İçeriğe geç

M08-D04

Kırgınlık ve küskünlük

Kırgınlığın birikme yollarını ve küsmenin bir iletişim biçimi olarak işlevini ve bedelini değerlendirir.

İlişki ve Çift Terapisi Akademisi — M08, Duygular, stres ve ilişki · 3.059 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir eşin sözü ya da davranışı, ona verilen değerin düşük olduğu ya da kişinin kendine dair olumlu inancının zedelendiği biçiminde okunduğunda, kızgınlıktan çok incinme olarak yaşanır.

Söylenmeyen, kafada tekrarlanan ve bir örüntüye bağlanan kırgınlıklar, tek tek olaylardan daha ağır bir yük oluşturabilir.

Küsmek bir mesaj vermek için susmaktır; duvar örmeden ayrı olarak çoğu zaman bilinçli ve cezalandırıcıdır.

Küsen taraf sessizliği işe yarayan bir taktik olarak hatırlayabilir; küsülen taraf ise onu bir yara olarak taşır.

Küslüğün tek başına zararsız bir gelenek olduğu varsayımı, sessizliğin iki taraf için de bedel taşıdığını gösteren bulgularla sınanmalı.

Açılış sahnesi

Nesrin'in kız kardeşinin nişan yemeği. Kalabalık bir sofra, mumlar, fotoğraflar. Ertan geç geliyor; bir iş yemeği uzamış. Kapıdan girerken herkese gülümsüyor, Nesrin'in yanağına bir öpücük konduruyor ve oturuyor. Nesrin de gülümsüyor. Kimse bir şey fark etmiyor.

Eve dönüş yolunda Nesrin tek kelime etmiyor. Ertesi sabah kahvaltıyı yalnız hazırlıyor, kendi fincanını yıkıyor, Ertan'ınkini tezgâhta bırakıyor. Ertan "Bir şey mi oldu?" diye soruyor. "Yok bir şey." Akşam aynı soru, aynı cevap. Üçüncü gün Ertan da susmaya başlıyor; evde iki kişi, iki ayrı sessizlik.

Dördüncü günün gecesi Nesrin sonunda konuşuyor ve Ertan şaşırıyor: Konu yalnızca geç kalmak değil. Geçen bayram da geç kalmıştı. Nesrin'in terfi kutlamasına telefonla bağlanmıştı. Annesinin ameliyat gününde toplantıdaydı. Nesrin bunların hiçbirinde bir şey söylememişti. "Her seferinde tamam dedim," diyor, "ama tamam değildi."

Ertan için tek bir akşamın gecikmesi, Nesrin için üç yılın toplamı. Bu ders, o toplamın nasıl biriktiğine ve dört günlük sessizliğin hangi mesajı taşıdığına, karşılığında neyi aşındırdığına bakıyor.

Bu derste ne olacak

Önce kırgınlığın neye tepki olduğunu soracağız: Bir eşin bizi incittiği anlarda neyi algıladığımızı inceleyen bir çalışmaya bakacağız. Ardından kırgınlığın bir anda değil, nasıl üst üste biriktiğine geçeceğiz; burada bir sözün kasıtlı mı kazara mı görüldüğünün ve bir örüntünün parçası olup olmadığının ne fark ettirdiğini göreceğiz. Sonra küsmeye, yani bir eşin ötekine bilerek ve göz önünde sessiz kalmasına, bir iletişim biçimi olarak bakacağız: küsen ne söylemek istiyor, küsülen ne duyuyor? Son olarak bu sessizliğin iki taraf ve ilişki için bedelini tartacağız.

M08-D03 başka bir duygu ailesini ele aldı. Bu ders, daha sessiz ve daha yavaş işleyen bir duyguya dönüyor.

Sıfır noktası

Kırgınlık gündelik dilde o kadar sık geçiyor ki tanımlamaya gerek yokmuş gibi görünüyor. "Ona kırgınım" diyen biri hem bir acıdan hem bir mesafeden söz ediyor: incindim ve sana biraz uzaktayım. Küsmek ise bu mesafenin davranışa dönüşmüş hâli; konuşmamak, selamı kesmek, aynı evde birbirinin yanından geçip gitmek.

Türkçe bu iki sözcüğe çocukluktan beri tanıdık bir dil kurmuş: çocuklar küsüp barışır, büyükler araya girip "hadi barışın" der, bir aile düğününde küs akrabalar aynı masaya oturtulur. Bu tanıdıklık, küsmeyi zararsız bir gelenek gibi gösterebiliyor. Ama iki yetişkin arasında aynı evin içinde günlerce süren bir sessizlik, çocukluk küslüğünden farklı işleyebilir.

Mekanizma

Kırgınlık neye tepki verir

Her olumsuz duygu kırgınlık değil. Bir eşin geç kalması birini sinirlendirebilir, endişelendirebilir ya da hiç etkilemeyebilir. Kırgınlığı ayıran, olayın kişiye kendisi hakkında söylediği şey gibi görünüyor.

Kırgınlığın merkezinde, M08-D02'de adını koyduğumuz ilişkisel değersizleştirme duruyor: "Benim onun için o kadar da önemli olmadığımı gösterdi" cümlesinin arkasındaki algı.

Bu bulgu kırgınlığın neden bu kadar kişisel hissettirdiğini açıklamaya yardım ediyor. Açılıştaki geç kalış, Nesrin için bir takvim sorunu değildi; "Benim önemli günlerim senin için ikinci sırada" diye okunan bir işaretti. Aynı olay, değersizleşme olarak okunmadığında yalnızca can sıkıcı bir gecikme olarak kalabiliyor.

Kırgınlık nasıl birikir

Kırgınlık tek bir olayla gelip gidebilir. Ama Nesrin'inki gibi bazı kırgınlıklar katman katman büyüyor. Bunun birkaç yolu var ve bu yolların bir kısmını önceki derslerde başka adlarla gördük.

Birinci yol, söylememek. M06-D11'de bazı konuların ilişkide nasıl dokunulmaz hâle geldiğini gördük; M07-D01'de ise çatışmadan uzak durmanın kısa vadede huzur getirip uzun vadede bedel ödetebildiğini. Söylenmeyen her kırgınlık, karşı tarafın düzeltme şansını da ortadan kaldırıyor: Ertan, geç kaldığı bayramda bir şeyin kırıldığını bilmiyordu.

İkinci yol, kafada dönmek. M07-D02, bir tartışmanın bittikten sonra zihinde nasıl canlı tutulduğunu adlandırdı. Kırgınlıkta da benzer bir süreç işliyor gibi görünüyor: Olay kafada her yeniden oynatıldığında biraz daha ağırlaşıyor.

Üçüncü yol, olayı bir örüntünün parçası olarak görmek.

Bu bulgu birikmenin mantığını gösteriyor. Birinci geç kalış bir talihsizlik olarak okunabilir; üçüncüsü artık bir tesadüf değil, bir eğilim gibi görünür. Ve "Yine" sözcüğü bir kez devreye girdiğinde, en masum gecikme bile geçmişteki bütün gecikmelerin yükünü taşımaya başlar. M07-D04'te tanıştığımız dağılma basamakları fikri, olumsuz algıların bir noktada genelleştiğini öne sürüyordu; birikmiş kırgınlık bu genelleşmenin gündelik bir yolu olabilir.

Yaygın yanlış"Küçük şeyleri dert etmemek, ilişkiyi korur."
Doğrusu

Bazı küçük şeyleri bırakmak gerçekten iyi gelebilir. Ama Vangelisti ve Young'ın ikinci çalışmasında, tek başına kasıtsız görülen sözler bile bir örüntünün parçası olarak algılandığında ilişkide uzaklaşmayla bağlantılıydı. Bırakılan şey gerçekten bırakılmadıysa, yalnızca sessizce biriktiyse, korunan ilişki değil, ertelenen bir hesap olabilir.

Küsmek ne söyler

Kırgınlık bir duygu; küsmek ise bir davranış. Kırgın biri bunu söyleyebilir, ağlayabilir, mesafe alabilir ya da küsebilir. Küsmeyi öteki seçeneklerden ayıran, sessizliğin kendisinin bir mesaj olarak kullanılması.

Bu tanım, M07-D04'teki duvar örmeden önemli bir yerde ayrılıyor. Duvar ören kişi çoğu zaman bir tartışmanın içinde bunalmış ve donmuş durumda; sessizliği bir taşma belirtisi. Küsen kişi ise sessizliği bir araç olarak kullanıyor: Karşısındakinin onu fark etmesini, bir şeyin ters gittiğini anlamasını, belki de bedel ödemesini istiyor. Dışarıdan iki sessizlik aynı görünebilir; işlevleri farklı.

Bu bulgunun iki tarafı var. Küsülen kişi yalnızca bir konuşmadan değil, varlığının görülmesinden yoksun kalıyor. Küsen kişi ise bir kontrol duygusu kazanıyor ama ait olma duygusundan bir şey kaybediyor; ilişkiye bir mesaj gönderirken kendini de ilişkinin dışına itiyor.

Sessizliğin bedeli

Küsmek bazen işe yarıyor gibi görünüyor: Öteki sonunda fark ediyor, özür diliyor, ev yeniden konuşmaya başlıyor. Ama bu sonucun iki taraf tarafından aynı biçimde hatırlanmadığına dair bir bulgu var.

Bu bulgu küsmenin en sinsi yanını gösteriyor: Küsen kişi sessizliği bir çözüm yolu olarak hatırlarken, küsülen kişi onu bir yara olarak hatırlıyor. Ev yeniden konuşmaya başlamış olabilir; ama kırgınlık bu kez öteki tarafın defterine yazılmıştır. Küsme, bir kırgınlığı kapatırken başka bir kırgınlığı açabilir.

Williams'ın dışlanma araştırmalarını derleyen değerlendirmesi de bu yönü işaret ediyor: Kısa dışlanma anları üzüntü ve kızgınlık getiriyor, temel ihtiyaçları tehdit ediyor; uzun süreli ve tekrarlanan dışlanmaya maruz kalmaya ilişkin eldeki araştırmalar ise başa çıkma kaynaklarının tükendiğini, depresyon ve çaresizlik görüldüğünü düşündürüyor.

M05-D02'de ilişki bağlılığının, kişiyi ilişkiyi koruyan davranışlara yönelttiğini gördük. Bu bulgu küsmeyi o tablonun öbür ucuna yerleştiriyor: İlişkiye bağlı hisseden kişi, sorulduğunda kapıyı açmaya daha yatkın. Bağlantının yönü buradan bilinemiyor; küsmek bağlılığı aşındırıyor da olabilir, düşük bağlılık küsmeyi kolaylaştırıyor da.

Yaygın yanlış"Küsmek, kavga etmekten daha medenidir; en azından kimse kimseye bağırmıyor."
Doğrusu

Sesin yükselmemesi zararın olmadığı anlamına gelmiyor. Williams, Shore ve Grahe'nin çalışmasında sessiz davranmaya maruz kalanların duyguları ait olma, benlik saygısı, kontrol ve anlamlı bir varoluş ihtiyaçlarının tehdit edildiğini gösteriyordu. Sessiz bir küslük, gürültülü bir tartışmadan daha az yıpratıcı olmayabilir.

Yaygın yanlış"Küsen kişi güçlü taraftır."
Doğrusu

Aynı çalışmada küsen kişilerin kontrol duygusu güçlenirken ait olma duygusu daha çok tehdit edildi; Sommer ve arkadaşlarının bulgusunda ise sessiz davranmaya, düşük benlik saygısına sahip kişiler eleştiri ya da reddedilmeye karşı bir savunma olarak daha çok başvuruyordu. Küsmek bazen bir güç gösterisinden çok, kırılganlığın bir kalkanı olabilir.

Yaygın yanlış"Kırgın olduğumu söylemesem de eşim bunu anlamalı."
Doğrusu

Vangelisti ve Young'ın bulgusu, aynı sözün etkisinin nasıl yorumlandığına bağlı olduğunu gösteriyor; ama yorum, karşı taraftan habersiz yapılıyor. Söylenmemiş bir kırgınlık, karşı tarafın ne düzeltebileceğini bilmesini engelliyor. Sommer ve arkadaşlarının çalışmasında nedenini bilemeyen hedeflerin daha çok zarar görmesi, sessizliğin anlaşılmayı değil, belirsizliği büyüttüğünü düşündürüyor.

Usta katmanı

Çift terapisinde küslük çoğu zaman bir tartışmanın kendisinden daha az anlatılır, çünkü anlatacak bir sahne yoktur: Kimse bir şey söylememiştir. Terapist sessizliğin nasıl başladığını, ne kadar sürdüğünü ve nasıl bittiğini sorarak bu boşluğun haritasını çıkarmaya çalışabilir. Kim ilk adımı atar, o adım nasıl atılır, olay sonra konuşulur mu?

Terapistin bakışında iki ayrım işe yarıyor. Birincisi, küsmenin duvar örmeden ayrılması: Bunalıp kapanan eşle mesaj vermek için susan eş farklı müdahaleler gerektiriyor; ilki için sakinleşme alanı, ikincisi için kırgınlığı söz hâline getirmenin bir yolu. İkincisi, küsmenin tek seferlik bir tepki mi, ilişkinin olağan dili mi olduğu. Her anlaşmazlıkta günlerce süren sessizlik, birikmiş ve söylenmemiş bir kırgınlığa işaret edebilir.

Bu son durum önemli bir sınırı gösteriyor. Küsmek bir eşi korkutmak, onu yalıtmak ya da davranışlarını kısıtlamak için düzenli olarak kullanılıyorsa, terapist önce bireyin kendini güvende hissedip hissetmediğini her eşle tek başına konuşarak anlamaya çalışmalı. Böyle bir tabloda çifti birlikte görmek ilk adım olmayabilir; çünkü ortak seansta söylenenler, evdeki sessizliğin bir sonraki gerekçesine dönüşebilir.

Kanıtın sınırı

Bu dersteki kanıtların çoğu, kişilerin geçmişteki bir olayı hatırlayıp anlattığı ya da tek bir anda yanıtladığı çalışmalardan geliyor. Bu tasarımlar kırgınlığın ve küsmenin nasıl yaşandığını gösteriyor ama zaman içinde nasıl biriktiğini doğrudan izlemiyor. Birikme mekanizması bu bulguların bir araya getirilmesiyle kurulmuş bir çıkarım; bir çifti aylarca izleyip kırgınlığın katman katman büyüdüğünü gösteren bir ölçüm değil.

Sessiz davranma çalışmalarının örneklemleri çoğunlukla üniversite öğrencileri; bu örneklemlerde küsülen kişi bir arkadaş, bir aile üyesi ya da bir sevgili olabiliyor. Uzun yıllardır evli çiftlerde, çocuklu evlerde ve farklı yaş gruplarında aynı örüntülerin geçerli olup olmadığı tekrarlanarak sınanmalı.

Türkçedeki küsme pratiği ayrıca düşünülmeli: Küsmenin barışmayla biten, aileler ve arkadaşlarca tanınan bir dili var. Bu çalışmalarda tanımlanan sessiz davranma ile bu dilin ne kadar örtüştüğü, aynı sonuçlara ne ölçüde genellenebileceği bilinmiyor.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bir eşin sözü ya da davranışı, ona verilen değerin düşük olduğu ya da kişinin kendine dair olumlu inancının zedelendiği biçiminde okunduğunda, kızgınlıktan çok incinme olarak yaşanır.

Söylenmeyen, kafada tekrarlanan ve bir örüntüye bağlanan kırgınlıklar, tek tek olaylardan daha ağır bir yük oluşturabilir.

Küsmek bir mesaj vermek için susmaktır; duvar örmeden ayrı olarak çoğu zaman bilinçli ve cezalandırıcıdır.

Küsen taraf sessizliği işe yarayan bir taktik olarak hatırlayabilir; küsülen taraf ise onu bir yara olarak taşır.

Küslüğün tek başına zararsız bir gelenek olduğu varsayımı, sessizliğin iki taraf için de bedel taşıdığını gösteren bulgularla sınanmalı.

Sonraki derse köprü

Bu derste kırgınlığın ilişkinin içinden, bir eşin sözünden ya da sessizliğinden doğduğunu gördük. Ama bazı akşamlar eve gelen gerginliğin kaynağı ilişkinin kendisi değildir: Kötü geçen bir iş günü, bir maaş kesintisi, bir hastalık haberi. Dışarıda birikmiş bir yük, evde bir tartışma ya da bir sessizlik olarak ortaya çıkabilir. İşin, paranın ve sağlığın getirdiği stresin zaman içinde ilişkinin niteliğine nasıl taşındığını uzun süre izlenen çiftlerin verileriyle inceleyeceğiz: Dış stres eve taşınır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.