M14-D09
Çocuksuz çiftler
Seçimle ya da istemeden çocuksuz kalan çiftlerin ilişki memnuniyetine ve toplumsal baskıya dair bulguları aktarır.
İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M14, Çeşitlilik ve bağlam · 3.193 kelime · 17 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Çocuksuzluk tek bir deneyim değil; seçilmiş, istenip ulaşılamamış ve ikisinin arasında kalmış biçimleri var ve iki eş aynı geçmişi farklı adlandırabilir.
Mevcut bulgular çocuk sahibi olmamayı ne bir eksiklik ne de bir üstünlük olarak gösteriyor; Türkiye'deki karşılaştırmada doyum benzer çıktı ama farklı gerekçelerle kuruldu.
"Ne zaman?" sorusu tek başına küçük görünse de tekrarlandıkça çiftin taşıdığı yükün parçası olur; bu yükü çiftin birlikte taşıması önemlidir.
İstemeden çocuksuz kalmak çevrenin çoğu zaman tanımadığı bir yastır; iki eşin bu yasla farklı yollardan baş etmesi, birbirlerini yalnız bırakılmış hissetmelerine yol açabilir.
Ortak bir kayıp ilişkinin sonu demek değil; beş yıl izlenen kişilerin üçte birine yakını bu deneyimden sonra birbirlerine yakınlaştıklarını söyledi.
Açılış sahnesi
Kurban Bayramı'nın ikinci günü, Erdal'ın teyzesinin evinde kalabalık bir sofra. Nilgün ile Erdal on bir yıldır evli. Nilgün bir lisede kimya öğretmeni, Erdal bir belediyenin park bahçeler biriminde teknik sorumlu. Masanın bir ucunda kuzenlerin çocukları köfte için yarışıyor, öbür ucunda teyze, çayını karıştırırken her bayram sorduğu soruyu bu kez biraz daha alçak sesle soruyor: "Siz hâlâ düşünmüyor musunuz? Bak, yaşınız da ilerliyor."
Nilgün gülümsüyor ve konuyu tatlıya getiriyor. Bu cevabı yıllar içinde ezberledi. Erdal ise bir an duruyor, çünkü sorunun cevabı kendisi için o kadar basit değil. Evliliklerinin ilk yıllarında çocuk istediklerini söylemişlerdi, sonra Nilgün'ün yüksek lisansı, Erdal'ın şehir değiştiren işi, bir ev kredisi araya girdi. Sonra "olursa olur" dediler ve olmadı. Bir hekime hiç gitmediler. Bir karar verdiklerini de, bir şeyi kaybettiklerini de hiçbir zaman açıkça söylemediler.
Eve dönerken arabada Erdal soruyor: "Biz çocuk istemedik mi, olmadı mı? Teyzeme ne diyeceğimi bilmiyorum, çünkü sana ne diyeceğimi de bilmiyorum." Nilgün camdan dışarı bakıyor. "Ben şimdiki hayatımızdan memnunum," diyor. "Ama bunu söyleyince sanki bir şeyi saklıyormuşum gibi hissediyorum."
Bu derste ne olacak
Bu ders, çocuğu olmayan çiftlerin ilişkisine bakıyor: bazıları bunu açıkça seçmiş, bazıları istemiş ama ulaşamamış, bazıları da Nilgün ile Erdal gibi ikisinin arasında bir yerde duruyor. Dört adım atacağız. Önce "seçim" ile "koşul" arasındaki çizginin ne kadar bulanık olabileceğini konuşacağız. Sonra ilişki memnuniyetine dair bulgulara, Türkiye'den yeni bir karşılaştırma da dahil olmak üzere, bakacağız. Ardından "ne zaman?" sorusunun çifte nasıl bir baskı olarak yerleştiğini ele alacağız. Son olarak çocuk isteyip ona ulaşamayan çiftlerde yasın ve iki eşin farklı başa çıkma biçimlerinin ilişkiye ne yaptığını göreceğiz.
Baştan bir şeyi netleştirelim: Bu derste çocuk sahibi olmak ya da olmamak bir eksiklik ya da bir üstünlük olarak sunulmuyor. Ölçülebilir bir hedefi olmayan bir yaşam tercihinde "doğru" bir yol aramıyoruz. Bir de sınır: Doğurganlığın tıbbi yanı, tanıları ve tedavileri bu dersin konusu değil; o sorular bir hekimin işidir. Bizim baktığımız yer iki insanın arası.
Sıfır noktası
Çocuksuzluk tek bir deneyim değil. Araştırmacılar onu ilk bakışta iki kümeye ayırır.
Bu ikisi kâğıt üzerinde temiz biçimde ayrılır; hayatta ise çoğu zaman iç içe geçer. M10-D03 ebeveynliğe geçişi anlatırken çocuklu çiftleri gönüllü çocuksuz çiftlerle karşılaştıran bir izleme çalışmasından söz etmişti; orada çocuksuz çiftler yalnız bir karşılaştırma noktasıydı. Bu derste onlar merkezde.
Mekanizma
Seçim mi, koşul mu?
Gönüllü ile istemsiz arasındaki fark, ilişkinin gidişatını anlamak için önemli; çünkü bir çiftin yaşadığı duygu buna göre değişir. Seçmiş biri için dışarıdan gelen acıma hissi yersizdir ve yorucudur. Ulaşamamış biri için aynı sofradaki şaka bir yaraya dokunur. Ama iki eş bu iki kümeye aynı anda girmeyebilir: Biri seçtiğini, öteki razı olduğunu düşünüyor olabilir.
Erdal'ın arabada sorduğu soru tam burada duruyor. Onun için mesele teyzeye ne diyeceği değil, kendi geçmişini nasıl adlandıracağı. Bir çift aynı kararı birlikte almış görünse de eşlerden biri o kararı yıllar sonra bir kayıp olarak yeniden okuyabilir.
Yaygın yanlış"Çocuk sahibi olmamayı seçenler sonunda mutlaka pişman olur."
Pişmanlığı doğrudan ölçen bir çalışma burada yok; ama Türkiye'de yapılan bir karşılaştırmada gönüllü çocuksuz kadınlarla anneler arasında evlilik ve yaşam doyumu bakımından anlamlı bir fark çıkmadı. Bir kapının kapanmasına duyulan hüzün ile kararın kendisinden duyulan pişmanlık aynı şey değildir.
Memnuniyet ne söylüyor?
M10-D03, Twenge ve arkadaşlarının meta-analizi üzerinden ebeveynlerle çocuksuz evliler arasındaki memnuniyet farkının küçük olduğunu, en çok küçük bebeği olan annelerde belirginleştiğini aktarmıştı. O ders aynı zamanda, gebelikten önce daha memnun olan çiftlerin çocuk sahibi olmaya daha yatkın olabileceğini, bunun da karşılaştırmaları karıştırdığını göstermişti.
Peki çocuk sahibi olmanın kültürel olarak çok güçlü bir beklenti olduğu bir toplumda tablo nasıl görünür? Yakın tarihli bir çalışma bu soruya Türkiye'den bakıyor.
Burada doyumun eşit çıkması kadar önemli olan, iki grubun onu farklı malzemeyle kurması. Anneler için anlam büyük ölçüde toplumun onayladığı bir rolden geliyor. Çocuksuz kadınlar ise bu onayın dışında kendi gerekçelerini kurmak zorunda kalıyor. Bu da başka bir emek demek: kararı almakla kalmayıp onu tekrar tekrar savunmak.
Yaygın yanlış"Çocuksuz çiftler ilişkiye bir eksik başlar ve eninde sonunda boşluk hisseder."
M10-D03'teki meta-analiz ebeveynlerle çocuksuz evliler arasında genel olarak küçük bir fark buldu ve bu fark çocukluların aleyhineydi; Türkiye'deki karşılaştırmada ise iki grup arasında anlamlı fark çıkmadı. Bulgular çocuksuzluğu ne bir eksiklik ne de bir avantaj olarak gösteriyor.
"Ne zaman?" sorusu
Açılıştaki teyzenin sorusu kötü niyetli değil. Ama tek bir sorunun yıllarca tekrar edilmesi, bir çiftin hayatına bir norm olarak yerleşir.
Bu norm her toplumda farklı güçtedir ve aynı toplum içinde de kuşağa, bölgeye, aileye göre değişir. Önemli olan, çiftin bu normla tek tek değil, birlikte karşılaşması. M10-D05 çiftin hangi kararların yalnız ikisine ait olduğunu belirleyen haritaya ad koymuştu; çocuk konusu belki de o haritanın en sık ihlal edilen köşesi.
Bu derlemenin ders için önemi şu: Çocuk sahibi olamamanın ne kadar acı verdiği yalnız bedende ya da bireyin içinde belirlenmiyor. Sofrada sorulan soru, kayınvalidenin bakışı, iş yerindeki "senin çocuğun yok, bayramda sen nöbet tut" cümlesi deneyimin bir parçası.
Yaygın yanlış"Bu sorular masum, çiftin kendisinin de takmaması gerekir."
Greil ve arkadaşlarının derlemesi, çocuk sahibi olamama deneyiminin toplumsal bağlamın içinde biçimlendiğini vurguluyor. Tek tek iyi niyetli sorular, yıllarca tekrarlandığında çiftin yaşadığı yükün parçası haline gelebilir; bunu fark etmek aşırı alınganlık değildir.
İstemeden çocuksuz kalmak: yas ve iki farklı ritim
Çocuk isteyip ona ulaşamamak, adı konmamış bir kayıptır: kaybedilen kişi hiç var olmamıştır, ama hayali, planı, ismi çoktan vardır. M12-D10 çevrenin tanımadığı kayıpların yasına bir ad vermişti; istemsiz çocuksuzluk o adın en açık örneklerinden biri. Kimse cenaze kaldırmaz, kimse taziyeye gelmez.
Bu yasın çift içindeki ağırlığı, iki eşin kayıpla aynı biçimde başa çıkmamasından gelir. M08-D06 stresin iki eşin karşılıklı etkileşimi içinde nasıl taşındığını anlatmıştı. Burada o etkileşim, ortak bir kayıp karşısında sınanıyor.
Peterson ekibinin sonucu gündelik hayata kolayca tercüme ediliyor. Biri konuyu kafasından uzaklaştırarak, işine gömülerek, "düşünmeyelim" diyerek ayakta kalıyor olabilir; bu onun için işe yarar. Ama öteki aynı konuyu konuşmaya ihtiyaç duyarken bu uzaklık yalnız bırakılmak gibi yaşanır.
Bu acı ilişkiyi kaçınılmaz olarak aşındırır mı? Uzun bir izleme bunun tersine dair bir işaret veriyor.
Yaklaşık üçte bir, ne çoğunluk ne de istisna. Bu bulgu, istemsiz çocuksuzluğun ilişkiyi "güçlendirdiği" anlamına gelmiyor; acıyı küçültmek için kullanılırsa yaralayıcı olur. Söylediği şu: Kayıp, ilişkiyi kendiliğinden yıkmıyor. Kaybı bir anlamla birlikte taşıyabilen eşlerde, ilişki o kaybın etrafında yeniden örülebiliyor.
Yaygın yanlış"Çocuk olmazsa evlilik er geç dağılır."
Peterson ve arkadaşlarının beş yıllık izleminde sonuç alamayan katılımcıların yaklaşık üçte biri bu deneyimin evliliklerine olumlu bir katkı yaptığını bildirdi. Çocuksuzluk bir ilişkinin yazgısını belirlemiyor; kayıpla nasıl başa çıkıldığı belirleyici görünüyor.
Usta katmanı
Çocuk konusu gündeme geldiğinde terapistin ilk tuzağı, sorunu çocuksuzluğun kendisinde aramaktır. Çoğu çift terapiye "çocuğumuz olmadığı için" değil, bu konuda birbirlerini duyamadıkları için gelir. Terapist her iki eşin hikâyesini ayrı ayrı dinler: Ne zaman istediler, ne zaman vazgeçtiler ya da vazgeçmediler, bunu kendilerine ve birbirlerine nasıl anlattılar.
İkinci tuzak, terapistin kendi değerleridir. Çocuk sahibi olmayı bir olgunluk göstergesi sayan bir terapist, gönüllü çocuksuz bir çifti farkında olmadan "henüz hazır olmayan" bir çift gibi dinleyebilir. Doğurganlık yanlısı norm danışma odasının kapısında durmaz.
Biri istiyor, öteki istemiyorsa terapist bir uzlaşma dayatmaz. Bu, yarısı yapılabilecek bir pazarlık değildir; bir çocuğun yarısı yoktur. Tıbbi sorular gündeme geldiğinde terapist bunları kendisi yanıtlamaz; çifti bir hekime yönlendirir ve o sürecin ilişkiye yükünü konuşmaya devam eder.
Konu bir eşin ötekinin üreme kararını elinden almasına dönüşmüşse, örneğin gebeliği önleme yöntemine gizlice müdahale ya da bir gebeliği sürdürme ya da sonlandırma yönünde zorlama varsa, bu artık bir tercih farkı değil, kontrol davranışıdır. Bu tabloda konuşulacak ilk şey çift uyumu değil, kararı elinden alınan kişinin korunmasıdır; ortak görüşme bunun ardından ve ancak uygun görülürse gelir.
Kanıtın sınırı
Bu dersteki kanıtlar birkaç açıdan sınırlı. Türkiye'deki karşılaştırma yalnız çalışan evli kadınlara bakıyor ve çocuksuz grup küçük; erkeklerin, eşcinsel çiftlerin ve istemeden çocuksuz kalanların deneyimini kapsamıyor. İstemsiz çocuksuzluğa dair iki çalışma da kliniğe başvurmuş kişilerden geliyor; çocuk sahibi olamadığını bir hekime gitmeden kabullenen çiftler, Nilgün ile Erdal gibi, bu verilerin dışında kalıyor. Bu yüzden bulguları tüm çocuksuz çiftlere genellemek doğru olmaz. Gönüllü ile istemsiz arasındaki ara bölge, yani erteleyerek, kararsızlıkla ya da hayatın akışıyla çocuksuz kalanlar, araştırmada en az bilinen grup. Ayrıca çoğu ölçüm tek bir anda alınıyor; çocuksuzluğun ilişkiye etkisinin yaşamın ilerleyen dönemlerinde nasıl değiştiği büyük ölçüde bilinmiyor ve farklı kültürlerde tekrarlanması gerekiyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Çocuksuzluk tek bir deneyim değil; seçilmiş, istenip ulaşılamamış ve ikisinin arasında kalmış biçimleri var ve iki eş aynı geçmişi farklı adlandırabilir.
Mevcut bulgular çocuk sahibi olmamayı ne bir eksiklik ne de bir üstünlük olarak gösteriyor; Türkiye'deki karşılaştırmada doyum benzer çıktı ama farklı gerekçelerle kuruldu.
"Ne zaman?" sorusu tek başına küçük görünse de tekrarlandıkça çiftin taşıdığı yükün parçası olur; bu yükü çiftin birlikte taşıması önemlidir.
İstemeden çocuksuz kalmak çevrenin çoğu zaman tanımadığı bir yastır; iki eşin bu yasla farklı yollardan baş etmesi, birbirlerini yalnız bırakılmış hissetmelerine yol açabilir.
Ortak bir kayıp ilişkinin sonu demek değil; beş yıl izlenen kişilerin üçte birine yakını bu deneyimden sonra birbirlerine yakınlaştıklarını söyledi.
Sonraki derse köprü
Nilgün ile Erdal'ın sofrasındaki soru, bir varsayımı taşıyordu: Tam bir yetişkin hayatı, içinde bir çocuk olan hayattır. M14-D08 birden çok kuşağın aynı çatı altında yaşadığı evlere bakmıştı; bu ders de çocuğu olmayan bir evin ne kadar dolu olabileceğine baktı. Şimdi o varsayımın daha da altına inelim. Ya bir hayatın tam sayılması için bir partner bile şart değilse? Tek başına yaşayan, bir ilişkinin dışında kalan ya da bekâr kalmayı seçen insanların iyi oluşu hakkında araştırmalar ne söylüyor, ve "herkes bir ilişki içinde daha iyi olur" fikri verinin karşısında ne kadar ayakta kalıyor? Tek başına yaşamak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.