrı bir giriş yapmak yeterlidir."
Doğrusu

Ayrı bir giriş erişimi sağlayabilir ama eşitliği sağlamaz: kullanıcıyı ana kapıdan, ötekilerin yanından ayırır ve çoğu zaman bir yan sokağa, bir zile, bir görevliye bağımlı kılar. Bir mekânın bütün kullanıcıları aynı kapıdan girebildiğinde erişim bir ek olmaktan çıkar, mekânın kendisi olur. Bu konu akademinin erişilebilirlik modülünde ayrıntısıyla ele alınacak.

Sorulmayan kullanıcılar

Bazı kullanıcılar tasarım masasına hiç gelmez, çünkü kimse onları kullanıcı olarak düşünmez. Mekânı temizleyen, gece bekleyen, sesleri duymayan, ya da gövdesi bir sensörün beklediği gibi olmayan insanlar. Onları bulmanın yolu, bir mekânı yirmi dört saat boyunca, bütün insanlarıyla düşünmektir.

Çizim masasında

Meydan dönüşü Ilgın evin sokak girişini üç kullanıcıyla birlikte yeniden çiziyor. Girişi şimdiye kadar yürüteçli bir beden için kurmuştu: kaldırımla eşik arasındaki on iki santimetre, iki metrelik ve yaklaşık yüzde altılık bir eğimle karşılanıyordu. Şimdi Ahu'nun gözüyle bakıyor. Ahu meydandaki kısa bir eğimi denedikten sonra ona şunu söylemişti: "Eğimi çıkarım. Sorun kapının önünde. Kapıyı kendime doğru çekerken geri kaymamak için düz bir yere ihtiyacım var." Ilgın eğimin bittiği yere, kapının önüne bir buçuk metre derinliğinde düz bir sahanlık ekliyor. Böylece giriş bölgesi sokaktan kapıya üç buçuk metre uzuyor; ön bahçeden alınan alan küçük, ama giriş artık hem yürüteç hem tekerlekli sandalye için çalışıyor.

Sonra Arda'nın gözüne geçiyor. Kapı zili ve görüntülü diyafon, apartmanlarda alışıldığı gibi yerden yüz elli santimetreye çizilmişti. Bu yükseklik Arda için de, Ahu için de, oturan biri için de ulaşılmaz. Ilgın zili ve kapı kolunu yerden yüz santimetreye indiriyor. Diyafonun kamerasını da aynı panele, aşağı alıyor; böylece kapının önündeki çocuğun da tekerlekli sandalyedeki konuğun da yüzü görüntüye giriyor. Kameranın üstüne, yüzü alttan değil önden aydınlatacak sıcak renkli küçük bir lamba koyuyor, ki gece kapıda bekleyen herkesin yüzü, ten rengi ne olursa olsun, ekranda karanlığa gömülmesin.

En son evin içine dönüyor. Sokak kotunda, Hayriye Hanım'ın odasının yanındaki banyoyu Ahu'nun ziyaretine göre denetliyor: kapı net doksan santimetre, içeride tekerlekli sandalyenin dönebileceği bir buçuk metre çapında bir boşluk, klozetin yanında tutunma barı. Banyo bunun için yetmiş santimetre uzuyor ve koridor o kadar kısalıyor. Ilgın 1:50 planın kenarına üç ad yazıyor: Hayriye, Arda, Ahu. Her adın yanına o kişinin en zor olduğu yeri ve oradaki ölçüyü not ediyor.

Usta katmanı

Danimarkalı mimar Jan Gehl, mimarlığın yapılara değil yapıların arasındaki hayata bakması gerektiğini savunan en etkili seslerden biridir. Gehl'in yöntemi basitti: bir kamusal mekânda saatlerce durmak, insanları saymak, nerede yürüdüklerini, nerede durduklarını, nerede oturduklarını kaydetmek. Bu sayımlar ona tasarımın hangi kararlarının insanları bir mekânda tuttuğunu, hangilerinin onları uzaklaştırdığını gösterdi.

Amerikalı kent araştırmacısı William H. Whyte da benzer bir yöntemi New York'un küçük meydanlarına uyguladı. Ekibiyle meydanları zaman aralıklı kameralarla izledi ve insanların gerçekte nerede oturduğunu saydı. Sonuçları mimarlar için şaşırtıcıydı: insanlar en çok oturulabilecek yerlerin bulunduğu meydanlarda oturuyordu, tasarımın güzelliği ise bunu çok az etkiliyordu. Bir meydanın kullanıcısını en iyi anlatan şey, bir anket değil, oturulan yerlerin sayısıydı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Kullanıcı, mekânla en uzun süre yaşayan ama tasarım sürecine en az katılan kişidir. Ortalama kullanıcı bir istatistiktir; gerçek kullanıcılar çocuk, yaşlı, hamile, yorgun, tekerlekli sandalyede ya da elleri dolu olabilir.

Aynı mekân her kullanıcı için başka bir mekândır. Bir çocuk için havuz kenarı bir duvar, bir yaşlı için kolçaksız bank bir tuzak, tekerlekli sandalye kullanan biri için kilitli bir yan kapı bir mesajdır.

Bazı kullanıcılar hiç sorulmaz: temizlik görevlileri, gece çalışanları, işitmeyenler, bir sensörün beklemediği bir tene sahip olanlar. Onları bulmak için mekânı yirmi dört saat boyunca, bütün insanlarıyla düşünmek gerekir.

Kullanıcı gözlenebilir ve sayılabilir. Kullanım sonrası değerlendirme, bir mekânın kullanıcılarından öğrenmenin en doğrudan yoludur.

Sonraki derse köprü

Bu derste kullanıcıyı genişlettik: bir mekânın sahipleri arasına çocukları, yaşlıları, tekerlekli sandalye kullananları, sorulmayanları kattık. Ama bir yapının etkilediği insanlar kullanıcılarla bitmez. Yamaç Evi'nin girişine eklenen üç buçuk metre bir ağacın yerini alabilir; yükselen kütle komşunun güneşini kesebilir; kullanılan malzeme bugün kimsenin tanımadığı birinin geleceğine bir karbon yükü bırakır. Sonraki ders mimarlığın etiğini soruyor: bir yapı kimin için yapılır ve kimin pahasına?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.