M02-D01
Kelime çağrışım deneyinden otonom komplekse
Kelime çağrışım deneyindeki gecikme, yineleme ve bozulma ölçütlerinin otonom kompleks kavramına nasıl götürdüğünü adım adım açıklar.
Jung ve Analitik Psikoloji Akademisi — M02, Kompleks kuramı · 3.117 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Psikanaliz Akademisi’nde zemin: M10-D02 Kelime çağrışım deneyi ve kompleks
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Jung'un çağrışım deneyinden otonom komplekse giden yolu dört basamaklı bir çıkarımdır: kümelenen gecikme, kaçan dikkat, egonun emrine girmeyen hatırlama ve klinik tablolara genişleme.
Kritik sözcüğü izleyen tepkiler de bozulur; etki uyarıcıda bitmez, birkaç adım sürer.
Dışarıdan dikkat dağıtıldığında artan ses tepkileri, dış neden yokken belirince Jung onları bir iç dağıtıcıya, yani bir komplekse bağladı. Bu basamak zekice ama bir benzetmeye dayanıyor.
1907 kitabında kompleks, ego karşısında göreli bağımsız ve kendini yinelemeye yatkın bir küme olarak tanımlandı; özerklik fikri laboratuvarda doğdu.
Bugünkü küçük çalışmalar unutma ve gecikme bulgularına benzer sonuçlar veriyor; özerklik iddiasının kendisi ise henüz ölçüme girmedi.
Açılış sahnesi
Tirebolu'da, iskeleye inen yokuşun dibinde camekânı buğulu bir saatçi dükkânı. Cengiz Usta lupunu gözüne takmış, bir cep saatinin çarkını yerine oturtuyor. Çırağı Ozan tezgâhın öbür ucunda, hafta boyunca bırakılan saatlerin fişlerini yüksek sesle okuyor; usta her birini deftere işliyor.
Yedinci fişte Ozan'ın sesi takılıyor. «Nişan saati,» diyor, sonra yeniden: «Nişan… nişan saati, altın kaplama.» Tarihi yanlış okuyor, düzeltiyor. Sonraki iki fişi de yavaş okuyor; üçüncüde sesi eski temposuna dönüyor.
Cengiz Usta deftere bakıyor. Bir yıl önce de böyle bir şey olmuştu, aynı sözcükte. Ozan'ın bozulan bir nişanı olduğunu çarşıda herkes biliyor, ama usta bunu dükkânda hiç açmadı. Şimdi de açmıyor. Yalnız defterin kenarına, fişin numarasının yanına küçük bir nokta koyuyor.
Akşam kepenk inerken Ozan kendiliğinden konuşuyor: «Usta, o kelimede dilim kendi kendine dolanıyor. Ben bir şey düşünmüyorum, ağzım takılıyor.» Cengiz Usta lupunu çıkarıp kutusuna koyuyor ve bir cevap vermiyor.
Cengiz ile Ozan'ın dükkânını Tirebolu'da arayan bulamaz; ikisi bu sayfa için uyduruldu. Defterdeki nokta ise bir yüzyıl önce Zürih'te kronometreyle tutulan kayıtların yaptığı işi yapıyor.
Bu derste ne olacak
Bir sayının nerede susup bir yorumun nerede konuşmaya başladığı, bu derste bir deney üzerinde izleniyor. Ozan'ın sesindeki takılma bir ölçümdür; «dilim kendi kendine dolanıyor» cümlesi ise bir iddia taşır: ondan bağımsız iş gören bir şey var. Arada kaç basamak olduğunu tek tek sayacağız.
Laboratuvarın kendisini, Galton'dan Burghölzli'ye uzanan yolu ve takılma işaretlerinin listesini kardeş akademinin çağrışım dersi, Psikanaliz M10-D02 kurdu. Orada gösterge olarak tanımlanan izleri yeniden saymayacağız. Bakacağımız şey bir çıkarım zinciri: bir uzamış süreden bir kümeye, kümeden dikkatin nereye kaçtığına, oradan da egonun emrine girmeyen, kendi yolunu tutan bir komplekse nasıl gidildiği. Ana metin Jung'un 1907 tarihli dementia praecox kitabı. Zincirin son halkası olan özerklik fikrinin 1934'teki olgun biçimi, gündelik hayattaki kompleksleri anlatan derste (Psikanaliz, M11-D09) okundu; burada o fikrin laboratuvardan nasıl doğduğunu göreceğiz.
Usta katmanında zincirin zayıf halkalarına ve bugün bu çıkarımı sınamaya çalışan iki çalışmaya bakacağız.
Sıfır noktası
Bir deneyde ölçülen ile çıkarılan arasındaki fark ilk bakışta önemsiz görünür. Kronometre bir sayı verir. Sayının uzun olması bir olgudur; uzunluğun bir duygudan geldiği bir açıklamadır; o duygunun kendi iradesi olan bir kümeye bağlı olduğu ise bir kuramdır. Jung'un yolu bu üç adımı da attı ve her adımda farklı türden bir kanıta yaslandı.
Yaygın yanlış"Kompleks, deneyde doğrudan ölçülen bir şeydir."
Deneyde ölçülen tepki süresi, cevabın içeriği ve sonradan hatırlanıp hatırlanmadığıdır. Kompleks bu ölçümlerin belirli sözcüklerde toplanmasından çıkarılan, görülmeyen bir kümedir. Jung bu çıkarımı güçlü gerekçelerle yaptı, ama gerekçeler ölçümün kendisine dahil değildir.
Mekanizma
Birinci basamak: dağınık gecikmeden kümelenen gecikmeye
Tek bir uzun süre hiçbir şey söylemez; zor bir sözcük, gürültü ya da yorgunluk onu açıklayabilir. Zürih'te yapılan ilk iş, sağlıklı insanların cevaplarının olağan dalgalanmasını görmekti. Peterson ile Brill'in kitabın 1909 tarihli İngilizcesine yazdığı önsözün özetine göre Jung ile Riklin eğitimli ve eğitimsiz deneklerle çalıştılar, cevapları iç bağlantılar, dış bağlantılar ve ses tepkileri gibi öbeklere ayırdılar. Bu taban olmadan sapma sözcüğünün anlamı yoktu.
Sapmanın kuram için değeri, dağılış biçiminden geliyordu. Bozulmalar listeye eşit serpiştirilmiyor, belli sözcüklerde ve onların hemen ardında yoğunlaşıyordu. Jung bu ardılı ayrıca adlandırdı.
Kritik sonrası tepki ilk basamağın asıl kazancıydı: bir gecikme yerinde durmuyor, bir iz bırakarak ilerliyordu. Ozan'ın nişan fişinden sonraki iki fişi yavaş okuması tam bu türden bir izdir.
İkinci basamak: dikkat nereye kaçtı
Kümelenen gecikme bir yer gösterir, bir neden göstermez. Jung'un ikinci adımı nedeni dikkatte aramaktı ve bunun için elinde deneysel bir karşılaştırma vardı. Zürih çalışmalarında deneklerin dikkati bilerek dağıtılmıştı: bir dizide metronomun vuruşuyla, öteki dizilerde başka yollarla. Sonuç her seferinde aynı yöne gidiyordu. Dikkat azaldıkça anlam bağlantıları geriliyor, alışılmış söz kalıpları ve ses benzerlikleri öne çıkıyordu.
Jung 1907 kitabında bu bulguyu tersine çevirdi. Dikkat dışarıdan dağıtılınca ses tepkileri artıyorsa, hiçbir dış dağıtıcı yokken birden beliren bir kafiye ya da sözcük tamamlama da dikkatin bir yere kaçtığını göstermeliydi. Dışarıda bir metronom yoksa kaçış içeriye doğruydu.
Bu adım zincirin en ustalıklı halkasıdır. Kompleksi doğrudan görmeden, bilinen bir deneysel koşulun izini taşıdığı için onun varlığına hükmeder. Aynı zamanda en kırılgan halkadır, çünkü yüzeysel cevabı üretebilecek başka iç nedenler de var: uykusuzluk, can sıkıntısı, deneyi yapana duyulan öfke.
Üçüncü basamak: egonun emrine girmeyen küme
Üçüncü adım yeniden üretme denemesinden geldi. Liste bitince baştan okunup denekten ilk cevaplarını hatırlaması istendiğinde, yansız cevaplar kolayca geri geliyordu. 1907 kitabı bu cevapları kişinin istediği an kullanabileceği hazır malzemeye benzetir. Kompleks cevapları ise direnerek geliyor, gelir gelmez geri çekiliyor, sıklıkla da unutuluyordu.
Jung'un buradan çıkardığı sonuç tam anlamıyla ilk kez «özerklik» sözcüğüne yaklaşıyor. Kompleks çağrışımları egonun elinde yansızlar kadar hazır değilse, kompleks ego karşısında göreli bağımsız bir yerde durmalıydı. Kitap bunu efendisine tam boyun eğmeyen bir vasal benzetmesiyle anlatır. Aynı bölüm iki gözlemi daha ekler: duygu yükü güçlendikçe deneydeki bozulmalar hem sıklaşır hem ağırlaşır, ve böyle bir küme yalnız deneyde değil gündelik tepkilerde de kişinin kendini yönetmesini zorlaştırır.
Kitabın ilerleyen bölümünde Jung'a göre her kompleks yansız düşünceden daha çok sürmeye ve kendini yinelemeye yatkındır, bu yüzden otomatikleşmeye en açık olan da odur; deneydeki ısrarlı tekrarlar da düzenli olarak kompleksin olduğu yerlerde belirir. Burada «otonom kompleks» artık bir benzetme olmaktan çıkar, kuramın kurucu varsayımlarından biri olur.
Yaygın yanlış"Otonom kompleks fikri Jung'un 1913 sonrasındaki içsel deneyimlerinden doğdu."
Kavramın temel varsayımları, kompleksin ego karşısındaki göreli bağımsızlığı ve otomatikleşme eğilimi, 1907 kitabında deneysel verilere dayanarak kurulmuştu. Sonraki yıllarda kavram genişledi ve kişileşen figürlerle ilişkilendirildi, ama kökü laboratuvardaki yeniden üretme ve dikkat bulgularıdır.
Dördüncü basamak: laboratuvardan kliniğe
Zincirin son halkası, deney odasından hasta koğuşuna geçişti. 1907 kitabı Jung'un tıbbi ilgisinin yönünü de gösterir: sağlıklı deneklerde dikkatin küçük payını alan küme, ağır psikiyatrik tablolarda egonun karşısında çok daha geniş bir yer tutuyordu. Kitabın bir bölümü histeri ile dementia praecox'u yan yana koyar ve iki tabloda da güçlü duygu yüklü kümelerin egonun denetiminden çıkabildiğini savunur. Kitaptaki hasta anlatıları Jung'un o yıllardaki yorumlarıdır; bu derste o hastalar hakkında ayrıca bir şey söylemiyoruz.
Bu halkanın arkasında Paris'ten gelen bir düşünce çizgisi de var. Jung kitabında Janet'nin dikkat ve bilinç daralması üzerine yazdıklarına birçok kez başvurur.
Bir yandan Freud'un bastırma kavramı, öte yandan Janet'nin bölünme fikri. 1907 kitabı ikisinden de yararlanır: kompleksler çoğu zaman bastırılmış hâlde durur, ama kendi başlarına iş görmeleri bir bölünmenin sonucudur. Kişileşmeye ve ayrışmaya uzanan sonraki adım M02-D03'ün konusu, egonun kendisinin de bir kompleks sayılması M02-D04'ün.
Usta katmanı
Zincirin her halkası bir öncekinden daha fazlasını iddia ediyor ve her halkada kanıtın türü değişiyor. İlk basamak sayıydı, ikincisi bir deneysel benzetme, üçüncüsü bir hatırlama farkı, dördüncüsü klinik gözlem. Bu ayrım Jung'u küçültmez, yöntemini neyin taşıdığını gösterir.
İlk eleştiri döngüsellik üzerinedir. Kompleks bozulmalardan çıkarılıyor, ardından bozulmalar kompleksle açıklanıyor. Jung bunun farkındaydı: 1907 kitabında, her çağrışımın bir komplekse ait olduğunu pratikte göstermenin güç olduğunu, ama ne kadar dikkatle çözümlenirse bunun o kadar sık bulunduğunu yazar. Bu cümle bir bulgudan çok bir çalışma ilkesi bildirir. İkinci eleştiri deneyi yapanın payıdır: kitap, kompleks düşüncesini taşıyan bir cevabı deneğin göremediğini ve onu doğru yola ancak deneyi yapanın götürebileceğini söyler. Deneyin yorumu böylece deneyi yapanın beklentisine açık kalır.
Bugün bu çıkarımı sınamaya çalışan araştırmalar küçük ve yenidir.
Çalışma Jung'un üçüncü basamağına, yeniden üretmedeki unutmaya bugünkü bir karşılık arıyor. Kişiye özgü çatışmanın genel olumsuz içerikten ayrılması, Zürih'in yanıtlayamadığı sorulardan biri, uzamanın kişinin kendi kümesinden mi yoksa her insanı yavaşlatan duygu yüklü sözcükten mi geldiğiydi.
Bu iki çalışmadan sonra gelen bir kuramsal yazı, kümelenmeyi dinamik sistemler kuramıyla modellemeyi ve görüntüleme bulgularını bu modelin zamanlama öngörüleriyle karşılaştırmayı önerdi (Krieger, 2019).
Yaygın yanlış"Beyin görüntülemesi kompleksin varlığını kanıtladı."
Görüntüleme çalışmaları kompleks yüklü sayılan cevaplarla yansız cevaplar arasında etkinlik farkı buldu. Cevapların hangisinin kompleks yüklü sayılacağı yine Jung'un göstergelerine göre belirlendi; çalışma o göstergelerin arkasında egodan bağımsız iş gören bir küme olduğunu sınamıyor, yalnız iki cevap türünün beyinde farklı göründüğünü gösteriyor.
Kanıtın sınırı
Zincirin hangi halkasının sağlam, hangisinin tartışmalı olduğu ayrı ayrı söylenmeli. Bozulmaların belirli sözcüklerde kümelendiği ve yeniden üretmede daha çok unutulduğu, bugünkü küçük çalışmalarda da benzer biçimde görülüyor. İç dikkat dağılması çıkarımı ise bir benzetmeye dayanıyor ve doğrudan sınanmadı. Kompleksin egodan göreli bağımsız iş gören bir küme olduğu, yani özerklik iddiası, hiçbir çalışmada ölçülmüş değil; ölçülen şey hâlâ gecikme, unutma ve beden tepkisi. Bugünkü kartların hepsi küçük örneklemli ve tekrarlanmayı bekliyor. Kültür boyutunda da sınır açık: Zürih'teki denekler İsviçre Almancası ile yazı dili arasında gidip gelen, büyük ölçüde Avrupalı insanlardı; uzun sürelerin dil, okuryazarlık ve iki dillilikten ne kadar etkilendiği o çalışmalarda ayrıştırılmadı. Kompleksin yapısının farklı dillerde ve kültürlerde aynı göstergelerle ortaya çıktığı varsayımı genellenmeden önce kendi başına sınanması gereken bir varsayım olarak duruyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Jung'un çağrışım deneyinden otonom komplekse giden yolu dört basamaklı bir çıkarımdır: kümelenen gecikme, kaçan dikkat, egonun emrine girmeyen hatırlama ve klinik tablolara genişleme.
Kritik sözcüğü izleyen tepkiler de bozulur; etki uyarıcıda bitmez, birkaç adım sürer.
Dışarıdan dikkat dağıtıldığında artan ses tepkileri, dış neden yokken belirince Jung onları bir iç dağıtıcıya, yani bir komplekse bağladı. Bu basamak zekice ama bir benzetmeye dayanıyor.
1907 kitabında kompleks, ego karşısında göreli bağımsız ve kendini yinelemeye yatkın bir küme olarak tanımlandı; özerklik fikri laboratuvarda doğdu.
Bugünkü küçük çalışmalar unutma ve gecikme bulgularına benzer sonuçlar veriyor; özerklik iddiasının kendisi ise henüz ölçüme girmedi.
Sonraki derse köprü
1907 kitabının duygu yüklü kompleksi tanıttığı bölüm, sokakta karşılaşılan eski bir arkadaşın imgesiyle açılır ve o imgeyi duyusal algı, düşünce ve anı, ve duygu tonu diye üç bileşene ayırır; tek bir anıdan bütün bir olaylar yığınına uzanan küme, hepsini saran bir duygu tonuyla bir arada durur. Bu derste kompleksin dışarıdan görünen izlerini izledik. M02-D02, Kompleksin yapısı: çekirdek ve duygu yükü, kümenin içine bakıyor: kişisel deneyimden örülen kabuk ile onun ortasında yer aldığı düşünülen arketipsel çekirdek nasıl ayırt edilir, duygu yükü bu ikisinden hangisine aittir?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.