İçeriğe geç

M11-D09

Kompleksler günlük hayatta

Kompleks kavramının gündelik deneyimdeki karşılığını ve klinik kullanımını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M11, Ruhun haritası · 2.994 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Jung kompleksi, bilinçle bağdaşmayan ve duyguyla yüklü bir imge olarak tanımladı ve 1934'teki konferansında asıl önemli olanın insanın kompleks taşıması değil, kompleksin insana sahip olabilmesi olduğunu savundu.

Orantısız tepki, yanlış sözcük, seçici unutma ve hep aynı yere varan tartışma kompleksin gündelik izleridir; her birinin sıradan bir açıklaması da olabilir.

Anne ve baba kompleksi gibi adlar kümenin merkezini gösteren etiketlerdir; başkasına "kompleksin var" demek kavramı bir teşhise, çoğu zaman da bir saldırıya çevirir.

Klinikte kompleks rüyalarda, aktarımda ve yinelenen sahnelerde tanınır; bugünkü akrabası şema terapisidir ve onun denemelerdeki başarısı şema terapisine aittir, Jung'un kuramına değil.

Açılış sahnesi

Kırıkkale'de bir hafta sonu akşamı, annelerinin evinde uzun bir sofra. Hande belediyede zabıta memuru, gün boyu pazar yerinde tezgâh denetlemiş, yorgun. Ağabeyi Erkan cam ve doğrama dükkânını kapatıp gelmiş, ama annesinin sabah istediği ekmeği unutmuş. Hande gülerek söylüyor: "Sen zaten hep böylesin."

Erkan'ın elindeki çatal tabağa düşüyor. Sesini yükseltiyor, yıllar önceki bir okul toplantısını, kimsenin hatırlamadığı bir bayram sabahını sayıyor, sonunda ceketini alıp çıkıyor. Masada kalanlar birbirine bakıyor; söz bu kadar ağır değildi, ekmek de zaten komşudan alınmıştı.

Ertesi sabah Erkan dükkândan Hande'yi arıyor. Özür diliyor, sonra bir süre duraksıyor: "Neden o kadar parladım, bilmiyorum. Sen bir şey dedin, ben başka bir şey duydum." Hande de bilmiyor. Tek bildiği, aynı cümlenin başka bir akşam, başka bir ağızdan da aynı yangını çıkardığı.

Kırıkkale'deki sofra ve iki kardeş uydurmadır; ama tek bir sözün beklenenden büyük bir kapı açtığı o an, Jung'un kompleks kuramının en çok iş gördüğü yerdir.

Bu derste ne olacak

M11-D08 Jung'un ruhu karşıtlar arasında gerilen bir alan gibi düşündüğünü gösterdi. Bu derste o alanın içinde düğümlenen ve kendi başına hareket eden kümelere iniyoruz. Laboratuvardaki kompleksin (M10-D02) gündelik hayattaki karşılığını arayacağız: orantısız öfke, yanlış sözcük, unutulan randevu, her seferinde aynı biçimde biten tartışma.

Önce Jung'un 1934'te verdiği bir konferansı, kompleksin bize sahip olabileceği fikrini okuyacağız. Sonra tetiklenmenin gündelik izlerine, anne ve baba kompleksi gibi adlandırmalara ve kompleksin klinikte rüyada ve aktarımda nasıl tanındığına geçeceğiz. Usta katmanı bugünkü akrabaya, şema terapisine ve onun kanıtına bakıyor. Ders boyunca bir ayrım akılda kalmalı: bir tepkiyi kompleks diye adlandırmak bir yorumdur, bir ölçüm sonucu sayılmaz.

Sıfır noktası

Kompleks sözcüğü Zürih'in çağrışım laboratuvarında, uzayan tepki sürelerinin çevresinde doğdu (M10-D02). Jung'un kişisel bilinçdışını tarif ederken onun asıl sakinleri diye andığı da bu kümelerdi (M11-D01). Egoyu bile bu türden bir kompleks saydığını M11-D07'de gördük. Bu ders sözcüğü laboratuvardan çıkarıp sofraya, işe, trafiğe taşıyor.

Gündelik Türkçede sözcük başka bir yola sapmış durumda. "Kompleksli" bir insan, kendini başkalarından aşağı gören ya da bunu örtmek için kibirli davranan biri gibi anlaşılır; "kompleks yapmak" bir eksikliğe takılıp kalmak demektir. Bu anlamın kökü Jung'dan çok Alfred Adler'in aşağılık duygusu üzerine yazdıklarına uzanır (M14-D01).

Yaygın yanlış"Kompleksli insan, kendini başkasından aşağı gören insandır."
Doğrusu

Bu kullanım gündelik dile Adler'in aşağılık duygusu fikrinin popüler biçiminden yerleşti. Jung'un terimi bir kişilik kusurunu adlandırmaz: duygu yüklü anı ve düşünce kümelerinin genel adıdır ve ona göre herkesin kompleksleri vardır. Bir insanı "kompleksli" diye nitelemek, kavramı bir hakarete çevirir.

Mekanizma

Bize sahip olan küme

Jung Mayıs 1934'te Zürih Teknik Yüksekokulu'ndaki (ETH) açılış dersini komplekslere ayırdı; konferans "Allgemeines zur Komplextheorie" adıyla aynı yıl basıldı. Otuz yıllık deney ve klinik deneyimin özeti gibi okunan bu metinde Jung, kompleksi belirli bir ruhsal durumun duyguyla güçlü biçimde vurgulanmış imgesi olarak tarif eder. Bu imge bilinçteki olağan tutumla bağdaşmaz, bu yüzden bilincin düzenine tam katılmaz.

Metnin en çok anılan fikri bir tersine çevirmedir. Herkes insanların kompleksleri olduğunu bilir, der Jung; daha az bilinen ve kuram için daha önemli olan, komplekslerin de bize sahip olabileceğidir. Burada kompleks kişinin taşıdığı bir eşya gibi düşünülmez. Belirli anlarda kişinin yerine konuşan, onun sesini ve sözcüklerini ödünç alan bir güç gibi düşünülür.

Jung aynı konferansta kompleksleri ruhtan ayrılmış küçük parçalara benzetir; kopuşun nedeni çoğu zaman bir sarsıntı, bir duygusal şok ya da kişinin kendi değerleriyle uzlaştıramadığı bir çatışmadır. Böyle bir parça kendi küçük kimliğini taşır ve ego onu hem tanır hem tanımaz. Erkan'ın ertesi sabah söylediği "ben başka bir şey duydum" cümlesi bu ikiliği yakalar: öfkeyi yaşayan oydu, öfkenin hesabını veremeyen de oydu.

Tetiklenme: orantı, sürçme, unutma

Jung'a göre kompleksin varlığı en kolay orantısızlıktan anlaşılır. Tepki onu çağıran olaydan büyükse, olay bir kapıyı açmış, içerideki birikim dışarı taşmıştır. Jung aynı metinde komplekslerin gündelik hayatta da kendini gösterdiğini yazar: insanın ağzına yanlış sözcüğü koyar, söylenecek bir adı tam o anda unutturur, bir randevuyu zihinden siler. Freud'un sürçmelere ve unutmalara bakışını M04-D01 ve M04-D02 anlatmıştı; Jung bu olaylarda yasak bir istekten çok, kendi başına hareket eden bir kümenin elini görür.

Kümelenmenin işaretleri gündelik hayatta dağınıktır ve her biri başka bir şeyle de açıklanabilir. Orantısız öfke yorgunluktan, sürçme dikkatsizlikten, unutma yoğunluktan doğabilir. Jung'un yöntemi tek bir işarete güvenmez; işaretlerin aynı konu çevresinde toplanıp toplanmadığına, aynı biçimde yinelenip yinelenmediğine bakar.

Anne kompleksi, baba kompleksi: adlar ve sınırları

Jung kompleksleri çoğu zaman merkezlerindeki ilişkiyle adlandırdı: anne kompleksi, baba kompleksi, kardeş ya da para kompleksi. Bu adlar bir tanı listesi sayılmaz; bir kümenin hangi deneyimin çevresinde toplandığını gösteren kısa etiketlerdir. Anne kompleksinin Jung'daki ayrıntılı tarifi, arketiplere ayrılan dersin (M11-D02) alanına girer; burada yalnız adlandırmanın mantığını alıyoruz.

Bu adların en tanınmışı Freud'dan gelir: Oidipus kompleksi (M05-D04). Freud sözcüğü Zürih'ten aldı ve tek, evrensel bir çekirdek kompleksin adı yaptı; Jung ise kompleksi çoğul ve kişiye özgü düşündü. Ayrılık M10-D04'ün konusuydu. 1921'deki tipoloji kitabının tanımlar bölümünde Jung, kompleks sahibi olmanın tek başına bir aşağılık işareti sayılmayacağını, yalnızca uyumsuz ve sindirilmemiş bir şeyin bulunduğunu gösterdiğini yazar; o şey bir engeldir, aynı zamanda bir itici güç olabilir.

Yaygın yanlış"Annesine çok bağlı biri anne kompleksi taşır."
Doğrusu

Jung'un anne kompleksi bir yakınlık derecesini ölçmez. Bağlılık da uzaklık da, öfke de hayranlık da aynı kümenin farklı görünüşleri olabilir; kompleksi belirleyen, ilişkinin duygu yükü ve kişinin o konuda özgürce davranamamasıdır. Bir davranıştan doğrudan bir kompleks adı çıkarmak, kavramı bir etiket oyununa çevirir.

Yaygın yanlış"Senin şu kompleksin var demek, karşındakine yardım etmektir."
Doğrusu

Bir başkasına kompleks adı koymak, Jungçu çerçevede bile bir teşhis olmaz; klinikte bile bu adlar uzun bir çalışmanın sonunda, kişinin kendi malzemesinden ve onun onayıyla belirir. Gündelik bir tartışmada kullanılan kompleks etiketi çoğu zaman bir savunma ya da bir saldırı işlevi görür. Kavramı başkasını açıklamak için değil, kendi tepkini merak etmek için kullanmak daha güvenlidir.

Klinikte kompleks: rüya ve aktarım

Jung 1934 konferansında Freud'la açık bir hesaplaşmaya da girer. Freud rüya yorumunu bilinçdışına uzanan kral yolu diye anmıştı (M03-D10). Jung bu yolun rüyadan çok komplekse çıktığını savunur; ona göre kompleks rüyaların ve belirtilerin mimarıdır. Rüyadaki figürler bu bakışla kümelenen komplekslerin kişileşmiş biçimleri olarak okunabilir: kızgın bir ev sahibi, sınav kâğıdını yırtan bir öğretmen, hep geç kalınan bir tren.

Jungçu terapide kompleks, kişiye bir ad olarak verilmekten önce yinelenen malzemede tanınır. Aynı figür rüyalarda döner, aynı duygu iş yerinde ve evde benzer sahnelerde yükselir, terapistle ilişkide de benzer bir gerilim belirir. Aktarım (Terapi, S02-P02-D06) bu bakışla kümelenmiş bir kompleksin terapi odasına taşınmasıdır: danışan terapistin bir sözünde annesinin ya da öğretmeninin tonunu duyar. Yöntemin kendisi, aktif imgelem ve rüya çalışmasıyla birlikte, Bölüm V'in ve M13-D05'in işi.

Usta katmanı

Bugünkü klinik psikolojide "kompleks" sözcüğü az kullanılır, ama onun tarif ettiği yapıya yakın kavramlar yaygındır. Bilişsel terapide temel inanç ve otomatik düşünce (Terapi, S05-P01-D03) kişinin tetiklenince neyi düşündüğünü ve bu düşüncenin hangi derin kanaatten beslendiğini adlandırır. Jeffrey Young'ın 1990'larda bilişsel terapiyi genişleterek kurduğu şema terapisi ise Jung'a en çok yaklaşan çağdaş çerçevedir: erken deneyimden doğan, duygu, anı ve beden duyumu taşıyan ve tetiklendiğinde kişiyi tanıdık bir sahneye geri çeken örüntülerle çalışır.

Benzerlik dikkat çekicidir: iki çerçeve de geçmişten gelen, duygu yüklü, tetiklenince orantısız tepki üreten bir küme tarif eder. Farklar da öğreticidir. Şema terapisi örüntüyü ölçeklerle ölçmeye, adlandırmayı protokolleştirmeye ve sonucu kontrollü denemelerle sınamaya yöneldi; Jung'un kompleksi ise rüya, imge ve uzun bir analitik ilişki içinde tanınan, ölçeğe direnen bir kavram olarak kaldı. Aşağıdaki kanıt şema terapisine aittir; Jung'un kuramının doğrulanması anlamına gelmez.

Psikanaliz okuru için ilginç bir karşılaştırma daha var. Hollanda'da sınırda kişilik bozukluğu olan hastalarla yapılan bir denemede şema odaklı terapi, psikanalitik kökenli aktarım odaklı psikoterapiyle karşılaştırıldı; aynı denemenin maliyet analizi iyileşmenin şema terapisi kolunda daha sık olduğunu bildirdi.

Kanıtın sınırı

Jung'un kompleks kavramının deneysel kökü sağlamdır: çağrışım laboratuvarında duygu yüklü sözcüklerin ölçülebilir bozulmalar yarattığı yüzyılı aşkın süredir biliniyor. Ama bu ders boyunca anlatılan gündelik kompleks, yani özerk davranan, kişiye sahip olan, rüyaları kuran küme, o deneylerin ölçtüğünün çok ötesine geçer. Kompleksin özerkliği, kişilik parçacığı benzetmesi ve rüyaların mimarı olduğu iddiası klinik gözlemden kurulmuş, kontrollü biçimde sınanmamış kuramsal görüşlerdir.

Şema terapisinin kanıtı bu boşluğu doldurmaz. Denemeler bir tedavi paketinin işe yaradığını gösteriyor; işe yarayan şeyin şema olup olmadığı, yani değişimin gerçekten şemalar üzerinden işleyip işlemediği tartışmalı ve büyük ölçüde bilinmiyor. Çalışmaların çoğu Avrupa ve Avustralya'da, sınırda kişilik bozukluğu olan ve çoğunluğu kadın hastalarla yürütüldü; sonuçların başka kültürlere, başka tanılara ve klinik dışındaki gündelik hayata ne ölçüde taşınabileceği açık değil. Gündelik bir öfkeyi "kompleks" diye adlandırmak bir yorumdur ve aynı öfkenin yorgunluk, açlık ya da o anki adaletsizlikle açıklanabileceği hep akılda tutulmalıdır. Bu genellemenin sınırı.

Kendin dene

Aklında kalsın

Jung kompleksi, bilinçle bağdaşmayan ve duyguyla yüklü bir imge olarak tanımladı ve 1934'teki konferansında asıl önemli olanın insanın kompleks taşıması değil, kompleksin insana sahip olabilmesi olduğunu savundu.

Orantısız tepki, yanlış sözcük, seçici unutma ve hep aynı yere varan tartışma kompleksin gündelik izleridir; her birinin sıradan bir açıklaması da olabilir.

Anne ve baba kompleksi gibi adlar kümenin merkezini gösteren etiketlerdir; başkasına "kompleksin var" demek kavramı bir teşhise, çoğu zaman da bir saldırıya çevirir.

Klinikte kompleks rüyalarda, aktarımda ve yinelenen sahnelerde tanınır; bugünkü akrabası şema terapisidir ve onun denemelerdeki başarısı şema terapisine aittir, Jung'un kuramına değil.

Sonraki derse köprü

Laboratuvardaki kökü ile gündelik karşılığı arasındaki uzaklık bu derste göründü: tepki süresi ölçülebiliyor, kişiye sahip olan özerk küme ise ölçüye kolay girmiyor. Aynı soru modülün bütün haritası için sorulabilir. Kolektif bilinçdışı, arketipler, gölge, anima ve kendilik nasıl sınanabilir, hangileri araştırmaya hiç kapı açmıyor, hangileri dolaylı da olsa bir veriye bağlanabiliyor? Modülün son durağı olan M11-D10, Jung'un haritası ve bilim arasındaki bu hesabı tek tek kavram üzerinden yapıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.