İçeriğe geç

M02-D02

Kompleksin yapısı: çekirdek ve duygu yükü

Kompleksin arketipsel çekirdeğini ve onu saran kişisel deneyim ile duygu yükünü bir örnek üzerinde birbirinden ayırt eder.

Jung ve Analitik Psikoloji Akademisi — M02, Kompleks kuramı · 3.145 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Psikanaliz Akademisi’nde zemin: M11-D09 Kompleksler günlük hayatta

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung'un 1928 tarihli enerji makalesinde kompleks, duygu tonunu taşıyan bir çekirdek öğe ile onun çevresine ikincil olarak toplanmış çağrışımlardan oluşur.

Çekirdeğin iki bileşeni vardır: çevreyle bağlantılı yaşanmış bir olay ve kişinin doğuştan getirdiği bir yatkınlık. O metin ikinci bileşene ad koymaz; Jung sonrası klasik okuma onu arketipsel çekirdek olarak adlandırdı.

Duygu yükü çekirdeğe aittir. Yük kümenin büyüklüğünü, çekirdeğin niteliği ise hangi sahnelerin tutunacağını belirler.

Bir konunun konuşmada aldığı süre, Jung'a göre o konunun yükü hakkında gözlemcinin kuramından daha güvenilir bir göstergedir.

Bellek araştırması olayların öbeklendiğini ve duygunun hatırlananı kısmen seçtiğini gösteriyor; çekirdeğin ve arketipsel bir merkezin varlığı ise sınanmış değil ve Jungcu yazında da tartışmalı.

Açılış sahnesi

Avanos'ta, Kızılırmak'a bakan çömlek atölyesinin arka odası. Hüsnü tornanın başında, çamuru çarkın ortasına oturtmaya uğraşıyor; el her seferinde biraz kayıyor, çanak yamuk açılıyor. Dilek sağlık ocağındaki ebelik nöbetinden yeni dönmüş, kapı eşiğinde çayını soğutuyor.

Sabah çırak gelmiş, İstanbul'da bir seramik fabrikasında iş bulduğunu, ay sonunda ayrılacağını söylemiş. Hüsnü «hayırlı olsun» demiş. Sonra bütün gün kimseyle konuşmamış; öğlen bir müşteriye, testinin kulpu eğri diye sesini yükseltmiş.

Dilek bu sessizliği tanıyor. Oğulları Erzurum'daki üniversiteye giderken otogarda da böyleydi; Hüsnü el sallamadan dönmüş, eve gelince tornaya oturmuştu. Evliliklerinin ilk yazında karşı komşu Almanya'ya göçerken de. Ağustos sonunda leylekler damdan kalktığında bile kocası pencereyi kapatır.

«Gidiyor diye mi kızgınsın?» Hüsnü çamuru çarktan söküp yeniden yoğuruyor. «Kızgın sayılmam. Göğsümde soğuk bir şey var, o kadar. Dokuzumda yatılıya giderken de vardı.» Çamuru yeniden çarka atıyor; bu sefer tam ortaya oturuyor.

Hüsnü'nün tornası da Dilek'in nöbeti de damdan kalkan leylekler de kurmacadır; Avanos'ta bu atölyeyi arayan eli boş döner.

Bu derste ne olacak

Dilek'in kapı eşiğinden saydığı sahneler birbirinden yıllarca uzak, ama hepsine aynı soğukluk siniyor. Bu derste böyle bir kümeyi üç malzemeye ayırmaya çalışacağız: üst üste biriken kişisel sahneler, onları bir arada tutan duygu ve sahnelerin altında belki hiçbirine ait olmayan bir örüntü.

Kümenin gündelik davranışını, orantısız tepkiyi ve tetiklenmeyi Psikanaliz M11-D09 işlemişti; burada soru anatomiyle ilgili. Dayandığımız metin, kompleksin bir çekirdekten ve çevresine toplanan çağrışımlardan oluştuğunu bir ölçüm sorusunu çözerken söyleyen 1928 makalesi. Ardından çekirdeğin «arketipsel» sayılmasının neden tartışma çıkardığına ve bellek araştırmasının şemanın hangi parçasına yaklaşabildiğine bakacağız.

Sıfır noktası

Gündelik dilde kompleks için «yara», «hassas nokta», «düğüm» deriz; üçü de bir kez yaralanmış ve hep sızlayan tek bir yeri düşündürür. Jung'un şeması daha kalabalıktır. Bir kompleks bir merkezin çevresine zaman içinde yapışmış birçok sahneyi, imgeyi ve hepsine sinen bir duygu tonunu taşır. Hüsnü'nün «dokuzumda da vardı» demesi bir başlangıç noktası gösteriyor gibi, ama Dilek'in listesi çok daha uzun.

Yaygın yanlış"Kompleks, tek bir sarsıcı anının adıdır."
Doğrusu

Jung'un şemasında bir olay başlangıç noktası olabilir, ama kompleks o olayın çevresinde yıllar içinde toplanan çağrışımlardan, benzer sahnelerden ve onlara sinen duygudan oluşan bir kümedir. Hüsnü'nün yatılı okul anısını bulmak, damdan kalkan leyleklerin neden aynı soğukluğu getirdiğini tek başına açıklamaz.

Mekanizma

Çekirdek ve çevresi

Jung bu ayrımı beklenmedik bir yerde yaptı. 1928'de Almancası «Über die Energetik der Seele» adıyla çıkan makale, aynı yıl H. G. ve Cary F. Baynes'in çevirisiyle «Contributions to Analytical Psychology» derlemesinin açılış metni oldu. Makale psişik enerjinin nasıl ölçüleceğini soruyor. Bilinçdışı değerler doğrudan görülemediği için Jung dolaylı bir ölçü ararken kendi çağrışım deneylerine döner ve kompleksin yapısını o sırada çizer.

Çevirinin metnine göre kompleks bir çekirdek öğe ile ona ikincil olarak bağlanmış çok sayıda çağrışımdan oluşur. Çekirdeği duygu tonu, yani duygulanımın ona verdiği vurgu belirler; makalenin enerji dilinde bu vurgu bir değer büyüklüğüdür.

Hüsnü'nün çekirdeğini kimse gösteremez; Dilek yalnız çevredeki sahneleri sayabilir. Jung'un şeması da buradan başlar: çekirdek çoğu zaman görünmez, çevresine toplanan görünür.

Çekirdeğin iki kaynağı

Bu ders için 1928 metninin kilit cümlesi çekirdeğin bileşimiyle ilgilidir. Jung çekirdeği iki bileşene ayırır: bir yanda çevreyle nedensel bağı olan, yaşanmış bir olay; öbür yanda kişinin karakterinde doğuştan bulunan bir koşul, yani yatkınlık. Hüsnü'nün kümesine uygulandığında ilk bileşen bellidir: yatılı okula gidilen sabah. İkincisi belirsizdir: aynı sabahı yaşayan başka bir çocuk neden aynı soğukluğu taşımaz?

1928 makalesi bu ikinci bileşene «arketip» adını vermez; yatkınlık diye anar ve orada bırakır. Jung arketip kavramını sonraki on yıllarda genişletti ve klasik Jungcu okuma bu yatkınlık payını arketiple bağladı: her kompleksin merkezinde, kişisel deneyimin içine oturduğu bir arketipsel örüntü durur. Arketipin kendisi Psikanaliz zemininde, M11-D02'de tanıtıldı; burada yalnız kompleksin içindeki yeri bizi ilgilendiriyor.

Bu çerçeveyle Hüsnü'nün kümesinde iki katman ayrılabilir. Kişisel katman tarihli ve yerlidir: yatılı okul, komşunun göçü, otogar, çırak. Arketipsel katman tarihsizdir: evden koparılış, yolculuk, geride kalma. Jungcu bir okur ikinciye bakmak için Anadolu ağıtlarındaki gurbet imgesine uzanabilir. Bu, Hüsnü'nün kümesinde bir arketip bulunduğunu kanıtlamaz; aynı biçimin başka hayatlarda da göründüğünü gösterir.

Yaygın yanlış"Arketipsel çekirdek, kompleksin kişisel geçmişten bağımsız olduğunu gösterir."
Doğrusu

Klasik okumada bile çekirdek kendini ancak kişisel malzemenin içinden gösterir: arketip yaşanmış sahnelere bürünmeden kompleks kurmaz. Bir kompleksi «arketipsel» diye nitelemek, kişinin kendi hayatındaki olayları önemsizleştirmenin gerekçesi olamaz; usta katmanındaki tartışma da bu iki payın nasıl ayrılacağıyla ilgilidir.

Duygu tonu: çekirdeğin ağırlığı

Önceki dersin sonundaki soru duygu yükünün kime ait olduğuydu. 1928 metni bu soruya açık bir cevap verir: duygu tonu çekirdeğin niteliğidir. Çekirdek ne kadar yüklüyse çevresine o kadar çok çağrışım toplar; Jung'un enerji dilinde çekirdeğin çekim gücü, değer yoğunluğunun bir ifadesidir.

Makale bu kestirimi deney odasının dışına da taşır: sürçmeler, unutmalar, dalıp gitmeler ve bir konunun konuşmada aldığı süre de Jung'a göre birer değer göstergesidir. Ardından bir uyarı ekler. Hasta hekimin önemsiz saydığı bir konuyu saatlerce anlatıyorsa, o konu hasta için gerçekten daha yüklüdür; gözlemci neyin asıl mesele olduğuna kendi kuramına bakarak karar vermemelidir. Makaledeki örnekte hizmetçilerinden yakınarak saatler geçiren bir hasta var; hekimin gördüğü çatışma belki ancak tedavi ilerledikçe çekirdek olarak belirecektir.

Bu uyarı Hüsnü'nün kümesine de uygulanabilir. Dilek'in gözünde asıl mesele oğlun gidişidir; Hüsnü'nün o gün sesini yükselttiği konu ise eğri bir testi kulpudur. Jung'un ölçütüyle, kulp o gün daha fazla yük taşıyordu.

Son durum bellek araştırmasının da ilgilendiği bir olguya dokunuyor. Deneysel psikolojide Jung'un seçici duygu tonuna en yakın kavram duygu durumuyla uyumlu bellektir; bulguları Jung'un iddiasından daha dar ve daha dalgalı.

Kabuk: kişisel sahnelerin örgüsü

Çekirdeğin çevresindeki çağrışımlar rastgele birikmez. Jung 1928'de bunu bir ayrımla anlatır: çekirdeğin oluşturduğu kümelenme, uyarının her yöne yayılması gibi düz bir ışıma sayılamaz, çekirdeğin niteliğine göre yapılmış bir seçimdir. Kaç çağrışımın toplanacağını yük belirler; hangilerinin toplanacağını çekirdeğin ne olduğu. Jung'a göre bu ikinci soru enerji diliyle cevaplanamaz, neden sonuç ilişkisine bakmayı gerektirir.

Hüsnü'nün leylekleri bu seçimi gösterir. Kuşlar kişisel bir kayıp taşımaz; kümeye benzerlikleriyle girerler: onlar da gider ve geride boşluk bırakır. Kabuk böyle büyür: her yeni sahne, çekirdeğin niteliğine benzediği ölçüde tutunur.

Bu bulgu Jung'un kabuğuna yakın bir şey gösteriyor: kişisel sahneler bellekte birbirine tutunur. Gösteremediği şey Jung'un en çok önem verdiği parça, yani öbeği bir arada tutanın bir çekirdek ve onun duygu tonu olduğu. Kompleksin bugünkü araştırma kavramlarıyla geniş karşılaştırması M02-D07'ye kalıyor.

Yaygın yanlış"Kabuk soyulunca çekirdek açığa çıkar ve kompleks çözülür."
Doğrusu

Jung'un 1928 şemasında çekirdek kabuktan ayrı bir nesne gibi durmaz; çağrışımlar onun yükü ve niteliğiyle örülür. Tek tek anıları hatırlamak ya da adlandırmak kümeyi dağıtmaz. Kompleksle nasıl ilişki kurulduğu ayrı bir sorudur ve M02-D06 onu bastırma ve özdeşleşmeden ayırarak ele alır.

Usta katmanı

1928 makalesinin bir dipnotu, yüklü bir çekirdeğin neden bilinçdışı kalabildiğini tartışır. Jung'a göre ilk açıklama Freud'un bastırma kuramıdır ve birçok durumu açıklar. Ama bir durum daha vardır: içerik bilinç için öyle yeni ve yabancıdır ki aralarında henüz hiçbir çağrışım köprüsü kurulmamıştır; Jung örneği yaratıcı imgelerden verir. Bu ayrım, çekirdeğin sonradan «arketipsel» sayılmasının habercisi gibi okunabilir: bilinçte karşılığı olmayan, yine de yüksek yük taşıyan bir çekirdek.

Jung sonrası yazın bu çekirdeğin ne olduğu konusunda bölündü. Jolande Jacobi'nin 1959'da çıkan kitabı daha başlığında kompleksi, arketipi ve sembolü aynı zincire dizer. Nagari'nin 2015'te Jungcu imge kavramını özetlediği bölümde aktardığı biçimiyle, bir kompleks yalnız bir arketipin giysisi gibi düşünülmez; birkaç arketipsel örüntünün, kişisel deneyim ve duygu ile yoğrulmuş bir yığılımıdır.

Daha sert itiraz, çekirdekte önceden var olan bir şeyin bulunup bulunmadığını soranlardan geldi.

Knox'un önerisi arketipin kökeni tartışılırken bir kez anılmıştı (Psikanaliz, M11-D03). Burada önemli olan, önerinin kompleks şeması için doğurduğu sonuç. Çekirdek doğuştan bir biçim değil de erken deneyimden ortaya çıkan bir şema ise, 1928'deki iki bileşen birbirine karışır: yaşantı ve yatkınlık aynı gelişimin iki yüzü olur. Goodwyn 2020'de tartışmanın biyoloji ile ortaya çıkış arasında yanlış bir ikiliğe sıkıştığını öne sürdü; ona göre asıl soru kültürlerarası sembol benzerliklerinin kaynağıdır.

Kanıtın sınırı

Merkez ve çevre şeması 1928'de bir ölçüm kuramının parçası olarak önerildi; çekirdeği kabuktan ayıracak bir yöntem ise ne o metinde ne sonra kuruldu. Bellek araştırması bunun yalnız bir parçasına yaklaşıyor: kişisel olayların öbekler hâlinde hatırlandığı ve duygu durumunun hatırlananı bir ölçüde seçtiği gösterildi, ama bu bulgular karışık ve laboratuvar koşullarıyla sınırlı. Öbeğin bir çekirdek etrafında toplandığı, o çekirdeğin bir değer yoğunluğu taşıdığı ve en derinde kişisel olmayan bir örüntü bulunduğu iddialarının hiçbiri doğrudan sınanmadı. Arketipsel çekirdeğin önceden var olan bir yapı mı, gelişimde ortaya çıkan bir şema mı olduğu Jungcu yazının kendi içinde de tartışmalı. Kültür boyutunda da sınır belirgin. Bir kümede «gurbet» ya da «geride kalma» örüntüsünü görmek, Anadolu ağıtı ile bir Avrupa masalının benzer imgeler taşımasına dayanabilir; ama bu benzerliğin ortak bir doğuştan biçimden mi, benzer insan deneyimlerinden mi, yoksa yorumcunun seçiminden mi geldiği bilinmiyor. Kompleks yapısının bütün kültürlerde aynı katmanlarla kurulduğu genellemesi bu yüzden henüz bir varsayım olarak kalıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung'un 1928 tarihli enerji makalesinde kompleks, duygu tonunu taşıyan bir çekirdek öğe ile onun çevresine ikincil olarak toplanmış çağrışımlardan oluşur.

Çekirdeğin iki bileşeni vardır: çevreyle bağlantılı yaşanmış bir olay ve kişinin doğuştan getirdiği bir yatkınlık. O metin ikinci bileşene ad koymaz; Jung sonrası klasik okuma onu arketipsel çekirdek olarak adlandırdı.

Duygu yükü çekirdeğe aittir. Yük kümenin büyüklüğünü, çekirdeğin niteliği ise hangi sahnelerin tutunacağını belirler.

Bir konunun konuşmada aldığı süre, Jung'a göre o konunun yükü hakkında gözlemcinin kuramından daha güvenilir bir göstergedir.

Bellek araştırması olayların öbeklendiğini ve duygunun hatırlananı kısmen seçtiğini gösteriyor; çekirdeğin ve arketipsel bir merkezin varlığı ise sınanmış değil ve Jungcu yazında da tartışmalı.

Sonraki derse köprü

Bu derste kompleksi durağan bir harita gibi inceledik: merkez, çevre, ağırlık. Oysa küme insana çoğu zaman harita olarak gelmez; bir yüz, bir ses, konuşan biri olarak gelir. Hüsnü'nün göğsündeki soğukluk bir gece rüyasında otogarda bekleyen yabancı bir adama dönüşse, o adam kimdir? M02-D03, Kompleksin kişileşmesi, kümenin nasıl figür kılığına girdiğini Jung'un açıklamasından izliyor ve bu kılığı ruhun bölünebilmesiyle, ayrışmayla (dissociation) bağlıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.