İçeriğe geç

M08-D03

Utanç ve suçluluk

Utanç ile suçluluğun çift ilişkisinde farklı davranışlara yol açtığını ve onarımdaki rollerini açıklar.

İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M08, Duygular, stres ve ilişki · 3.120 kelime · 18 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Utanç bir hatadan sonra dikkati kişinin kendi bütününe çeviriyor; suçluluk ise yapılan davranışa ve ötekine verilen zarara. Aynı hata, iki duygudan hangisini doğurduğuna göre çok farklı bir akşama dönüşebiliyor.

Utanç kişiyi saklanmaya, savunmaya ya da bitmeyen bir özre itebiliyor; bu yollar, onarımı yaralanan eşin değil yaralayanın ihtiyacına göre kurulmuş hâle getiriyor.

Suçluluk çoğu zaman ötekinin gözünden bakmayla birlikte geliyor ve özrü bir telafiye bağlıyor; ama hiç kapanmayan bir suçluluk borcu ilişkide bir baskı aracına dönüşebilir.

Bazı insanlarda utanç o akşamın olayından çok daha eski; yakınlığa dair beklentilerle ilişkinin bugünkü uyumu arasında bir ara halka olabilir.

Onarım açısından en işe yarayan soru belki şu: "Bu hatada kim olduğumu mu konuşuyorum, ne yaptığımı mı?"

Açılış sahnesi

Nevra'nın babası yetmiş yaşına giriyor. Akşam yemeği Nevra'nın kardeşinin evinde; masayı Nevra kurmuş, davetlileri o aramış, Sarp'a tek bir iş kalmış: pastaneden pastayı almak. Sarp kapıdan eli boş giriyor. Pastane kapanmış, o da yolda telefonla konuşurken saati kaçırmış.

Nevra mutfakta ona sessizce "Ne oldu?" diye soruyor. Sarp'ın yüzü kızarıyor. "Ben zaten hiçbir şeyi beceremeyen biriyim, biliyorsun" diyor, sonra balkona çıkıp kapıyı kapatıyor. Gecenin geri kalanında Nevra bir yandan misafirlerle ilgileniyor, bir yandan da arada balkona gidip Sarp'ı içeri çağırıyor: "Önemli değil, gerçekten, gel otur." Pastasız kalan doğum günü değil, Sarp'ın kendisi gecenin konusu olmuş.

Birkaç ay sonra benzer bir şey oluyor: Sarp, Nevra'nın tahlil sonuçlarını almayı unutuyor. Bu kez kapıdan girer girmez söylüyor: "Sonuçları almayı unuttum. Yarın randevun var, sabah ilk iş gidip alacağım, sonra seni hastaneye ben bırakırım." Nevra'nın canı yine sıkılıyor, ama konuşma beş dakikada bitiyor ve ertesi sabah sonuçlar masada.

İki akşamda Sarp'ın yaptığı hata hemen hemen aynı ağırlıkta. Değişen, hatanın içinden kendine mi yoksa yaptığı şeye mi baktığı. Bu ders o farkın adını koyuyor.

Bu derste ne olacak

Önce birbirine çok benzeyen, çoğu zaman aynı sözcükle anılan iki duyguyu ayıracağız: kişinin kendisi hakkında duyduğu utanç ile yaptığı bir şey hakkında duyduğu suçluluk. Ardından utancın insanları neden saklanmaya ve kendini korumaya ittiğine, suçluluğun ise neden çoğu zaman ötekine doğru bir hareket doğurduğuna bakacağız. Sonra suçluluğun ilişkilerdeki işlevlerini, yararlı olanlarıyla birlikte bir baskı aracına dönüşebilen yüzünü ele alacağız. Son olarak utancın, kişinin yakınlıkla ilgili eski beklentileri ile ilişkisinin bugünkü uyumu arasında taşıyıcı bir rol oynayıp oynamadığını soran bir çalışmaya geçeceğiz.

Dersin pratik sorusu şu: Bir eş hata yaptığında, onarımın yolunu hangi duygu açar, hangisi kapatır?

Sıfır noktası

M07-D07 kavganın ortasında atılan küçük adımları, özrü de içine alarak, onarım girişimleri olarak incelemişti; aynı özrün bir evde içten, başka bir evde boş duyulabildiğini gösteren günlük çalışmasıyla birlikte. Orada sorulmayan bir soru vardı: Özrü dileyen kişinin içinde o an ne oluyor? Cevabı o iç sesin tonunda arayacağız.

M07-D04'te savunmacılığı, M06-D11'de ise kişinin kendine dair bir şeyi eşinden uzak tutmasını görmüştük. İkisinin de altında sık sık aynı duygunun yattığını bu derste göreceğiz.

Mekanizma

Kendine mi, yaptığına mı

Duygu araştırmalarında yaygın kabul gören ayrım, iki duyguyu neye yöneldiklerine göre ayırıyor. Tangney, Stuewig ve Mashek'in 2007 tarihli derlemesi, utanç, suçluluk ve mahcubiyeti "kendinin bilincinde olan" ahlaki duygular olarak bir arada ele alıyor ve araştırmaların büyük kısmının hâlâ utanç ile suçluluk arasındaki ayrıma odaklandığını, iki duygunun görece yararlarını ve zararlarını tartıştığını belirtiyor.

Ayrım, hatanın büyüklüğüyle ilgili değil. Aynı unutkanlık bir insanda "Unuttum" cümlesine, bir başkasında "Ben unutkan, işe yaramaz biriyim" cümlesine dönüşebiliyor. Birincisinde düzeltilecek bir olay var; ikincisinde düzeltilecek olan kişinin kendisi gibi görünüyor ve bu, bir akşamda yapılabilecek bir iş değil.

Yaygın yanlış"Utanç ile suçluluk aynı duygunun iki adı."
Doğrusu

Gündelik dilde iki sözcük sık sık birbirinin yerine kullanılıyor, ama bu derste aktarılan araştırma çizgisi ikisini ayrı duygular olarak ele alıyor: Utanç kişinin kendisine, suçluluk yaptığı davranışa yöneliyor; Leith ve Baumeister'in çalışmasında da ikisi kişiler arası sonuçlarla farklı biçimlerde ilişkiliydi. Aynı olayın ardından ikisi birlikte yaşanabiliyor; ayrım, hangisinin ağır bastığını fark etmeye yarıyor.

Saklanmak, savunmak, küçülmek

Utancın ilişkideki ilk izi çoğu zaman bir geri çekilme. Kişi kendini kötü gördüğünde, eşinin gözünde de kötü görünmekten korkuyor ve bakışlardan uzaklaşıyor: balkona çıkıyor, konuyu değiştiriyor, telefonla ilgilenir gibi yapıyor. M06-D11'in eşten saklananları bu yüzden yalnız sırları olan insanlar değil; bazen yalnızca utanan insanlar.

İkinci iz savunma. Utancın yükü taşınamayacak kadar ağır geldiğinde kişi suçu dışarı itebiliyor: "Sen de geçen ay unutmuştun." M07-D04 bu karşılığın çiftleri nasıl bir kısır döngüye soktuğunu anlatmıştı; burada eklenen şey, savunmacılığın her zaman kibirden değil, çoğu zaman kendini çok kötü hissetmekten doğabilmesi.

Bu bulgu çiftlere doğrudan bakmıyor, ama mutfaktaki Sarp'a çok benzeyen bir şeyi tarif ediyor: Utanan kişi sorunu çözmek yerine kendini sorunun kendisi olarak görüyor ve çözüm aramaya gücü kalmıyor.

Yaygın yanlış"Utandırmak insanı düzeltir; eşim yaptığından yeterince utanırsa bir daha yapmaz."
Doğrusu

Covert ve arkadaşlarının çalışmasında utanca yatkınlık, kişiler arası sorunlara daha zayıf çözümler üretmek ve bu çözümlere daha az güvenmekle ilişkiliydi; çözme isteği ise suçluluğa yatkınlıkla birlikte gidiyordu. Leith ve Baumeister'in çalışmasında da utancın ilişki sonuçlarına zarar verdiği görüldü. Utanç insanı durdurabilir, ama onu düzeltmenin yolunu göstermiyor.

Suçluluk ötekine döner

Suçluluk da hoş bir duygu değil, ama yönü farklı. Kişi kendisinden çok, eşine ne olduğunu düşünüyor; ve bu düşünce onu eşine doğru, durumu düzeltmeye itiyor.

Bu bulgunun ilginç yanı, suçluluğu yalnız bir sonuç olarak değil, bir algı biçiminin ürünü olarak göstermesi. Ötekinin gözünden bakabilen kişi, yaptığının bedelini daha net görüyor ve suçluluk tam da bu görüşten doğuyor. M07-D10 eşin gözünden bakma çabasını ayrıca ele almıştı; buradaki bulgu, o çabanın onarıma giden yolda bir basamak olabileceğini düşündürüyor. Utanç ise kişiyi kendi sıkıntısına kapatıyor; aynı olayı ötekinin gözünden anlatmak, utananların hikâyesini değiştirmiyor.

Onarım açısından bu fark somut. M07-D07'nin özür üzerine aktardığı bulgu, özrün nasıl duyulduğunu ilişkinin genel havasına bağlıyordu. Bu dersin eklediği, özrün nasıl dilendiği: Suçluluktan gelen bir özür olaydan ve ötekinin yarasından söz ediyor ve bir telafi öneriyor; utançtan gelen bir özür ise çoğu zaman özür dileyenin kendisinden söz ediyor.

Baumeister ve arkadaşlarının saydığı işlevlerden ikisi, suçluluğun iki yüzlü olduğunu hatırlatıyor. Daha az güçlü eşin istediğini elde edebilmesi, bir ilişkide sesi kısık olanın elinde bir araç anlamına gelebilir; ama aynı mekanizma, sürekli suçluluk uyandırmanın bir yönetme biçimine dönüşmesine de kapı aralıyor. Sıkıntının yeniden dağıtılması da bir eşin yarasını ötekine görünür kılabilir, ya da bir eşin her mutsuzluğunu ötekinin borcuna çevirebilir.

Yaygın yanlış"Suçluluk iyi duygudur; ne kadar çok, o kadar iyi."
Doğrusu

Leith ve Baumeister'in çalışmasında suçluluk ilişki sonuçlarını iyileştiriyordu; ama Baumeister ve arkadaşlarının derlemesi, suçluluğun daha az güçlü eşin elinde bir etki aracı olduğunu da kaydediyor. Belirli bir davranışa bağlı, telafiyle kapanan bir suçluluk onarımı besler; hiç kapanmayan, her tartışmada yeniden çağrılan bir suçluluk ise ilişkinin dengesini değiştiren bir baskıya dönüşebilir.

Utancın uzun kökü

Utanç yalnız o akşamın hatasından doğmuyor. Bazı insanlar hatayı çok hızlı biçimde "Ben"e çeviriyor; bunun bir nedeni, yakınlığa dair daha eski beklentiler olabilir. Bir çalışma bu ihtimale baktı ve utancı iki biçimde ölçtü.

Bu bulgu, ilişkide "aşırı" görünen bir utanç tepkisinin her zaman o akşamın olayıyla orantılı olmayabileceğini düşündürüyor. Bağlanma örüntüleri burada bir ara halkayla yeniden karşımıza çıkıyor: Yakınlıkta reddedilmeyi bekleyen ya da yakınlıktan uzak duran biri, küçük bir hatayı daha kolay "Demek ki ben böyleyim" sonucuna bağlayabilir.

Yaygın yanlış"Utanç bireyin meselesi; ilişkiyle bir ilgisi yok."
Doğrusu

Martins ve arkadaşlarının çalışmasında utanç, bağlanma boyutlarını çift uyumuna bağlayan bir ara halka olarak çıktı ve yazarlar onu çift terapisinde ele alınabilecek bir hedef olarak önerdi. Utanç bir kişinin içinde yaşanıyor; ama geri çekilme, savunma ya da bitmeyen özür biçiminde ilişkinin ortasına çıkıyor.

Usta katmanı

Bir çift terapistinin bu derste ilk işine yarayan şey, savunmacılığın ya da geri çekilmenin altındaki utancı fark etmek. Seansta eşini sert biçimde reddeden bir danışan, çoğu zaman kendi gözünde çok küçülmüş olabiliyor. Terapist bu sertliğe doğrudan karşı çıktığında utanç büyüyor ve savunma da onunla birlikte sertleşiyor. Daha verimli bir yol, davranışı kişiden ayıran bir dil kurmak: "Bu akşam olan şey" ile "sen" arasındaki mesafeyi açmak. Bu, suçluluğun ötekine dönen hareketine yer açıyor.

İkinci nokta, özrün kime hizmet ettiğine bakmak. Kendini yerden yere vuran bir özür, yaralanan eşi teselli eden konumuna sokuyorsa, terapist bunu nazikçe adlandırabilir ve özrü olaya ve ötekinin yarasına geri çağırabilir. Bunun karşı yüzü de var: Bir eş ötekinin her hatasını bitmeyen bir suçluluk borcuna çeviriyorsa, terapist bu borcun hangi olaya bağlı olduğunu ve nasıl kapanabileceğini sorabilir.

Son olarak, utandırma bir ilişkide sistemli bir aşağılamaya dönüşmüşse, yani bir eş ötekini sürekli küçük düşürüyor, korkutuyor ya da yalnızlaştırıyorsa, bu dersin araçları uygun araçlar değil. Böyle bir tabloda terapistin önceliği, aşağılanan eşin güvende olup olmadığını ayrı ayrı görüşerek anlamak; birlikte yapılacak çalışma ancak bundan sonra düşünülebilir.

Kanıtın sınırı

Bu derste aktarılan bulguların büyük kısmı çiftlerden değil tek tek bireylerden geliyor. Covert ve arkadaşlarının çalışması lisans öğrencileriyle, yaygın sorun örnekleri üzerinden yapıldı; Leith ve Baumeister'in çatışma anlatıları genel kişiler arası çatışmalardı; Martins ve arkadaşlarının çalışması ise tek bir zamanda toplanmış öz bildirim verisine dayanıyor. Bu nedenle utancın bir çiftte geri çekilmeye, suçluluğun ise onarıma yol açtığı fikri, yakın ilişkiler için güçlü bir kuramsal beklenti; ama aynı çiftleri zaman içinde izleyerek doğrudan sınanmış bir sonuç değil. Yatkınlık ölçümlerinin anlık duygudan ne kadar iyi haber verdiği de tartışmalı.

Kültürel bir sınır da var. Utancın aile ve çevre önünde yaşandığı, "el âlem ne der" sorusunun güçlü olduğu bağlamlarda, utanç ile suçluluk arasındaki ayrımın burada aktarılan biçimde işleyip işlemediği bu kaynaklardan bilinmiyor; bu ayrımın bu bağlamlarda tekrarlanması gerekiyor. Bazı kültürlerde utanç, kişiyi ilişkisine ve topluluğuna bağlayan bir düzenleyici olarak da görülebilir. Bu dersteki çerçeveyi her ilişkiye olduğu gibi genellemek yerine, bir okuma aracı olarak kullanmak daha temkinli.

Kendin dene

Aklında kalsın

Utanç bir hatadan sonra dikkati kişinin kendi bütününe çeviriyor; suçluluk ise yapılan davranışa ve ötekine verilen zarara. Aynı hata, iki duygudan hangisini doğurduğuna göre çok farklı bir akşama dönüşebiliyor.

Utanç kişiyi saklanmaya, savunmaya ya da bitmeyen bir özre itebiliyor; bu yollar, onarımı yaralanan eşin değil yaralayanın ihtiyacına göre kurulmuş hâle getiriyor.

Suçluluk çoğu zaman ötekinin gözünden bakmayla birlikte geliyor ve özrü bir telafiye bağlıyor; ama hiç kapanmayan bir suçluluk borcu ilişkide bir baskı aracına dönüşebilir.

Bazı insanlarda utanç o akşamın olayından çok daha eski; yakınlığa dair beklentilerle ilişkinin bugünkü uyumu arasında bir ara halka olabilir.

Onarım açısından en işe yarayan soru belki şu: "Bu hatada kim olduğumu mu konuşuyorum, ne yaptığımı mı?"

Sonraki derse köprü

Bu derste bir hatanın ardından yapan tarafın içinde ne olduğuna baktık. Ama bir hatanın iki tarafı var. Utanç yüzünden dile getirilmemiş bir özür, bir suçluluk borcuna dönüşmüş eski bir olay ya da teselli edilmekle geçen bir akşam, yaralanan eşte bir yük bırakıyor. Bu yük konuşulmadığında birikiyor; bazen bir sessizliğe, birkaç günlük bir konuşmamaya, yüz çevirmeye dönüşüyor. Sıradaki ders, o birikmenin hangi yollardan ilerlediğine ve küsmenin bir mesaj olarak neyi söyleyip neye mal olduğuna bakıyor: Kırgınlık ve küskünlük.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.