İçeriğe geç

M10-D02

Kelime çağrışım deneyi ve kompleks

Jung'un kelime çağrışım deneyini ve kompleks kavramını deneysel kökeniyle açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M10, Jung'un yolu · 3.110 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Temel Psikoloji Akademisi’nde: M13-D08

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Oyun Galton'un öz-gözleminden Leipzig'e, oradan bir sınıflama şemasına geçti; Galton en eski çağrışımlarının en inatçı olanlar olduğunu kendi üzerinde saydı.

Zürih'te elle tutulan bir kronometre, bozulmaların belirli sözcüklerin çevresinde kümelendiğini gösterdi. Bu izlere kompleks göstergeleri, arkalarında varsayılan duygu yüklü kümeye kompleks dendi.

Galvanometre ve bir hemşire odasındaki hırsızlık yöntemi mahkeme sorusuna taşıdı. Freud 1906'da sözcüğü benimsedi, ama masumun da suçlu gibi tepki verebileceği uyarısını ilk yapanlardan biri oldu.

Testin kendisi standart bir ölçeğe dönüşmedi; sezgisi gizli bilgi testinde ve duygusal Stroop görevinde başka kuramlarla sürüyor.

Açılış sahnesi

Antakya'da, ocak ayında bir akşam. Hülya hastanenin radyoloji bölümündeki vardiyasından dönmüş, Cemal elektrik dağıtım şirketinin arıza ekibinden. Sofra kalkınca on bir yaşındaki torunları bir oyun öneriyor: o bir kelime söyleyecek, dedesiyle babaannesi akıllarına ilk geleni. Telefonun kronometresini açıyor, her cevabı saniyesiyle deftere yazıyor.

Oyun hızlı akıyor: "deniz" için "mavi", "ekmek" için "fırın". Sonra torun "anahtar" diyor ve Cemal duruyor. Bir şey söyleyecek gibi oluyor, vazgeçiyor, kelimeyi kendi kendine tekrarlıyor: "Anahtar…" Sonunda "kapı" diyor ve gülüyor. Torun deftere 4,6 yazıyor; öteki cevapların hiçbiri bir buçuk saniyeyi geçmemiş.

Torun "Dedem takıldı!" diye bağırıyor, oyun sürüyor, Cemal sonraki üç kelimede de biraz yavaş kalıyor. Hülya bir şey sormuyor. Gece o dört saniyeyi düşünüyor; yorgunluk mu, televizyonun sesi mi, başka bir şey mi, bilmiyor.

Hülya'nın, Cemal'in ve torunlarının sofrası bu sayfanın dışında yok. Ama defterdeki o tek uzun sayı, 1900'lerin Zürih'inde bir klinikte kronometreyle toplanan binlerce sayının küçük bir kardeşi.

Bu derste ne olacak

M10-D01 Jung'u laboratuvar kapısında bırakmıştı; bu ders içeri giriyor. Önce oyunun psikolojiye nasıl girdiğini izleyeceğiz: kendi zihnini ölçen Galton, Leipzig ve bir sınıflama şeması. Sonra Jung ile Riklin'in deneyine, takılmaların nasıl sayıldığına ve "kompleks" sözcüğünün bu sayılardan nasıl çıktığına bakacağız; ardından galvanometreye ve bir hırsızlık soruşturmasına. Usta katmanı sözcüğün Viyana'ya göçünü ve bugünkü akrabalarını konuşuyor. Ders boyunca akılda tutulacak ayrım şu: bir gecikmeyi ölçmek kolaydır, ona anlam vermek bir yorumdur.

Sıfır noktası

Çağrışım deneyinin malzemesi gündelik hayatta zaten var. Freud 1906'da hukuk öğrencilerine verdiği bir derste deneyi, birinin bir kelime söyleyip ötekinin onunla birleşik bir sözcük kurduğu bilinen bir çocuk oyununa benzetir; laboratuvar bu oyundan yalnızca birleşik sözcük koşulunu atmıştır.

Tepki süresinin tanımı Temel Psikoloji M01-D02'de; serbest çağrışımın doğuşunu M02-D05 anlattı. Serbest çağrışımda kişi uzun uzun konuşur ve sözü kimse kesmez; deneyde her seferinde tek bir sözcük istenir ve saat işler.

Yaygın yanlış"Kelime çağrışım deneyini Jung icat etti."
Doğrusu

Yöntemin kökü Galton'un 1879 deneylerine ve Leipzig'deki laboratuvar çalışmalarına uzanır; Jung ile Riklin Kraepelin ile Aschaffenburg'un sınıflama şemasını kullandılar. Zürih'in yeniliği takılmaları gürültü saymayıp onlardan kişiye özgü bir içerik çıkarmaya çalışmasındaydı.

Mekanizma

Galton'un yetmiş beş sözcüğü

Francis Galton 1879'da Brain dergisinde "Psychometric Experiments" başlıklı bir yazı yayımladı; zihnin işleyişine ölçü ve sayı koymak istiyordu ve deneği kendisiydi. Yetmiş beş sözcüklük bir listeyi kendine gösterdi, aklına gelen fikirleri not etti, süreyi tuttu. Listeyi yaklaşık birer ay arayla, İngiltere'de ve yurt dışında dört kez baştan sona geçti.

Galton kendi kayıtlarını basmadı. Gerekçesi ilginçtir: bu kayıtlar ona göre bir insanın düşüncelerinin temelini, sahibinin dünyaya göstermeye razı olacağından çok daha açık sergiliyordu. İlk cevabın kişisel bir şeyi ele verebileceği fikri, Zürih'ten yirmi beş yıl önce bir İngiliz'in kayıtlarında duruyordu.

Yöntem kısa sürede Wilhelm Wundt'un Leipzig'deki laboratuvarına girdi. Bilim tarihçisi Annette Mülberger, kelime çağrışımının yüzyılın son yirmi yılında yaygın bir deney ve test biçimine dönüştüğünü gösterir: Leipzig'de Trautscholdt'un deneyleri, Cattell ile Bryant'ın toplu uygulamaları, zihinsel farklılıkları ölçen başka çalışmalar (Mülberger, 2017). Çağrışımları türlerine ayıran şemalardan birini Emil Kraepelin ile Gustav Aschaffenburg kurdu. Aschaffenburg yorgunluğun çağrışımları nasıl değiştirdiğini de inceledi; M01-D06'dan tanıdık bu ad, birkaç yıl sonra Freud'un histeri kuramına sert biçimde itiraz edecekti.

Burghölzli'de kronometre

Burghölzli'deki çağrışım çalışmaları, Jung'un deneysel araştırmalarını toplayan cildin editör notuna göre 1902 dolaylarında başladı. Bleuler 156 sözcüklük bir liste hazırlamış ve onu farklı psikoz tablolarında denemişti. Ama normal çağrışıma dair bir ölçüt yoktu; hastalarda görülenin neyin sapması olduğu bilinmiyordu. Jung bu boşluğu doldurmak için Franz Riklin'le birlikte sağlıklı insanlarla bir deney dizisi kurdu. Çalışma 1904 ve 1905'te Journal für Psychologie und Neurologie'de parça parça çıktı, 1906'da Jung'un editörlüğündeki Diagnostische Assoziationsstudien'in ilk cildinde toplandı.

Deney büyük ölçüde elle yürüyordu. Kronometre uyarıcı sözcüğün vurgulu hecesinde başlatılıyor, cevap söylenince durduruluyordu. Bir dizide denek metronomun vuruşuna uyup kâğıda çizgi çekerken cevap veriyordu. Yazarlar İsviçre Almancası ile yazı Almancası arasındaki farkı da not ettiler: lehçe sözcükler eğitimsiz deneklerin işini kolaylaştırmadı, zorlaştırdı ve listeden çıkarıldı. Yazarlar bir gecikmenin dilden de doğabileceğini baştan biliyordu.

Takılmanın işaretleri

Deneyin asıl buluşu sayıların bozulduğu yerlerdeydi. Jung ile Riklin bazı uyarıcı sözcüklerde süre uzarken, cevabın içeriğinin de tuhaflaştığını, denek uyarıcıyı yineleyip duraksadığını ya da hiç cevap veremediğini gördüler. Bu bozulmalar listeye rastgele dağılmıyordu; belirli sözcüklerin çevresinde kümeleniyordu. Yazarlar, bir dizi farklı uyarıcı sözcüğün güçlü duygu yüklü bir kompleksin içine çekilebildiğini, her cevabın hem uyarıcıdan hem de bu kompleksin etkisinden pay aldığını yazdılar.

Jung 1909'da Clark Üniversitesi'nde verdiği konferanslarda bu bozulmaları örnekledi: uzayan süre, gelmeyen cevap, yinelenen uyarıcı, tek sözcük yerine bir açıklama, farklı uyarıcılara hep aynı sözcüğün dönmesi. Bir de yeniden üretme denemesi vardı: liste bitince baştan okunuyor, denekten ilk cevaplarını hatırlaması isteniyordu; Jung'un 1907 tarihli bir çalışması bu bölümdeki unutmaları inceledi.

Yaygın yanlış"Bir sözcükte uzun düşünmek, o sözcükle ilgili bir sorun olduğunu kanıtlar."
Doğrusu

Jung ile Riklin bile sürenin sözcüğün zorluğundan, dilden, yorgunluktan ve dikkatten etkilendiğini kaydettiler. Kompleks yorumu birkaç göstergenin aynı yerde toplanmasına ve deneğin kendi açıklamasına dayanıyordu; tek bir uzun süre, tek başına bir tanı aracı olmadı.

Galvanometre ve bir hırsızlık

Zürih ekibi kısa süre sonra kronometrenin yanına bedeni de ekledi. Frederick Peterson ile Jung'un ortak çalışması 1907'de Brain'de, galvanometre ve solunum ölçeriyle normal ve hasta bireylerde yapılan ölçümleri bildirdi. Aynı yıl Charles Ricksher ile Jung'un galvanik olgu ve solunum üzerine ikinci bir çalışması Journal of Abnormal Psychology'de yayımlandı. Fikir şuydu: gösterge veren sözcükler deri iletkenliğinde ve solunumda da iz bırakıyorsa, iki ayrı ölçü aynı yeri gösteriyordu. Deri iletkenliği, sürçmeleri deneyle sınayan M04-D05'te de karşımıza çıkmıştı.

Aynı mantık mahkeme salonuna da taşındı. Jung 1906'da hukuk ile psikiyatrinin sınır sorularına ayrılmış bir dizide "Die psychologische Diagnose des Tatbestandes" başlıklı bir çalışma yayımladı; buradaki fikir, suça ilişkin sözcüklerin yalnız suçu bilen kişide kompleks göstergeleri doğuracağıydı. Clark konferanslarında Jung yöntemi bir olayla anlattı. Şubat 1908'de klinikte bir hemşirenin dolabından para çalınmış, şüphe üç hemşirede toplanmıştı. Jung dolaba, paraya, cüzdana ve paranın yanındaki bir ayakkabıcı makbuzuna dair "kritik" sözcükleri sıradan sözcüklerin arasına serpiştirdi ve üç kadını sırayla teste soktu. Göstergeler en çok birinde toplandı; Jung'un anlatımına göre o kadın aynı akşam hırsızlığı itiraf etti.

Usta katmanı

Freud'un 1906 dersi sözcüğün Viyana'ya geçişini de belgeliyor: tepkiyi etkileyen böyle bir tasarım içeriğine "Komplex" demenin alışkanlık hâline geldiğini yazar, sonra gündelik hayatın psikopatolojisi üzerine kitabına döner ve sürçmelerin arkasındaki rahatsız edici içeriğe de aynı adı verir. Sözcüğü Zürih'ten aldığı açık; onu kendi eski bulgularının üzerine giydirir. Oidipus kompleksinin Freud'daki tarifini M05-D04 anlattı; orada geçen "kompleks", çağrışım laboratuvarında doğmuş bir terimin aile sahnesine taşınmış hâliydi. Zürih'ten gelen bu deneysel bulguların Freud'un Jung'a ilgisinde nasıl bir yer tuttuğu M10-D03'ün konusu.

Yaygın yanlış"Kompleks sözcüğünü psikanalize Freud kazandırdı."
Doğrusu

Freud'un 1906 dersi sözcüğün Zürih çağrışım çalışmalarında yerleştiğini açıkça kabul eder ve onu Bleuler ile Jung'un düşüncesi olarak anar. Freud sözcüğü benimsedi, kendi kuramında genişletti ve Oidipus kompleksinde ona en tanınmış kullanımını verdi; ama sözcüğün psikanalize girişi bir laboratuvardan oldu.

Bugünkü tarihçiler Zürih programını tek kişinin icadı olarak okumuyor.

Aynı tarihçinin ikinci çalışması testin Atlantik'in öte yanındaki serüvenini izliyor. Genç Carl Rogers 1927'de çocuklarda duygusal uyumu ölçmek için kelime çağrışım testleriyle çalıştı; topladığı veriler bu testlerin çocuklarda gerçek bir klinik değer taşımadığını düşündürünce yöntemi bıraktı (Fierro, 2024). Rogers'ın sonraki kişilik kuramı hümanistik kuramlar dersinin (Temel Psikoloji M12-D03) konusu; burada yalnız onun ilk testinin akıbetini anıyoruz.

Testin bugünkü yeri için okuduğumuz kaynaklar güncel bir ölçüm sunmuyor; yaygın kabul gören norm tablolarına ya da aynı kişinin cevaplarının zaman içindeki tutarlılığını gösteren geniş çalışmalar bu ders için bulunamadı. Fierro'nun çalışmaları sorunun eski olduğunu gösteriyor. Zürih'in sezgisi ise başka biçimlerde yaşıyor; en yakın akrabası adli psikofizyolojideki gizli bilgi testi.

Daha sonraki bir meta-analiz dört fizyolojik ölçüyü karşılaştırdı ve deri iletkenliği için yine 1,55'lik bir ortalama etki buldu; beyin dalgasının P300 bileşeni yalnız kişisel eşya düzeneklerinde öne geçti (Meijer, klein Selle, Elber ve Ben-Shakhar, 2014). Klasik poligraf ise başka bir mantıkla, karşılaştırma sorularıyla çalışır; adli psikoloji dersi (Temel Psikoloji, M18-D05) onu bağımsız bir kurulun değerlendirmesiyle ele aldı.

İkinci akraba duygusal Stroop görevi. Kişi sözcüğün anlamını değil, yazıldığı rengi söyler; Stroop etkisi seçici dikkat dersinde (Temel Psikoloji, M06-D02) tanımlandı. Duygusal sürümde sözcüklerin bir kısmı kişinin kaygılarıyla ilgilidir ve bir derleme, hastaların kendi durumlarıyla ilgili sözcüklerin rengini söylemekte çoğu zaman yavaş kaldığını aktarır (Williams, Mathews ve MacLeod, 1996). Mantık Jung'unkine benzer, kuram başkadır: açıklama bilişsel dikkat modellerinden gelir. Tepki süresine dayanan örtük ölçümlerin kişi düzeyinde ne kadar tutarlı olduğu ise Temel Psikoloji'nin örtük çağrışım testi dersinde (M13-D08) tartışıldı.

Yaygın yanlış"Kelime çağrışım testi bugün yalan makinesinin temelidir."
Doğrusu

Klasik poligraf, karşılaştırma sorularına verilen bedensel tepkilere dayanan ayrı bir gelenektir. Zürih'in mantığına en yakın olan gizli bilgi testidir ve o da bir ayrıntının tanınıp tanınmadığına bakar. Laboratuvardaki güçlü sonuçlarının gerçek soruşturmalara ne kadar taşındığı tartışmalıdır.

Kanıtın sınırı

Zürih deneylerinin sınırları dönemin kendi notlarında görülüyor. Örneklemler küçüktü, deneyi yürütenler sınıflamayı da yapıyordu ve kronometreyi tutan elin hızı ölçüme karışıyordu. Kompleks yorumu deneğin sonradan yaptığı açıklamalara dayanıyordu; deneyi yapanın beklentisini ayıracak kör bir uygulama yoktu. Hırsızlık olayı Jung'un kendi anlatımıyla bize ulaşıyor; başarısız denemelerin kaydı aynı ölçüde görünür olmuyor. Test hiç standartlaşmadığı için "Jung'un testi" diye tek bir araçtan söz etmek de bir basitleştirme.

Bugünkü akrabaların da sınırları var. Gizli bilgi testinin büyük etkileri laboratuvardaki sahte suç düzeneklerinden geliyor; gerçek bir şüphelinin, gerçek bir korkuyla ve aylar sonra aynı ayrıntılara nasıl tepki vereceğine bu sonuçların ne kadar genellenebileceği belirsiz. Duygusal Stroop etkisi de grup ortalamalarında görülüyor; tek bir kişinin puanından sonuç çıkarmak tartışmalı. Kompleks kavramının kendisi, yani dikkati çeken sözcüğün arkasında birbirine bağlı ve kısmen bilinçdışı bir düşünce kümesi olduğu varsayımı, bu araçların hiçbirinde doğrudan sınanmadı; araçlar bir gecikmeyi, kuram ise o gecikmenin nedenini anlatıyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Oyun Galton'un öz-gözleminden Leipzig'e, oradan bir sınıflama şemasına geçti; Galton en eski çağrışımlarının en inatçı olanlar olduğunu kendi üzerinde saydı.

Zürih'te elle tutulan bir kronometre, bozulmaların belirli sözcüklerin çevresinde kümelendiğini gösterdi. Bu izlere kompleks göstergeleri, arkalarında varsayılan duygu yüklü kümeye kompleks dendi.

Galvanometre ve bir hemşire odasındaki hırsızlık yöntemi mahkeme sorusuna taşıdı. Freud 1906'da sözcüğü benimsedi, ama masumun da suçlu gibi tepki verebileceği uyarısını ilk yapanlardan biri oldu.

Testin kendisi standart bir ölçeğe dönüşmedi; sezgisi gizli bilgi testinde ve duygusal Stroop görevinde başka kuramlarla sürüyor.

Sonraki derse köprü

Çağrışım çalışmalarını toplayan cilt 1906'da basılınca bir kopyası Viyana'ya gitti ve kısa bir teşekkür notuyla karşılık buldu. Yedi yıl sürecek bir yazışma böyle başladı. Sözcüğü laboratuvardan alıp kendi kuramına yerleştiren Freud ile onu sayılarla dolduran genç psikiyatrist mektuplarında neyi paylaştı, aralarındaki yakınlık hangi ortak varsayımlara dayanıyordu? Bu soruların belgeleri M10-D03'te, Freud ile Jung'un mektuplarında.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.