İçeriğe geç

0.3 · Seviye 0 · Hayvandan ders alınır mı?

Hayvana insan yüzü takmak

Köpeğin «suçlu bakışı»

Kanıt: Deneyle gösterildiTürkiye’de gözlenebilir

Hayvanlardan Dersler Akademisi — Seviye 0, Hayvandan ders alınır mı? · 1.367 kelime · 3 kaynak · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir. «Gelenek ve perde» bölümündeki alıntılar kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir.

Hayvan

Ankara'da yazılımcı olarak çalışan Deniz akşam eve geliyor. Kapıyı açar açmaz salonun ortasında parçalanmış bir yastık görüyor, köpeği Paşa ise koridorun ucunda. Paşa kulaklarını geriye yatırmış, başını eğmiş, gözlerini kaçırıyor; kuyruğu iki bacağının arasında hafifçe sallanıyor. Deniz'in aklından ilk geçen cümle hiç tereddütsüz: «Ne yaptığını biliyor. Suçlu olduğunu biliyor.»

Bu bakışın bir adı bile var: «suçlu bakış». Köpeği olan hemen herkes onu tanır. Soru şu: o bakış gerçekten köpeğin yaptığı bir şeyi bildiğini mi gösteriyor?

Psikolog Alexandra Horowitz 2009'da bu soruyu bir deneyle sordu. On dört köpek ve sahipleri bir dizi denemeye katıldı. Her denemede sahip köpeğe, istediği bir ödülü yememesini söyleyip odadan çıktı. Kimi denemede köpeğin söz dinlememe fırsatı oldu, kimisinde olmadı; sahiplerin, köpeğin onlar yokken ne yaptığını bilip bilmediği de denemeden denemeye değiştirildi. Sahip odaya döndüğünde köpeğin davranışı kameraya kaydedildi ve kayıtlar, sahiplerin «suçlu bakış» dediği davranışa karşılık gelen öğeler açısından çözümlendi.

Neden böyle

Sonuç sahiplerin sezgisini doğrulamadı. Köpeğin ödülü yiyip yemediği, suçlu bakışla ilişkili davranışların sayısını değiştirmedi. Bu davranışları belirgin biçimde artıran şey sahibin köpeği azarlamasıydı. Daha da dikkat çekici olanı, azarlamanın etkisi köpek söz dinlemişken, yani ortada hiçbir «suç» yokken daha güçlüydü. Horowitz'in vardığı sonuç şuydu: bu bakışın daha iyi bir tarifi, köpeğin yaptığı bir yanlışı kavraması değil, sahibinden gelen işaretlere verdiği tepkidir.

Deniz'in akşamına dönersek, Paşa'nın koridordaki duruşunu doğuran şey yastık değil, belki Deniz'in kapıda donup kalması, sesinin tonunun değişmesi, bakışının sertleşmesi. Horowitz'in bulgusu köpeğin sahibinin tavrına tepki verdiğini gösteriyor; bir azarın öncesini tanımayı öğrenmiş bir köpek, o işaretlere azarın kendisinden önce tepki veriyor olabilir. Bu tepkiyi Deniz kendi zihnindeki bir duyguyla, suçlulukla adlandırıyor.

Neden bu kadar kolay düşüyoruz bu tuzağa? Çünkü başka bir zihni anlamak için elimizdeki en hazır araç kendi zihnimiz. Bir yüzde başın eğildiğini, gözün kaçtığını görünce, aynı hareketleri biz hangi durumda yapıyorsak o durumu okuyoruz. Bu çoğu zaman insanlar arasında bile işe yarar ve köpekle insanın binlerce yıllık ortak hayatında bir ölçüde ortak bir dil gelişmiş olabilir. Ama ortak bir hareket, ortak bir iç durum anlamına gelmez.

Ders

Horowitz'in deneyi bir şeyi kanıtlamıyor ve dersi tam o noktada başlıyor: deney köpeklerin suçluluk duymadığını göstermedi. Gösterdiği, o bakışın suçluluğun kanıtı olarak kullanılamayacağı. Bir köpeğin iç dünyasında suçluluğa benzer bir şey olabilir de, olmayabilir de; ama yüzündeki ifade bu soruya cevap vermiyor, çünkü aynı ifade suç yokken de, hatta suç yokken daha çok ortaya çıkıyor.

Bu ayrım küçük görünebilir, ama Deniz'in akşamında somut bir fark yaratır. «Suçlu olduğunu biliyor» cümlesi bir sonraki adımı da hazırlar: madem biliyor, azarı hak ediyor. Oysa deneydeki köpeklerin en belirgin «suçlu» davranışları, hiçbir şey yapmamışken azarlandıklarında ortaya çıktı. Yüzü suçun kanıtı saymak, bir hayvanı tam da masum olduğu anda cezalandırmaya kapı aralayabilir. Deniz'in yapabileceği şey bir hüküm vermek değil, bir gözlem yapmak: yastığı görünce kendi yüzünün, sesinin, duruşunun nasıl değiştiğine bakmak ve Paşa'nın duruşunun hangi anda değiştiğini fark etmek.

Bir de şu var: suçlu bakışı okumak Deniz'e iyi gelir. Karşısında yaptığının farkında olan, pişman bir varlık görmek, öfkesine bir muhatap verir; köpeğin bir şey anlamadan yalnızca tavra tepki verdiğini düşünmek ise daha yalnız bir durum. Antropomorfizm bu yüzden yalnızca bir düşünce hatası değil, bir rahatlık da sağlar. Onu fark etmek, bu rahatlıktan bir parça vazgeçmeyi gerektiriyor.

İnsanlar arasında da benzer bir kayma yaşanır. Bir öğretmen bir öğrencinin yüzüne «kopya çekmiş gibi» bakar; bir anne çocuğunun gözünü kaçırmasını itiraf sayar; bir yönetici sessiz kalan çalışanı suçlu bulur. Her seferinde karşıdakinin yüzü kısmen bizim yüzümüze verilmiş bir cevaptır. Paşa'nın dersi şu soruda: bir başkasının yüzünde «suçu» okuduğunda, o yüz senin kendi yüzüne mi tepki veriyor?

Öte yandan

Köpekte fazla okuyoruz; kedide ise belki az. Kediler sık sık «ne düşündüğü anlaşılmayan» hayvanlar diye anılır. Lauren Dawson ve arkadaşları bu yakıştırmayı sınamak için altı bin üç yüzü aşkın katılımcıya kedilerin yüzlerinden oluşan yirmi kısa video izletti. Kedilerin bir kısmı olumlu, bir kısmı olumsuz bir durumdaydı; ağzın açılması ya da kulakların tümüyle geriye yatması gibi belirgin işaretler videolardan ayıklanmıştı. Katılımcıların ortalaması yirmide on bir buçuk dolayında kaldı: rastlantıdan biraz iyi, ama zor bir iş. Katılımcıların yüzde on üçü ise yirmide on beş ya da daha fazla doğru yaptı.

En şaşırtıcı bulgu kimin başarılı olduğundaydı. Veteriner gibi kedilerle meslek olarak çalışanlar daha başarılıydı, kadınlar erkeklerden, gençler yaşlılardan daha iyi sonuç aldı. Ama evinde kedi beslemek gibi kişisel temasın etkisi çok küçüktü. Bir hayvanla yıllarca aynı evde yaşamak, onun yüzünü doğru okumayı kendiliğinden öğretmiyor.

Kedinin kendine özgü işaretleri de var. Tasmin Humphrey ve arkadaşları, sahiplerin kedilerine yavaşça göz kırptığında kedilerin de gözlerini yarı kapatıp kısma davranışını daha sık yaptığını buldu; yabancı bir deneyci yavaş göz kırptığında kediler ona, nötr bir yüz takındığı duruma göre daha sık yaklaştı. Yazarlar bunun kedi ile insan arasında olumlu bir iletişim biçimi olabileceğini söylüyor. Köpeğin «suçlu» yüzü bize fazla tanıdık geldiği için yanlış okunuyor; kedinin yavaş kırpışı ise bize tanıdık gelmediği için hiç okunmuyor.

Benzetmenin sınırı

Antropomorfizmden kaçınmanın da bir tuzağı var: hayvanın hiçbir iç dünyası olmadığını varsaymak. Bu konuda bilim insanları da tartışıyor. Clive Wynne antropomorfizmin hâlâ bilimsel bir yaklaşım olmadığını savunan bir makale yazdı; Gordon Burghardt buna verdiği cevapta ve sonraki yazılarında başka bir yol önerdi. Burghardt'a göre bir başka canlıya zihinsel durum yüklemenin her biçimi zaten antropomorfik bir çıkarımdır, çünkü elimizdeki tek iç deneyim bizimki. Sorun bu çıkarımı yapmak değil, onu sınamadan bırakmak.

Kedi bu dengenin ters yüzünü gösteriyor. Türkçede kediler için sık kullanılan bir yargı var: «kedi nankördür». Bu da bir antropomorfizm; yalnız bu kez bir erdemi değil, bir kusuru yüklüyor. Dawson'ın çalışması, insanların büyük çoğunluğunun bir kedinin yüzünden olumlu ve olumsuz durumu ayırmakta zorlandığını gösterdi. O zaman «nankör» yargısı kedinin iç dünyasından çok, bizim onu okuma becerimizin sınırından söz ediyor olabilir. Bir hayvana olumsuz bir karakter takmak da, olumlu bir karakter takmak kadar sınanmamış bir iddia.

0.1'de anılan Morgan'ın kuralı bu dengenin bir ucunu tutar: bir davranışı açıklamaya basit bir düzenek yetiyorsa, arkasına karmaşık bir zihin yerleştirme. Burghardt öteki ucu hatırlatır: basit açıklamayı peşinen doğru sayma. Horowitz'in deneyi bu ikisinin arasında duruyor; suçluluğun olmadığını değil, bakışın onu kanıtlamadığını gösteriyor. Bu akademinin her dersi bu ayrımı korumaya çalışacak: hayvanın bir şey hissetmediğini iddia etmeden, onun ne hissettiğini bildiğimizi de iddia etmemek.

Bu hafta

Çocukla oku

Köpekler bazen başını eğer, gözünü kaçırır, kuyruğunu indirir ve biz «suçlu» deriz. Bir bilim insanı bunu denedi ve köpeklerin bu bakışı en çok sahipleri onlara kızınca yaptığını gördü, hiçbir şey yapmamış olsalar bile. Sence birine kızgın baktığımızda onun yüzü nasıl değişir?

Sonraki derse köprü

Bu derste hayvana bir duygu yüklemenin tuzağına baktık. Sonraki ders, 0.4, ikinci tuzağa geçiyor: bir davranışın doğada görülmesinden onun doğru ya da iyi olduğu sonucunu çıkarmak. «Doğada böyle, öyleyse doğru» cümlesi nerede kırılıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?